Kur'andan uzak olan,anlamını dahi bilmeyen cami görevlilerinin, bayram vaazlarında yine hurafe,yine saçmalıklar doluydu.
İlla da tutturmuşlar,Kurban kesme emri, İbrahimin oğlunu boğazlamak istediği andan itibaren başladı dediler.Hatta kafalarında öyle senaryolar oluşturdular ki, anlattıkları bu hurafeyle,adeta şu kanlı katiller Işıdçılara (Deaşçılara) çanak tuttular.Bu saçmalıkları dinleyen müslümanlar,eğer bir peygamber bunu yaparsa,ışıdçılar bu işi dünden yapar diye düşündüler bile.
Halbuki Kurban ibadeti taa Hz.Ademin çocuklarındanberi vardır. (Maide-27)
Hatta ,Allah: Hacc suresi ayet-34 te bu ibadetin açıkça tüm ümmetlere farz olduğunu açıklar.
Bazıları kalkıp kurbanı vacip,sünnet olarak alimlerin,mezhep imamlarının söylediğini açıkladılar.Yahu,mezhep imamları din yasası koyamazlar.Allah her ümmet için kurban ibadetini "farz kıldık" dediği halde onlar bunun üzerine laf ederler mi? Bir de kalkıp efendim sünnet demek,farz demektir diyerek cahilliklerini iyice ortaya koydular.Buna da "sünnetullah"tan örnek verdiler.Yani Sünnetullahın bile ne anlama geldiğinden haberleri yok.Sünnetullah=Allahın değişmez yasalarıdır.Tabiat kanunu dediklerimizdir.Güneşin doğmasıdır,ateşin yakmasıdır,yağmurun yağmasıdır .Hatta yaratmaktır,yok etmektir,hayattır,ölümdür.v.s.Halbuki farz ,bizzat Allah'ın bize "yapın,yerine getirin" dediği emirlerdir.Yapmayın dediği emirlerdir.
Siz hocalara değil Kur'ana bakın,din Allahındır.Din konusundaki bütün bilgiler de kur'andadır.Peygamberin sünnetine bakın.Bütün dini uygulamalar o sünnetlerdedir.
Hamza SARI
Wednesday, 30 November 2016
İSLAMDA TEK OTORİTE ALLAH'TIR
Din adına, ahkam kesen hocaları dinleyin,ama asla koyunun kaval dinlediği gibi dinlemeyin.Doğrularını alın,yanlışlarını da gerekirse onların yüzüne,söyleyin, vurun.Bunu yapmazsanız,yapamazsanız,o hocalar zamanla din konusunda tek otoritenin kendileri olduğu zaafına kapılıp,yapacakları hataları,yanlışlıkları bu kez pervasızca yaparlar.Hatta o kadar ileri giderler ki,sizi gözlerinde köle gibi,kul gibi görmeğe başlarlar.İslamdışı sapıklıkları,islamdanmış gibi,hiç çekinmeden söylerler.
Benim hocam,bizim hocamız,benim şeyhim demeye kalkışmayın.Asla onları sahiplenmeyin.Sahipleneceğiniz tek varlık Allah'tır.Kulları sevmede asla aşırı gitmeyin.Eğer aşırı sever,aşırı saygı gösterirseniz,zamanla o kişi,o hoca sizin TAGUT'unuz olur.Onu tek ve vazgeçilmez görür,şirke düşersiniz.
Şu sanal alemde,hocalarınızın sözlerinden daha çok,alemlerin Rabbı olan Allah'ın ayetlerini paylaşın.Kişilere hocanızın reklamını değil,islamın tanıtımını yapın.Bu tanıtımda kullanacağınız tek kaynak da Kur'an olsun,peygamberin uygulaması olan Sünnet olsun.Yalan sözlerle din anlatmayın.Hatta peygamber adına söylenmiş uyduruk sözlere de asla yer vermeyin.Hocalarınızın sözlerini delil olarak sakın göstermeyin.İnsan sözü dinde ,islamda asla delil olarak kabul edilmez.Bunun şuurunda olun.
Kullar hatalı olabilir,akılları kadar,kapasiteleri kadar bilgiye,beceriye sahiptirler.Ama Allah'ın ilmi herşeyi kapsar,kuşatır.Siz O'nun ilmine inanın,ondan yararlanın.
Dini anlarken,algılarken,dini yaşamağa çalışırken,önceliğiniz hep Kur'an olsun.Kur'anda kaynağını bulmayan hiçbir anlayış,yaşam biçimi,dini söylem islam değildir.Allah'ın dini değildir.Allah'ın emri değildir.
Kimse din adına,Allah adına haramlar ya da helallar koyamaz.Bu yetki sadece Allah'a aittir.Kafadan konuşan,Kur'an kaynaklı konuşmayan bu cahillere hemen sorun,bu söylediğinize Kur'andan bir delil var mı,gösterin deyin.Onların,o konu hakkında konuşurken,işte bu ,şu alimlerin,hocaların görüşüdür demesine aldırmayın,inanmayın.Onlara değer vermeyin.
Din konusunda asla birilerini, otorite kabul etmeğe kalkışmayın.Kur'anın anlaşılmaz bir kitap olduğu yalanına asla inanmayın.Kur'anı herkes anlar.Hatta Allah anlaşılması için onu kolaylaştırmıştır.Kur'an bize hem hüküm (uymamız gereken) kurallarını,hem de bilgi kaynağımızı artıran dolduran bilgileri sunar.
Kısacası,islamda asla kişiler değil,kişi ile Allah arasındaki kurulacak bağ önemlidir.Bu bağı kurarken kesinlikle araya aracılar,şeyhler,hocalar koymayın.Allah bize,bizden daha yakındır.O bizi duyar,O bizi görür,O bizi işitir.O bize yardımların en güzelini yapar.Yeterki O'na kul olmasını bilelim.
Benim hocam,bizim hocamız,benim şeyhim demeye kalkışmayın.Asla onları sahiplenmeyin.Sahipleneceğiniz tek varlık Allah'tır.Kulları sevmede asla aşırı gitmeyin.Eğer aşırı sever,aşırı saygı gösterirseniz,zamanla o kişi,o hoca sizin TAGUT'unuz olur.Onu tek ve vazgeçilmez görür,şirke düşersiniz.
Şu sanal alemde,hocalarınızın sözlerinden daha çok,alemlerin Rabbı olan Allah'ın ayetlerini paylaşın.Kişilere hocanızın reklamını değil,islamın tanıtımını yapın.Bu tanıtımda kullanacağınız tek kaynak da Kur'an olsun,peygamberin uygulaması olan Sünnet olsun.Yalan sözlerle din anlatmayın.Hatta peygamber adına söylenmiş uyduruk sözlere de asla yer vermeyin.Hocalarınızın sözlerini delil olarak sakın göstermeyin.İnsan sözü dinde ,islamda asla delil olarak kabul edilmez.Bunun şuurunda olun.
Kullar hatalı olabilir,akılları kadar,kapasiteleri kadar bilgiye,beceriye sahiptirler.Ama Allah'ın ilmi herşeyi kapsar,kuşatır.Siz O'nun ilmine inanın,ondan yararlanın.
Dini anlarken,algılarken,dini yaşamağa çalışırken,önceliğiniz hep Kur'an olsun.Kur'anda kaynağını bulmayan hiçbir anlayış,yaşam biçimi,dini söylem islam değildir.Allah'ın dini değildir.Allah'ın emri değildir.
Kimse din adına,Allah adına haramlar ya da helallar koyamaz.Bu yetki sadece Allah'a aittir.Kafadan konuşan,Kur'an kaynaklı konuşmayan bu cahillere hemen sorun,bu söylediğinize Kur'andan bir delil var mı,gösterin deyin.Onların,o konu hakkında konuşurken,işte bu ,şu alimlerin,hocaların görüşüdür demesine aldırmayın,inanmayın.Onlara değer vermeyin.
Din konusunda asla birilerini, otorite kabul etmeğe kalkışmayın.Kur'anın anlaşılmaz bir kitap olduğu yalanına asla inanmayın.Kur'anı herkes anlar.Hatta Allah anlaşılması için onu kolaylaştırmıştır.Kur'an bize hem hüküm (uymamız gereken) kurallarını,hem de bilgi kaynağımızı artıran dolduran bilgileri sunar.
Kısacası,islamda asla kişiler değil,kişi ile Allah arasındaki kurulacak bağ önemlidir.Bu bağı kurarken kesinlikle araya aracılar,şeyhler,hocalar koymayın.Allah bize,bizden daha yakındır.O bizi duyar,O bizi görür,O bizi işitir.O bize yardımların en güzelini yapar.Yeterki O'na kul olmasını bilelim.
Hamza SARI
|• Ramazan Bayramı Arifesi: 1/2 Gün – Cumartesi, 24 Haziran, |2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 1. Gün: Pazar, 25 Haziran, 2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 2. Gün: Pazartesi, 26 Haziran, 2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 3. Gün: Salı, 27 Haziran, 2017.
|________________________________________________
|
|• Kurban Bayramı Arifesi: 1/2 Gün – Perşembe, 31 Ağustos, |2017.
|
|• Kurban Bayramı – 1. Gün: Cuma, 1 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 2. Gün: Cumartesi, 2 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 3. Gün: Pazar, 3 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 4. Gün: Pazartesi, 4 Eylül, 2017.
|
_________________________________________________|
KİMSE BİR BAŞKASININ VEBALINI (Sevap ya da günahını)YÜKLENEMEZ
"Hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü(günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden (günahından) hiç bir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa ." FATIR Suresi, /18
Bu ayet gayet açık.Kimse ,bir başkasının ne günahını,ne de sevabını alamaz.Bu ayet bize,ahirette kul hakkıyla gidenlerin,sevap-günah alış-verişinde de bulunamayacağı,yani böyle bir olayın gerçekleşmeyeceğini de anlatır.
Bu ayet gayet açık.Kimse ,bir başkasının ne günahını,ne de sevabını alamaz.Bu ayet bize,ahirette kul hakkıyla gidenlerin,sevap-günah alış-verişinde de bulunamayacağı,yani böyle bir olayın gerçekleşmeyeceğini de anlatır.
Bazıları,ahirette böyle bir alış-verişin,yani kul hakkıyla gidenin sevaplarının alınıp,haksızlığa uğrayana,haksızlığa uğrayanın da ginahlarının alınıp haksızlık yapana yükleneceği inancı vardır ki bu kesin yanlıştır.
Hatta bazıları buna delil olarak şu ayeti gösterirler:
Hatta bazıları buna delil olarak şu ayeti gösterirler:
"Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için öyle derler. Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür! "NAHL-25
Dikkat ederseniz,Allah, burada söz konusu olan kul hakkından değil, kendileri küfre düştükleri gibi,bazılarını da yoldan çıkaranları,kötü bir çığır açıp insanları saptıranları kasdeder.
Örneğin sapık biri,islam düşmanı olan biri bu sapıklığının yükünü,cezasını çekeceği gibi,bu sapıklığını bir kitap,ya da konuşma şeklinde yaparak,kendi gibi bazılarının da sapıklaşmasına neden olursa işte bu saptırdığı insanların sadece bu yolla işledikleri günahları da yüklenmiş olurlar.Başka günahlarını değil.
Örneğin sapık biri,islam düşmanı olan biri bu sapıklığının yükünü,cezasını çekeceği gibi,bu sapıklığını bir kitap,ya da konuşma şeklinde yaparak,kendi gibi bazılarının da sapıklaşmasına neden olursa işte bu saptırdığı insanların sadece bu yolla işledikleri günahları da yüklenmiş olurlar.Başka günahlarını değil.
Hamza SARI
GERÇEK BİR HAYAT HİKAYESİ
( Okumağa Değer)
''Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın İl Müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.
( Okumağa Değer)
''Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın İl Müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.
Biz dört arkadaş birleşerek sözünü ettiğim o şehre gittik. Önceden bizim için ayrılan misafirhaneye yerleştik, şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Zaten ben ve arkadaşlarım bu şehre ilk defa geliyorduk. Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.
Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, yani personel alımında,siyasi ve diğer baskılardan hiçbirine boyun eğmeden hak edeni seçebilmekti. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve çokları da, maalesef bir referansla,bir torpille, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
Şehre, ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmıştı ve caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalan ve mimarisi insanda manevi duygular uyandıran tarihi bir camiydi.
Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ,birden ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz, 20-25 yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle:
"Ben buraları iyi bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, Namaz kılana hizmet etmek, Rabbimin hoşuna gider, O'nun rızasını kazandırır; Allah kabul etsin!" dedi.
Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten geldiği gibi davranışı hepimizi çok etkiledi.,O'na döndüm ve Sordum:
"Sen kimsin?, Adın nedir?"
"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."
Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
"Ne iş yapıyorsun Bilal?"
Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"
O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.
Mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
"Üç gün sonra" dedi, "…İl Müdürlüğü sınavla personel alacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?..
Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. O dediği işe, personel alacak olan görevliler bizdik. Bu arada abdestlerini alan arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"
Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini koruyarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak şu sözü söyleyiverdi:
"Bir yetimin referansı kim olur ki? Benim referansım sadece Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece teheccüd namazımdan sonra dilekçemi O'na sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"
Ya Rabbi! Bu nasıl iş? Yoksa biz de mi sınava tabi olmuştuk ! Birden şaşkına döndüm.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin sulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.Sonra tekrar sordum:
"Bilal, baban yok mu?"
"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anacığım büyüttü beni".
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar ortada, meydandaydı ki, kalbinin saflığı adeta yüzüne vurmuştu.
"Askerliğini yaptın mı Bilal?"
"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".
Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
"Evli misin Bilal?"
Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".
Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"
Sustu,durakladı sonra başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti; hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz mı, ona yardım etmez mi? Sevenin, sevdiğini hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?"
Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, yani personel alımında,siyasi ve diğer baskılardan hiçbirine boyun eğmeden hak edeni seçebilmekti. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve çokları da, maalesef bir referansla,bir torpille, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
Şehre, ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmıştı ve caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalan ve mimarisi insanda manevi duygular uyandıran tarihi bir camiydi.
Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ,birden ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz, 20-25 yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle:
"Ben buraları iyi bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, Namaz kılana hizmet etmek, Rabbimin hoşuna gider, O'nun rızasını kazandırır; Allah kabul etsin!" dedi.
Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten geldiği gibi davranışı hepimizi çok etkiledi.,O'na döndüm ve Sordum:
"Sen kimsin?, Adın nedir?"
"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."
Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
"Ne iş yapıyorsun Bilal?"
Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"
O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.
Mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
"Üç gün sonra" dedi, "…İl Müdürlüğü sınavla personel alacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?..
Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. O dediği işe, personel alacak olan görevliler bizdik. Bu arada abdestlerini alan arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"
Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini koruyarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak şu sözü söyleyiverdi:
"Bir yetimin referansı kim olur ki? Benim referansım sadece Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece teheccüd namazımdan sonra dilekçemi O'na sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"
Ya Rabbi! Bu nasıl iş? Yoksa biz de mi sınava tabi olmuştuk ! Birden şaşkına döndüm.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin sulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.Sonra tekrar sordum:
"Bilal, baban yok mu?"
"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anacığım büyüttü beni".
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar ortada, meydandaydı ki, kalbinin saflığı adeta yüzüne vurmuştu.
"Askerliğini yaptın mı Bilal?"
"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".
Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
"Evli misin Bilal?"
Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".
Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"
Sustu,durakladı sonra başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti; hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz mı, ona yardım etmez mi? Sevenin, sevdiğini hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?"
Ona söyleyecek laf bulamıyordum. Bilal öylesine bir yürek, taşıyordu ki, Allah bizim gibi, kocaman kocaman müdürleri, Bilal kuluna hizmet ettirmek için ta Onun ayağına göndermişti.
Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca, melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulunun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman' değil, özde ve hakiki mümin. Bir gün beni yanına çağırarak,‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır' dedi ve kızını bana vermek istediğini söyledi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."
"Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek."
" Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anacığım bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler."
Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülakata girecekti.
Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!
Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü,ben, sessizliği bozdum;
"Bilal, bizi tanıdın mı?"
"Evet".
"Peki, ne diyeceksin şimdi?"
Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Salon öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi öğrenmiştim.Bunu da senden istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım" dedi.
Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi."Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"
Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O'ndan başkasından dilenenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bakın bizi bile yapmadı mı?). Fakat ,buna layık olmak için,Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca, melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulunun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman' değil, özde ve hakiki mümin. Bir gün beni yanına çağırarak,‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır' dedi ve kızını bana vermek istediğini söyledi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."
"Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek."
" Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anacığım bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler."
Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülakata girecekti.
Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!
Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü,ben, sessizliği bozdum;
"Bilal, bizi tanıdın mı?"
"Evet".
"Peki, ne diyeceksin şimdi?"
Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Salon öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi öğrenmiştim.Bunu da senden istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım" dedi.
Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi."Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"
Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O'ndan başkasından dilenenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bakın bizi bile yapmadı mı?). Fakat ,buna layık olmak için,Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
ALLAH'IN BİZE VERDİĞİ İSİM YETMEZ Mİ ?
وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
" Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır. "
HACC Suresi,Ayet-78
HACC Suresi,Ayet-78
Şu ayetin mükemmiliğine,bize öğrettiği ve gösterdiği yolun güzelliğine bakın.Adeta dinin bize değil,bizim dine ihtiyacımızın olduğunu hatırlatıyor,O yüce Rabbimiz.
Allah uğrunda cihad etmek= Allah'ın emrettiği ve gösterdiği "Sırat-ı Müstakıym (dosdoğru yol) üzerinde bulunmak,o yolda yürümek,o yolun hedefinde olan kulluğa erişmek için harcanan tüm çabayı Allah "cihad" olarak anlatıyor.Bu dosdoğru yolda yürürken bize engel olan şeytana,nefsimize,dünyalık çıkarlarımıza,kötü ve şerli insanlara karşı "dimdik-eğilmeden-bükülmeden" yürümeğe Allah "cihad "diyor.
Allah,bu yolda yürürken asla bize güçlük çıkarmaz.Bize güçlük çıkartan,bizi sıkıntılara ve çıkmazlara sokan Allah değil,nefsimizdir.İblis denen şeytandır.Şeytanlaşmış insanlardır.Dünyanın şatafatlı,aldatıcı oyun ve eğlenceleridir.
Allah uğrunda cihad etmek= Allah'ın emrettiği ve gösterdiği "Sırat-ı Müstakıym (dosdoğru yol) üzerinde bulunmak,o yolda yürümek,o yolun hedefinde olan kulluğa erişmek için harcanan tüm çabayı Allah "cihad" olarak anlatıyor.Bu dosdoğru yolda yürürken bize engel olan şeytana,nefsimize,dünyalık çıkarlarımıza,kötü ve şerli insanlara karşı "dimdik-eğilmeden-bükülmeden" yürümeğe Allah "cihad "diyor.
Allah,bu yolda yürürken asla bize güçlük çıkarmaz.Bize güçlük çıkartan,bizi sıkıntılara ve çıkmazlara sokan Allah değil,nefsimizdir.İblis denen şeytandır.Şeytanlaşmış insanlardır.Dünyanın şatafatlı,aldatıcı oyun ve eğlenceleridir.
Allah bize,ikinci atamız olan Hz.İbrahimi hatırlatıyor.Neden Adem demiyor da,İbrahim diyor.Dikkat ederseniz,Adem ilk insandı.Onun zamanında puta ve şirke tapma yoktu.Zamanlar geçti,insanoğlu Allah'ı unuttu,ya da Allah ile arasına çeşitli putlar koydu.İşte bu anlayışa en güzel örnek Hz.İbrahim ve O'nun zamanıdır.Günümüz sosyal anlayışının, İbrahim döneminden hiç farkı yoktur.O zamanda insanları ezen zalim Fravunlar vardı.O zaman da sapıtanlar putlara,kendi uydurdukları nesnelere tapar,atalarının uydurdukları dinlerine uyarlardı.O zamanda İbrahim Hakkın-Hakikatın,islamın sembolü iken putçular da küfrün temsilcileriydi.Aynen günümüzdekiler gibi.
Bu ayette bize çok önemli bir bilgi de verilmiş oluyor.Bizden öncekilere,yani Kur'an-ı Kerimin gelmesinden önceki Hak yolda olanlara da Allah "MÜSLÜMAN" ismini vermiş.Aynen şimdi bize müslüman dediği gibi.Yani ilk inanandan ,son inanan insana kadar bizim adımızı,ismimizi Allah koymuş ve bize "Müslüman" adını vermiştir.
Şimdi size sorarım: Madem Allah bize bu ismi koymuş,peki buna ilaveler yapmak,Allah'ın koyduğu ismi beğenmemek,Allah'a karşı saygısızlık olmaz mı?Ya da ben Allahtan daha iyi bilirim demek anlamı değil mi? Neden kendimizi uydurulmuş camaatlarla,tarikatlarla,lakaplar,ya da ünvanlarla adlandırma peşindeyiz.Nurcuyum,tarikatçıyım,Süleymancıyım,Fetocuyum,ülkücüyüm,solcuyum,sağcıyım demek uygun mu? Bence uygun değil.
Bakınız,ayetin devamında Allah,Eğer bu yolda ,yani HAK yolda olursanız,peygamberin size örneklik yaptığı gibi,siz de diğerlerine örneklik yapmış olursunuz diyor.Bu bizim için yeterli şeref değil mi?
Ve Allah bu şerefimizi de namaz kılmamıza,zekatı vermemize,yani kulluğumuza bağlıyor.
Bize,"ey insanlar kendinize yeni yeni sahipler,efendiler aramayın,sahibiniz olarak Allah size yeter.O,ne güzel sahiptir,diyerek bize hayattaki amacımızı hatırlatır.
Eğer insan sahibi olarak Rabbini kabul ederse,şereflerin en güzeline ermiş olur.Allah bu makama TAKVA adını veriyor.Gelin biz de bu yolda olalım.Allah'tan başka efendiler,sahipler,şerikler,tağutlar aramayalım.Rabbimiz bize yeter.
Bu ayette bize çok önemli bir bilgi de verilmiş oluyor.Bizden öncekilere,yani Kur'an-ı Kerimin gelmesinden önceki Hak yolda olanlara da Allah "MÜSLÜMAN" ismini vermiş.Aynen şimdi bize müslüman dediği gibi.Yani ilk inanandan ,son inanan insana kadar bizim adımızı,ismimizi Allah koymuş ve bize "Müslüman" adını vermiştir.
Şimdi size sorarım: Madem Allah bize bu ismi koymuş,peki buna ilaveler yapmak,Allah'ın koyduğu ismi beğenmemek,Allah'a karşı saygısızlık olmaz mı?Ya da ben Allahtan daha iyi bilirim demek anlamı değil mi? Neden kendimizi uydurulmuş camaatlarla,tarikatlarla,lakaplar,ya da ünvanlarla adlandırma peşindeyiz.Nurcuyum,tarikatçıyım,Süleymancıyım,Fetocuyum,ülkücüyüm,solcuyum,sağcıyım demek uygun mu? Bence uygun değil.
Bakınız,ayetin devamında Allah,Eğer bu yolda ,yani HAK yolda olursanız,peygamberin size örneklik yaptığı gibi,siz de diğerlerine örneklik yapmış olursunuz diyor.Bu bizim için yeterli şeref değil mi?
Ve Allah bu şerefimizi de namaz kılmamıza,zekatı vermemize,yani kulluğumuza bağlıyor.
Bize,"ey insanlar kendinize yeni yeni sahipler,efendiler aramayın,sahibiniz olarak Allah size yeter.O,ne güzel sahiptir,diyerek bize hayattaki amacımızı hatırlatır.
Eğer insan sahibi olarak Rabbini kabul ederse,şereflerin en güzeline ermiş olur.Allah bu makama TAKVA adını veriyor.Gelin biz de bu yolda olalım.Allah'tan başka efendiler,sahipler,şerikler,tağutlar aramayalım.Rabbimiz bize yeter.
"...“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” Al-i İmran -173
Hamza SARI
ŞEYTANA YAKIN OLMAK
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
" Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse onun başına bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yakını olur." ZUHRUF-36
Kur'anın her ayeti bize hitap eder ve bize en doğru olanı,en doğru yolu,fıtratımıza uygun olanı anlatır,gösterir.
Kur'anın sahibi kul değil,Allah'tır.Yaratılanları ve özellikle de insanı en iyi tanıyan onu yaratan Allah'tır.Bu nedenle insanın ruhunu,aklından geçenleri,düşüncelerini,ihtiyaçlarını,problemlerini ve onlara en uygun çözümleri de yine Allah bilir.
Kur'anın sahibi kul değil,Allah'tır.Yaratılanları ve özellikle de insanı en iyi tanıyan onu yaratan Allah'tır.Bu nedenle insanın ruhunu,aklından geçenleri,düşüncelerini,ihtiyaçlarını,problemlerini ve onlara en uygun çözümleri de yine Allah bilir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
" Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız." KAF--16
İşte Kur'an, bu gerçeklerin tamamıdır.Hastalıkların (Küfrün) tedavisidir,ilacıdır.İnsanca yaşamanın,kişilikli olmanın ,kula, kul olmağa engel olmanın en doğru yoludur.Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların ,hatta nefsimizin kötü isteklerinin karşısında durabilmenin tek kalkanıdır.Ferdi,ailevi ve toplumsal hayattaki sıkıntıların,tek çözüm kaynağıdır.
Toplumsal barışın,dünya barışının yolu, ancak Kur'anı anlamak ve O'na uygun yaşamaktan geçer.
Fakirliğin ortadan kalkması,göz yaşlarının dinmesi,katliamların son bulması ancak Kur'anı anlamak ve O'nu uygulamakla mümkün olur.
Kur'an sadece dünyaya dönük emirler,yasaklar,tavsiyeler koymaz,getirmez,O'nun ahirete,ebedi aleme yönelik de yüzlerce-binlerce önerileri,tavsiyeleri olup,orada da mutlu olmanın yollarını da öğretir,gösterir.
Kur'an,ilimden-bilimden yanadır.Hayatı ve kainatı tanımayı,düzene sokmayı da öğretir.
Toplumsal barışın,dünya barışının yolu, ancak Kur'anı anlamak ve O'na uygun yaşamaktan geçer.
Fakirliğin ortadan kalkması,göz yaşlarının dinmesi,katliamların son bulması ancak Kur'anı anlamak ve O'nu uygulamakla mümkün olur.
Kur'an sadece dünyaya dönük emirler,yasaklar,tavsiyeler koymaz,getirmez,O'nun ahirete,ebedi aleme yönelik de yüzlerce-binlerce önerileri,tavsiyeleri olup,orada da mutlu olmanın yollarını da öğretir,gösterir.
Kur'an,ilimden-bilimden yanadır.Hayatı ve kainatı tanımayı,düzene sokmayı da öğretir.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
"Rabbin meleklere, -Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım-dediği vakit melekler, “Biz seni överek anarken ve yüceltip dururken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye cevap verdi. "
BAKARA -30
Bu ayet,bizim yaratılmamızın dünyalık yönünü gösterir.Dünyaya,kainata nizam,düzen,intizam ve huzur vermek ,yaratanın kainat ayetlerini de tanımak ve gereklerini yerine getirmek için yaratıltığımızı da anlatır.Her ne kadar melekler bu konuda endişe duysalar da Allah :"sizin bilmediğinizi ben bilirim." diyerek,Bilgi sahibi olan yeğane varlığın kendisi olduğunu göstermiş olur.
İnsanın yaratılışının bir amacı da ahirete yönelik olmasıdır.
BAKARA -30
Bu ayet,bizim yaratılmamızın dünyalık yönünü gösterir.Dünyaya,kainata nizam,düzen,intizam ve huzur vermek ,yaratanın kainat ayetlerini de tanımak ve gereklerini yerine getirmek için yaratıltığımızı da anlatır.Her ne kadar melekler bu konuda endişe duysalar da Allah :"sizin bilmediğinizi ben bilirim." diyerek,Bilgi sahibi olan yeğane varlığın kendisi olduğunu göstermiş olur.
İnsanın yaratılışının bir amacı da ahirete yönelik olmasıdır.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
ZARİYAT suresi,ayet-56
ZARİYAT suresi,ayet-56
Yazımın başındaki ayete,dönecek olursak,Allah'ın, bize ne kadar büyük bir uyarıda bulunduğunu daha iyi anlamış olmalıyız.Eğer insanlar,toplumlar,yöneticiler, Kur'ana,O'nun bildiklerine kulaklarını tıkarlarsa,O'nu görmezlikten gelip de kendi kıt akıllarıyla dünyayı nizama,intizama koymağa kalkışırlarsa, Allah da onların en yakın dostları olarak şeytanların yaklaşmasına izin verir.Böylece de onlar,meleklerin de ifade ettiği gibi,yeryüzünü kan-gözyaşına boğarak,savaş alanına çevirerek yaşanmaz hale getirirler.Bunu da,Kur'anı dışlayarak,O'nu hayatlarından silerek,şeytanın dostu olarak yaparlar.İşte ayet:
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
" İblîs, “Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi." A'RAF suresi,ayet-16
Görüldüğü gibi Kur'an bize herşeyi en ince detaylarıyla anlatmış ve hatta yüzlerce de örnekler vermiştir.Ama insanoğlu halen gaflet uykusundadır.Allah'ı,O'nun kitabını görmezlikten geldiği,O'na karşı kulaklarını tıkadığı,O'nu hayatlarından sildiği için şeytanlar onların dostu olmuşlar.
