Thursday, 27 December 2012
İSLAM HUKUKU
İslam,bir hak dindir.Kuralları da Allah tarafından konmuştur.Bu nedenle islamın kurallarında zamana ve zemine göre değişme olmaz.Bu değişmezliği,zamanlara uymaz anlamında değildir.İslam geldiği zamandan,kıyamete kadar geçen bütün zamanlara ve zamanın insanlarına hitap eder.Çünkü insanı yaratan Allah,elbette onun ihtiyaçlarını da en iyi bilendir.İşte bu nedenle Allahın koyduğu kurallar tamı-tamına insan yaşamına uygun olduğu için değişmez.
İslamın hukuk kurallarından bazıları:
1-Emr-i bil mağruf,nehy-i an-il münker: (iyi,güzel,faydalı amelleri-işleri- ) yapmak,anlatmak,yay-mak, (kötü,çirkin,faydasız,zararlı amelleri-işleri) yapmamak,yapılmasını engellemek.
İslam hukukunda insan esas alınır.İnsan ile yaratıcısı Allah arasında kurulacak bağ çok önemlidir.İnsan herşeyden önce kendini "KUL" olacak makama oturtmalıdır.Bu olunca,İnsan kendine Allah tarafından gönderilen hitapları,teklif ve emirleri yerine getirme sorumluluğunu kabul etmiş demek olur.Yani kendini Allah'ın rakibi görmediği gibi,O'nun dediklerine de uyma sözü vermiş ve bunu da icraatlarıyla göstermesi demektir. "Ben Allah'a kul oldum dedikten sonra,Allah'ın kendine teklif ettiği sorumlulukları yerine getirmemek" kelimenin tam anlamıyla "SAMİMİYETSİZLİKTİR" İnsan kişiliğine sahip çıktıkça,adamdır.Bu da insanın sözünde durmasıyla ilk adımı atmasıdır.
2- Adalet ve dağılımı:Adalet,islam hukukunun vazgeçilmezidir.Sosyal hayatın,insani ilişkilerin temelinde adalet vardır.Adalet, Hak ve Hukukun yerine getirilmesidir.Adaletin olduğu yerde haksızlık yoktur,zulüm yoktur.İslamda kötülüğe,kötülükle karşılık verme yoktur. "KISAS" tamamen farklı bir yasadır.Kısas,adaletin yerine getirlmesidir.
"Muhakkak ki Allah, adaleti,iyiliği,akrabaya yardım etmeyi emreder.Zinadan,fenalıklardan ve insanlara zulüm (haksızlık) yapmaktan da sizi yasaklar.Size böylece öğüt veriyor ki, bu öğütü tuta-sınız." Nahl suresi, ayet-90
İslamda bütün ilişkiler (insanî,ticarî,evlilik,..vs) adalet esasına göre yerine getirilir. İslam adaletsizliği zulümle eş-değer tutar.Adaletin olmadığı yerde mutlaka zulüm vardır.Zulüm ise cezası olan bir günahtır.Bu ceza hem dünyada,hem de ahirette söz konusu olabilir.Kur'anda adalet 20,zulüm ise 299 yerde geçer.Allah zulmü,yani adaletsizliği nerdeyse,her defasında hatırlatmış ve kötülemiş.Çözüm olarak da adaleti önermiştir.
"Ey mü'minler,Hak üzere durup,adaleti yerine getirmeğe çalışan hakimler ve Allah için doğru söyleyen şahitler olun.İsterse,yapacağınız şahitlik,sizin yahut ana-babanız veya yakın akrabanız aleyhine de olsa, ya da zengin-güçlü,fakir kimselerin aleyhinde de olsa,doğruluktan asla ayrılmayın ve şahitlik etmekten de asla vazgeçmeyin.Çünkü Allah size çok yakındır.Onun için siz ,haktan uzaklaşıp,nefsinize uymayın.Eğer adalet üzere hüküm vermez,ya da şahitlikten vazgeçerseniz veya doğru şahitlik etmezseniz,şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
Nisa suresi, ayet-135
3- Güçlükten kaçınmak: İslam hukunda güçlük değil,kolaylık esastır.Allah bile kullarına taşıyamıyacakları sorumlulukları yüklemiyor.
"Allah,sizin için kolaylık diler,zorluk vermez."Bakara suresi, ayet-185
"Allah size kolaylıklar gösterir.Çünkü insan zayıf yaratılmıştır." Nisa sıresi,ayet-28
Bu konuda Kur'anda yüzlerce ayet vardır.Namaz kılmaktan,oruç tutmaktan,savaşmaktan tutun da hayatın her alanında bu kolaylıkları görebiliriz.Hastalık,savaş,ağır kış şartları,fakirlik,körlük,sağırlık,sakatlık vs.hep birer zorluk olarak görülmüş ve bu durumlarda bile sorumluluklar hafifletilmiştir. "Köre vebal yoktur.Topala güçlük yok,hastaya güçlük yok" Fetih suresi,ayet-17
"Ancak sıkıntı ve zaruret nedeniyle,istemiyerek ve haddi tecavüz etmeyerek mecbur kalana günah yoktur." Bakara suresi,ayet-173
Peygamberimiz de:"Zorlaştırmayın,kolaylaştırın,nefret ettirmeyin,müjdeleyin" diye bunu açıkça ifade etmiştir.
Hatta islamda bazı büyük günahlar bile,zorlama altında yapılmışsa,karşılığında ceza veya günah yoktur.Mesela zorla tecavüze uğramış birine zina suçu yüklenmediği gibi,yaptığı iş günah bile sayılmaz.
Ayrıca ölüm tehlikesi arz edecek açlık derecesinde bile haram yiyeceklerden yenebilir izni vardır.
4-Az teklif: İslam dininde insanların mükellefiyetleri de gayet az tutulmuştur.Yani islamda gece -gündüz ibadet etmek yoktur.1 ay ramazan orucundan başka oruç farz değildir.Her sene Hac değil,gücün yeterse ömürde bir defa hac farzdır.Malın yarısından değil, çok az bir miktarından zekat alınır.Gece namazı bile,sadece peygamber için farz kılınmıştır.İslamda 4 kadınla evlik,sorumluğu artırdığı için bir kadınla evlenmenin " DAHA HAYIRLI OLDUĞU" vurgulanmıştır.
İslam hukukunun dayandığı temel yasalardan bazıları bunlardır.Bunlara uygun yaşam içinde olursak iyi bir kul ve iyi bir insan oluruz.Hem bu durumda,hem de ahirette saygıya ve Allahın mükafaatına layık oluruz.Allah yardımcımız olsun inşallah.
Monday, 17 December 2012
KUR'AN MESAJLARINI YAŞAMDA GÖSTERMEK
Kur'an, yaşamımaza yön verdiği müddetçe,O'nun emir ve yasaklarını dikkate aldığımız ölçüde müslümanız. Müslümanlıkta ölçümüz Kur'andır.Yaşantımızın,hayatımızın ve hatta ömrümüzün değerini ölçmek için,yaptığımız iş ve çabaları (amelleri) Kur'an mesajlarıyla (ayetleriyle) kıyaslamamız,yani ölçmemiz gerekir.O'na uygun ameller,kazançlar yapmışsak,müslüman olarak değerimiz yükselir. Eğer,O'ndan uzaklaşıyorsak,yani Kur'an mesajlarını dikkate almadan yaşıyorsak,müslüman olarak değerimiz aşağılara iniyor (zarardayız) demektir.Nasıl altının kaç ayar olduğunu anlamak için "MİHENK TAŞI"kullanılıyorsa,bir müslüman için de " değer ölçüsü", Kur'an olmalıdır.Altında en yüksek değer 24 ayar ise,müslümanda da,en yüksek makam, değer TAKVA olmalıdır.Takva:Allah'ı görüyormuş gibi yaşamaktır.
Değerimizi yükseltmek veya düşürmek,yine bizim elimizdedir.Şimdi Kur'andan bize yol gösteren ayetlerinden bazılarını okuyalım ve daha sonra hayatımızda bunu tatbik edelim.
1-"Erkeklerin yaptıkları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap vardır.Kadınların da yaptıkları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap vardır." Nisâ suresi,ayet-32
Demekki yapılan her iyiliğin mutlaka bir karşılığı vardır.Elbette kötülüğünde öyle.Önemli olan iyilikler yaparak kazançlı hale gelmektir.Yani Takvaya doğru yol almaktır.
2-"Onlar hayır olarak,ne yaparlarsa onun karşılığından (mükafaatından) asla mahrum edilmezler.Allah takva sahiplerini çok iyi bilendir."Al-i imran suresi,ayet-115
Demekki TAKVA'ya giden yolların başında iyilik yapmak,hayırlı ameller yapmak geliyor.Bunu yapmak çok mu zor ki?Elbette hayır.Ama sadece akıllı olmak ve fedakarlık yapmak yeterlidir.
3-"Sizlerden,hayra çağıran,iyilikleri emreden,kötülükleri engelleyen bir topluluk bulunsun.İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." Al-i imran suresi,ayet 104
Kurtuluşa ermenin,yani dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu,iyilik yapmak ve bunun yapılmasını teşvik etmek ve her türlü çirkinliği,kötülüğü engellemektir.Gerçekten tek bu ayetin hükmü bile yerine getirilse,dünya bile cennet gibi huzurlu yaşama kavuşur.Ama maalesef insanlar iyilik yapmadıkları gibi,kötülüklerle yaşamı ,yaşanmaz hale getiriyorlar.Hatta bazıları kötülükler üzerinde servet yapma peşinde koşuyor.Örneğin uyuşturucu ticareti gibi.İyi insanlar,kötülüklerin karşısında daima dik durmak,onların yapılmasına engel olmak zorundalar."BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN" anlayışı çok yanlıştır.Bugün sana dokunmayan zehirli yılan,bir gün gelir sani ve sevdiklerini de zehirleyebilir.İşte islam bu nedenle her türlü çirkinlikle,kötülükle,haramla mücadele etmeyi özellikle emrediyor.Bunu da Allah bizim ve yaşadığımız toplumun huzuru için istiyor.Bugün iyi insanlar bu görevi,yani kötülüklerle mücadele görevini yeteri kadar yapmış olsalardı,içinde yaşadığımız dünya böyle yaşanmaz hale gelmiyecekti.Demek İslam bu bakımdan Toplumsal yaşamın vazgeçilmez yasalarını insanlığa sunuyor.Hayat islamsız KAOSTUR.
4-"Kullarıma de ki,en güzel ve en iyi sözleri konuşsunlar."İsra suresi,ayet-53
İnsanlar arası ilişkilerde konuşma çok önemlidir.Konuşmanın en güzeli,yararlı ve güzel kelimelerle süslenenidir.Bakın bu konuyu bile din ele alıyor.İşte Allah bu nedenle "biz bu Kur'anda herşeyi açık açık anlattık" diyor.Kur'anı yaşamak işte bu nedenle önemlidir.Yaptığın her işte "ALLAH RIZASI esas olursa,karşılığında aynı zamanda SEVAP da vardır.Yani kul,konuşmasında bile ölçülü,faydalı,güzel olursa,hem bu dünyada,hem de ahirette kazançlı çıkıyor.
5-"Kendini en güzel ve iyi şekilde savun.Göreceksin ki,bu davranışınla ,aranda düşmanlık olanlar bile sana karşı samimi dost olacaklardır." Fussilet suresi,ayet-34
Allah kişilerin kendilerini savunacakları yolları bile Kur'anda anlatmış.Kavga eder gibi konuşmayı,hakaret içeren tartışmayı asla hoş görmüyor.Bunlar insanlar arasında düşmanlığı artırır,sen bu yolu seçme,konuşurken,hatta kendini savunurken bile güzel kelimeler kullan,münakaşadan,hakaretten uzak dur ki,sen kazançlı çıkasın diyor.Hatta böyle davranırsan senin hakkında kötü düşünen,sana düşman olanlar bile,senin dostun olabilir diyor.Acaba bu yolu kaç müslüman uyguluyor ki !Demekki Kur'anı anlamak bunları yerine getirmekle oluyor.Yoksa sadece DİLDE MÜSLÜMANLIKLA DEĞİL.
Değerimizi yükseltmek veya düşürmek,yine bizim elimizdedir.Şimdi Kur'andan bize yol gösteren ayetlerinden bazılarını okuyalım ve daha sonra hayatımızda bunu tatbik edelim.
1-"Erkeklerin yaptıkları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap vardır.Kadınların da yaptıkları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap vardır." Nisâ suresi,ayet-32
Demekki yapılan her iyiliğin mutlaka bir karşılığı vardır.Elbette kötülüğünde öyle.Önemli olan iyilikler yaparak kazançlı hale gelmektir.Yani Takvaya doğru yol almaktır.
2-"Onlar hayır olarak,ne yaparlarsa onun karşılığından (mükafaatından) asla mahrum edilmezler.Allah takva sahiplerini çok iyi bilendir."Al-i imran suresi,ayet-115
Demekki TAKVA'ya giden yolların başında iyilik yapmak,hayırlı ameller yapmak geliyor.Bunu yapmak çok mu zor ki?Elbette hayır.Ama sadece akıllı olmak ve fedakarlık yapmak yeterlidir.
3-"Sizlerden,hayra çağıran,iyilikleri emreden,kötülükleri engelleyen bir topluluk bulunsun.İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." Al-i imran suresi,ayet 104
Kurtuluşa ermenin,yani dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu,iyilik yapmak ve bunun yapılmasını teşvik etmek ve her türlü çirkinliği,kötülüğü engellemektir.Gerçekten tek bu ayetin hükmü bile yerine getirilse,dünya bile cennet gibi huzurlu yaşama kavuşur.Ama maalesef insanlar iyilik yapmadıkları gibi,kötülüklerle yaşamı ,yaşanmaz hale getiriyorlar.Hatta bazıları kötülükler üzerinde servet yapma peşinde koşuyor.Örneğin uyuşturucu ticareti gibi.İyi insanlar,kötülüklerin karşısında daima dik durmak,onların yapılmasına engel olmak zorundalar."BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN" anlayışı çok yanlıştır.Bugün sana dokunmayan zehirli yılan,bir gün gelir sani ve sevdiklerini de zehirleyebilir.İşte islam bu nedenle her türlü çirkinlikle,kötülükle,haramla mücadele etmeyi özellikle emrediyor.Bunu da Allah bizim ve yaşadığımız toplumun huzuru için istiyor.Bugün iyi insanlar bu görevi,yani kötülüklerle mücadele görevini yeteri kadar yapmış olsalardı,içinde yaşadığımız dünya böyle yaşanmaz hale gelmiyecekti.Demek İslam bu bakımdan Toplumsal yaşamın vazgeçilmez yasalarını insanlığa sunuyor.Hayat islamsız KAOSTUR.
4-"Kullarıma de ki,en güzel ve en iyi sözleri konuşsunlar."İsra suresi,ayet-53
İnsanlar arası ilişkilerde konuşma çok önemlidir.Konuşmanın en güzeli,yararlı ve güzel kelimelerle süslenenidir.Bakın bu konuyu bile din ele alıyor.İşte Allah bu nedenle "biz bu Kur'anda herşeyi açık açık anlattık" diyor.Kur'anı yaşamak işte bu nedenle önemlidir.Yaptığın her işte "ALLAH RIZASI esas olursa,karşılığında aynı zamanda SEVAP da vardır.Yani kul,konuşmasında bile ölçülü,faydalı,güzel olursa,hem bu dünyada,hem de ahirette kazançlı çıkıyor.
5-"Kendini en güzel ve iyi şekilde savun.Göreceksin ki,bu davranışınla ,aranda düşmanlık olanlar bile sana karşı samimi dost olacaklardır." Fussilet suresi,ayet-34
Allah kişilerin kendilerini savunacakları yolları bile Kur'anda anlatmış.Kavga eder gibi konuşmayı,hakaret içeren tartışmayı asla hoş görmüyor.Bunlar insanlar arasında düşmanlığı artırır,sen bu yolu seçme,konuşurken,hatta kendini savunurken bile güzel kelimeler kullan,münakaşadan,hakaretten uzak dur ki,sen kazançlı çıkasın diyor.Hatta böyle davranırsan senin hakkında kötü düşünen,sana düşman olanlar bile,senin dostun olabilir diyor.Acaba bu yolu kaç müslüman uyguluyor ki !Demekki Kur'anı anlamak bunları yerine getirmekle oluyor.Yoksa sadece DİLDE MÜSLÜMANLIKLA DEĞİL.
KURAN'A GÖRE KIYAMET VE ALAMETLERİ
Her önüne gelen kıyamet hakkında konuşur oldu.Son günlerde de başka bir sapığın ortaya attığı Kıyamet senaryolarıyla insanların inançları üzerine ipotek konmağa çalışıldı.Güya 21 Aralık 2012 de kıyamet olacakmışü ya da olağanüstü kıyamet alametleri olacakmış vs.vs...
Buna müslümanlar da eşlik ederse, vah olsun bu müslümanlara demekten kendimi alıkoyamadım.Gerçi yüzyıllardır müslümanlar kıyamet konusunda hep hurafelerle anlatılan hikayelerle avutuldu.Kimileri ölen İsayı geri getirmeğe çalışırken,kimileri her 100 senede bir mehdi bekledi.Hatta bazı sapıklar da bunu fırsat bilerek kendilerinin Mehdi olduğunu ilan ettiler.Velhasıl kıyamet ve alametleri hakkında bir sürü sapır-saçma bilgilerle hem kendilerini,hem de başkalarını sapıtmakta adeta yarıştılar.
Kimileri de daha ılımlı olarak,kıyametin ne zaman kopacağını elbet Allah bilir ama,bazı alametleri var,işte onlar zuhur etti (ortaya çıktı) derler.Bu alametleri de çöyle sıraladılar:yüksek binalar ,zinalar,erkekleşen kadınlar,kadınlaşan erkekler,ticaretin artması,ulemanın durumu,fitnenin zuhuru vs.vs. diye daha onlarca uyduruk alametler sıralarlar.
Kıyametin büyük alametleri olarak da,Mehdinin gelişini,İsanın gökten inişini,istanbulun fethedilmesini,hadramuttan (orta-doğudan) bir ateşin çıkarak dünyayı sarmasını,deccalın çıkmasını,İsanın deccalı öldürüp haçı kırarak domuzu öldürmesini vs.vs anlatırlar.
Bunların tamamı yalandır,uydurmadır ve asla Kur'anda anlatılan KIYAMET inancıyla ilgisi ve yakınlığı yoktur.Kıyamet elbette olacak.Ama bu hurafelerin oluşmasıyla asla ilgisi yoktur.Binalar,zinalar artacak derler,halbuki yüksek yüksek binalar,zinalar yıllar öncesinde de vardı.Hatta Lut kavminde sapıklık o kadar artmıştı ki,erkek-erkeğe ilişkilerde doruk yapmıştı.Ama ne oldu başlarına taş yağarak yok oldular.Yani kıyamet sadece onlar için oldu.Asıl kıyamet yine olmadı.Zaman zaman Allah bazı bölgelere ve özellikle ABD'ye felaketler yağdırıyor,fazlaca azdıkları için.Bunların zaman zaman olabileceğini Allah zaten Kur'anda açıklıyor.Ama bunlar ASIL KIYAMETİN ALAMETLERİ DEĞİLDİR.
Şimdi Kur'ana bir bakalım,kıyamet ve alametleri hakkında Allah ne diyor:
"SANA KIYAMETİN NE ZAMAN OLACAĞINI SORUYORLAR. DE Kİ,ONUN İLMİ ANCAK RABBİMİN KATINDADIR.ONUN VAKTİNİ ONDAN BAŞKASI AÇIKLAYAMAZ...." A'raf suresi,ayet-187
"İNSANLAR SANA KIYAMETİN ZAMANINI SORUYORLAR,DE Kİ,ONUN BİLGİSİ ALLAH KATINDADIR.NE BİLİRSİN BELKİ DE ZAMANI YAKINDIR." Ahzab suresi,ayet-63
"KIYAMET GÜNÜNÜN BİLGİSİ SADECE O'NA (Allah'a) AİTTİR..."Fussilet suresi,ayet-47
Daha başka ayetleri de burada zikretmek mümkün.Ama anlayanlar için yeterlidir sanırım.
Şimdi gelelim gelecek kıyametin alametlerine.Bu konuda Kur'an ne der?Kur'anda bu anlamda yani adı Kıyamet suresi olan bir sure de var.
"KIYAMET GÜNÜ NE ZAMANMIŞ DİYE SORAR. İŞTE GÖZ KAMAŞTIĞI,AY TUTULDUĞU GÜNEŞLE AY BİR ARAYA GETİRİLDİĞİ ZAMAN.O GÜN İNSAN,KAÇACAK YER NERESİ DİYEREK KAÇMAK İSTEYECEK.HAYIR HAYIR,O GÜN SIĞINILACAK YER YOKTUR."
Kıyamet suresi , ayetler-6,7,8,9,10,11
"NİHAYET YE'CÜC VE ME'CÜCÜN (SEDLERİ) AÇILDIĞI VE ONLAR HER TEPEDEN AKIN ETTİĞİ ZAMAN .GERÇEK VAAD (KIYAMET) YAKLAŞINCA BİRDEN İNKAR EDENLERİN GÖZLERİ DONAKALIR.YAZIKLAR OLSUN BİZE DERLER.GERÇEKTEN BİZ BU DURUMDAN HABERSİZMİŞİZ,HATTA BİZ ZALİM KİMSELERMİŞİZ DERLER."
Enbiya suresi,ayetler-96,97
Şimdi bu ayetler ışığında kıyamet hakkındaki kanaatımızı yeniden gözden geçirelim.Nerede kıyamet öncesi,yüksek binalar,zinalar,erkekleşen kadınlar,kadınlaşan erkekler,malların çoğalması,Mehdinin gelişi,İsanın gökten inişi,Deccalı öldürmesi,haçı kırıp domuzu öldürmesi ve de Deccal denen hayaletin çıkması.Bunların hiçbirisi yok Kur'anda.Kuranda olamayan bu hurafeleri yaymak için,Kur'ana karşı uyduruk hadisleri gündeme getirirler.Bakın Kuranda yok ama,Hadislerde var derler.Halbuki Bu konu,yani KIYAMET konusu tamamen Allahın bilgisine ait olması gerekirken,araya peygamberi sokarak Hem Allah,hem de Hz.Muhammed as.a iftira atarlar.Maalesef bunu da profietiketini almış zavallılar ve gıydırık hocalar üstlenir.Ve özellikle DİYOLOGCULAR bu uydurma hadislere dört elle sarılırlar.
Bir taraf Kur'anın şaşmaz ayetleri,diğer taraftan uydurdukları ve peygambere atfettikleri sahte hadisler.Allah açık açık biz İsa'yı öldürdük derken,bunlar göğe yükseldi,kıyamet öncesi geri gelecek derler.Bu anlayış asla İSLAM ANLAYIŞI,KUR'AN ANLAYIŞI OLAMAZ.
Buna müslümanlar da eşlik ederse, vah olsun bu müslümanlara demekten kendimi alıkoyamadım.Gerçi yüzyıllardır müslümanlar kıyamet konusunda hep hurafelerle anlatılan hikayelerle avutuldu.Kimileri ölen İsayı geri getirmeğe çalışırken,kimileri her 100 senede bir mehdi bekledi.Hatta bazı sapıklar da bunu fırsat bilerek kendilerinin Mehdi olduğunu ilan ettiler.Velhasıl kıyamet ve alametleri hakkında bir sürü sapır-saçma bilgilerle hem kendilerini,hem de başkalarını sapıtmakta adeta yarıştılar.
Kimileri de daha ılımlı olarak,kıyametin ne zaman kopacağını elbet Allah bilir ama,bazı alametleri var,işte onlar zuhur etti (ortaya çıktı) derler.Bu alametleri de çöyle sıraladılar:yüksek binalar ,zinalar,erkekleşen kadınlar,kadınlaşan erkekler,ticaretin artması,ulemanın durumu,fitnenin zuhuru vs.vs. diye daha onlarca uyduruk alametler sıralarlar.
Kıyametin büyük alametleri olarak da,Mehdinin gelişini,İsanın gökten inişini,istanbulun fethedilmesini,hadramuttan (orta-doğudan) bir ateşin çıkarak dünyayı sarmasını,deccalın çıkmasını,İsanın deccalı öldürüp haçı kırarak domuzu öldürmesini vs.vs anlatırlar.
Bunların tamamı yalandır,uydurmadır ve asla Kur'anda anlatılan KIYAMET inancıyla ilgisi ve yakınlığı yoktur.Kıyamet elbette olacak.Ama bu hurafelerin oluşmasıyla asla ilgisi yoktur.Binalar,zinalar artacak derler,halbuki yüksek yüksek binalar,zinalar yıllar öncesinde de vardı.Hatta Lut kavminde sapıklık o kadar artmıştı ki,erkek-erkeğe ilişkilerde doruk yapmıştı.Ama ne oldu başlarına taş yağarak yok oldular.Yani kıyamet sadece onlar için oldu.Asıl kıyamet yine olmadı.Zaman zaman Allah bazı bölgelere ve özellikle ABD'ye felaketler yağdırıyor,fazlaca azdıkları için.Bunların zaman zaman olabileceğini Allah zaten Kur'anda açıklıyor.Ama bunlar ASIL KIYAMETİN ALAMETLERİ DEĞİLDİR.
Şimdi Kur'ana bir bakalım,kıyamet ve alametleri hakkında Allah ne diyor:
"SANA KIYAMETİN NE ZAMAN OLACAĞINI SORUYORLAR. DE Kİ,ONUN İLMİ ANCAK RABBİMİN KATINDADIR.ONUN VAKTİNİ ONDAN BAŞKASI AÇIKLAYAMAZ...." A'raf suresi,ayet-187
"İNSANLAR SANA KIYAMETİN ZAMANINI SORUYORLAR,DE Kİ,ONUN BİLGİSİ ALLAH KATINDADIR.NE BİLİRSİN BELKİ DE ZAMANI YAKINDIR." Ahzab suresi,ayet-63
"KIYAMET GÜNÜNÜN BİLGİSİ SADECE O'NA (Allah'a) AİTTİR..."Fussilet suresi,ayet-47
Daha başka ayetleri de burada zikretmek mümkün.Ama anlayanlar için yeterlidir sanırım.
Şimdi gelelim gelecek kıyametin alametlerine.Bu konuda Kur'an ne der?Kur'anda bu anlamda yani adı Kıyamet suresi olan bir sure de var.
"KIYAMET GÜNÜ NE ZAMANMIŞ DİYE SORAR. İŞTE GÖZ KAMAŞTIĞI,AY TUTULDUĞU GÜNEŞLE AY BİR ARAYA GETİRİLDİĞİ ZAMAN.O GÜN İNSAN,KAÇACAK YER NERESİ DİYEREK KAÇMAK İSTEYECEK.HAYIR HAYIR,O GÜN SIĞINILACAK YER YOKTUR."
Kıyamet suresi , ayetler-6,7,8,9,10,11
"NİHAYET YE'CÜC VE ME'CÜCÜN (SEDLERİ) AÇILDIĞI VE ONLAR HER TEPEDEN AKIN ETTİĞİ ZAMAN .GERÇEK VAAD (KIYAMET) YAKLAŞINCA BİRDEN İNKAR EDENLERİN GÖZLERİ DONAKALIR.YAZIKLAR OLSUN BİZE DERLER.GERÇEKTEN BİZ BU DURUMDAN HABERSİZMİŞİZ,HATTA BİZ ZALİM KİMSELERMİŞİZ DERLER."
Enbiya suresi,ayetler-96,97
Şimdi bu ayetler ışığında kıyamet hakkındaki kanaatımızı yeniden gözden geçirelim.Nerede kıyamet öncesi,yüksek binalar,zinalar,erkekleşen kadınlar,kadınlaşan erkekler,malların çoğalması,Mehdinin gelişi,İsanın gökten inişi,Deccalı öldürmesi,haçı kırıp domuzu öldürmesi ve de Deccal denen hayaletin çıkması.Bunların hiçbirisi yok Kur'anda.Kuranda olamayan bu hurafeleri yaymak için,Kur'ana karşı uyduruk hadisleri gündeme getirirler.Bakın Kuranda yok ama,Hadislerde var derler.Halbuki Bu konu,yani KIYAMET konusu tamamen Allahın bilgisine ait olması gerekirken,araya peygamberi sokarak Hem Allah,hem de Hz.Muhammed as.a iftira atarlar.Maalesef bunu da profietiketini almış zavallılar ve gıydırık hocalar üstlenir.Ve özellikle DİYOLOGCULAR bu uydurma hadislere dört elle sarılırlar.