Şu vazgeçilmez bir gerçektir ki,kurtuluşun,ferdi ya da toplumsal kurtuluşun,huzurun,barışın ,insanca yaşamanın tek yolu,Kur'anı anlayıp,O'nu yaşamakla mümkündür.Kur'anı hayat kitabımız,rehberimiz yapmamızla mümkündür.Bu da ancak ve ancak Kur'anı anlamak ve O'nu hayatımıza tatbikle olur.Allah bu konuda elbette yardım edecektir.
Son söz yine Allah'ındır.İşte o söz :
Şu vazgeçilmez bir gerçektir ki,kurtuluşun,ferdi ya da toplumsal kurtuluşun,huzurun,barışın ,insanca yaşamanın tek yolu,Kur'anı anlayıp,O'nu yaşamakla mümkündür.Kur'anı hayat kitabımız,rehberimiz yapmamızla mümkündür.Bu da ancak ve ancak Kur'anı anlamak ve O'nu hayatımıza tatbikle olur.Allah bu konuda elbette yardım edecektir.
Son söz yine Allah'ındır.İşte o söz :
وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
"Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. " ZUHRUF suresi,ayet-44
"Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. " ZUHRUF suresi,ayet-44
الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
"Bir kısım insanlar, müminlere, “Düşmanlarınız size karşı asker topladılar, sakının onlardan!” dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve “Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir!” dediler. " AL-İ İMRAN suresi,ayet-173
Hamza SARI
GEÇMİŞİ UNUTMA--GELECEĞE KUCAK AÇ
Ey akıl sahipleri ! Geçmişi bilmeden,olanları hatırlamadan,günümüzün kıymetini bilemeyiz.Geleceklere yükselelen kucakları açamayız.
Bu ülkede,hep hainler iş başında oldular maalesef.Ecdadımız,dedelerimiz canları pahasına yedi düvele karşı savaşarak bu ülkeyi düşman istılasından kurtardı.Ama maalesef yönetimine sahip çıkamadı,olamadı.
Dini için,namusu ve vatanı için feda-ı can edenlerin yerine gelen İngiliz kırmaları,batı zihniyetli ve mason uşakları,daha doğrusu Siyonist çeteler,bu milletin başına çoban oldular.
Bu milletin ilk vekilleri, savaş sonrasında oluşturduğu devletinin,Türkiye Cumhuriyetinin anayasasına, "Türkiye Cumhuriyetinin dini İslamdır" madesini yazdılar.Ama milletin düşmanları bunu en kısa zamanda kaldırdılar.Bunu kaldırmakla kalmadılar,1000 yıllık alfabesini bile bir gecede değiştirdiler. Osmanlıca ile yazılan tüm eserlerin okunmasını yasakladılar.Hatta Osmanlıca yazılmış tonlarca kitapları hurda kağıt olarak Bulgaristan'a sattılar.
Batılı ülkelerle kana kan-cana-can mücadele eden insanların vatanına hakim olanlar,ülke yönetimini tamamen batılı düşmanlarının dediklerine ,isteklerine,direktiflerine göre dizayın ettiler.
Milletin inancıyla oynadılar.yasaklamalar koydular.Yahudinin İtalyada satamadığı şapkaları getirterek,bu millee zorla giydirmek için yasa bile çkardılar.Hatta giymeyenleri,karşı gelenleri hiç acımadan idam ettiler.1400 yıllık ezanı değiştirdiler.Camileri kiliseye çevirmek için sandalya koymak istediler.(Bu istekleri de yavaş yavaş oluyor gibi)
Tek partili dönemlerde bu ülkeyi diktatörce yönettiler.Şimdi de bunların kalıntıları utanmadan,sıkılmadan,milletin seçtiği adama diktatör diyebilecek kadar iblisleştiler.
Milletin kendi oylarıyla seçtikleri insanları iktidardan indirdiler,başbakanlarını astılar.Her 10-15 yılda bir darbe yaparak,yeni yeni hain planlarını uygulamağa koydular.Son 15 Temmuz 2016 darbesi de bunun başka bir versiyonudur.
Bir zamanlar ,çok eski değil,daha 15 yıl önce bu ülke IMF'nin kıskacında yoksulluğa mahkum edilmişti.Anayasa kitapcığının fırlatılmasıyla,ekonomi dibe,hatta dibin de dibine vurmuştu.Kuyruklar,sıkıntılar had safhadaydı.Yıllarca çalışarak emeğini vermiş insanlarımız,emekli aylıklarını almak için girdiği kuyruklarda saatlerce beklerken can veriyorlardı.
Ülkeye yeni bir can,yeni bir kan gerekiyordu.Ülkesini sevenler bir araya gelerek yeni bir parti kurdular.Millet ilk seçimde onları iktidara taşıdı.Ama hainler buna da engel oldu.Tek başına iktidar olan partinin başkanına seçilme yasağı koydu.Suçu ise sadece şiir okumak.Peki şiir neydi: "Camilerimizin kubbesi miğferimiz,minareleri ise süngümüzdür" demesi.
Bu da yetmedi,allem-kallem ederek tek başına iktidar olmuş partiye kapatma davası açtılar.Suçu ne,batının uşaklığını yapmamak,milletine hizmet etmek,batan ekonomisini kurtarmak.
Bu da yetmedi,Cumhurbaşkanını seçtirmemek için,anayasada bile yeri olmayan bir 367 uyduruk yasası çıkardılar,uydurdular.363 oy alan adamı Cumhurbaşkanı saymadılar.Halbuki kendi zihniyetlerinde olan adamları 234 oyla Cumhurbaşkanı yapmışlardı.Hatta 7 yıllık süresini de oyunlarla 5 aydan fazla daha uzattılar.
Bu da yetmedi,27 Nisan denen bir hainlik dikta ültimatomu verdiler.bizim cumhurbaşkanımızın eşi,başörtülü olamaz dediler.Hatta bu başörtüsünü yıllarca bu millete zulüm olarak uyguladılar.Oğlu bu vatan için şehit olmuş anayı,başörtülü diye yaka-paça toplantı salonlarından attılar.Okul birinci olan başörtülülerin diplomalarını iptal ettiler.İş hayatlarına son verdiler.Yani bu ülkede azınlık olan sabatay dönmeler,bu milletin öz evlatlarına yıllarca kan kusturdular.Fırsat bulsalar hainliklerine kaldıkları yerden devam edecekler.
Bu millet,bu devlet,bu ülke artık bir yola girdi.2023 ler,2071 ler bu milletin,hedefleridir.Bunu başarmak ancak,bu milletin milli değerlerine,islam inancına,kardeşliğe sahip çıkmakla mümkündür.Kardeşliğimizi koruyalım.Bizden olmayan,bizim gibi bu vatana gönül vermeyen hainlerin oyunlarına gelmeyelim,maskelerini düşürüp ,çirkinlikleri herkese gösterelim.Bu hainleri nesillerimize tanıtalım.Gelecek günlerin ülkemize ve özellikle de mazlum insanlara kurtuluşlar getirmesini,sizi-bizi ve tüm alemleri yaratan Allah'tan isterim.
H.SARI
Bu ülkede,hep hainler iş başında oldular maalesef.Ecdadımız,dedelerimiz canları pahasına yedi düvele karşı savaşarak bu ülkeyi düşman istılasından kurtardı.Ama maalesef yönetimine sahip çıkamadı,olamadı.
Dini için,namusu ve vatanı için feda-ı can edenlerin yerine gelen İngiliz kırmaları,batı zihniyetli ve mason uşakları,daha doğrusu Siyonist çeteler,bu milletin başına çoban oldular.
Bu milletin ilk vekilleri, savaş sonrasında oluşturduğu devletinin,Türkiye Cumhuriyetinin anayasasına, "Türkiye Cumhuriyetinin dini İslamdır" madesini yazdılar.Ama milletin düşmanları bunu en kısa zamanda kaldırdılar.Bunu kaldırmakla kalmadılar,1000 yıllık alfabesini bile bir gecede değiştirdiler. Osmanlıca ile yazılan tüm eserlerin okunmasını yasakladılar.Hatta Osmanlıca yazılmış tonlarca kitapları hurda kağıt olarak Bulgaristan'a sattılar.
Batılı ülkelerle kana kan-cana-can mücadele eden insanların vatanına hakim olanlar,ülke yönetimini tamamen batılı düşmanlarının dediklerine ,isteklerine,direktiflerine göre dizayın ettiler.
Milletin inancıyla oynadılar.yasaklamalar koydular.Yahudinin İtalyada satamadığı şapkaları getirterek,bu millee zorla giydirmek için yasa bile çkardılar.Hatta giymeyenleri,karşı gelenleri hiç acımadan idam ettiler.1400 yıllık ezanı değiştirdiler.Camileri kiliseye çevirmek için sandalya koymak istediler.(Bu istekleri de yavaş yavaş oluyor gibi)
Tek partili dönemlerde bu ülkeyi diktatörce yönettiler.Şimdi de bunların kalıntıları utanmadan,sıkılmadan,milletin seçtiği adama diktatör diyebilecek kadar iblisleştiler.
Milletin kendi oylarıyla seçtikleri insanları iktidardan indirdiler,başbakanlarını astılar.Her 10-15 yılda bir darbe yaparak,yeni yeni hain planlarını uygulamağa koydular.Son 15 Temmuz 2016 darbesi de bunun başka bir versiyonudur.
Bir zamanlar ,çok eski değil,daha 15 yıl önce bu ülke IMF'nin kıskacında yoksulluğa mahkum edilmişti.Anayasa kitapcığının fırlatılmasıyla,ekonomi dibe,hatta dibin de dibine vurmuştu.Kuyruklar,sıkıntılar had safhadaydı.Yıllarca çalışarak emeğini vermiş insanlarımız,emekli aylıklarını almak için girdiği kuyruklarda saatlerce beklerken can veriyorlardı.
Ülkeye yeni bir can,yeni bir kan gerekiyordu.Ülkesini sevenler bir araya gelerek yeni bir parti kurdular.Millet ilk seçimde onları iktidara taşıdı.Ama hainler buna da engel oldu.Tek başına iktidar olan partinin başkanına seçilme yasağı koydu.Suçu ise sadece şiir okumak.Peki şiir neydi: "Camilerimizin kubbesi miğferimiz,minareleri ise süngümüzdür" demesi.
Bu da yetmedi,allem-kallem ederek tek başına iktidar olmuş partiye kapatma davası açtılar.Suçu ne,batının uşaklığını yapmamak,milletine hizmet etmek,batan ekonomisini kurtarmak.
Bu da yetmedi,Cumhurbaşkanını seçtirmemek için,anayasada bile yeri olmayan bir 367 uyduruk yasası çıkardılar,uydurdular.363 oy alan adamı Cumhurbaşkanı saymadılar.Halbuki kendi zihniyetlerinde olan adamları 234 oyla Cumhurbaşkanı yapmışlardı.Hatta 7 yıllık süresini de oyunlarla 5 aydan fazla daha uzattılar.
Bu da yetmedi,27 Nisan denen bir hainlik dikta ültimatomu verdiler.bizim cumhurbaşkanımızın eşi,başörtülü olamaz dediler.Hatta bu başörtüsünü yıllarca bu millete zulüm olarak uyguladılar.Oğlu bu vatan için şehit olmuş anayı,başörtülü diye yaka-paça toplantı salonlarından attılar.Okul birinci olan başörtülülerin diplomalarını iptal ettiler.İş hayatlarına son verdiler.Yani bu ülkede azınlık olan sabatay dönmeler,bu milletin öz evlatlarına yıllarca kan kusturdular.Fırsat bulsalar hainliklerine kaldıkları yerden devam edecekler.
Bu millet,bu devlet,bu ülke artık bir yola girdi.2023 ler,2071 ler bu milletin,hedefleridir.Bunu başarmak ancak,bu milletin milli değerlerine,islam inancına,kardeşliğe sahip çıkmakla mümkündür.Kardeşliğimizi koruyalım.Bizden olmayan,bizim gibi bu vatana gönül vermeyen hainlerin oyunlarına gelmeyelim,maskelerini düşürüp ,çirkinlikleri herkese gösterelim.Bu hainleri nesillerimize tanıtalım.Gelecek günlerin ülkemize ve özellikle de mazlum insanlara kurtuluşlar getirmesini,sizi-bizi ve tüm alemleri yaratan Allah'tan isterim.
H.SARI
BİR BAŞKASINA YARDIM ETMEK
Geçmişten günümüze gelmiş bir hastalık ,yanlış anlayış vardır.O da "müslümanın fakirliği seçme tavsiyesi"dir.
Özellikle din adına konuşanlar bu konuda çok ama çok uzmanlar.Adeta müslümanların fakir kalmaları için seferber olmuş gibiler.
Dünyada iki akımın insanları,fakirlik edebiyatı yaparak insanları aldatırlar,gelişmesini engellerler.Bunlardan birisi komünistler,diğeri de salak ve bilinçsiz müslümanlardır.Bunların bu fakirlik edebiyatından da ya dinsiz komünist ağa babaları, kapitalistler,ya da din istismarcısı,din tacirleri kazançlı çıkmışlardır.Kimileri komünist sistemde başa oturarak ,kimileri de dini ticaretlerine alet ederek köşe dönmüşler.
Hadi komünizm,bir amaçla,bir hedefi gerçekleştirmek için özellikle de insanları uyuşturup,sömürülerine sömürü katmak için bizzat Siyonizm tarafından ortaya atılmış saçma-sapan sapık bir düşünce,ideolojidir.Ya islam böyle mi? İslam bir düşünce,bir ideolojiden öte,bizzat kainatı yaratan Rabbimizin biz insanlar için koyduğu dinin ta kendisidir.Kurallarını bizzat yaratan dizayın etmiş ve peygamberleri aracılığıyla da insanlığa sunulmuş bir sistemin adıdır.
Bu sistemde,yani islamda,yani ilahi kuralların hakim olduğu dinde fakirlik yoktur,fakirlik asla tavsiye edilmez,önerilmez,cennete giden kurtuluş yolu olarak anlatılmaz.Aksine,zengin olmanın,zenginleşerek güçlü olmanın gerekliliğine vurgu yapılarak adeta zenginleşmeğe özendirilir. (ENFAL suresi,ayet-60).İşte sadaka,işte zekat,işte Hac,işte kurban ,işte yardımlaşma bu nedenle vardır.Zenginlik olmazsa bunlar yerine getirilir mi?