Bir taraf Kur'anın şaşmaz ayetleri,diğer taraftan uydurdukları ve peygambere atfettikleri sahte hadisler.Allah açık açık biz İsa'yı öldürdük derken,bunlar göğe yükseldi,kıyamet öncesi geri gelecek derler.Bu anlayış asla İSLAM ANLAYIŞI,KUR'AN ANLAYIŞI OLAMAZ.
Sunday, 16 December 2012
KUR'AN İNSANLARA HERŞEYİ ANLATIR
İnsanı yaratan Allahtır.Bu nedenle de yarattığı insanı yine en iyi tanıyan da O'dur. İnsanın isteklerini,emellerini,ihtiyaçlarını ,karşılaşacakları zorluklarını,ihtiraslarını, nelere muvaffak olup-olamayıcağını da yine mutlaka O bilir.İşte bu nedenle Allah insanları yaratmış ve aynı zamanda da onu , kendi başına bırakmamıştır.
"YEMİN OLSUN,İNSANI BİZ YARATTIK VE NEFSİNİN KENDİSİNE FISILDADIKLARINI BİLİRİZ VE BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ." Kaf suresi,ayet-16
İnsanı en iyi tanıyan Yüce ALLAH işte bu nedenle Kur'anı göndermiş ki,insanlar O'na bakarak,ondan yararlanarak hayatlarına çeki-düzen versinler istemiş.Bunu da çeşitli örnekler vererek yine Kur'anda anlatmış.
"GERÇEK OLARAK,BİZ BU KUR'ANDA İNSANLAR İÇİN HERŞEYDEN ÖRNEKLER VERDİK.BELKİ BUNLARDAN ÖĞÜT ALIR (ders çıkarır)" Zümer suresi,ayet-27
İnsanlar Allahsız bir hiçtirler.Yani Allah'ın yardımı ve yaratması olmasa,kendi başlarına birşeyler yapamazlar.
"EY İNSANLAR ! ALLAH'A MUHTAÇ OLAN ASIL SİZSİNİZ.ZENGİN VE ÖVÜLMEĞE LAYIK OLAN ANCAK O'DUR." Fâtır suresi,ayet-15
İnsanın iş yapma gücünü veren Allah'tır.İyiliği ve kötülüğü yaratan da Allah'tır.Kul ise yaptığı işten,çalışmadan sorumludur. "Ve enleyse lil-insani illâ masâ'a=insan ancak çalıştığının karşılığını alır" ayeti bunu açıkça anlatır.Kulun yaptığı işlerde yaratma gücü yoktur.Adam öldürmek de dahil,yemek yeme de dahil,konuşma ve yazma da dahil,aklınıza ne ,iş gelirse gelsin,hepsini yaratan ALLAH'tır.
Kur'an insanları doğru yola ulaştırmak için gönderilmiştir. "ŞÜPHESİZ Kİ,BU KUR'AN (insanları) EN DOĞRU YOLA İLETİR.İYİ DAVRANIŞLARDA BULUNAN MÜ'MİNLERE,KENDİLERİ İÇİN BÜYÜK MÜKAFAATLAR OLDUĞUNU MÜJDELER."
İsra suresi,ayet-9
"BİZ,KUR'ANDAN ÖYLE BİR ŞEY İNDİRİYORUZ Kİ O, MÜ'MİNLER İÇİN ŞİFA VE RAHMETTİR.ZALİMLERİN İSE ANCAK ZARARLARINI ARTIRIR."İsra suresi,ayet-82
Kur'an öğüt alınacak,hayat bilgisi alınacak kitaptır. "SANA BU MÜBAREK KİTABI (Kur'anı) AYETLERİNİ DÜŞÜNSÜNLER VE AKLI OLANLAR ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNDİRDİK."
Sâd suresi,ayet-29
demek ki Kur'andan öğüt alanlar,O'nun gösterdiği yoldan yürüyenler AKILLIDIR.Ondan uzak duranlar,O'na karşı çıkanlar akıllı değildirler.Onların kalpleri Kur'anın mesajlarına karşı adeta KİLİTLİdir. "ONLAR KUR'ANI DÜŞÜNMÜYORLAR (Kur'an üzerinde akıllarını kullanmıyorlar,anlamıyorlar,anlamaktan kaçınıyorlar) MI ? YOKSA KALPLERİ KİLİTLİ Mİ ?"
Muhammed suresi,ayet-24
Kur'an anlaşılması ve anlaşılan Kur'anı hayatımızda uygulamak üzere gönderilmiştir.Onun kutsallığına saygı,O'nu yükseklerde taşımak değildir.O'nu hayatımızın vazgeçilmez bir rehberi haline getirmemizdir.İşte bunu yaparsak Kur'ana saygılı olmuş oluruz.Yoksa bir tarafa atıp,sene de 1-2 defa anlamadığımız arapçasından okumakla Kur'ana saygı göstermiş olmayız.İyiliği emreden Allah bunun ancak Kur'ana bağlanmakla mümkün olacağını açık açık belirtir.
"İYİLİK,YÜZLERİNİZİ DOĞU VE BATIYA TARAFINA ÇEVİRMENİZ DEĞİLDİR.( Yani batılılar veya doğulular gibi teknolojide ilerlemeniz değildir) ASIL İYİLİK,O KİMSENİN ALLAH'A,AHİRET GÜNÜNE,MELEKLERE,KİTAPLARA PEYGAMBERLERE İNANMASI, (Yani iman esaslarına inanması) VE YAKINLARINA,YETİMLERE,KÖLELERE (yardıma muhtaçlara) SEVDİĞİ MALDAN HARCAMASI,NAMAZ KILMASI ,ZEKAT VERMESİ,ANTLAŞMA YAPTIĞI ZAMAN SÖZLERİNİ YERİNE GETİRMESİ,SIKINTI,HASTALIK VE SAVAŞ ZAMANINDA SABIR GÖSTERMESİDİR.
İŞTE DOĞRU OLANLAR BU ÖZELLİKLERE SAHİP OLANLARDIR.MÜTTAKİLER DE (Allah'tan gereği gibi korkanlar da,sevenler de) ANCAK ONLARDIR." Bakara suresi,ayet-177
Gördüğünüz gibi Kur'anın sadece bu ayeti bile herşeyi özetlemiş oluyor.Kur'anı anlamak işte bunları yerine getirmektir.Kur'anın emir ve yasaklarını hayatında göstermektir.Yoksa bir tarafta helal işlerken,diğer tarafta haramlarla hayat geçirmek değildir."Emredildiğin gibi dosdoğru ol" ayetine uygun yaşamaktır.İşte Kur'an bize bunu vermek ister.Bunu yaşayan Yüce peygamber Hz.Muhammed de işte bunun için "en güzel örnek ahlaklı insan" olarak Kur'anda anlatılmıştır.Herşey açık.Önemli olan Aklımızın ve yüreğimizin alıcısını KUR'AN vericisine uygun olarak ayarlamaktır.Bunu yine Kur'anın ifadesiyle anlatalım:
"HÂLÂ KUR'AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ ?eĞER O ALLAH'TAN BAŞKASI TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ OLSAYDI,ONDA BİRÇOK TUTARSIZLIK BULURLARDI." Nisâ suresi,ayet-82
"YEMİN OLSUN,İNSANI BİZ YARATTIK VE NEFSİNİN KENDİSİNE FISILDADIKLARINI BİLİRİZ VE BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ." Kaf suresi,ayet-16
İnsanı en iyi tanıyan Yüce ALLAH işte bu nedenle Kur'anı göndermiş ki,insanlar O'na bakarak,ondan yararlanarak hayatlarına çeki-düzen versinler istemiş.Bunu da çeşitli örnekler vererek yine Kur'anda anlatmış.
"GERÇEK OLARAK,BİZ BU KUR'ANDA İNSANLAR İÇİN HERŞEYDEN ÖRNEKLER VERDİK.BELKİ BUNLARDAN ÖĞÜT ALIR (ders çıkarır)" Zümer suresi,ayet-27
İnsanlar Allahsız bir hiçtirler.Yani Allah'ın yardımı ve yaratması olmasa,kendi başlarına birşeyler yapamazlar.
"EY İNSANLAR ! ALLAH'A MUHTAÇ OLAN ASIL SİZSİNİZ.ZENGİN VE ÖVÜLMEĞE LAYIK OLAN ANCAK O'DUR." Fâtır suresi,ayet-15
İnsanın iş yapma gücünü veren Allah'tır.İyiliği ve kötülüğü yaratan da Allah'tır.Kul ise yaptığı işten,çalışmadan sorumludur. "Ve enleyse lil-insani illâ masâ'a=insan ancak çalıştığının karşılığını alır" ayeti bunu açıkça anlatır.Kulun yaptığı işlerde yaratma gücü yoktur.Adam öldürmek de dahil,yemek yeme de dahil,konuşma ve yazma da dahil,aklınıza ne ,iş gelirse gelsin,hepsini yaratan ALLAH'tır.
Kur'an insanları doğru yola ulaştırmak için gönderilmiştir. "ŞÜPHESİZ Kİ,BU KUR'AN (insanları) EN DOĞRU YOLA İLETİR.İYİ DAVRANIŞLARDA BULUNAN MÜ'MİNLERE,KENDİLERİ İÇİN BÜYÜK MÜKAFAATLAR OLDUĞUNU MÜJDELER."
İsra suresi,ayet-9
"BİZ,KUR'ANDAN ÖYLE BİR ŞEY İNDİRİYORUZ Kİ O, MÜ'MİNLER İÇİN ŞİFA VE RAHMETTİR.ZALİMLERİN İSE ANCAK ZARARLARINI ARTIRIR."İsra suresi,ayet-82
Kur'an öğüt alınacak,hayat bilgisi alınacak kitaptır. "SANA BU MÜBAREK KİTABI (Kur'anı) AYETLERİNİ DÜŞÜNSÜNLER VE AKLI OLANLAR ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNDİRDİK."
Sâd suresi,ayet-29
demek ki Kur'andan öğüt alanlar,O'nun gösterdiği yoldan yürüyenler AKILLIDIR.Ondan uzak duranlar,O'na karşı çıkanlar akıllı değildirler.Onların kalpleri Kur'anın mesajlarına karşı adeta KİLİTLİdir. "ONLAR KUR'ANI DÜŞÜNMÜYORLAR (Kur'an üzerinde akıllarını kullanmıyorlar,anlamıyorlar,anlamaktan kaçınıyorlar) MI ? YOKSA KALPLERİ KİLİTLİ Mİ ?"
Muhammed suresi,ayet-24
Kur'an anlaşılması ve anlaşılan Kur'anı hayatımızda uygulamak üzere gönderilmiştir.Onun kutsallığına saygı,O'nu yükseklerde taşımak değildir.O'nu hayatımızın vazgeçilmez bir rehberi haline getirmemizdir.İşte bunu yaparsak Kur'ana saygılı olmuş oluruz.Yoksa bir tarafa atıp,sene de 1-2 defa anlamadığımız arapçasından okumakla Kur'ana saygı göstermiş olmayız.İyiliği emreden Allah bunun ancak Kur'ana bağlanmakla mümkün olacağını açık açık belirtir.
"İYİLİK,YÜZLERİNİZİ DOĞU VE BATIYA TARAFINA ÇEVİRMENİZ DEĞİLDİR.( Yani batılılar veya doğulular gibi teknolojide ilerlemeniz değildir) ASIL İYİLİK,O KİMSENİN ALLAH'A,AHİRET GÜNÜNE,MELEKLERE,KİTAPLARA PEYGAMBERLERE İNANMASI, (Yani iman esaslarına inanması) VE YAKINLARINA,YETİMLERE,KÖLELERE (yardıma muhtaçlara) SEVDİĞİ MALDAN HARCAMASI,NAMAZ KILMASI ,ZEKAT VERMESİ,ANTLAŞMA YAPTIĞI ZAMAN SÖZLERİNİ YERİNE GETİRMESİ,SIKINTI,HASTALIK VE SAVAŞ ZAMANINDA SABIR GÖSTERMESİDİR.
İŞTE DOĞRU OLANLAR BU ÖZELLİKLERE SAHİP OLANLARDIR.MÜTTAKİLER DE (Allah'tan gereği gibi korkanlar da,sevenler de) ANCAK ONLARDIR." Bakara suresi,ayet-177
Gördüğünüz gibi Kur'anın sadece bu ayeti bile herşeyi özetlemiş oluyor.Kur'anı anlamak işte bunları yerine getirmektir.Kur'anın emir ve yasaklarını hayatında göstermektir.Yoksa bir tarafta helal işlerken,diğer tarafta haramlarla hayat geçirmek değildir."Emredildiğin gibi dosdoğru ol" ayetine uygun yaşamaktır.İşte Kur'an bize bunu vermek ister.Bunu yaşayan Yüce peygamber Hz.Muhammed de işte bunun için "en güzel örnek ahlaklı insan" olarak Kur'anda anlatılmıştır.Herşey açık.Önemli olan Aklımızın ve yüreğimizin alıcısını KUR'AN vericisine uygun olarak ayarlamaktır.Bunu yine Kur'anın ifadesiyle anlatalım:
"HÂLÂ KUR'AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ ?eĞER O ALLAH'TAN BAŞKASI TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ OLSAYDI,ONDA BİRÇOK TUTARSIZLIK BULURLARDI." Nisâ suresi,ayet-82
Saturday, 27 October 2012
İSLAMDA KURBAN İBADETİ
KURBAN KESMEK İBADETİ insanlık tarihi kadar eskidir. İslamda bu ibadet taa Hz.Adem a.s danberi vardır..Bunu yine Kur'andan öğreniyoruz.