Allah,fakirlerin bile sorumluluğunu zenginlere yüklemiş ve "mallarınızda fakirlerin de hakkı var" demiştir.
Özellikle din adına konuşanlar bu konuda çok ama çok uzmanlar.Adeta müslümanların fakir kalmaları için seferber olmuş gibiler.
Dünyada iki akımın insanları,fakirlik edebiyatı yaparak insanları aldatırlar,gelişmesini engellerler.Bunlardan birisi komünistler,diğeri de salak ve bilinçsiz müslümanlardır.Bunların bu fakirlik edebiyatından da ya dinsiz komünist ağa babaları, kapitalistler,ya da din istismarcısı,din tacirleri kazançlı çıkmışlardır.Kimileri komünist sistemde başa oturarak ,kimileri de dini ticaretlerine alet ederek köşe dönmüşler.
Hadi komünizm,bir amaçla,bir hedefi gerçekleştirmek için özellikle de insanları uyuşturup,sömürülerine sömürü katmak için bizzat Siyonizm tarafından ortaya atılmış saçma-sapan sapık bir düşünce,ideolojidir.Ya islam böyle mi? İslam bir düşünce,bir ideolojiden öte,bizzat kainatı yaratan Rabbimizin biz insanlar için koyduğu dinin ta kendisidir.Kurallarını bizzat yaratan dizayın etmiş ve peygamberleri aracılığıyla da insanlığa sunulmuş bir sistemin adıdır.
Bu sistemde,yani islamda,yani ilahi kuralların hakim olduğu dinde fakirlik yoktur,fakirlik asla tavsiye edilmez,önerilmez,cennete giden kurtuluş yolu olarak anlatılmaz.Aksine,zengin olmanın,zenginleşerek güçlü olmanın gerekliliğine vurgu yapılarak adeta zenginleşmeğe özendirilir. (ENFAL suresi,ayet-60).İşte sadaka,işte zekat,işte Hac,işte kurban ,işte yardımlaşma bu nedenle vardır.Zenginlik olmazsa bunlar yerine getirilir mi?
Allah,fakirlerin bile sorumluluğunu zenginlere yüklemiş ve "mallarınızda fakirlerin de hakkı var" demiştir.
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
"Mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı"ZARİYAT-19
Fakirlik edebiyatını özellikle din önderleri,hocalar,vaizler,din adına konuşanlar yapıyor demiştim.Bunu yapanların büyük çoğunluğu,islam hakkında bilgisi olmayan cahillerdir.Diğer kısımları da ya din adına kazanç sağlayanlar,ya da islam düşmanı münafıklardır.Özellikle de bu konular ya camilerde,ya dini sohbetlerde,ya da tv.ekranlarında empoze edilir.
İslamda asla yeri olmayan bu fakirlik edebiyatını kafalara yerleştirmek için akla hayale gelmedik yalanlar,yalan hikayeler uydurular.Hatta peygamber adına yalan hadisler uydurarak,adeta müslümanları miskinliğe,tembelliğe,fakirliğe sürüklemek için birbirleriyle yarış ederler.Güya cennete gireceklerin başında fakirler,miskinler gelecekmiş.Hadi ordan sizi gidi din istismarcısı sapıklar.Allah'ın böyle bir vaadı mı var? Allah böyle olanlara öncelik mi tanımış.Yok böyle birşey.Tam tersi var.Allah insanları mallarıyla değil,imanlarıyla,amelleriyle değerlendirir.Hesaba da amelleriyle çeker.
Müslümanların kafalarındaki sakat bir anlayışta sorumluluktan kaçmaktır.Çünkü bunlara göre fazla malın fazla sorumluluğu olur.Hatta daha da ileri giderek fazla malda haram da vardır derler.Ne kadar saçma bir anlayış.Kişinin inancı sakatsa,haramı az mal ile de,hatta hiç malı olmadan da işler,yapar.
Allah bize zenginliği tavsiye etmiş ve ona imrendirmiştir.Bu konuda sureler,ayetler indirmiştir.Örneğin,Allah bize Süleyman peygamberi,Kraliçe Belkisi örnek verir.Hz.Süleyman zenginliğin,gücün zirvesine ulaşmış,Allah'ın salih bir kuludur.Belkis de o kadar şatafatlı bir hayata sahip iken islamı seçmiş biridir.
Aynı zamanda Allah Karun gibi,Fravun gibi zengin olup da insanları ezen zalimleri de anlatır.Ama onların mallarına değil,sahip oldukları sapık zihniyetleri kınar,tenkid eder.Sapık Fravunun,zengin sarayında yaşayan hanımını ise över,örnek gösterir.Fakir peygamberin karısını da kötü örnek olarak anlatır ve bize duyurur.
Demek ki insanın malı ,zenginliği asla yerilmez,tenkit edilmez,tenkit edilen,kötülenen,kişilerin sapık inançları,sapıklıklarıdır.
Bugün eğer dünyada zülüm varsa,zalimler at oynatıyor,insanları kan ve göz yaşlarına boğuyorlarsa,bunların tek sorumlusu sadece onlar değil,onlara bu fırsatları sunan müslümanlara aynı derece sorumludurlar.
Allah Nisa suresi,ayet 58 de "işlerin ehline verilmesini emreder.Yani dünyayı yönetme,insanlığa hizmet görevi,öncelikle müslümanların hakkıdır.Müslümanlar bu haklarını yeniden almak,sorumluluk yüklenmek zorundalar.Bunun yolu da Enfalsuresi-ayet *60 da anlatılan güce kavuşmaları gerekir.Yani fakir müslümanlığı terkedip,"güçlü müslüman, zengin müslüman" olma yolunda çaba göstermeleriyle olur.Fakirlik edebiyatı yaparak,miskinlikle cennete gidecekleri yalanını terkedip,Allah'ın yeryüzüne gönderilmiş,vazifeli halifesi olduklarının bilincine erişmeleriyle olur.
Size fakirlik edebiyatıyla gelen yalancı din hocalarına,din tacirlerine itibar etmeyin.Hatta yalanlarını suratlarını çarpın ki,bir daha o yalanlarıyla müslümanları aldatmasınlar.
Sakın yanlış anlamayın,sadece zenginlik,sadece güç tavsiye edilmiyor,iman ile bir olan,imanın emrinde olan zenginlik,güçtür bizden istenen.Yukarda verdiğim Süleyman peygamber örneğinde olduğu gibi.Fravunlaşmadan uzak kalarak,zenginlik ve güçlü olmaktır,islamın örnek müslümanlığı.Zengin ve takva sahibi olmaktır.Sakın size takva ile zenginlik bir arada olmaz diyen,diyecek olan iblislere,şeytanlara,münafıklara aldanmayın,kanmayın,aldırış etmeyin.Elbette hem zenginlik,hem de takvanın aynı anda olacağını bizzat Allah Kur'anda örnekleriyle bize göstermiş ve anlatmıştır.Bizim kulak verip dikkate alacağımız da ancak Allah'tır,O'nun ayetleridir.
Müslümanlar ne kadar güçlü olursa,insanlık o kadar huzur bulur.Kurbanı düşünün,zekatı düşünün,sadece bunlarla ne kadar müslümanın mutlu olduğunu hesap edin.
Sakın sizi kötü örnekler aldatmasın.Örneğin arap ülkeleri bu kadar zengin iken,neden fakir müslümanlar var demeğe kalkışmayın.Onlar ve onlar gibi zenginleşmiş karunlaşmışlar,islamın tavsiye ettiği örnekler değildir.Onlar,fakir de olsalardı aynı yolun yolcuları olacaklardır.İnsanlar zengin olunca sapıtmazlar,imanları zayıf olunca,yeteri kadar iman etmedikleri için sapıklığa düşerler.Müslüman elindeki imkanların,zenginliğin,gücün tek sahibinin ancak Allah olduğu bilincindedirler.Malın da,mülkün de ilk sahibinin Allah olduğunu bilirler.Hatta çok mal kazanarak,Allah yolunda daha fazla harcamanın,daha çok sevaplar kazandıracağına inandıkları için bu yolu tercih ederler.Yoksa mallarına esir olmak için değil.
Müslüman zengin olmalı,güçlü olmalı ve özellikle de adaletli olmalıdır.
Z.Paşa'nın dediği gibi:
"Adem ona derler ki,garazdan ola salim
Nefsinde dahi eyleye icra-i adalet"
İslamda asla yeri olmayan bu fakirlik edebiyatını kafalara yerleştirmek için akla hayale gelmedik yalanlar,yalan hikayeler uydurular.Hatta peygamber adına yalan hadisler uydurarak,adeta müslümanları miskinliğe,tembelliğe,fakirliğe sürüklemek için birbirleriyle yarış ederler.Güya cennete gireceklerin başında fakirler,miskinler gelecekmiş.Hadi ordan sizi gidi din istismarcısı sapıklar.Allah'ın böyle bir vaadı mı var? Allah böyle olanlara öncelik mi tanımış.Yok böyle birşey.Tam tersi var.Allah insanları mallarıyla değil,imanlarıyla,amelleriyle değerlendirir.Hesaba da amelleriyle çeker.
Müslümanların kafalarındaki sakat bir anlayışta sorumluluktan kaçmaktır.Çünkü bunlara göre fazla malın fazla sorumluluğu olur.Hatta daha da ileri giderek fazla malda haram da vardır derler.Ne kadar saçma bir anlayış.Kişinin inancı sakatsa,haramı az mal ile de,hatta hiç malı olmadan da işler,yapar.
Allah bize zenginliği tavsiye etmiş ve ona imrendirmiştir.Bu konuda sureler,ayetler indirmiştir.Örneğin,Allah bize Süleyman peygamberi,Kraliçe Belkisi örnek verir.Hz.Süleyman zenginliğin,gücün zirvesine ulaşmış,Allah'ın salih bir kuludur.Belkis de o kadar şatafatlı bir hayata sahip iken islamı seçmiş biridir.
Aynı zamanda Allah Karun gibi,Fravun gibi zengin olup da insanları ezen zalimleri de anlatır.Ama onların mallarına değil,sahip oldukları sapık zihniyetleri kınar,tenkid eder.Sapık Fravunun,zengin sarayında yaşayan hanımını ise över,örnek gösterir.Fakir peygamberin karısını da kötü örnek olarak anlatır ve bize duyurur.
Demek ki insanın malı ,zenginliği asla yerilmez,tenkit edilmez,tenkit edilen,kötülenen,kişilerin sapık inançları,sapıklıklarıdır.
Bugün eğer dünyada zülüm varsa,zalimler at oynatıyor,insanları kan ve göz yaşlarına boğuyorlarsa,bunların tek sorumlusu sadece onlar değil,onlara bu fırsatları sunan müslümanlara aynı derece sorumludurlar.
Allah Nisa suresi,ayet 58 de "işlerin ehline verilmesini emreder.Yani dünyayı yönetme,insanlığa hizmet görevi,öncelikle müslümanların hakkıdır.Müslümanlar bu haklarını yeniden almak,sorumluluk yüklenmek zorundalar.Bunun yolu da Enfalsuresi-ayet *60 da anlatılan güce kavuşmaları gerekir.Yani fakir müslümanlığı terkedip,"güçlü müslüman, zengin müslüman" olma yolunda çaba göstermeleriyle olur.Fakirlik edebiyatı yaparak,miskinlikle cennete gidecekleri yalanını terkedip,Allah'ın yeryüzüne gönderilmiş,vazifeli halifesi olduklarının bilincine erişmeleriyle olur.
Size fakirlik edebiyatıyla gelen yalancı din hocalarına,din tacirlerine itibar etmeyin.Hatta yalanlarını suratlarını çarpın ki,bir daha o yalanlarıyla müslümanları aldatmasınlar.
Sakın yanlış anlamayın,sadece zenginlik,sadece güç tavsiye edilmiyor,iman ile bir olan,imanın emrinde olan zenginlik,güçtür bizden istenen.Yukarda verdiğim Süleyman peygamber örneğinde olduğu gibi.Fravunlaşmadan uzak kalarak,zenginlik ve güçlü olmaktır,islamın örnek müslümanlığı.Zengin ve takva sahibi olmaktır.Sakın size takva ile zenginlik bir arada olmaz diyen,diyecek olan iblislere,şeytanlara,münafıklara aldanmayın,kanmayın,aldırış etmeyin.Elbette hem zenginlik,hem de takvanın aynı anda olacağını bizzat Allah Kur'anda örnekleriyle bize göstermiş ve anlatmıştır.Bizim kulak verip dikkate alacağımız da ancak Allah'tır,O'nun ayetleridir.
Müslümanlar ne kadar güçlü olursa,insanlık o kadar huzur bulur.Kurbanı düşünün,zekatı düşünün,sadece bunlarla ne kadar müslümanın mutlu olduğunu hesap edin.
Sakın sizi kötü örnekler aldatmasın.Örneğin arap ülkeleri bu kadar zengin iken,neden fakir müslümanlar var demeğe kalkışmayın.Onlar ve onlar gibi zenginleşmiş karunlaşmışlar,islamın tavsiye ettiği örnekler değildir.Onlar,fakir de olsalardı aynı yolun yolcuları olacaklardır.İnsanlar zengin olunca sapıtmazlar,imanları zayıf olunca,yeteri kadar iman etmedikleri için sapıklığa düşerler.Müslüman elindeki imkanların,zenginliğin,gücün tek sahibinin ancak Allah olduğu bilincindedirler.Malın da,mülkün de ilk sahibinin Allah olduğunu bilirler.Hatta çok mal kazanarak,Allah yolunda daha fazla harcamanın,daha çok sevaplar kazandıracağına inandıkları için bu yolu tercih ederler.Yoksa mallarına esir olmak için değil.
Müslüman zengin olmalı,güçlü olmalı ve özellikle de adaletli olmalıdır.
Z.Paşa'nın dediği gibi:
"Adem ona derler ki,garazdan ola salim
Nefsinde dahi eyleye icra-i adalet"
Şunu da asla unutmayalım ki,islamda,zengin olurken asla ve asla harama,rüşvete,insanları aldatmağa ,hakkımız olmayanları almağa,başkalarının haklarını gasp etmeğe izin yoktur.Tam tersine bunlar HARAM (Yasak) olarak karşımıza çıkar.Dünyalık ahiretlik sorumluluğu vardır.Bize düşen ,bizden istenen Helal yollardan zenginliktir.
Hamza SARI
Hamza SARI
ONLAR ALİMLERİNİ RAB EDİDİLER
Her asra,her döneme ışık tutan,insanları Tağutluktan kurtaran,şirke giden yolları açıklayan şu ayetin mükemmelliğine bir bakınız.
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
" Onlar, âlimlerini ve Rahiblerini, Allah’dan başka Rabler edindiler; Meryem’in oğlu Mesîh’i de. Halbuki onlar da, ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’dan başka hiç bir ilâh yok. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden tamamen münezzehtir. "
TEVBE suresi,ayet-31
TEVBE suresi,ayet-31
Bu ayet,insanlara,şu peşinden sürü oldukları hocalarını,efendilerini,şeyhlerini,alim bildiklerini RAB edindiklerine vurgu yapar.
Rab=, Efendi, malik, sahip, terbiye eden, yetiştiren, düzene koyan, yöneten, nimet veren, ihtiyaçları gideren, kefil olan, seçkin, sözü dinlenen, otorite sahibi , melik, efendiliği ve üstünlüğü kabul edilen demektir.
Rab,Allah'ın bir sıfatıdır ve ilk sure olan Fatiha suresinde Rabb-il Alemin=Alemleri terbiye eden,yöneten,ihtiyaçları gideren RAB olarak anlatılır.
Günümüzde hocalarını,alimlerini,şeyhlerini Rab edinenler kötülenmekte,eleştirilmektedir.
Bazıları dinin sahibinin Allah olduğuna inandık dedikleri halde,din konusunda kendi hocalarını,efendilerini yanılmaz otorite kabul ederler.Onların fikirlerinin asla tartılamayacağına inanırlar.O ne söylemişse doğrudur derler.İşte bu anlayış tam da bu ayete uyan bir Tağutluktur.Alimlerini Rab edinmedir.Bundan sakının.
H.SARI
Rab=, Efendi, malik, sahip, terbiye eden, yetiştiren, düzene koyan, yöneten, nimet veren, ihtiyaçları gideren, kefil olan, seçkin, sözü dinlenen, otorite sahibi , melik, efendiliği ve üstünlüğü kabul edilen demektir.
Rab,Allah'ın bir sıfatıdır ve ilk sure olan Fatiha suresinde Rabb-il Alemin=Alemleri terbiye eden,yöneten,ihtiyaçları gideren RAB olarak anlatılır.
Günümüzde hocalarını,alimlerini,şeyhlerini Rab edinenler kötülenmekte,eleştirilmektedir.
Bazıları dinin sahibinin Allah olduğuna inandık dedikleri halde,din konusunda kendi hocalarını,efendilerini yanılmaz otorite kabul ederler.Onların fikirlerinin asla tartılamayacağına inanırlar.O ne söylemişse doğrudur derler.İşte bu anlayış tam da bu ayete uyan bir Tağutluktur.Alimlerini Rab edinmedir.Bundan sakının.
H.SARI
KUR'ANA UYMAYAN SÖZ HADİS OLAMAZ
Hadisleri toptan yok saymak,uygun değildir.Hele hele sünnet olarak uygulamalarla gelen islami yaşam asla tartışılamaz.Namazın kılınışı,haccın yapılışı gibi.
Fakat hadis adında öyle sözler varki, hem peygamberin "güzel ahlakına,örnekliğine" hem de dinin kaynağı olan Kur'ana uymazlar.Bunları hadis olarak kabul etmek,zaten hem peygambere,hem de Kur'ana saygısızlıktır.Mesela sahih hadis kitabı olarak anılan Buhari-Müslim de bile yüzlerce saçma-sapan,islam dışı sözler hadis diye nakledilmiş.Örneğin: sakal ve bıyığını kesen öldürülür,dinden çıkan öldürülür,peygamber mezarda işkence çekenleri gördü,devenin sidiğini şifa niyetine içirdi gibi akla hayale gelmeyen sözleri,saçmalıkları hadis diye aktarırlar.Hadise karşı olanlar,Kur'ana uyan hadislere asla karşı çıkmazlar,onlar saçma olan ve peygambere iftira edilen,peygamberin asla söyleyemeciği sözlerin hadis olmadığına inanırlar.
Kur'an dinin kaynağıdır.Allah kitabında dinini tamamladığını söyler. (MAİDE-3) Tamamlanmış bir dini peygamber sadece açıklar.Dine ilaveler yapamaz.Ya da eksiltmeler yapamaz.
Allah Kur'anda herşeyi açık olarak açıkladığını söyler. (NAHL-89).Bize düşen kitabımız olan Kur'anı anlamaktır.Kur'anı anlamadan size hadis diye yutturulan her sözü,dinden sayarsınız.Böylece de inandığımız dinde hurafeler ayyuka çıkar.Hurafelerle dolu olan bir dini yaşayan ,ya da ianan da Sırat-ı Mustakıym üzerinde olamaz.Şeytan onun dostu olur.
Fakat hadis adında öyle sözler varki, hem peygamberin "güzel ahlakına,örnekliğine" hem de dinin kaynağı olan Kur'ana uymazlar.Bunları hadis olarak kabul etmek,zaten hem peygambere,hem de Kur'ana saygısızlıktır.Mesela sahih hadis kitabı olarak anılan Buhari-Müslim de bile yüzlerce saçma-sapan,islam dışı sözler hadis diye nakledilmiş.Örneğin: sakal ve bıyığını kesen öldürülür,dinden çıkan öldürülür,peygamber mezarda işkence çekenleri gördü,devenin sidiğini şifa niyetine içirdi gibi akla hayale gelmeyen sözleri,saçmalıkları hadis diye aktarırlar.Hadise karşı olanlar,Kur'ana uyan hadislere asla karşı çıkmazlar,onlar saçma olan ve peygambere iftira edilen,peygamberin asla söyleyemeciği sözlerin hadis olmadığına inanırlar.
Kur'an dinin kaynağıdır.Allah kitabında dinini tamamladığını söyler. (MAİDE-3) Tamamlanmış bir dini peygamber sadece açıklar.Dine ilaveler yapamaz.Ya da eksiltmeler yapamaz.
Allah Kur'anda herşeyi açık olarak açıkladığını söyler. (NAHL-89).Bize düşen kitabımız olan Kur'anı anlamaktır.Kur'anı anlamadan size hadis diye yutturulan her sözü,dinden sayarsınız.Böylece de inandığımız dinde hurafeler ayyuka çıkar.Hurafelerle dolu olan bir dini yaşayan ,ya da ianan da Sırat-ı Mustakıym üzerinde olamaz.Şeytan onun dostu olur.
H.SARI
KUTSAL AYLAR
İslam dininde kutsal olan aylar,Recep-Şaban-Ramazan'dır.
Recep ; "bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir ." (Hicri takvimin 7.ci ayıdır)
Recep,ayında araplar putlarına kurbanlar keserlerdi.Kutsal sayarlardı.İslamdan sonra da bu kutsallık devam etti.
Recep ; "bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir ." (Hicri takvimin 7.ci ayıdır)
Recep,ayında araplar putlarına kurbanlar keserlerdi.Kutsal sayarlardı.İslamdan sonra da bu kutsallık devam etti.
Şaban,sözlükte “dağılmak, gruplara ayrılmak” anlamındaki "şa‘b" kökünden türeyen şa‘bân kelimesi,yani şa'ban ayı, kamerî yılın Receb ayından sonra, Ramazandan önce gelen sekizinci ayının adıdır ve dinî gelenekte önemli bir yeri olan üç ayların da ikincisidir. (Hicri takvimin ise,8.ci ayıdır.)
Savaşmanın yasak olduğu haram aylardan biri olan Receb'den sonra silâhlı baskınlar için kabilelerin gruplar halinde dağılması sebebiyle bu isimle anılmıştır.
Ramazan kelime olarak, güneşin sıcaklığının şiddetinden dolayı havanın,ortamın gayet çok ısınmasıanlamına gelir ki ,böyle çok kızgın,ısınmış yere “ramda” denir. “Ramazan” kelimesi de“ramda” mastarından gelen ve “yanmak” manasına gelir. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir.
Bu aya “Ramazan” denmesinin bir sebebi; bu ayda,geçmiş günahların,bu ayda yapılan ibadetlerle,oruçla yakıldığı,affedildiği anlamına gelir..
Bu ayda tutulan oruçla,açlık ve susuzluğun hararetinden ıstırap çekilir. Veyahut oruç hararetinden günahlar yakılır.
Savaşmanın yasak olduğu haram aylardan biri olan Receb'den sonra silâhlı baskınlar için kabilelerin gruplar halinde dağılması sebebiyle bu isimle anılmıştır.
Ramazan kelime olarak, güneşin sıcaklığının şiddetinden dolayı havanın,ortamın gayet çok ısınmasıanlamına gelir ki ,böyle çok kızgın,ısınmış yere “ramda” denir. “Ramazan” kelimesi de“ramda” mastarından gelen ve “yanmak” manasına gelir. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir.
Bu aya “Ramazan” denmesinin bir sebebi; bu ayda,geçmiş günahların,bu ayda yapılan ibadetlerle,oruçla yakıldığı,affedildiği anlamına gelir..
Bu ayda tutulan oruçla,açlık ve susuzluğun hararetinden ıstırap çekilir. Veyahut oruç hararetinden günahlar yakılır.
Ramazan ayı hicri takvimde 9.cu aydır.Bu ayı önemli ve kutsal kılan en önemli şey ise,bu ayda Kur'an-ı Kerim'in,inmeğe,gelmeğe,nazil olmağa başlamasıdır.Bununla birlikte ,"bin aydan daha hayırlı olan KADİR gecesinin" bu ayın içerisinde olmasıdır.
Bu ayın kutsal olmasının bir başka önemi de ,bu ayda "ORUÇ" ibadetinin yapılmasıdır.
Allah sadece bu ayda oruç tutulmasını farz kılmıştır.Bu ayın dışında olan günlerde tutulan oruçların tamamı farz değildir.Yani Allah'ın kesin emri değildir.Bunu bildikten sonra,isteyen istediği gün ve ayda oruçlar tutabilir.Bir sakıncası da yoktur.Hatta 5 vakit namaz ve bayram namazının dışındaki namazlar da, Allah'ın emri olarak farz değildir.Fakat isteyen istediği zamanda (sakıncalı vakitler hariç) namazlar kılabilir.Buna "nafile" namazlar denir.
Bu ayın kutsal olmasının bir başka önemi de ,bu ayda "ORUÇ" ibadetinin yapılmasıdır.
Allah sadece bu ayda oruç tutulmasını farz kılmıştır.Bu ayın dışında olan günlerde tutulan oruçların tamamı farz değildir.Yani Allah'ın kesin emri değildir.Bunu bildikten sonra,isteyen istediği gün ve ayda oruçlar tutabilir.Bir sakıncası da yoktur.Hatta 5 vakit namaz ve bayram namazının dışındaki namazlar da, Allah'ın emri olarak farz değildir.Fakat isteyen istediği zamanda (sakıncalı vakitler hariç) namazlar kılabilir.Buna "nafile" namazlar denir.
Bu kutsal aylardan başka, üç tane daha ay vardır ki,bunlar,Muharrem,Zilkade ve Zilhicce aylarıdır.Bunlar Recep ayı ile birlikte eşhar-ı hurum=haram ayları olarak adlandırılır.Bu aylarda savaşmak yasaklanmıştır.
Muharrem, Arapça bir kelime olup, kelime kökü itibarıyla "haram"dan türemiştir. Sözcük karşılığı, haram olan, yasaklanan anlamındadır. Araplar, İslamiyet öncesi dönemde de bu ayda savaş yapmazlardı.Yasak sayarlardı.
Bu ay,aynı zamanda Yahudiler ve eski İranlılarca da kutsal sayılırdı.Hatta Yahudiler bu ayın 10.cu günü oruç tutarlar.Bu günde Musa a.s.ın,Fravundan kurtulması günü olarak saydıkları için,oruç tutarlardı.
Muharrem ayı ile ilgili pek çok rivayetler var ama, hiçbirinin belgeye dayanan ,belgelerle ispatlanmış bir yanı yoktur.(Hz.Hüseyin ve arkadaşlarının katledilmeleri hariç )
Bu ay,aynı zamanda Yahudiler ve eski İranlılarca da kutsal sayılırdı.Hatta Yahudiler bu ayın 10.cu günü oruç tutarlar.Bu günde Musa a.s.ın,Fravundan kurtulması günü olarak saydıkları için,oruç tutarlardı.
Muharrem ayı ile ilgili pek çok rivayetler var ama, hiçbirinin belgeye dayanan ,belgelerle ispatlanmış bir yanı yoktur.(Hz.Hüseyin ve arkadaşlarının katledilmeleri hariç )
Bir de bu ayda "AŞURE" günü vardır ki,Aşure, (Aşura) Arapça’da 10.cu gün manasına gelen "aşara" kelimesinden türemiştir. Kelimenin Sâmî diller arasında ortak bir kelime olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü (Hz.Musa ve O'na inananların,Fravunun zulmünden kurtuldukları gün) olarak kullanılmıştır.
Bize gelen şekliyle de,bu anlayış ve inanış, Musevilikten gelmiştir.Bu günde,yani Muharremin 10.cu gününde çeşitli tahıllardan harmanlanmış,karıştırılarak pişirilmiş bir tatlı yapılarak ikramlarda bulunur ki,bu tamamen Musevi inancında olan bir gelenektir.
Bu ayda oruç tutmak kesinlikle FARZ değildir.Ama isteyen islami oruç tutma kurallarına uygun olarak oruç tutabilir. (Çünkü bazıları,Kerbela olayını anmak için,Hz.Hüseyin ve arkadaşlarının susuzluk çekerek öldüklerine inanarak,onları anmak için, bu günde sadece su ve su cinsinden birşey içmeyerek oruç tutarlar ki,buna asla oruç denmez)
Bize gelen şekliyle de,bu anlayış ve inanış, Musevilikten gelmiştir.Bu günde,yani Muharremin 10.cu gününde çeşitli tahıllardan harmanlanmış,karıştırılarak pişirilmiş bir tatlı yapılarak ikramlarda bulunur ki,bu tamamen Musevi inancında olan bir gelenektir.
Bu ayda oruç tutmak kesinlikle FARZ değildir.Ama isteyen islami oruç tutma kurallarına uygun olarak oruç tutabilir. (Çünkü bazıları,Kerbela olayını anmak için,Hz.Hüseyin ve arkadaşlarının susuzluk çekerek öldüklerine inanarak,onları anmak için, bu günde sadece su ve su cinsinden birşey içmeyerek oruç tutarlar ki,buna asla oruç denmez)
Zilkade ayı,Kamerî ayların on birincisidir. Câhiliye devri Arapları tarafından hurmaların olgunlaşması ve mahsulün toplanması mânâsında kullanılmaktaydı.Hasat ayıdır.Bu nedenle bu ayda da savaş yapılmazdı.Haram olan aylardandır.