"Ey Rasulün,Ehl-i kitaba,Ademin iki oğlunun haberini hakkıyla oku.Onlar (Habil ve Kabil),Allah rızasını kazanmak için KURBAN kesmişlerdi de,birinden kabul edilmiş,diğerinden kabul edilmemişti.Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil),diğerine:-seni muhakkak öldüreceğim- demişti.Allah ancak takva sahiplerinin kurbanlarını kabul ederi" El-Maide suresi,ayet -27
Gelen her peygamberin getirdiği islamı emirlerin için de Namaz,Oruç, Zekat,Kurban ibadetleri mutlaka vardır.Hac ibadeti ise yine Allahın emriyle Hz.İbrahim a.s mın kabeyi yapmasından sonra farz kılınmıştır.İşte bu nedenle Kurban bir ibadettir ve ilk insandan bu güne kadar var olagelmiş bir ibadettir.FARZ'dır.Vacip olan ise ,Kabeyi tavaf etmek üzerine farz olduğu halde,herhangi bir sebeple Kabeyi ziyaret edememek nedeniyle de ,bunu telafi etmek maksadıyla kurban kesmek vaciptir. "Haccı da,umreyi de Allah için layıkıyla tam yapın.Fakat herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız,Kurbanlardan hangisi sizin için kolaysa (deve,sığır ve davar cinsinden) onu kesmek size VACİPTİR...."Bakara suresi ayet-196
Kurban kesmek ibadetiyle ilgili başka bir ayet de: "Biz her ümmete hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK. Şimdi ilahınız bir tek olan Allahtır.Öyle ise O'na teslim olun.İhlaslı ve mütevazi olanları sen müjdele." Hac suresi ayet-34
Ayette de açıkça görüldüğü gibi kurban da aynen oruç gibi eski ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir.
"Biz kurbanlık hayvanları da Allah'ın size verdiği ve dinin alametleri (işaretleri-belgeleri) kıldık.Sizin için bu kurbanlıklarda bir hayır vardır....."Hac suresi,ayet-36
Her ibadetin elbette bir şekil biçimi vardır.Namazdaki ruku,secde,oturma hareketleri ,oruçta aç kalma,yemek yememe,su içmeme,cinsel ilişkide bulunmama,hacda da dört duvarlı bina olan kabe, kabenin etrafında dönme,Arafatta vakfe (ayakta durarak dua ederek bekleme) gibi.İşte Kurbanda da Kurbanlık hayvan ve onun eti,derisi,kemikleri vs.Bunlar ibadetlerin sadece şekilleridir.Şekiller asla Allah'a ulaşmaz.Allah'a ulaşacak olan TAKVA'dır.Allah sevgisi ve Allah'a bağlılıktır.Allah'ı RAB olarak her işimizde ölçü almaktır.O'na kul olmaktır.Kulluğumuzu şekillerle de olsa göstermektir. "Elbette Kurbanların ne etleri,ne kanları, (asla) Allah'a ulaşmaz.Fakat ,ancak sizden TAKVA (halis gönülden bağlılık,ibadet anlayışı) Allah'a ulaşır.İşte kurbanlıkları böyle sizin emrinize verdi ki,size doğru yolu böylece göstermiş olsun.Allah'a tekbir getirerek O'nun adını yüceltin.Ey Rasulüm ihlasla güzel işler yapanları (cennetle) müjdele."Hac suresi,ayet-37
Demek ki,kurban keserken TEKBİR GETİRMEK DE FARZDIR.Zira Kur'anda bizim için yapılması emredilen her emir Farzdır.Farz sadece 32 tane değil,54 de değil.Kur'anda bize yapılmasının emredildiği her emir farzdır. (camilere giderken temiz ve güzel elbise giymek de bir Allah emridir.O da farzdır)
Kurban ile ilgili başka bir emir de: "O halde namaz kıl ve kurban kes." Kevser suresi,ayet-2
ayetidir.Yukardaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi tüm ibadetler gibi,Kurban kesmek ibadeti de Allah içindir.Buna dikkat çeken Rabbımız Allah " De ki,şüphesiz benim namazım ,kurbanım,hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbı Allah içindir." En'am suresi,ayet-162 diye bu gerçeği bize açıklamıştır.
Durum böyle olunca,yıllardır,hatta asırlardır bizlere Kurban Kesme ibadetiyle ilgili Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail'in Kur'anda geçen Kurban etme olayı anlatılır.Bunun direk olarak bizim kesdiğimiz Kurbanlıklarla asla ilgisi yoktur.O olay sadece ve sadece bu iki muhterem insanın bir imtihanıdır.Elbette o olayda da biz müslümanlar için çok önemli alınması gereken mesajlar vardır.Kur'anda anlatılan KISSALAR elbette birer hikaye değildir.Bize verilmek istenen binlerce MESAJLARI kapsar.Elbette o olayda da Kurban konusunda almamız gereken ibretlikler vardır.Örneğin,insanın kurban keserken en kötü hayvanını değil,en kıymetli, hatta çocuğu gibi kıymet verdiği bir hayvanı kurban etmeli.Kurban ederken sadece ve sadece Allahın emrini yerine getirmek kası ve maksadı olmalı.(et yemek maksadı değil).Allah için en sevdiği şeylerden vaz geçmesini bilmeli.Bunun da bir TAKVA olduğunu kavramalı.Ayrıca İbrahim ve İsmail peygamberlerin bu olayından çıkartılacak en önemli mesajın da SÖZÜNDE DURMAK,SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMEK olduğunu da unutmamak gerek.Zira yıllar yılı bir çocuğu olmayan ve ihtiyarlık sınırına dayanmış bir insanın (İbrahim.as.)dusaında "ey Allahım bana bir çocuk nasip et,sana en sevdiğim şeyi kurban bile ederim"demesinin altında bu SIR yatıyor.Onun bu isteğini,ihtiyarlık yaşında da olsa yerine getiren Allah'a karşı ,acaba İbrahim bu sözünü yerine getirebilecek mi? diye de bir imtihan söz konusu.Verdiğ sözü yerine getirebilme söz konudur bu olayda.Ayrıca insan Allah'ı öyle sevebilmeli ki,Allah emri karşısında en sevdiği şeylerden bile fedakarlık yapabilmeli İbrahim peygamber örneğinde olduğu gibi.İşte Kur'anda bu kıssalar bunu için vardır.Bize anlayacağımız dilde anlayışta anlatılan örneklerdir.Heyhat! kaç kişi bu öğütleri anlar ki..
İşte budur İslamda kurban ibadeti.Bu anlayış ve takvada kurban keselim.Unutmayalım ki kurban ibadetin de niyetler,Allah'a kullukta takınacağımız tavır ve niyetler önemlidir.
Diğer bir yanlışı da bu arada zikredeyim.Hani derler ya,kıyamette SIRAT KÖPRÜSÜNDE kestiğimiz kurbanlara binerek geçeceğiz diye.Kesinlikle bunun dinde,islam dininde yeri yoktur.Külliyen yalandır,batıldır,hurafedir,sakat inanıştır.Hatta sırat köprüsü diye bir şey de yoktur.Ne Kur'anda ve de ne Kur'ana uyan gerçek hadislerde böyle birşey söz konusu değilidr.Uydurma hadislerde olabilir,o da adı üstünde UYDURMA HADİS.Bunlar sahih hadis kitaplarında da olsa UYDURMADIR.Orada olmaları doğru hadis anlamına gelmez.Ölçü KUR'ANDIR.Kur'ana uymayan bir sözü asla Hz.Muhammed a.s.söylemez söylemez söylemez.Bu her müslümanın tek ölçüsü olsun.Ölçü Kur'andır.Din Kur'andır.Uygulaması ise Peygamber SÜNNETİDİR.Hadisi değil.Sünneti.Kur'ana uymayan bir yaşam biçimi de asla Peygamber sünneti olamaz.
"Ey Rasulün,Ehl-i kitaba,Ademin iki oğlunun haberini hakkıyla oku.Onlar (Habil ve Kabil),Allah rızasını kazanmak için KURBAN kesmişlerdi de,birinden kabul edilmiş,diğerinden kabul edilmemişti.Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil),diğerine:-seni muhakkak öldüreceğim- demişti.Allah ancak takva sahiplerinin kurbanlarını kabul ederi" El-Maide suresi,ayet -27
Gelen her peygamberin getirdiği islamı emirlerin için de Namaz,Oruç, Zekat,Kurban ibadetleri mutlaka vardır.Hac ibadeti ise yine Allahın emriyle Hz.İbrahim a.s mın kabeyi yapmasından sonra farz kılınmıştır.İşte bu nedenle Kurban bir ibadettir ve ilk insandan bu güne kadar var olagelmiş bir ibadettir.FARZ'dır.Vacip olan ise ,Kabeyi tavaf etmek üzerine farz olduğu halde,herhangi bir sebeple Kabeyi ziyaret edememek nedeniyle de ,bunu telafi etmek maksadıyla kurban kesmek vaciptir. "Haccı da,umreyi de Allah için layıkıyla tam yapın.Fakat herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız,Kurbanlardan hangisi sizin için kolaysa (deve,sığır ve davar cinsinden) onu kesmek size VACİPTİR...."Bakara suresi ayet-196
Kurban kesmek ibadetiyle ilgili başka bir ayet de: "Biz her ümmete hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK. Şimdi ilahınız bir tek olan Allahtır.Öyle ise O'na teslim olun.İhlaslı ve mütevazi olanları sen müjdele." Hac suresi ayet-34
Ayette de açıkça görüldüğü gibi kurban da aynen oruç gibi eski ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir.
"Biz kurbanlık hayvanları da Allah'ın size verdiği ve dinin alametleri (işaretleri-belgeleri) kıldık.Sizin için bu kurbanlıklarda bir hayır vardır....."Hac suresi,ayet-36
Her ibadetin elbette bir şekil biçimi vardır.Namazdaki ruku,secde,oturma hareketleri ,oruçta aç kalma,yemek yememe,su içmeme,cinsel ilişkide bulunmama,hacda da dört duvarlı bina olan kabe, kabenin etrafında dönme,Arafatta vakfe (ayakta durarak dua ederek bekleme) gibi.İşte Kurbanda da Kurbanlık hayvan ve onun eti,derisi,kemikleri vs.Bunlar ibadetlerin sadece şekilleridir.Şekiller asla Allah'a ulaşmaz.Allah'a ulaşacak olan TAKVA'dır.Allah sevgisi ve Allah'a bağlılıktır.Allah'ı RAB olarak her işimizde ölçü almaktır.O'na kul olmaktır.Kulluğumuzu şekillerle de olsa göstermektir. "Elbette Kurbanların ne etleri,ne kanları, (asla) Allah'a ulaşmaz.Fakat ,ancak sizden TAKVA (halis gönülden bağlılık,ibadet anlayışı) Allah'a ulaşır.İşte kurbanlıkları böyle sizin emrinize verdi ki,size doğru yolu böylece göstermiş olsun.Allah'a tekbir getirerek O'nun adını yüceltin.Ey Rasulüm ihlasla güzel işler yapanları (cennetle) müjdele."Hac suresi,ayet-37
Demek ki,kurban keserken TEKBİR GETİRMEK DE FARZDIR.Zira Kur'anda bizim için yapılması emredilen her emir Farzdır.Farz sadece 32 tane değil,54 de değil.Kur'anda bize yapılmasının emredildiği her emir farzdır. (camilere giderken temiz ve güzel elbise giymek de bir Allah emridir.O da farzdır)
Kurban ile ilgili başka bir emir de: "O halde namaz kıl ve kurban kes." Kevser suresi,ayet-2
ayetidir.Yukardaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi tüm ibadetler gibi,Kurban kesmek ibadeti de Allah içindir.Buna dikkat çeken Rabbımız Allah " De ki,şüphesiz benim namazım ,kurbanım,hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbı Allah içindir." En'am suresi,ayet-162 diye bu gerçeği bize açıklamıştır.
Durum böyle olunca,yıllardır,hatta asırlardır bizlere Kurban Kesme ibadetiyle ilgili Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail'in Kur'anda geçen Kurban etme olayı anlatılır.Bunun direk olarak bizim kesdiğimiz Kurbanlıklarla asla ilgisi yoktur.O olay sadece ve sadece bu iki muhterem insanın bir imtihanıdır.Elbette o olayda da biz müslümanlar için çok önemli alınması gereken mesajlar vardır.Kur'anda anlatılan KISSALAR elbette birer hikaye değildir.Bize verilmek istenen binlerce MESAJLARI kapsar.Elbette o olayda da Kurban konusunda almamız gereken ibretlikler vardır.Örneğin,insanın kurban keserken en kötü hayvanını değil,en kıymetli, hatta çocuğu gibi kıymet verdiği bir hayvanı kurban etmeli.Kurban ederken sadece ve sadece Allahın emrini yerine getirmek kası ve maksadı olmalı.(et yemek maksadı değil).Allah için en sevdiği şeylerden vaz geçmesini bilmeli.Bunun da bir TAKVA olduğunu kavramalı.Ayrıca İbrahim ve İsmail peygamberlerin bu olayından çıkartılacak en önemli mesajın da SÖZÜNDE DURMAK,SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMEK olduğunu da unutmamak gerek.Zira yıllar yılı bir çocuğu olmayan ve ihtiyarlık sınırına dayanmış bir insanın (İbrahim.as.)dusaında "ey Allahım bana bir çocuk nasip et,sana en sevdiğim şeyi kurban bile ederim"demesinin altında bu SIR yatıyor.Onun bu isteğini,ihtiyarlık yaşında da olsa yerine getiren Allah'a karşı ,acaba İbrahim bu sözünü yerine getirebilecek mi? diye de bir imtihan söz konusu.Verdiğ sözü yerine getirebilme söz konudur bu olayda.Ayrıca insan Allah'ı öyle sevebilmeli ki,Allah emri karşısında en sevdiği şeylerden bile fedakarlık yapabilmeli İbrahim peygamber örneğinde olduğu gibi.İşte Kur'anda bu kıssalar bunu için vardır.Bize anlayacağımız dilde anlayışta anlatılan örneklerdir.Heyhat! kaç kişi bu öğütleri anlar ki..
İşte budur İslamda kurban ibadeti.Bu anlayış ve takvada kurban keselim.Unutmayalım ki kurban ibadetin de niyetler,Allah'a kullukta takınacağımız tavır ve niyetler önemlidir.
Diğer bir yanlışı da bu arada zikredeyim.Hani derler ya,kıyamette SIRAT KÖPRÜSÜNDE kestiğimiz kurbanlara binerek geçeceğiz diye.Kesinlikle bunun dinde,islam dininde yeri yoktur.Külliyen yalandır,batıldır,hurafedir,sakat inanıştır.Hatta sırat köprüsü diye bir şey de yoktur.Ne Kur'anda ve de ne Kur'ana uyan gerçek hadislerde böyle birşey söz konusu değilidr.Uydurma hadislerde olabilir,o da adı üstünde UYDURMA HADİS.Bunlar sahih hadis kitaplarında da olsa UYDURMADIR.Orada olmaları doğru hadis anlamına gelmez.Ölçü KUR'ANDIR.Kur'ana uymayan bir sözü asla Hz.Muhammed a.s.söylemez söylemez söylemez.Bu her müslümanın tek ölçüsü olsun.Ölçü Kur'andır.Din Kur'andır.Uygulaması ise Peygamber SÜNNETİDİR.Hadisi değil.Sünneti.Kur'ana uymayan bir yaşam biçimi de asla Peygamber sünneti olamaz.
Thursday, 18 October 2012
Thursday, 11 October 2012
İSLAM VE SAVAŞ
İslam barış demektir,Sulh demektir.Allaha teslim olmak demektir.Savaş ise cehd kelimesinden gelen Cihad demektir.Cehd aynı zamanda kararlı hareket etmek demektir.Allah yolunda karar verip,verdiği karardan dönmemek demektir.Allah yolunda mücadele etmek,mücahade temek demektir.Allah yolunda malını canını feda edecek kadar bağlı olmak demektir.
İslamda savaşmak elbette vardır.Ama ne zaman savaş gerektiğini de yine bize Kuran haber verir.İslamda savaş,masum insanları öldürmek için yapılmaz.Sivil halkın üzerine bomba atarak olmaz.Çarşı-pazarı bombalayarak olmaz.Bunlar islamın öngördüğü savaş değildir.Bunlar islam düşmanlarının,islamı kötü göstermek için,terör dini yapmak için,bazı cahil-fanatikleri kullanmalarından başka birşey değildir.Bu yolda olanlara müslüman bile denmez.Kuran haksız yere bir cana kıyan ,bütün insanlığı öldürmüş gibi kabul eder.İşte islam bu islam dışı savaşmayı kesinlikle yasak eder.Bunları Cani-katil sayar.Gizli örgütlerin maşaları olan bu terör yanlılarını asla müslüman saymaz.
İslam savaşan,savaşla dini tebliğ eden bir anlayışı kesinlikle reddeder."DİNDE ZORLAMA YOKTUR.ÇÜNKÜ İYİLİK VE KÖTÜLÜKLER APAÇIK BELİRTİLMİŞTİR.KİM KÖTÜLÜKLERE SON VERİR,ALLAHA İNANIRSA,ASLA KOPMAYAN BİR BAĞA (YOLA) BAĞLANMIŞ OLUR." Bakara suresi,ayet-256
"EĞER MÜŞRİKLERDEN BİRİSİ SANA SIĞINIRSA,SEN ONU KORU Kİ,ALLAHIN SÖZÜNÜ ( KURANI) İŞİTSİN.SONRA YİNE DE İNANMAZSA KENDİNİ EMİN (GÜVENDE) HİSSEDECEĞİ YANDAŞLARININ YANINA KADAR GÖTÜRÜN TESLİM EDİN.ÇÜNKÜ ONLAR ALLAHIN DİNİNİ BİLMEZLER." Tevbe suresi, ayet-6
islam değil bir topluma suçsuz yere savaş açmayı, onlara karşı adaletsizlik yapmayı bile yasaklar. " BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ,SAKIN SİZİ ADALETSİZLİĞE SÜRÜKLEMESİN.ADİL OLUN.ÇÜNKÜ ALLAHA YAKIN OLMANIN TEK YOLU ODUR.ALLAHTAN KORKUN VE BÖYLECE KORUNMUŞ OLURSUNUZ." El-Maide-8
islamın öngördüğü savaş ise yine ayetlerde açıklanır.İşte bunlardan biri: "SADECE RABBIMIZ ALLAH DEDİKLERİ İÇİN YURTLARINDAN HAKSIZ YERE ÇIKARTILANLAR,ZULME UĞRAMIŞ OLANLAR İÇİN SAVAŞMALARINA İZİN VERİLMİŞTİR.ALLAH ONLARI MUZAFFER ETMEĞE KADİRDİR..." El-Hac suresi-39,40
İslam barışı savunur.Dünya insanlığının islam ile barışa kavuşacağını ilan eder. "TEK DİN ALLAHIN DİNİ OLUNCAYA KADAR,DÜNYA BARIŞINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN GAYRET EDİN,ÇALIŞIN" Bakara suresi ayet-193.
İslamı anlamak için Kuranı iyi anlamak gerek.Aksi takdirde gizli ajanların,kirli emellerine alet olursunuz.İşte el-Kaide örgütü.önderi bin Ladin 20 seneden fazla CIA ile birlikte çalıştı.ABD Onu öldürdük dedi ama asla gerçek değil.Ölüsünü bile göstermediler,oyunları ortaya çıkmasın diye.Müslüman allah yolunda giden BARIŞIN SEMBOLÜDÜR. Her türlü terörü şiddetle kınar ve reddeder.Onların yaptığı islama hizmet değil,islamı kötülemedir.Özellikle bazı gizli örgütler müslümanları tuzağa düşürmek için hadi vuralım,hadi öldürelim gibi kışkırtıcı provakatör eylemlerde bulunurlar.Asla bunlara alet olmayın.Bir yerlere saldıralım diyenler kesinlikle ajandır.Müslüman asla böyle bir duygu ve inançta olamaz.Müslüman insanları inançlarından dolayı da asla yargılayamaz.Çünkü "dinde zorlama yoktur".Müslüman islamı güzel ahlakıyla,karekteri ile temsil eder.Müslüman barış insanıdır.Yardım severdir,komşusuyla iyi geçinendir.Emin insandır.Başkasının malına,canına asla zarar vermeyendir.Müslüman asla kendini Tanrı yerine koyarak ceza kesemez.Hüküm veremez.Tek hüküm sahibi Allahtır.Müslüman ancak Allahın emirlerine uyduğu müddetçe değer kazanır.Dinde olmayan şeyleri,asla din gibi,dini emir gibi algılayamaz.
İslamda savaşmak elbette vardır.Ama ne zaman savaş gerektiğini de yine bize Kuran haber verir.İslamda savaş,masum insanları öldürmek için yapılmaz.Sivil halkın üzerine bomba atarak olmaz.Çarşı-pazarı bombalayarak olmaz.Bunlar islamın öngördüğü savaş değildir.Bunlar islam düşmanlarının,islamı kötü göstermek için,terör dini yapmak için,bazı cahil-fanatikleri kullanmalarından başka birşey değildir.Bu yolda olanlara müslüman bile denmez.Kuran haksız yere bir cana kıyan ,bütün insanlığı öldürmüş gibi kabul eder.İşte islam bu islam dışı savaşmayı kesinlikle yasak eder.Bunları Cani-katil sayar.Gizli örgütlerin maşaları olan bu terör yanlılarını asla müslüman saymaz.
İslam savaşan,savaşla dini tebliğ eden bir anlayışı kesinlikle reddeder."DİNDE ZORLAMA YOKTUR.ÇÜNKÜ İYİLİK VE KÖTÜLÜKLER APAÇIK BELİRTİLMİŞTİR.KİM KÖTÜLÜKLERE SON VERİR,ALLAHA İNANIRSA,ASLA KOPMAYAN BİR BAĞA (YOLA) BAĞLANMIŞ OLUR." Bakara suresi,ayet-256
"EĞER MÜŞRİKLERDEN BİRİSİ SANA SIĞINIRSA,SEN ONU KORU Kİ,ALLAHIN SÖZÜNÜ ( KURANI) İŞİTSİN.SONRA YİNE DE İNANMAZSA KENDİNİ EMİN (GÜVENDE) HİSSEDECEĞİ YANDAŞLARININ YANINA KADAR GÖTÜRÜN TESLİM EDİN.ÇÜNKÜ ONLAR ALLAHIN DİNİNİ BİLMEZLER." Tevbe suresi, ayet-6
islam değil bir topluma suçsuz yere savaş açmayı, onlara karşı adaletsizlik yapmayı bile yasaklar. " BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ,SAKIN SİZİ ADALETSİZLİĞE SÜRÜKLEMESİN.ADİL OLUN.ÇÜNKÜ ALLAHA YAKIN OLMANIN TEK YOLU ODUR.ALLAHTAN KORKUN VE BÖYLECE KORUNMUŞ OLURSUNUZ." El-Maide-8
islamın öngördüğü savaş ise yine ayetlerde açıklanır.İşte bunlardan biri: "SADECE RABBIMIZ ALLAH DEDİKLERİ İÇİN YURTLARINDAN HAKSIZ YERE ÇIKARTILANLAR,ZULME UĞRAMIŞ OLANLAR İÇİN SAVAŞMALARINA İZİN VERİLMİŞTİR.ALLAH ONLARI MUZAFFER ETMEĞE KADİRDİR..." El-Hac suresi-39,40
İslam barışı savunur.Dünya insanlığının islam ile barışa kavuşacağını ilan eder. "TEK DİN ALLAHIN DİNİ OLUNCAYA KADAR,DÜNYA BARIŞINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN GAYRET EDİN,ÇALIŞIN" Bakara suresi ayet-193.
İslamı anlamak için Kuranı iyi anlamak gerek.Aksi takdirde gizli ajanların,kirli emellerine alet olursunuz.İşte el-Kaide örgütü.önderi bin Ladin 20 seneden fazla CIA ile birlikte çalıştı.ABD Onu öldürdük dedi ama asla gerçek değil.Ölüsünü bile göstermediler,oyunları ortaya çıkmasın diye.Müslüman allah yolunda giden BARIŞIN SEMBOLÜDÜR. Her türlü terörü şiddetle kınar ve reddeder.Onların yaptığı islama hizmet değil,islamı kötülemedir.Özellikle bazı gizli örgütler müslümanları tuzağa düşürmek için hadi vuralım,hadi öldürelim gibi kışkırtıcı provakatör eylemlerde bulunurlar.Asla bunlara alet olmayın.Bir yerlere saldıralım diyenler kesinlikle ajandır.Müslüman asla böyle bir duygu ve inançta olamaz.Müslüman insanları inançlarından dolayı da asla yargılayamaz.Çünkü "dinde zorlama yoktur".Müslüman islamı güzel ahlakıyla,karekteri ile temsil eder.Müslüman barış insanıdır.Yardım severdir,komşusuyla iyi geçinendir.Emin insandır.Başkasının malına,canına asla zarar vermeyendir.Müslüman asla kendini Tanrı yerine koyarak ceza kesemez.Hüküm veremez.Tek hüküm sahibi Allahtır.Müslüman ancak Allahın emirlerine uyduğu müddetçe değer kazanır.Dinde olmayan şeyleri,asla din gibi,dini emir gibi algılayamaz.
KULLARIN İMTİHANI
Allah kainatı yarattı,onun imarını da insana bıraktı.Ama insan bazı zaman Allaha kulluğu bıraktı,asli görevini bıraktı şeytanın ve nefsinin emrine girerek hem kendini,hem de kainatı zulme (karanlığa) götürdü.İlahi emirlere kulak vermedikleri için de her zaman başlarına felaketler geldi.
İnsan kainata başı boş gönderilen bir varlık değil.Sorumluluğu olan bir varlıktır.Bu sorumluluğunu hatırlatmak için zaman zaman Allah kullarını imtihana tabi tutar.Bunların içinde peygamberler de ve hatta melekler ve cinler de vardır.Allah bu üç varlığı yani insan,cin,melek olan yaratıkları hep imtihan etmek istemiştir.Önce melekleri imtihan etmek için Ademi, (ilk insanı) yarattı.Sonra onlara " Ademe secde (itaat) edin" diye emretti.Melekler emir Allahtandır diyerek neden ve niçin gibi soruları bile akıllarına getirmeden derhal secde (itaat) ederek,Allahın emrine uyarak imtihanı kazandılar.Ama İblis,bu emre uymadı.Kendine göre bilgiçlik tasladı,akıl yürüttü.Allah kendisine niçin emrime uyup da secde etmedin deyince "çünkü beni ateşten,onu (Ademi) topraktan yarattın.Böylece ben ondan üstünüm" demek istedi.Halbuki melekler asla böyle bir yoruma mahal bırakmadan derhal ilahi emre uymuşlardı.İblisin bu davranışı elbette Allahın hoşuna gitmedi.Onu huzurdan kovdu.İblis Allah'tan kıyamete kadar yaşama müddeti istedi.Halen iddiasında kararlıydı.Ben Ademden üstünüm sevdasındaydı.Allah ona izin verince O yine diklendi, "ben de senin doğru yolun üzerine oturup onun (Ademin ) soyunu senin doğru yolundan sapıttıracağım diye ükalalığına devam etti.
Allah bu kez Ademi ve eşini imtihan etmek istedi.Onlara cennetteki bütün yiyecekleri helal kılarken,bir meyvenin yenmesini de yasakladı.Doğru yol üzerine oturacağını söyleyen şeytan,işte bunu fırsat bildi ve Adem ile eşini sapıttırmağa karar verdi.Öyle de oldu.Alttan girdi-üstten çıktı,ve onlara "bakın Allah niçin bu yasak meyveyi yasakladı biliyor mususnuz? eğer siz bu yasak meyveden yerseniz,sizler ölümsüzlüğe kavuşacaksınız,yani ölmeyeceksiniz,işte Allah bu nedenle bu meyveyi size yasakladı" diyerek onları yoldan çıkarttı.Yani sapıttırdı.Onlar o meyveden yer yemez,onlara ayıp,çirkin olan yerleri birden göründü.Çünkü onları Allah TAKVA ELBİSESİYLE ÖRTMÜŞTÜ. Bu haramı işler işlemez,takva ortadan kalktı ve işledikleri günah onlara çirkin göründü.Bunu bilen ve gören Allah "ben size o meyveden yemeyin demedm mi?" diye sordu.Onlar da derhal tevbe ederek,pişman olduklarını,Allah kendilerini affetmezse hallerinin perişan olacaklarını dile getirdiler.Allah tevbelerini kabul etti.Fakat imtihanı kaybettikleri için Adem,eşi ve iblisi yeryüzüne indirdi." orada yeyip-için,orada ölün,orada birbirinizle uğraşın diyerek ikinci bir imtihanı ortaya koydu.