Zilhicce ayı,hicri,kameri yılın 12.ci ayıdır.Bu ayı kutsallaştıran ise,bu ayın 10.cu gününün Kurban bayramı olmasıdır.Bundan önceki günler de Kurban bayramına saygıdan dolayı kutsal sayılır.
Bu ayın 9.cu günü,Hac ibadetinin şartlarından biri olan Arafatta "VAKFE" de durma zamanıdır ki,bu güne "AREFE" günü denir.
Bu ayın 9.cu günü,Hac ibadetinin şartlarından biri olan Arafatta "VAKFE" de durma zamanıdır ki,bu güne "AREFE" günü denir.
Hamza SARI
Bazıları,özellikle de din adına konuşanların çokları,dünyayı kötüler sözler kullanarak,"kefenin cebi yok" sözüyle dünyadaki müslümanların gelişmesine engel oluyorlar.
Kötü olan dünya değil,dünya nimetleri değil,para-pul,zenginlik değil.Kötü olan bunlara meyil ederek Allah'ı,ahiretteki hesabı,daha doğrusu yaratılış amacımızın unutulmasıdır.
Allah malı-mülkü,çocuklarımızı bizim için birer imtihan vesilesi olarak adlandırır.Yani bunlarla hem cennete,ya da cehenneme aday olabiliriz demek istenmektedir.Aklımızı kullanamıyor,kullukta kusurlar ediyorsak bunda ne evladın,ne de malın suçu yoktur.Suç kullanılmayan aklın sahibindedir.
Kötü olan dünya değil,dünya nimetleri değil,para-pul,zenginlik değil.Kötü olan bunlara meyil ederek Allah'ı,ahiretteki hesabı,daha doğrusu yaratılış amacımızın unutulmasıdır.
Allah malı-mülkü,çocuklarımızı bizim için birer imtihan vesilesi olarak adlandırır.Yani bunlarla hem cennete,ya da cehenneme aday olabiliriz demek istenmektedir.Aklımızı kullanamıyor,kullukta kusurlar ediyorsak bunda ne evladın,ne de malın suçu yoktur.Suç kullanılmayan aklın sahibindedir.
Bazı müslümanlar ,daha islamı,Kur'anı bile anlamadan,hatta hayatında da bunu göstermeden, " İSLAM DEVLETİ " sloganıyla yola çıkarlar.
Halbuki islam doğrudan kişiyi hedef alır ve onun iyi bir kul olma ,olabilme yollarını gösterir.Bu ,bize,islamın,Allah'ın bizden ne istediğini,ne ile sorumlu olduğumuzu gösterir.
Devletler bir toplum yönetim biçimi,anayasaları da ortak yaşamanın şartlarıdır.Eğer o toplum gerçekten islamı Kur'anın emrettiği doğrultuda yaşasa,bu anayasa da otomatikman Kur'ana uyan bir anayasa olurdu.Sorun biz müslümanlardadır.
Halbuki islam doğrudan kişiyi hedef alır ve onun iyi bir kul olma ,olabilme yollarını gösterir.Bu ,bize,islamın,Allah'ın bizden ne istediğini,ne ile sorumlu olduğumuzu gösterir.
Devletler bir toplum yönetim biçimi,anayasaları da ortak yaşamanın şartlarıdır.Eğer o toplum gerçekten islamı Kur'anın emrettiği doğrultuda yaşasa,bu anayasa da otomatikman Kur'ana uyan bir anayasa olurdu.Sorun biz müslümanlardadır.
H.SARI
يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
"Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve gönül incitmek suretiyle, yaptığınız hayırları boşa çıkarmayınız. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez. " BAKARA-264
ÖRNEK MÜSLÜMANIN ÖZELLİKLERİ
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''
-- Yalnız Allah'tan korkup sakınırlar :
==============================
"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (AL-İ İMRAN/102)
-- Yalnızca Allah'a ibadet ederler :
=============================
" Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et.
İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. " (ZÜMER/2-3)
-- Allah'ı herşeyin üzerinde tutarlar :
============================
" İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı. " (BAKARA/165)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''
-- Yalnız Allah'tan korkup sakınırlar :
==============================
"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (AL-İ İMRAN/102)
-- Yalnızca Allah'a ibadet ederler :
=============================
" Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et.
İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. " (ZÜMER/2-3)
-- Allah'ı herşeyin üzerinde tutarlar :
============================
" İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı. " (BAKARA/165)
-- Allah'tan başka ilah aramazlar :
===========================
"Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter." (AHZAB/39)
"Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz." (KASAS/88)
===========================
"Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter." (AHZAB/39)
"Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz." (KASAS/88)
-- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmazlar :
=============================
" O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. " (RUM/30)
-- Hiçbir kuşkuya kapılmadan iman ederler :
==================================
" Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır. "(HUCURAT/15)
-- Gayba iman ederler :
==================
" Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar." (BAKARA/3)
=============================
" O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. " (RUM/30)
-- Hiçbir kuşkuya kapılmadan iman ederler :
==================================
" Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır. "(HUCURAT/15)
-- Gayba iman ederler :
==================
" Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar." (BAKARA/3)
-- Herşeyin Allah'tan olduğunu bilirler :
==============================
"Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir. "(TEGABÜN/11)
De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (TEVBE/51)
De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler. (YUNUS/49)
Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de. (KEHF/23-24)
-- Asıl hedefleri Allah'ın rızasıdır :
==========================
" Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür. " (BAKARA/265)
==============================
"Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir. "(TEGABÜN/11)
De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (TEVBE/51)
De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler. (YUNUS/49)
Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de. (KEHF/23-24)
-- Asıl hedefleri Allah'ın rızasıdır :
==========================
" Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür. " (BAKARA/265)
-- Allah'ın ayetlerine gönülden boyun eğerler :
====================================
" İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti." (NİSA/125)
" Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar." (HUD/23)
====================================
" İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti." (NİSA/125)
" Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar." (HUD/23)
-- Allah'a güvenip-dayanırlar, Yardımın ancak Allah'tan olduğunu bilirler :
=================================================
" Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter." (AHZAB/48)
" Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin. " (NEML/79)
-- Daima Allah'ı anarlar :
=========================
" Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler." (AL-İ İMRAN/191)
" Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır." (RA'D/28)
=================================================
" Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter." (AHZAB/48)
" Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin. " (NEML/79)
-- Daima Allah'ı anarlar :
=========================
" Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler." (AL-İ İMRAN/191)
" Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır." (RA'D/28)
-- Kuran'a kuvvetle bağlanmışlardır :
=================================
" Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar." (EN'AM/92)
=================================
" Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar." (EN'AM/92)
" Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır." (AHZAB/34)
" Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar. " (FURKAN/73)
" Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. " (ANKEBUT/51)
" Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar. " (FURKAN/73)
" Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. " (ANKEBUT/51)
-- Allah'a asla nankörlük etmezler :
======================================
" Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir." (NEML/40)
======================================
" Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir." (NEML/40)
-- Kıyamet gününe kesin olarak inanırlar :
======================================
" Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler. "(ENBİYA/49)
" Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir." (ŞURA/7)
======================================
" Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler. "(ENBİYA/49)
" Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir." (ŞURA/7)
-- Gelecek endişesi taşımazlar
==================================
" Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir." (BAKARA/268)
==================================
" Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir." (BAKARA/268)
-- Allah'ın dinini tebliğ ederler :
============================
" Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter." (AHZAB/39)
============================
" Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter." (AHZAB/39)
--Gizli ya da açık infak ederler :
===========================
" Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır. "(RA'D/22)
===========================
" Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır. "(RA'D/22)
--Zekatı gereği gibi verirler :
===========================
" Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler, " (MÜ'MİNUN/4)
"Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım." (A'RAF/156)
" Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir "(BAKARA/110)
===========================
" Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler, " (MÜ'MİNUN/4)
"Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım." (A'RAF/156)
" Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir "(BAKARA/110)
--Emanete riayet ederler :
============================
" Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. " (MEARIC/32)
" Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler." (AL-İ İMRAN/75)
" Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. " (NİSA/58)
" Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler, "(MÜ'MİNUN/8)
--İyiliği emreder :
=================
" Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır." (AL-İ İMRAN/114)
" Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir. "(TEVBE/71)
" Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır. " (AL-İ İMRAN/110)
" Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir. "(HAC/41)
"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir." (LOKMAN/17)
" O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde ! "(TEVBE/12)
============================
" Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. " (MEARIC/32)
" Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler." (AL-İ İMRAN/75)
" Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. " (NİSA/58)
" Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler, "(MÜ'MİNUN/8)
--İyiliği emreder :
=================
" Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır." (AL-İ İMRAN/114)
" Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir. "(TEVBE/71)
" Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır. " (AL-İ İMRAN/110)
" Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir. "(HAC/41)
"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir." (LOKMAN/17)
" O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde ! "(TEVBE/12)
--Hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar :
=============================
" Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. "(A'RAF/199)
" Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır." (BAKARA/263)
" Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdir. " (NİSA/149)
=============================
" Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. "(A'RAF/199)
" Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır." (BAKARA/263)
" Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdir. " (NİSA/149)
--Adeletlidirler :
===================
" Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. "(NİSA/135)
" Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever." (MÜMTEHİNE/8)
" Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever." (HUCURAT/9)
" Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır". (MAİDE/8)
" Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir." (NİSA/58)
===================
" Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. "(NİSA/135)
" Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever." (MÜMTEHİNE/8)
" Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever." (HUCURAT/9)
" Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır". (MAİDE/8)
" Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir." (NİSA/58)
--Müslüman olması için kimseye baskı yapmazlar :
=========================================
" Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? " (YUNUS/99)
" De ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim." (YUNUS/108)
" Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler. " (KASAS/55)
" Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. "(BAKARA/256)
" Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.Onların üzerinde bir zorba değilsin. (GAŞİYE/21-22)
=========================================
" Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? " (YUNUS/99)
" De ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim." (YUNUS/108)
" Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler. " (KASAS/55)
" Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. "(BAKARA/256)
" Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.Onların üzerinde bir zorba değilsin. (GAŞİYE/21-22)
--Sabırlıdırlar :
===========================
" İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır." (FURKAN/75)
"O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (NAHL/42)
" Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz." (AL-İ İMRAN/200)
" Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez. "(HUD/115)
" Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler." (RUM/60)
" Rabbin için sabret." (MÜDDESSİR/7)
" Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! " BAKARA/155)
"Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" (BAKARA/250)
" Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. "(NAHL/96)
===========================
" İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır." (FURKAN/75)
"O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (NAHL/42)
" Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz." (AL-İ İMRAN/200)
" Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez. "(HUD/115)
" Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler." (RUM/60)
" Rabbin için sabret." (MÜDDESSİR/7)
" Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! " BAKARA/155)
"Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" (BAKARA/250)
" Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. "(NAHL/96)
--Kibirli değildirler :
===========================
" Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin." (İSRA/37)
" Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. "(HADİD/23)
" İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir. "(KASAS/83)
"Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar." (SECDE/15)
" Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. "(NİSA/36)
" O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler " (FURKAN/63)
" Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele." (HAC/34)
"Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez." (LOKMAN/18)
--Yapmayacakları şeyleri söylemezler :
======================================
" Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur. (SAFF/2-3)
-- Yoksulları korurlar :
==============================
" Onların mallarında belli bir hak vardır,
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için." (MEARİC/24-25)
"Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. (İNSAN/8)
===========================
" Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin." (İSRA/37)
" Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. "(HADİD/23)
" İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir. "(KASAS/83)
"Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar." (SECDE/15)
" Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. "(NİSA/36)
" O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler " (FURKAN/63)
" Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele." (HAC/34)
"Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez." (LOKMAN/18)
--Yapmayacakları şeyleri söylemezler :
======================================
" Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur. (SAFF/2-3)
-- Yoksulları korurlar :
==============================
" Onların mallarında belli bir hak vardır,
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için." (MEARİC/24-25)
"Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. (İNSAN/8)
--- Asla ümitsizliğe kapılmazlar :
===================================
"Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez." (YUSUF/87)
" De ki: Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (ZÜMMER/53)
''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''
Derleyen: Hamza SARI
===================================
"Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez." (YUSUF/87)
" De ki: Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (ZÜMMER/53)
''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''
Derleyen: Hamza SARI
DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR !
Allah,insanlara gönderdiği mesajlarında (ayetlerinde),önce seçtiği peygamberleri,sonra da onlar üzerinden kullarını muhatap alır.Peygamber hitabında eğer "sana mahsus olmak üzere" diye bir ayrıntı yoksa,O'na hitap edilen tüm emir ve yasaklar kulları için de geçerlidir.
Şimdi bir ayeti nakledeyim:
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
Şimdi bir ayeti nakledeyim:
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
"Ey peygamberler! (Dolayısıyla insanlar) Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim."
MÜ'MİNUN suresi,ayet-51
MÜ'MİNUN suresi,ayet-51
Dikkat edersek,bu ayet biz insanlara öncelikli olarak,güzel ve temiz (Tayyib=çok çok temiz,haram olmayan) yiyecek ve içeceklerle beslenmemiz gerektiğine vurgu yapar.
Dolayısıyla bizim aldığımız gıdaların haram ve helal olmaları,doğrudan bizim amellerimizi etkiler.
Peygamberimiz de bu ayeti bir hadisiyle açıklar:
"Onlar ki,el açıp yalvarırlar ama,dualarına asla karşılık bulamazlar,duaları kabul olmaz.Çünkü yedikleri-içtikleri haram,kullandıkları haramdır."
Allah A'raf suresinin 157. ayetinin bir bölümünde,helal ve haramları genel olarak anlatırken şu ifadeyi kullanıyor:
Dolayısıyla bizim aldığımız gıdaların haram ve helal olmaları,doğrudan bizim amellerimizi etkiler.
Peygamberimiz de bu ayeti bir hadisiyle açıklar:
"Onlar ki,el açıp yalvarırlar ama,dualarına asla karşılık bulamazlar,duaları kabul olmaz.Çünkü yedikleri-içtikleri haram,kullandıkları haramdır."
Allah A'raf suresinin 157. ayetinin bir bölümünde,helal ve haramları genel olarak anlatırken şu ifadeyi kullanıyor:
" Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. "
A'RAF-157
Bu ayet ,aynı zamanda bizzat ismen haram ve helal olduğu anlatılmayan şeyleri de kapsamış ve açıklamış oluyor.Yani bedenimize,ruhumuza,aklımıza,sosyal yaşamımıza,aile hayatımıza, zararlı olan herşey bu ayet ölçü alınırsa HARAMdır.