Bundan sonra,Adem soyu insanlar ile iblis soyu cinler hep birer imtihan için didinip durdular.Allah buna rağmen insanları ve cinleri yalnız bırakmadı.Onlara kitaplar ve peygamberler gönderdi.Bu arada gönderdiği peygamberleri de ayrı ayrı imtihan etti.Ademi yasak meyve ile,Musayı adam öldürmek ve hızır ile,ibrahimi karısı Sara ve Hacerle ve özellikle verdiği sözde sadık olup-olmadığını ölçmek için oğlu İsmaili kurban etmekle,Yusufu kardeşleri ve züleyhayla,Yunusu balıkla, Lutu Harut ve Marut isimli meleklerle ve homoseksüel kavmiyle,Nuhu tufan ve boğulan oğluyla,Ademin çocukları Habil ve Kabili kurbanın kabulüyle,Muhammed as da en yakın akrabalarıyla hep imtihan etmiştir.
Şimdi de bizlerde imtihan sırası.Bize de haram ve helal çizgiler koymuş.Bizi kendine ibadet etmemiz için imtihanlara tabi tutmuş. Kimi zaman bollukla,kimi zaman darlıkla,kimi zaman sağlıkla-hastalıkla,kimi zaman da mal ve evlatla.Velhasın bize sunulan her nimetin bir bedeli olduğunu unutmamak için Allaha daima şükür borcumuz olduğunu hatırlatarak imtihan etmiştir.
"Biz hangi ülkeye bir rasül gönderdiysek,ora halkını rasule başkaldırdıkları için tekrar Allaha yalvarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır." ARAF SURESİ,AYET-94
"Sonra bu darlığı kaldırıp,yerine bolluk getirdik.Nihayet çoğaldılar ve atalarımızda böyle sıkıntı ve sevinç yaşamaışlardı.dediler.Biz de onları kendileri farkına varmadan yakaladık."
ARAF SURESİ,AYET-95
"Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya,işte onlar ateş ehlidir.Onlar orada ebedi kalacaklar." ARAF SURESİ, AYET-45
İmtihan için daha binlerce örnek vardır.Önemli olan yanıldığımız da Adem babamız -havva anamız gibi hemen tevbeye sarılmak gerek.Yoksa iblis gibi günahta ayak dirememek gerek.
"Kötülükler yaptıktan sonra,pişman olarak tevbe edip te iman edenlere gelince,şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir."ARAF SURESİ,AYET-153
İnsan kainata başı boş gönderilen bir varlık değil.Sorumluluğu olan bir varlıktır.Bu sorumluluğunu hatırlatmak için zaman zaman Allah kullarını imtihana tabi tutar.Bunların içinde peygamberler de ve hatta melekler ve cinler de vardır.Allah bu üç varlığı yani insan,cin,melek olan yaratıkları hep imtihan etmek istemiştir.Önce melekleri imtihan etmek için Ademi, (ilk insanı) yarattı.Sonra onlara " Ademe secde (itaat) edin" diye emretti.Melekler emir Allahtandır diyerek neden ve niçin gibi soruları bile akıllarına getirmeden derhal secde (itaat) ederek,Allahın emrine uyarak imtihanı kazandılar.Ama İblis,bu emre uymadı.Kendine göre bilgiçlik tasladı,akıl yürüttü.Allah kendisine niçin emrime uyup da secde etmedin deyince "çünkü beni ateşten,onu (Ademi) topraktan yarattın.Böylece ben ondan üstünüm" demek istedi.Halbuki melekler asla böyle bir yoruma mahal bırakmadan derhal ilahi emre uymuşlardı.İblisin bu davranışı elbette Allahın hoşuna gitmedi.Onu huzurdan kovdu.İblis Allah'tan kıyamete kadar yaşama müddeti istedi.Halen iddiasında kararlıydı.Ben Ademden üstünüm sevdasındaydı.Allah ona izin verince O yine diklendi, "ben de senin doğru yolun üzerine oturup onun (Ademin ) soyunu senin doğru yolundan sapıttıracağım diye ükalalığına devam etti.
Allah bu kez Ademi ve eşini imtihan etmek istedi.Onlara cennetteki bütün yiyecekleri helal kılarken,bir meyvenin yenmesini de yasakladı.Doğru yol üzerine oturacağını söyleyen şeytan,işte bunu fırsat bildi ve Adem ile eşini sapıttırmağa karar verdi.Öyle de oldu.Alttan girdi-üstten çıktı,ve onlara "bakın Allah niçin bu yasak meyveyi yasakladı biliyor mususnuz? eğer siz bu yasak meyveden yerseniz,sizler ölümsüzlüğe kavuşacaksınız,yani ölmeyeceksiniz,işte Allah bu nedenle bu meyveyi size yasakladı" diyerek onları yoldan çıkarttı.Yani sapıttırdı.Onlar o meyveden yer yemez,onlara ayıp,çirkin olan yerleri birden göründü.Çünkü onları Allah TAKVA ELBİSESİYLE ÖRTMÜŞTÜ. Bu haramı işler işlemez,takva ortadan kalktı ve işledikleri günah onlara çirkin göründü.Bunu bilen ve gören Allah "ben size o meyveden yemeyin demedm mi?" diye sordu.Onlar da derhal tevbe ederek,pişman olduklarını,Allah kendilerini affetmezse hallerinin perişan olacaklarını dile getirdiler.Allah tevbelerini kabul etti.Fakat imtihanı kaybettikleri için Adem,eşi ve iblisi yeryüzüne indirdi." orada yeyip-için,orada ölün,orada birbirinizle uğraşın diyerek ikinci bir imtihanı ortaya koydu.
Bundan sonra,Adem soyu insanlar ile iblis soyu cinler hep birer imtihan için didinip durdular.Allah buna rağmen insanları ve cinleri yalnız bırakmadı.Onlara kitaplar ve peygamberler gönderdi.Bu arada gönderdiği peygamberleri de ayrı ayrı imtihan etti.Ademi yasak meyve ile,Musayı adam öldürmek ve hızır ile,ibrahimi karısı Sara ve Hacerle ve özellikle verdiği sözde sadık olup-olmadığını ölçmek için oğlu İsmaili kurban etmekle,Yusufu kardeşleri ve züleyhayla,Yunusu balıkla, Lutu Harut ve Marut isimli meleklerle ve homoseksüel kavmiyle,Nuhu tufan ve boğulan oğluyla,Ademin çocukları Habil ve Kabili kurbanın kabulüyle,Muhammed as da en yakın akrabalarıyla hep imtihan etmiştir.
Şimdi de bizlerde imtihan sırası.Bize de haram ve helal çizgiler koymuş.Bizi kendine ibadet etmemiz için imtihanlara tabi tutmuş. Kimi zaman bollukla,kimi zaman darlıkla,kimi zaman sağlıkla-hastalıkla,kimi zaman da mal ve evlatla.Velhasın bize sunulan her nimetin bir bedeli olduğunu unutmamak için Allaha daima şükür borcumuz olduğunu hatırlatarak imtihan etmiştir.
"Biz hangi ülkeye bir rasül gönderdiysek,ora halkını rasule başkaldırdıkları için tekrar Allaha yalvarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır." ARAF SURESİ,AYET-94
"Sonra bu darlığı kaldırıp,yerine bolluk getirdik.Nihayet çoğaldılar ve atalarımızda böyle sıkıntı ve sevinç yaşamaışlardı.dediler.Biz de onları kendileri farkına varmadan yakaladık."
ARAF SURESİ,AYET-95
"Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya,işte onlar ateş ehlidir.Onlar orada ebedi kalacaklar." ARAF SURESİ, AYET-45
İmtihan için daha binlerce örnek vardır.Önemli olan yanıldığımız da Adem babamız -havva anamız gibi hemen tevbeye sarılmak gerek.Yoksa iblis gibi günahta ayak dirememek gerek.
"Kötülükler yaptıktan sonra,pişman olarak tevbe edip te iman edenlere gelince,şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir."ARAF SURESİ,AYET-153
Friday, 28 September 2012
KUR'AN ANLAŞILMASI İÇİN GELDİ
Kur'anın tamamı insanların anlayışına sunulmuştur.Allah yüzlerce ayetinde "yok mu akıl edenler,bunu anlamazlar mı,halen akıl etmezler mi,elbette anlayanlar bu kitaptan yararlanırlar..."gibi yüzlerce ifadelerle İLLA DA KUR'ANI ANLAMAMIZI bizden ister.
"Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi?Eğer o,Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı".NİSA SURESİ,AYET-82
"Bu mübarek (bereketli-hayırlı) kitabı sana ( ve dolayısıyla insanlara) ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." SÂD SURESİ,AYET-29
"Onlar Kur'anı düşünmüyorlar mı?Yoksa kalpleri kilitli mi?"MUHAMMED SURESİ,AYET-24
"Şüphesiz bu Kur'an en doğru yola iletir,iyi davranışlarda bulunan mü'minlere,kendileri için büyük bir mükafaatın olduğunu müjdeler." İSRÂ SURESİ,AYET-9
"Eğer biz bu Kur'anı bir dağa indirseydik,muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek,parça parça olmuş görürdün.Bu örnekleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz."
HAŞR SURESİ, AYET-21
"Kur'anı kesinlikle biz indirdik,elbette onu yine biz koruyacağız."HİCR SURESİ,AYET-9
Kur'an Allahın insanlar için,daha doğrusu yarattığı tüm canlılar için uyulması gereken yasaların özetidir.Tabir yerinde ise ALLAH'IN ANAYASASIDIR.Allah insanların uymak zorunda olduğu,kafalarına göre hareket edemiyeceklerini açık açık bu kitabında anlatır."Biz bu kitapta herşeyi açıkça açıkladık" diyerek de başka bir yol bırakmıyor kullarına.Kur'an yasalarına uyduklarında hem dünya ,hem de ahiret mutluluğuna ereceklerini de fazladan müjdeliyor.Yok mu akıl sahipleri diye de açık açık insanları bu mesaja kulak vermeğe,akıl etmeğe davet ediyor.Daha Allah ne yapsın.Herşey açık ortada iken halen sapıtanlar varsa elbette bunun da bir bedeli olacaktır.Allah "onlar için dünyada bir rüsvaylık,ahirette de ebedî bir cehennem var" diyerek de yine uyarıyor ve verilecek cezayı da hatırlatıyor.Bize düşen Kur'anı anlamak,Kur'ana göre yaşamak,Kur'ana uygun yasalarla toplum hayatını düzenlemek.
Allah'ın açıkça yasak ettiği işlerin yapılmasını kolaylaştıran yasalar çıkartanlar,bu yasakları bir hayat tarzı olarak yaşayanlar hallerinin ne olacağını bilmeyen AKILSIZLARIN TAA KENDİSİDİRLER.Bunlar hem dünyada hem da ahirette rezil olacaklardır.
Ben müslümanım diyen biri Allahın Kırmızı çizgilerini çiğneyemez.İçki içemez,zina yapamaz.haram işleyemez,hırsızlık,haksızlık yapamaz.Zalim,katil,cani,sahtekar olamaz.Ancak ve ancak Allahın sevdiği,kulların da saydığı mükemmel biri olur.Allah yolunda gidenleri elbette,Allah düşmanları,şeytanın dostları sevmez.Çünkü bu onlara nasip olmayan bir nimettir.Onların kalpleri mühürlüdür,gözleri kördür,kulakları sağırdır.Çünkü onların akılları yoktur.Aklı olanlar ancak ve ancak Allahın mesajlarına kulak veren,gereğini yapanlardır.Biz de bu ilahi mesaja kulak verip anlayarak,yaşayanlardan olalım.
Şu önemli Kur'an mesajına kulak verin:
"İyilik,yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.Asıl iyilik,o kimsenin yaptığıdır ki,Allah'a,ahiret gününe,meleklere,kitaplara,peygamberlere inanır, (Allahın rızasını bekleyerek) yakınlarına,yetimlere,yoksullara,yolda kalmışlara,ihtiyaç sahiplerine,esirlere (zulüm altında olanlara) sevdiği maldan harcar,namaz kılar,zekat verir.Antlaşma yaptığı zaman (her türlü antlaşma ticari dahi olsa) sözlerini yerine getirir.Sıkıntı,hastalık ve savaş zamanlarında sabreder.İŞTE DOĞRU OLANLAR,BU ÖZELLİKLERİ (vasıfları) TAŞIYANLARDIR. Müttâkîler ancak onlardır."BAKARA SURESİ, AYET - 177
Sözün özü,madem kendimize müslüman adı veriyoruz,o halde Allah'a teslim olalım.Müslüman= Allah'a teslim olan demektir.Yalancı olmayalım ,kendi kendimizi aldatmayalım bu müslüman kelimesinin gereğini yaparak MÜ'MİN OLALIM. Hatta daha da ileri giderek MÜTTAKÎ (takva sahibi) olalım.Bunu yapmak elimizde.Sadece Kur'ana yöneleceğiz,Kur'andan ilhamımızı alacağız,Allah'tan başka RAB tanımayacağız.Her işimizde O'nu ve emirlerini ön planda tutacağız.Şeytan ve şeytanlaşmış insanlardan uzak durup,onlarla mücadele edeceğiz.Durum budur.Yol budur.Kurtuluş budur.KURTULUŞ İSLAMDA'dır.Gerisi zaman öldürme,ömrü boş şeylerle geçirmedir.Bismillah diyerek Kur'ana dönmeği,Kur'ana göre yaşamayı Allah bizlere nasip etsin İNŞE-ALLAH.
Wednesday, 26 September 2012
İSLAMDA YERİ OLMAYAN İNANIŞLAR
İslam dini Kur'an-ı Kerimde anlatılan ve Hz.Muhammed a.s tarafından bizzat yaşanarak gösterilen dinin adıdır İSLAM. Ölçü Kur'andır,sünnettir.Hadis ancak Kur'ana uyarsa kabul görür,uymazsa bilinsin ki o hadis değildir.Hadislerle değil Kuranla ve sünnetle amel edilir.Çünkü hadis denen kitapların içerisinde binlerce uydurma söz var.Bu uydurma sözlerin tamamı Kur'an zıd düşer.Kur'ana uymayan bir söze nasıl itibar edilir.Unutmayın ki peygamber hadislerin yazılmasını,yani sözlerinin yazılmasını kesinlikle yasaklamıştı.Bunun nedeni insanların Kur'anla bu sözlerin karışık anlamasını önlemek.Bu aynı zaman da bir Allah emridir de.Çünkü dinin sahibi ve kurucusu sadece Allah'tır.Peygamberlerin görevi bu ilahi mesajları insanlara ulaştırmaktır.Dine ilaveler yapmak değil.Bunu anlamayanlar,peygamber de kendi kafasına göre dini emir koyar diyenler islamı hiç anlamayan cahilin ta kendisidirler.Tekrar edeyim islamda ölçü Kur'andır.Allah biz bu Kur'anda herşeyi açık açık anlattık diyor.Bunu araştırıp bulmak da bize düşüyor.Kur'anı anlamayan,anlamadan yaşayan insanlar her zaman hataya düşebilir.İşte günümüzde de bu hataların içerisinde kaybolan müslüman,maalesef islamı anlamadan müslümanım diyerek ömrünü tüketip gidiyor.
Günümüzde müslümanların islam zannettikleri yanlışlıkları anlatmağa kalksak bitiremeyiz.Bu kadar mı yanlış islam yaşantısı olur,insan şaşıyor.Bu müslümanlar neden Kur'anı anlamamak için direniyor ki.Neden Kur'anı sadece imamlara,din adamları dediğimiz kişilere terkederler de,kendileri araştırmazlar şaşıyorum.İsterseniz bu yanlış din anlayışının yanlışlıklarından bazılarını sıralayalım:
1-Din adamlığı.İslamda asla din adamı diye bir kavram,bir sınıf yoktur.Müslüman vardır,bir derece üstü Mü'min vardır,ondan bir derece üstünde de Takva sahipliği vardır.Peygamberlik ise başka bir makam.Ama günümüzde din adamlığı makamı oluşturulmuş,insanlar dini yaşamı bunlardan öğrenir ve hatta dini yaşamak çok kere bunlara bırakılır.Bu tamamen bozulmuş bir din anlayışıdır.İslamda elbette ALİM-BİLİM ADAMI vardır.Bu her ilimde olduğu gibi Kur'an üzerinde derin çalışan insanların işidir.Bunlar da bu işi bir üstünlük kurmak maksadıyla yapmazlar.Hizmet gereği olarak yaparlar.Elbette bu alimlerden faydalanmak çok önemlidir.Onlara değer vermek çok önemlidir.Ama asla onlar gibi olamayız demek yanlıştır.Bunlar çalışmayla elde edilebilinecek makamlardır.Allah da imanlı alimleri över.biz de överiz .Önemli olan onların bilgilerinden yararlanmaktır.Onlara destek vermek de başta devletin görevidir.Çünkü devlet halkı için vardır.Benim burada anlatmak istediğim yanlış zihniyet cami görevlisi din adamlığı sınıfıdır.
2-Kur'andan uzak kalmak.Kuranı biz anlamayız deme yanlışlığı.Kuranı herkes anlar yeterki bu yolda olalım.Bakın hiç ingilizce veya başka bir dil bilmeyenler belli bir çalışmadan sonra o dili mükemmel anlıyor ve hatta konuyor hale geliyor.Allah biz bu Kuranı arapça indirdik ki,gönderilen toplumun dili arapça olduğu için der ayetinde.Kuranın arapça olması sadece sadece o günkü Kuran ayetleriyle muhatap olan toplumun arapça konuşmasıdır.Yoksa "arapçanın kutsal bir dil olduğu" değil.Bunu da iyi anlamak gerek.Hem de Allahın bu ayetini iyi anlayarak,"DEMEK Kİ,KUR'ANI ANLAMANIN EN İYİ YOLU KENDİ DİLİMİZDE MANASININ ANLAŞILMASIDIR." Yoksa latin veya başka harflerle arapçasının yazılıp okunması değil,anlaşılmasıdır önemli olan.
3-Kur'anı abdestsiz ele almamak.Kuranda asla bu konuda emir yok.Abdest sadece namaz için gereklidir. "...la yemessehu illelmutahharun.." ifadesi sadece "LEVH-İ MAHFUZ DA BULUNAN KİTABIN ASLI" yla ilgilidir.Zaten o kitaba hiçbir insan dokunamaz.Dikkat ederseniz bu ayette dokunamaz,ulaşılamaz anlamı vardır.Yoksa ele alınamaz değil.Kuranı herkes hatta kafirler bile rahatça abdestsiz alır ve inceler.incelenmeyen,anlaşılmayan,duvarda,yüksek yerde duran Kurandan kimseye fayda gelmez.Allah bunu bizden istemiyor.Anlaşılıp ona göre kul olmamızı istiyor.
4-Kur'anın ölüler arkasından okunması.Bu da islamda olmayan bir inanış.Çünkü Kuranın hiçbir ayetine ölüler muhatap değil,aksine diriler,hayatta olanlar muhataptır.Bu nedenle Kuran ölüler kitabı değil,dirilere hitap eden bir kitaptır.Kuranın asla ölülere faydası yoktur.Hatta Allah "siz ölülere birşey işittiremezsiniz" diye de kesin ayet var.Ölenin amel defteri zaten kapanmıştır.Ona sonradan ilaveler yapılmaz.Hani bir hadis söylerler,ölen arkasında bir hayırlı eser,hayırlı evlat bırakırsa amel defteri açık olur diye.Bu da Kuranın gerçeklerine uymaz.Elbette arkasından bıraktığı hayırlı işi,hayırlı evladı,yaptığı cami veya diğer hasenatlar çok önemli.Ama bunların bu kişi için gelirleri yani yapılacak olan hayırları duaları o kişi ölmeden önce ona toptan ödenir verilir.Bunu Allah ezeli ilmiyle bildiği için,hangi hayırlı işin kaç sene dünyada kalacağı hangi hayırlı evladın ve neslin ne kadar bu kişi adına hayırlı dualarda ve işlerde bulunacağını bilen Allah bunların sevaplarını o kuluna ölmeden önce verir.
5- Bazı törenler de mevlit ve ilahiler okunması.Bunların da asla dinde yeri yoktur.Bunları bir dini olgu gibi anlayarak yapmak da yanlıştır.Sadece güzel bir zaman geçirme,huzurlu bir atmosfer yaşama olarak bilmek yeterlidir.Yoksa onlara bir kutsallık vermek çok yanlıştır.
6-Mezar ve özellikle "yatır" dedikleri mezarları bir dini emir gibi ziyaret etmek hatta onlardan yardım dilemek de yanlıştır.Yatır denen mezar da olsa,mezarların insanlara,veya mezardakilere bir faydası yoktur.Ölen zaten ölünce bu dünyadan ilişiği kesilir.Bu dünya ile hiçbir bağlantısı kalmaz.Nasıl ki,bu dünyaya gelmeden önce ruh varsa,o ruh ,beden ölünce yani ruh bedeni terkedince bedenin bir özelliği kalmaz.Hatta bu peygamber mezarı da olsa böyledir.Mezarlar sadece ölen vücudun dışarda kalıp çürümemesi,hastalık yaymaması ve çirkin görünmemesi için toprağa gömülür.Bu konudaki Adem a.s ın iki oğlunun ,öldürme olayını habil-kabil olayını düşünün,kardeşini öldürüp cesedi ortada bırakınca Allah ona ibret alsın diye iki kuşu gönderip,kuşun bir diğerini öldürdükten sonra toprağı eşeliyerek gömdüğünü anlatan ayetlere kulak vermek,anlamak için yeterli olur sanırım.
7-Başkalarının gaybı,gizli olan şeyleri bildiğine inanmak,muska yapmak ,fal baktırmak (her türlü falcılık),tamamen islamda yasaktır.Gaybı peygamberler dahi bilemez.Hele hele gelecekten haber vermek,yani kehanette bulunmak.Bu tamamen islam dışı bir inanıştır.Bazı kişilerin ,şeyhlerin bunu yaptığına inanmak,hatta peygamberlerin bile kehanet sahibi olduğuna inanmak şirktir.Çünkü "GAYBI (geçmişi) ve GELECEĞİ sadece ve sadece ALLAH BİLİR.Başka kimse bilemez.Bildim diyen kelimenin tam anlamıyla YALANCIDIR.
8-Bazı eşyalarda kutsallık olduğuna,onları koruduğuna inanmak da şirktir.Örneğin,at nalı,mavi boncuk,kuru kafa,bazı bitkiler,kutsal saydıkları kişilere ait eşyalarHatta bu eşyalar peygambere ait olsa bile onun sakalı saçı olsa bile onlara kutsallık vermek şirktir.saçmalıktır..Bunların tamamı şirktir.Çünkü Allah "sizi koruyan ve kollayan Allaha şükredin" der.Bizi ancak ve ancak Allah korur.
9-Bazı bina ve yerlerin kutsal oluşuna inanmak.Yeryüzünde tek kutsal yer vardır,orası da Mescid-i Haram (korunmuş yer) yer denen KABE'nin bulunduğu yerdir.Bir de Arafat ile mescid-i aksanın bulunduğu yerdir..Başka yerlerin bir kutsallığı yoktur.
10-Gök gürlemesinden,kuş ötmesinden hayvan sesinden veya başka bir tabiat olayında kutsallık aramak da şirktir.
11-Kadınları cuma namazından alıkoymak da ayrı bir yanlışlıktır.Halbuki ayet açık CUMA suresinde.Hitap kadın erkek ayırmadan " EY İMAN EDENLER" diye başlar,Cumaya davet eden ayette.
12-Müslüman olmadığını bildiği halde münafıkların cenaze namazını kılmak.Burada Allahın emri kesindir."Onlar üzerine namaz kılmayın" der Allah.Hatta bir kafire veya müşrike,münafıka bir işinden dolayı "ALLAH RAZI OLSUN" demek bile yanlıştır.Çünkü Allah onlardan asla razı olmayacağını beyan ederken biz kalkıp böylece ukalalık yapmış oluyoruz.Yapmayın böyle.
13-Cünüp iken ve kadınların aybaşı hallerinde camilere girmelerinin yasaklığına inanmak,Kur'anı ele alamamak demek de yanlıştır.Bunlar sadece namaz kılma için olan engellerdir.Yemek yemek,dua okumak,Kur'an okumak ,camiye girmeğe engel değildir.Sadece ibadet olan namaz kılma ve kabeyi tavaf etmeğe engeldir.
14-Tesbih denen eşyalara,takke ve fes-sarık,.çarşaf gibi eşyalara kutsallık verip bunları dinin bir değeri olarak görmek de yanlıştır.İslamda hiçbir eşya ve giyisi kutsal değildir.Daha doğrusu islamda semboller yoktur.İslamda Allah_kul arasındaki KULLUK ilişkileri esastır.
15-El öpmenin bir dini emir gibi algılanması da yanlıştır.El öpme bir dini vecibe değil,sadece bir kültürdür.Dinde yeri yoktur.dinde esas olan müslümanlar arasındaki SELAMLAŞMADIR. Bu da FARZDIR.Büyüklere,alimlere saygı,müslümanlara sevgi esastır.
16-Mezardaki ölülere TALKIN vermek diye birşey islamda asla yoktur.Bu da başka bir yanlış inanıştır.
17-Ölüye çelenk,çiçek vs.gibi şeyler göndermek de yanlıştır.Bunlara harcanan paralar fakirlere gitse bu daha islama uygundur.Cenazeye alkış tutmak,askeri bando eşliğinde götürmek de ayrı bir yanlış zihniyettir.
18-Her önüne gelen ölüye ŞEHİT demek demek de yanlıştır.Şehit ancak Allah yolunda ölenlere denir.Allah "onlara ölü demeyin onlar Allah yanında diridirler,"yani değerlidirler ayeti buna açıklık getirir.Maalesef bu makamı sulandırmak için,komüniste de,terörüste de şehit diyen sapıklar çıkıyor.Ayrıca suda boğulan,ateşte yanan,depremde ölen,felaketlerde ölenlere de Şehit denmez.ŞEHİT SADECE ALLAH YOLUNDA ÖLENLERE" denir.
19-Kabir azabının ,bildiğimiz mezarda olduğuna inanmak da yanlıştır.Mezarlarda kabir azabı asla yoktur.Kabir azabı olsa olsa ruhun gittiği yerde olabilir.O da kesin değildir.Azabın sadece Cehennemde olacağını Allah anlatıyor.Hesaba çekilmeden de azap olmayacağına göre,kabir azabı da bu anlamda yoktur.
21-İsa ,Mehdi ve Deccal gibi varlıkların kıyamet öncesi gelmesine inanmak da İslama tamamen zıddır.Kuranda bu konuda kesinlikle bir işaret ve ayet yoktur.Aksine olamıyacağına dair ayetler vardır.Allah" sana kıyameti sorarlar,onun hakkında sen dahil kimse birşey bilemez" derken ve kıyametin "ansızın-hemen" olacağı işaret edilirken KIYAMET ALAMETLERİNDEN BAHSETMEK ÇOK SAÇMADIR. Çünkü ansızın olabilecek bir olayın nasıl olur da alametleri olsun.Bu konuda,İsaimehdi deccal konusundaki hadislerin tamamı uydurmadır,yalandır,Kurana aykırıdır.Yahudi düzmecesidir.Çünkü Mehdi inancı Yahudilikte,İsa inancı da hristiyanlıkta temel inançtır.Bunların islamda asla yeri yoktur.