Bunun yanında bize,aklımıza,sağlığımıza,ruhumuza,sosyal yapımıza,aile hayatımıza yararlı,faydalı,kazanımlı olan herşey de HELALdir.
Şimdi asıl konuya gelelim:
Eğer dualarımızın gerçekten kabul edilmesini istiyorsak,mutlaka helal olan yiyecekler alıp,haramların her türlüsünden kaçacağız.İşte o zaman bakın dualarımız nasıl karşılık bulur,kabul olur,bizzat yaşayarak göreceğiz.
Şunu da bir not olarak yazayım: Aldığımız gıdaların vücudumuzda kalma süreleri,etki yapma zamanları ilmen 40 gün olarak tesbit edişmiştir.Bu da aklınızda bulunsun.
A'RAF-157
Bu ayet ,aynı zamanda bizzat ismen haram ve helal olduğu anlatılmayan şeyleri de kapsamış ve açıklamış oluyor.Yani bedenimize,ruhumuza,aklımıza,sosyal yaşamımıza,aile hayatımıza, zararlı olan herşey bu ayet ölçü alınırsa HARAMdır.
Bunun yanında bize,aklımıza,sağlığımıza,ruhumuza,sosyal yapımıza,aile hayatımıza yararlı,faydalı,kazanımlı olan herşey de HELALdir.
Şimdi asıl konuya gelelim:
Eğer dualarımızın gerçekten kabul edilmesini istiyorsak,mutlaka helal olan yiyecekler alıp,haramların her türlüsünden kaçacağız.İşte o zaman bakın dualarımız nasıl karşılık bulur,kabul olur,bizzat yaşayarak göreceğiz.
Şunu da bir not olarak yazayım: Aldığımız gıdaların vücudumuzda kalma süreleri,etki yapma zamanları ilmen 40 gün olarak tesbit edişmiştir.Bu da aklınızda bulunsun.
Hamza SARI
ÖNCE KENDİN BAŞAR
İnsanların yanlış ve anlaşılmaz bir yanı vardır,o da başkalarının başarısıyla kendilerine pay çıkarmasıdır.Kendi yapmadığı halde başkalarının başarısıyla övünmesidir.
Kendimizi ele alalım,kimilerimiz kendilerine Fatihi,kimileri de M.Kemali övünç kaynağı yapar.Adeta onların yaptıklarını kendileri yapmış gibi hissederler,bunu böyle yansıtırlar.
Ya da bazıları peygamber a.s . ve O'nun başarılarını kendi başarıları gibi algılamak isterler.Kimileri hocalarını,kimileri liderlerini bu konumda algılarlar.
Halbuki,kim ne konumda olursa olsun,kim hangi makam ve derecede olursa olsun,kim hangi kalite ve nicelikte olursa olsun,bunların tamamı,o kişinin kendine hastır.Onun övünç ya da,utanç olgusu sadece o zata,kişiye aittir.Onun başarıları,ya da zararları başkalarına yansımış olsa da,temelinde bu sorumluluk onlarındır.
Halbuki bize düşen,bizim asli görevimiz,doğrudan kendimizi ortaya koymamızdır.Yani sorumluluk doğrudan kendimize aittir.Başkalarının iyi olması,ya da kötü olması bize doğrudan bir sorumluluk yüklemez.Allah bile: "İnsan için ancak çalışmasının karşılığını vardır, " NECM-39 demiyor mu?
Bize düşen Fatihe duyulan hayranlık değil,Fatihi o hayranlık duyulan kişiliğine ulaştıran karakteri,azmi,kararı ve amelleri bizim de yapmamızdır.
Peygamberi övmek,göklere çıkarmak değil,O'nun "güzel örnekliğini" ortaya koyan yaşam biçimini bizim de yaşamamızdır.Peşinden gittiğiniz hocalarınızın,liderlerinizin şahsında,kişiliğinizi kaybetmeniz değil,en az onlar ve hatta onlardan da daha üstün kişilik,karakter,bilgi ve beceriye ulaşmanızdır.Bunu başaramadığınız takdirde,başkalarının gölgesinde kalan zayıf ve görünmez nesneler olarak,kişiliksiz sürüler olarak kalırsınız.
Şunu da asla unutmayın ki,kişiler için,kişiler adına yaşamayın,mücadele etmeyin,Savunacağınız,uğrunda mücadele edeceğiniz şeyler sadece sizin inancınız,idealleriniz olsun.İşte bu durum ancak sizi şerefli ve övünülecek,takdir edilecek insan yapar.
Kendimizi ele alalım,kimilerimiz kendilerine Fatihi,kimileri de M.Kemali övünç kaynağı yapar.Adeta onların yaptıklarını kendileri yapmış gibi hissederler,bunu böyle yansıtırlar.
Ya da bazıları peygamber a.s . ve O'nun başarılarını kendi başarıları gibi algılamak isterler.Kimileri hocalarını,kimileri liderlerini bu konumda algılarlar.
Halbuki,kim ne konumda olursa olsun,kim hangi makam ve derecede olursa olsun,kim hangi kalite ve nicelikte olursa olsun,bunların tamamı,o kişinin kendine hastır.Onun övünç ya da,utanç olgusu sadece o zata,kişiye aittir.Onun başarıları,ya da zararları başkalarına yansımış olsa da,temelinde bu sorumluluk onlarındır.
Halbuki bize düşen,bizim asli görevimiz,doğrudan kendimizi ortaya koymamızdır.Yani sorumluluk doğrudan kendimize aittir.Başkalarının iyi olması,ya da kötü olması bize doğrudan bir sorumluluk yüklemez.Allah bile: "İnsan için ancak çalışmasının karşılığını vardır, " NECM-39 demiyor mu?
Bize düşen Fatihe duyulan hayranlık değil,Fatihi o hayranlık duyulan kişiliğine ulaştıran karakteri,azmi,kararı ve amelleri bizim de yapmamızdır.
Peygamberi övmek,göklere çıkarmak değil,O'nun "güzel örnekliğini" ortaya koyan yaşam biçimini bizim de yaşamamızdır.Peşinden gittiğiniz hocalarınızın,liderlerinizin şahsında,kişiliğinizi kaybetmeniz değil,en az onlar ve hatta onlardan da daha üstün kişilik,karakter,bilgi ve beceriye ulaşmanızdır.Bunu başaramadığınız takdirde,başkalarının gölgesinde kalan zayıf ve görünmez nesneler olarak,kişiliksiz sürüler olarak kalırsınız.
Şunu da asla unutmayın ki,kişiler için,kişiler adına yaşamayın,mücadele etmeyin,Savunacağınız,uğrunda mücadele edeceğiniz şeyler sadece sizin inancınız,idealleriniz olsun.İşte bu durum ancak sizi şerefli ve övünülecek,takdir edilecek insan yapar.
Hamza SARI
MEZHEPLER
Mezhepte olmak,ya da bir mezhebe mensup olmak islamın ve imanın şartlarından biri değildir.Yani Allah'ın bir emri değildir.Kişileri bir mezhebe bağlamak da islamda yoktur.Hatta peygamber ve sahabe dönemlerinde de mezhepler yoktu.Mezhep,din konusunda bazı dini "nassları" (Ayetleri) kendi yorumlarıyla açıklayarak görüşler bildiren alimlerin yoludur.Onlar da aslında bir mezhep oluşturmak için,yola çıkmamışlardır.Sonradan onların peşinden gidenler,onları ve onların görüşlerini kabul edip takip ettikleri için mezhepler ortaya çıkmıştır.Kur'ana uyduğu müddetçe mezhep imamlarının görüşleri saygı görür,Kur'ana uymazsa saygı duyulmaz.Saygı duyulmadığı zaman da, Kur'ana ya da dine,islama değil,o zatın görüşlerine saygı duymamaktır.Onların görüşlerini tartışılmaz kabul etmek,kesinlikle yanlıştır.Bunu kabul edenler aslında Kur'anı ve Kur'anın sahibi olan Allah'ı bırakıp da ,onları tek otorite kabul etmiş olurlar ki,bu da tamamen ŞİRKtir.Biz ancak Kur'an ve Kur'ana uygun,onu açıklayıcı görüşlere saygı duyarız.İnsanların Kur'an ayetleri üzerinde açıklamaları %100 Kur'an demek değildir.Sadece o kişilerin ayetlerden anladıkları kadardır.Bazen %90,bazen de %50 veya %10 anlamış olurlar.Her kulun anlama kapasitesi ve aklını kullanması,eğitim seviyesi algılama gücü farklı farklıdır.Bu nedenlerle mealler ve tefsirler de farklılıklar söz konusu olabilir.Burada önemli olan peygamber sünneti dediğimiz,peygamber uygulamaları mutlaka dikkate alınmalıdır.Peygamber uygulamaları,hadislerden farklıdır.Hadis uygulama değil sözleridir.Peygamber sözü diye,peygamber adına da uydurulmuş binlerce yalan-yanlış,uydurma sözler vardır.Bunları da qyırt etme de takip edilecek yol,Kur'ana uygun olup olmadığı,yani uygunluğudur.
H.SARI
Buhari ve Müslim kaynaklı bazı sözleri peygambere atfederek hadis naklederler.O hadis dedikleri rivayete göre:
"Müslümanın kanı ancak üç şeyden birisi ile helâl olur. Zina eden evli, cana karşılık can, dinini terkeden ve İslâm toplumundan ayrılan kimse." (Buhârî, Diyet, 6; Müslim, Kasâme 25; Ebû Davud, Hudud, I; Tirmîzî, Hudud, 15) Bu hadisi İbn Mes'ud (r.a.) rivâyet etmiştir.
Bu rivayette sadece "cana karşılık can" yani kısas kısmı ayetlere uyar,diğer iki bölümü asla ayetlere uymaz.Yani bu söz bu durumda hadis olamaz,hatta peygambere atılmış bir iftiradır.
Allah, zina yapan kadın ve erkek ile ilgili hükmünü Nur suresi ,ayet-2 de 100 değnek sopa olarak açıklamıştır.Bekar ya da evli olması ayırt edilmeden bu ceza eşit şekilde uygulanır.
Dinden dönenler,yani islama inanmaktan vaz geçenler için ise asla dünyalık bir ceza yoktur.Eğer öyle bir ceza olmuş olsaydı,bu uygulama bazılarının Münafık olmalarına yol açardı.Yani inanmadığı halde inadık diyerek müslümanları kandırmış olurlardı.Halbuki bu durumda olanları Allah şiddetle kınıyor ve cehennemle cezalandıracağını söylüyor.
Dinden dönenler,çıkanlar için sadece ahirette bir ceza vardır,dünyalık yoktur.İşte ayetlerden bazıları:
" Sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. "(Bakara Suresi, 217)
"Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar� Allah onları bağışlayacak değildir…" (Nisa Suresi, 137)
Adam öldürenlere bile doğrudan kısas uygulanmaz.Önce ölenin taraflarına sorulur,eğer bir fidye (karşılık) alarak katili bağışlarsa,ya da almadan bağışlarsa,kısas yani öldürme işi,icraatı yerine getirilmez,öldürülmez.İslamın hükmü budur.İşte bu konuda bir ayet:
" Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır." Bakara suresi,ayet-178
"Müslümanın kanı ancak üç şeyden birisi ile helâl olur. Zina eden evli, cana karşılık can, dinini terkeden ve İslâm toplumundan ayrılan kimse." (Buhârî, Diyet, 6; Müslim, Kasâme 25; Ebû Davud, Hudud, I; Tirmîzî, Hudud, 15) Bu hadisi İbn Mes'ud (r.a.) rivâyet etmiştir.
Bu rivayette sadece "cana karşılık can" yani kısas kısmı ayetlere uyar,diğer iki bölümü asla ayetlere uymaz.Yani bu söz bu durumda hadis olamaz,hatta peygambere atılmış bir iftiradır.
Allah, zina yapan kadın ve erkek ile ilgili hükmünü Nur suresi ,ayet-2 de 100 değnek sopa olarak açıklamıştır.Bekar ya da evli olması ayırt edilmeden bu ceza eşit şekilde uygulanır.
Dinden dönenler,yani islama inanmaktan vaz geçenler için ise asla dünyalık bir ceza yoktur.Eğer öyle bir ceza olmuş olsaydı,bu uygulama bazılarının Münafık olmalarına yol açardı.Yani inanmadığı halde inadık diyerek müslümanları kandırmış olurlardı.Halbuki bu durumda olanları Allah şiddetle kınıyor ve cehennemle cezalandıracağını söylüyor.
Dinden dönenler,çıkanlar için sadece ahirette bir ceza vardır,dünyalık yoktur.İşte ayetlerden bazıları:
" Sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. "(Bakara Suresi, 217)
"Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar� Allah onları bağışlayacak değildir…" (Nisa Suresi, 137)
Adam öldürenlere bile doğrudan kısas uygulanmaz.Önce ölenin taraflarına sorulur,eğer bir fidye (karşılık) alarak katili bağışlarsa,ya da almadan bağışlarsa,kısas yani öldürme işi,icraatı yerine getirilmez,öldürülmez.İslamın hükmü budur.İşte bu konuda bir ayet:
" Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır." Bakara suresi,ayet-178
Hamza SARI
SADAKA ve ZEKAT
نَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاء وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Diyanet İşleri Meali:
" Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."TEVBE-60
" Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."TEVBE-60
Ayet gayet açıktır.Sadaka olarak adlandırılan ve aynı zamanda zekat anlamına gelen bir ilahi emirdir.FARZDIR.
Bu ibadetin mali,parasal bir görev olduğunu unutmayalım.Bu emri yerine getirirken,ayette açıklanan şekilde uygulamada bulunmamız da aynı şekilde bir emirdir,Farzdır.
Devlete verilen vergileri de bu bağlamda ,yani وَالْعَامِلِينَ = bunları toplamakla görevli memurları anlatan kelimenin gereği olarak zekatttan sayılır.Elbette bu vergilerin uygun yerlerde halkın hizmetinde kullanılması da önemlidir.Burada görev her ne kadar devlete düşmüş olsa da,devletin idare ettiği toplum da bunun uygun yerlerde kullanılmasında sorumludur.En azından STK aracılığıyla bunların takipçisi olmak zorundalar.
Bir diğer önemli husus da,zekatların,sadakaların,bir müslümanın borcunu kapatmak için verilmesidir.Bu da günümüzde son derece önemlidir.
Başka bir önemli konu da,islamın yayılması için harcanacak olmasıdır.İşte bu konuda kurulacak olan sivil toplum kuruluşlarına rahatça bu kaynak aktarılabilir.
Bu ayetten başka bir de şu ayet vardır:
Bu ibadetin mali,parasal bir görev olduğunu unutmayalım.Bu emri yerine getirirken,ayette açıklanan şekilde uygulamada bulunmamız da aynı şekilde bir emirdir,Farzdır.
Devlete verilen vergileri de bu bağlamda ,yani وَالْعَامِلِينَ = bunları toplamakla görevli memurları anlatan kelimenin gereği olarak zekatttan sayılır.Elbette bu vergilerin uygun yerlerde halkın hizmetinde kullanılması da önemlidir.Burada görev her ne kadar devlete düşmüş olsa da,devletin idare ettiği toplum da bunun uygun yerlerde kullanılmasında sorumludur.En azından STK aracılığıyla bunların takipçisi olmak zorundalar.
Bir diğer önemli husus da,zekatların,sadakaların,bir müslümanın borcunu kapatmak için verilmesidir.Bu da günümüzde son derece önemlidir.
Başka bir önemli konu da,islamın yayılması için harcanacak olmasıdır.İşte bu konuda kurulacak olan sivil toplum kuruluşlarına rahatça bu kaynak aktarılabilir.
Bu ayetten başka bir de şu ayet vardır:
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Diyanet Vakfi Meali:
" Mallarında, isteyen muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı."ZARİAT-19
Bu ayette açıkça bizim mallarımız,maddi kazancımız içerisinde fakirlerin de haklarının olduğunu kabul etmemizdir.Buna hiçbir müslüman itiraz edemez.ederse,şeytanlaşmış olur.Zira Allah'ın emrine itiraz edenler ancak şeytanlardır.
İşte bu anlayış ve kabulden sonra gönül rahatlığıyla,hatta bir ibadet aşkıyla mallarımızdan,kazandığımız dünyalıklardan ihtiyaç sahiplerine de vermeliyiz.Bunu yaptığımız takdirde mallarımızdan,kazancımızdan asla bir azalma söz konusu olamaz.Allah bunu da garanti altına alıyor.İşte bu konuda bir ayet:
" Mallarında, isteyen muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı."ZARİAT-19
Bu ayette açıkça bizim mallarımız,maddi kazancımız içerisinde fakirlerin de haklarının olduğunu kabul etmemizdir.Buna hiçbir müslüman itiraz edemez.ederse,şeytanlaşmış olur.Zira Allah'ın emrine itiraz edenler ancak şeytanlardır.
İşte bu anlayış ve kabulden sonra gönül rahatlığıyla,hatta bir ibadet aşkıyla mallarımızdan,kazandığımız dünyalıklardan ihtiyaç sahiplerine de vermeliyiz.Bunu yaptığımız takdirde mallarımızdan,kazancımızdan asla bir azalma söz konusu olamaz.Allah bunu da garanti altına alıyor.İşte bu konuda bir ayet:
يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
" Allah faizi eksiltir, sadakalari bereketlendirir. Allah pek nankor olan hicbir gunahkari sevmez." BAKARA-276
Sadaka,zekat aynı zamanda malı ve veren kişiyi de temizler.Malı bereketlendirir.Kişinin günahlarının affedilmesine sebep olduğu için de kişiyi temizlemiş olur.İşte bu konudaki Rabbimizin buyruğu şudur:
" Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir." TEVBE-103
Bu duygu,düşünce ve anlayışla verilen sadakalarımız,zekatlarımız inşallah kurtuluşumuza da bir vesile olmuş olur.Allah bu emrine uyan,yerine getirenlerden eylesin inşallah.
Hamza SARI
ŞUURSUZLUK FANATİKLİĞE YOL AÇAR
Müslümanların şuursuz olmaları,yaptıkları duaları,ibadetleri ve hatta tüm amellerini etkiliyor.
İslamda ,kötülüğe engel olma,iyiliği de yayma diye bir kural vardır.Bu kurala şuursuz müslüman asla uyamaz,çünkü bunun ne anlam ifade ettiğinin bilincinde değiller.
Şuursuz müslümanlar,basit müslümanlıklarla yetinmeği,kendine müslümanlık sanar.Bununla avunarak ömrünü doldurur.Halbuki Allah:
" Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) (islamı kabul ettik)” deyin. (Çünkü) Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” HUCURAT-14
İslamda ,kötülüğe engel olma,iyiliği de yayma diye bir kural vardır.Bu kurala şuursuz müslüman asla uyamaz,çünkü bunun ne anlam ifade ettiğinin bilincinde değiller.
Şuursuz müslümanlar,basit müslümanlıklarla yetinmeği,kendine müslümanlık sanar.Bununla avunarak ömrünü doldurur.Halbuki Allah:
" Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) (islamı kabul ettik)” deyin. (Çünkü) Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” HUCURAT-14
Dikkat ederseniz,Allah islamı kabul edip de,gereklerini yerine getirmeyenlere "BEDEVİLER" adını veriyor.Yani bugünkü şuursuz müslümanların durumlarını "bedeviler" olarak adlandırıyor.
İşte bu düzeyde kalmış müslümanlardan asla bir kurtuluş mücadelesi,çalışması beklenemez.Ancak İnandıkları dinin gereklerini yapmağa başlarlarsa,işte o zaman iman etmiş olarak "MÜ'MİN" adını alırlar.
Günümüzdeki müslümanlar daha Mü'min olamadıkları için amelleri de,din adına yaptıkları da bedevilikten ileri geçmiyor.
Dualarında bile samimiyet içerisinde olamıyorlar.Düşmalarına sadece "dilden beddualarla" karşılık veriyorlar.Halbuki Kur'an bunu istemiyor.Önce gereken çalışmalar yapılacak,sonra da gereğinin oluşması için Allah'a yalvarıp ,güvenilecek.
Allah Fatiha suresinde bunu açıkça anlatmış.Yani önce kulluğun gerekleri yapılacak,sonra da Allah'tan gereğinin oluşması için dua edilip istenecek.
Şimdi ABD 'nin başına islam düşmanı bir sapık geldi.Müslümanlar,daha doğrusu "şuursuz müslümanlar" hemen beddualara sarıldılar.Sanki bedduaları kabul olacakmış gibi.
Halbuki beddualar yerine,onların müslümanlarla mücadeleleri kadar,müslümanların da elbirliği yaparak tek vücut olarak mücadele etmeleri gerekmez mi?Belki o zaman duaları kabul görebilir.
Müslüman ismini almak değil,müslüman olduktan sonra iman edip,iyi ve güzel amellerle MÜ'MİN olmak daha güzel değil mi?
Müslümanların kurtuluşu dualarla değil,Mehdilerl beklemekle hiç değil.Ancak Çalışmakla,aklını kullanmakla,düşmanını tanıyıp,tedbirlerini ona göre alıp,mücadelesini aralıksız devam ettirmekle ve özellikle de BİRLİK olmakla mümkündür.
Allah bizleri şuurlu müslümanlardan,iman eden ve güzel ameller yapan kullarından eylesin inşallah.
İşte bu düzeyde kalmış müslümanlardan asla bir kurtuluş mücadelesi,çalışması beklenemez.Ancak İnandıkları dinin gereklerini yapmağa başlarlarsa,işte o zaman iman etmiş olarak "MÜ'MİN" adını alırlar.
Günümüzdeki müslümanlar daha Mü'min olamadıkları için amelleri de,din adına yaptıkları da bedevilikten ileri geçmiyor.
Dualarında bile samimiyet içerisinde olamıyorlar.Düşmalarına sadece "dilden beddualarla" karşılık veriyorlar.Halbuki Kur'an bunu istemiyor.Önce gereken çalışmalar yapılacak,sonra da gereğinin oluşması için Allah'a yalvarıp ,güvenilecek.
Allah Fatiha suresinde bunu açıkça anlatmış.Yani önce kulluğun gerekleri yapılacak,sonra da Allah'tan gereğinin oluşması için dua edilip istenecek.
Şimdi ABD 'nin başına islam düşmanı bir sapık geldi.Müslümanlar,daha doğrusu "şuursuz müslümanlar" hemen beddualara sarıldılar.Sanki bedduaları kabul olacakmış gibi.
Halbuki beddualar yerine,onların müslümanlarla mücadeleleri kadar,müslümanların da elbirliği yaparak tek vücut olarak mücadele etmeleri gerekmez mi?Belki o zaman duaları kabul görebilir.
Müslüman ismini almak değil,müslüman olduktan sonra iman edip,iyi ve güzel amellerle MÜ'MİN olmak daha güzel değil mi?
Müslümanların kurtuluşu dualarla değil,Mehdilerl beklemekle hiç değil.Ancak Çalışmakla,aklını kullanmakla,düşmanını tanıyıp,tedbirlerini ona göre alıp,mücadelesini aralıksız devam ettirmekle ve özellikle de BİRLİK olmakla mümkündür.
Allah bizleri şuurlu müslümanlardan,iman eden ve güzel ameller yapan kullarından eylesin inşallah.
H.SARI
RASULE SALAVAT NE ANLAMA GELİR
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
" Allah ve melekleri peygambere destek oluyorlar. Ey iman edenler! Siz de peygambere destek olunuz, ona yürekten bağlılığınızı ifade ediniz." AHZAB Suresi,ayet: 56
Bu ayeti,hem hocalar,hem de müslümanlar yıllarca yanlış anlayıp,yanlış uygulama yollarına girmişler.
Çokları burada geçen "yüsallüne" kelimesini,sözlü olarak övmek,selam etmek,rahmet okumak,dua etmek anlamlarını vermişler.Bunun sonucunda da:Peygambere şu kadar selat-selam ederseniz şu kadar günahlarınız affolunur diye kafalarına göre af sistemleri oluşturmuşlar.
Halbuki burada Allah,açıkça,"Allah ve melekler,Nebiye davasının tebliğ edilmesinde,başarıya ulaşmasında Ona destek olurlar.O halde siz de Ona bu konuda yardım edin,destekçi olun" denmektedir.
Peki peygambere destek nasıl olunur,peygamber hayatta yokki,Ona yardım edelim.Peki bu ayetin hükmü yok mu demektir.Hayır,asla öyle değil.Kur'anda tüm ayetlerin hükümleri kıyamete kadar geçerlidir.Peki öyleyse, biz bu ayeti nasıl anlamalıyız:
Ayette geçen "Nebi" sözü hem peygamberi kasdederken,hem de "doğru haberi getiren" anlamına gelir.O halde bu anlamı da dikkate alarak bize düşen görev Doğruların yanında olmak,doğruları savunanlara destek olmak olmalıdır.Zira doğru söyleyenlerin yardımcı hem Allah'tır,hem de meleklerdir.
Bir diğer anlamı da,Nebinin getirdiği doğru haberi,yani Kur'anı tebliğ etmek için çalışanlara hem Allah,hem de melekler yardımcı olurlar.O halde siz de bu yolda olanlara destek olunuz demek anlamına gelmez mi?
Hani Yasin suresinde,halka,doğru haberleri tebliğ eden iki tane haberci (Nebi) gelmişti de,halk onlara karşı çıkıyorlardı.Daha sonra şehrin başka bir yerinden,onlara destek olmak için gelen biri :" ey halkım,bu habercilere neden inanmazsınız,bunlar sizden bu tebliğleri karşılığında birşey istemiyorlar" diye onlara yardımcı olmak istedi.Fakat o yöre halkı bu adama da karşı çıktılar ve hatta daha da ileri giderek onu öldürdüler.
İşte Allah,o habercilere yardımcı olmak isterken o adamın öldürüldüğünde,Onun ağzından "cenneteki makamı gösterildiğinde,Keşke halkım da bunu bir bilselerdi" diye gizli alemde ulaşacağı nimeti hatırlatmıştı bizlere.
İşte bu ayette bize düşen görev,elimize tesbih alıp yüzlerce selavat söylemek değil,Kur'an yolunda olup da O'nu tebliğ edenlere destekçi olmaktır.Sevap olan da budur.
Çokları burada geçen "yüsallüne" kelimesini,sözlü olarak övmek,selam etmek,rahmet okumak,dua etmek anlamlarını vermişler.Bunun sonucunda da:Peygambere şu kadar selat-selam ederseniz şu kadar günahlarınız affolunur diye kafalarına göre af sistemleri oluşturmuşlar.
Halbuki burada Allah,açıkça,"Allah ve melekler,Nebiye davasının tebliğ edilmesinde,başarıya ulaşmasında Ona destek olurlar.O halde siz de Ona bu konuda yardım edin,destekçi olun" denmektedir.
Peki peygambere destek nasıl olunur,peygamber hayatta yokki,Ona yardım edelim.Peki bu ayetin hükmü yok mu demektir.Hayır,asla öyle değil.Kur'anda tüm ayetlerin hükümleri kıyamete kadar geçerlidir.Peki öyleyse, biz bu ayeti nasıl anlamalıyız:
Ayette geçen "Nebi" sözü hem peygamberi kasdederken,hem de "doğru haberi getiren" anlamına gelir.O halde bu anlamı da dikkate alarak bize düşen görev Doğruların yanında olmak,doğruları savunanlara destek olmak olmalıdır.Zira doğru söyleyenlerin yardımcı hem Allah'tır,hem de meleklerdir.
Bir diğer anlamı da,Nebinin getirdiği doğru haberi,yani Kur'anı tebliğ etmek için çalışanlara hem Allah,hem de melekler yardımcı olurlar.O halde siz de bu yolda olanlara destek olunuz demek anlamına gelmez mi?
Hani Yasin suresinde,halka,doğru haberleri tebliğ eden iki tane haberci (Nebi) gelmişti de,halk onlara karşı çıkıyorlardı.Daha sonra şehrin başka bir yerinden,onlara destek olmak için gelen biri :" ey halkım,bu habercilere neden inanmazsınız,bunlar sizden bu tebliğleri karşılığında birşey istemiyorlar" diye onlara yardımcı olmak istedi.Fakat o yöre halkı bu adama da karşı çıktılar ve hatta daha da ileri giderek onu öldürdüler.
İşte Allah,o habercilere yardımcı olmak isterken o adamın öldürüldüğünde,Onun ağzından "cenneteki makamı gösterildiğinde,Keşke halkım da bunu bir bilselerdi" diye gizli alemde ulaşacağı nimeti hatırlatmıştı bizlere.
İşte bu ayette bize düşen görev,elimize tesbih alıp yüzlerce selavat söylemek değil,Kur'an yolunda olup da O'nu tebliğ edenlere destekçi olmaktır.Sevap olan da budur.
H.SARI
Subscribe to:
Posts (Atom)