22-Günahkar müslümanların cehennemde ceza çekip de sonra cennete gireceklerine inanmak.Bunun da olacağına dair Kuranda asla bir ayet yoktur.Hadisler de uydurmadı.Çünkü Kuranda olmayan bir olaydır.İnsanlar hesaba çekilirken,cehenneme gidecekleri Allah,Müşrikler,Kafirler,Münafıklar olarak kesin ve açık olarak Kur'anda anlatır.Hiçbir ayetinde günahkar müslümanlar da cehennemde ceza görüp sonra cennete girecekler diye bir ayet yoktur.Peki nedir burada önemli olan.Önemli olan CENNETTEKİ MAKAMLAR,MEVKİLER SINIFLAR DERECELERDİR.Mü'minler dünyada yaptıkları amellerine göre cennette yerleşecekler.İşte Kulluktaki ameller bu bakımdan önemli,Hayır-hasenat,iyi ameller bu bakımdan önemlidir.
23-Ecelin uzayıp-kısalmasına inanmak.Ecel ne bir saniye önce,ne de bir saniye geri bırakılmaz diyen ayet kesindir.Bu ayet ortada iken hala ecelinden önce öldü,ya da adamın ömrü uzadı demek yanlıştır.Bu konuda söylenen hadisteki incelik şudur:"SADAKA ÖMRÜ UZATIR" Burada sadaka dahil hayır iş yapanların,bu işi yapamadan ölenlerden daha avantajlı olduğunu anlatmak istemesidir.Bir örnekle açıklayayım:İki insan düşünün,aynı işte aynı saatlerde çalışıyorlar.Biri sadece verilen işi yapıyor,diğeri ise biraz gayret göstererek fazla iş yapıyor ve karşılığında PRİM alıyor.Günün sonunda üçretleri aynı olduğu halde,biri 100 Tl.alırken,öbürü 120 TL.alıyor.Şimdi 100 Tl alan kişi 20 Tl daha alması için en az öbüründen %5 saat daha fazla çalışması gerekmez mi?İşte buradaki sadakanın veya hayırlı işin ömrü uzatmasını böyle anlamak gerek
24-Şehitlerin,velilerin ,peygamberlerin cesedlerinin çürümediğine inanmak.Bu da islamda yeri olmayan bir inanıştır.Peygamberler dahil tüm cesedler mutlaka çürür.Bu Allahın bir kanunudur.Ayrıca ahiret için bu dünyadaki bedenin bir değeri yoktur.Zira Allah ahirette aynı ruha,yeni bir beden yaratacaktır.Bu yarattığı beden de ahiretin malzemesinden olacaktır.Yani topraktan yaratılan beden toprak olup yok olacaktır.
25-Tarikatlar,mezhepler gibi kuruluşların islamın bir gereği gibi algılanması da yanlıştır.İslamda mezhep,tarikat yoktur.İslamda tasavvuf,mistisizm,gibi bir yaşam da yoktur.Kuranda yapılacak ibadetler bellidir.Bunlara ilaveler yaparak,kendi kafasına göre ibadet şekilleri uydurmak tamamen islam dışıdır.Ne cem evlerinde sazlı ayinlerin,ne mevlana gibi dönerek zikrin,ne de tarikatlar denen bid'at yuvalarının uydurduğu zikir ayinlerinin islamda yeri yoktur.
Önemli olan Kur'anı iyi anlamak,Kur'anın mesajlarına uygun yaşamak esastır.Gerisi boştur,şirktir,batıldır.
Günümüzde müslümanların islam zannettikleri yanlışlıkları anlatmağa kalksak bitiremeyiz.Bu kadar mı yanlış islam yaşantısı olur,insan şaşıyor.Bu müslümanlar neden Kur'anı anlamamak için direniyor ki.Neden Kur'anı sadece imamlara,din adamları dediğimiz kişilere terkederler de,kendileri araştırmazlar şaşıyorum.İsterseniz bu yanlış din anlayışının yanlışlıklarından bazılarını sıralayalım:
1-Din adamlığı.İslamda asla din adamı diye bir kavram,bir sınıf yoktur.Müslüman vardır,bir derece üstü Mü'min vardır,ondan bir derece üstünde de Takva sahipliği vardır.Peygamberlik ise başka bir makam.Ama günümüzde din adamlığı makamı oluşturulmuş,insanlar dini yaşamı bunlardan öğrenir ve hatta dini yaşamak çok kere bunlara bırakılır.Bu tamamen bozulmuş bir din anlayışıdır.İslamda elbette ALİM-BİLİM ADAMI vardır.Bu her ilimde olduğu gibi Kur'an üzerinde derin çalışan insanların işidir.Bunlar da bu işi bir üstünlük kurmak maksadıyla yapmazlar.Hizmet gereği olarak yaparlar.Elbette bu alimlerden faydalanmak çok önemlidir.Onlara değer vermek çok önemlidir.Ama asla onlar gibi olamayız demek yanlıştır.Bunlar çalışmayla elde edilebilinecek makamlardır.Allah da imanlı alimleri över.biz de överiz .Önemli olan onların bilgilerinden yararlanmaktır.Onlara destek vermek de başta devletin görevidir.Çünkü devlet halkı için vardır.Benim burada anlatmak istediğim yanlış zihniyet cami görevlisi din adamlığı sınıfıdır.
2-Kur'andan uzak kalmak.Kuranı biz anlamayız deme yanlışlığı.Kuranı herkes anlar yeterki bu yolda olalım.Bakın hiç ingilizce veya başka bir dil bilmeyenler belli bir çalışmadan sonra o dili mükemmel anlıyor ve hatta konuyor hale geliyor.Allah biz bu Kuranı arapça indirdik ki,gönderilen toplumun dili arapça olduğu için der ayetinde.Kuranın arapça olması sadece sadece o günkü Kuran ayetleriyle muhatap olan toplumun arapça konuşmasıdır.Yoksa "arapçanın kutsal bir dil olduğu" değil.Bunu da iyi anlamak gerek.Hem de Allahın bu ayetini iyi anlayarak,"DEMEK Kİ,KUR'ANI ANLAMANIN EN İYİ YOLU KENDİ DİLİMİZDE MANASININ ANLAŞILMASIDIR." Yoksa latin veya başka harflerle arapçasının yazılıp okunması değil,anlaşılmasıdır önemli olan.
3-Kur'anı abdestsiz ele almamak.Kuranda asla bu konuda emir yok.Abdest sadece namaz için gereklidir. "...la yemessehu illelmutahharun.." ifadesi sadece "LEVH-İ MAHFUZ DA BULUNAN KİTABIN ASLI" yla ilgilidir.Zaten o kitaba hiçbir insan dokunamaz.Dikkat ederseniz bu ayette dokunamaz,ulaşılamaz anlamı vardır.Yoksa ele alınamaz değil.Kuranı herkes hatta kafirler bile rahatça abdestsiz alır ve inceler.incelenmeyen,anlaşılmayan,duvarda,yüksek yerde duran Kurandan kimseye fayda gelmez.Allah bunu bizden istemiyor.Anlaşılıp ona göre kul olmamızı istiyor.
4-Kur'anın ölüler arkasından okunması.Bu da islamda olmayan bir inanış.Çünkü Kuranın hiçbir ayetine ölüler muhatap değil,aksine diriler,hayatta olanlar muhataptır.Bu nedenle Kuran ölüler kitabı değil,dirilere hitap eden bir kitaptır.Kuranın asla ölülere faydası yoktur.Hatta Allah "siz ölülere birşey işittiremezsiniz" diye de kesin ayet var.Ölenin amel defteri zaten kapanmıştır.Ona sonradan ilaveler yapılmaz.Hani bir hadis söylerler,ölen arkasında bir hayırlı eser,hayırlı evlat bırakırsa amel defteri açık olur diye.Bu da Kuranın gerçeklerine uymaz.Elbette arkasından bıraktığı hayırlı işi,hayırlı evladı,yaptığı cami veya diğer hasenatlar çok önemli.Ama bunların bu kişi için gelirleri yani yapılacak olan hayırları duaları o kişi ölmeden önce ona toptan ödenir verilir.Bunu Allah ezeli ilmiyle bildiği için,hangi hayırlı işin kaç sene dünyada kalacağı hangi hayırlı evladın ve neslin ne kadar bu kişi adına hayırlı dualarda ve işlerde bulunacağını bilen Allah bunların sevaplarını o kuluna ölmeden önce verir.
5- Bazı törenler de mevlit ve ilahiler okunması.Bunların da asla dinde yeri yoktur.Bunları bir dini olgu gibi anlayarak yapmak da yanlıştır.Sadece güzel bir zaman geçirme,huzurlu bir atmosfer yaşama olarak bilmek yeterlidir.Yoksa onlara bir kutsallık vermek çok yanlıştır.
6-Mezar ve özellikle "yatır" dedikleri mezarları bir dini emir gibi ziyaret etmek hatta onlardan yardım dilemek de yanlıştır.Yatır denen mezar da olsa,mezarların insanlara,veya mezardakilere bir faydası yoktur.Ölen zaten ölünce bu dünyadan ilişiği kesilir.Bu dünya ile hiçbir bağlantısı kalmaz.Nasıl ki,bu dünyaya gelmeden önce ruh varsa,o ruh ,beden ölünce yani ruh bedeni terkedince bedenin bir özelliği kalmaz.Hatta bu peygamber mezarı da olsa böyledir.Mezarlar sadece ölen vücudun dışarda kalıp çürümemesi,hastalık yaymaması ve çirkin görünmemesi için toprağa gömülür.Bu konudaki Adem a.s ın iki oğlunun ,öldürme olayını habil-kabil olayını düşünün,kardeşini öldürüp cesedi ortada bırakınca Allah ona ibret alsın diye iki kuşu gönderip,kuşun bir diğerini öldürdükten sonra toprağı eşeliyerek gömdüğünü anlatan ayetlere kulak vermek,anlamak için yeterli olur sanırım.
7-Başkalarının gaybı,gizli olan şeyleri bildiğine inanmak,muska yapmak ,fal baktırmak (her türlü falcılık),tamamen islamda yasaktır.Gaybı peygamberler dahi bilemez.Hele hele gelecekten haber vermek,yani kehanette bulunmak.Bu tamamen islam dışı bir inanıştır.Bazı kişilerin ,şeyhlerin bunu yaptığına inanmak,hatta peygamberlerin bile kehanet sahibi olduğuna inanmak şirktir.Çünkü "GAYBI (geçmişi) ve GELECEĞİ sadece ve sadece ALLAH BİLİR.Başka kimse bilemez.Bildim diyen kelimenin tam anlamıyla YALANCIDIR.
8-Bazı eşyalarda kutsallık olduğuna,onları koruduğuna inanmak da şirktir.Örneğin,at nalı,mavi boncuk,kuru kafa,bazı bitkiler,kutsal saydıkları kişilere ait eşyalarHatta bu eşyalar peygambere ait olsa bile onun sakalı saçı olsa bile onlara kutsallık vermek şirktir.saçmalıktır..Bunların tamamı şirktir.Çünkü Allah "sizi koruyan ve kollayan Allaha şükredin" der.Bizi ancak ve ancak Allah korur.
9-Bazı bina ve yerlerin kutsal oluşuna inanmak.Yeryüzünde tek kutsal yer vardır,orası da Mescid-i Haram (korunmuş yer) yer denen KABE'nin bulunduğu yerdir.Bir de Arafat ile mescid-i aksanın bulunduğu yerdir..Başka yerlerin bir kutsallığı yoktur.
10-Gök gürlemesinden,kuş ötmesinden hayvan sesinden veya başka bir tabiat olayında kutsallık aramak da şirktir.
11-Kadınları cuma namazından alıkoymak da ayrı bir yanlışlıktır.Halbuki ayet açık CUMA suresinde.Hitap kadın erkek ayırmadan " EY İMAN EDENLER" diye başlar,Cumaya davet eden ayette.
12-Müslüman olmadığını bildiği halde münafıkların cenaze namazını kılmak.Burada Allahın emri kesindir."Onlar üzerine namaz kılmayın" der Allah.Hatta bir kafire veya müşrike,münafıka bir işinden dolayı "ALLAH RAZI OLSUN" demek bile yanlıştır.Çünkü Allah onlardan asla razı olmayacağını beyan ederken biz kalkıp böylece ukalalık yapmış oluyoruz.Yapmayın böyle.
13-Cünüp iken ve kadınların aybaşı hallerinde camilere girmelerinin yasaklığına inanmak,Kur'anı ele alamamak demek de yanlıştır.Bunlar sadece namaz kılma için olan engellerdir.Yemek yemek,dua okumak,Kur'an okumak ,camiye girmeğe engel değildir.Sadece ibadet olan namaz kılma ve kabeyi tavaf etmeğe engeldir.
14-Tesbih denen eşyalara,takke ve fes-sarık,.çarşaf gibi eşyalara kutsallık verip bunları dinin bir değeri olarak görmek de yanlıştır.İslamda hiçbir eşya ve giyisi kutsal değildir.Daha doğrusu islamda semboller yoktur.İslamda Allah_kul arasındaki KULLUK ilişkileri esastır.
15-El öpmenin bir dini emir gibi algılanması da yanlıştır.El öpme bir dini vecibe değil,sadece bir kültürdür.Dinde yeri yoktur.dinde esas olan müslümanlar arasındaki SELAMLAŞMADIR. Bu da FARZDIR.Büyüklere,alimlere saygı,müslümanlara sevgi esastır.
16-Mezardaki ölülere TALKIN vermek diye birşey islamda asla yoktur.Bu da başka bir yanlış inanıştır.
17-Ölüye çelenk,çiçek vs.gibi şeyler göndermek de yanlıştır.Bunlara harcanan paralar fakirlere gitse bu daha islama uygundur.Cenazeye alkış tutmak,askeri bando eşliğinde götürmek de ayrı bir yanlış zihniyettir.
18-Her önüne gelen ölüye ŞEHİT demek demek de yanlıştır.Şehit ancak Allah yolunda ölenlere denir.Allah "onlara ölü demeyin onlar Allah yanında diridirler,"yani değerlidirler ayeti buna açıklık getirir.Maalesef bu makamı sulandırmak için,komüniste de,terörüste de şehit diyen sapıklar çıkıyor.Ayrıca suda boğulan,ateşte yanan,depremde ölen,felaketlerde ölenlere de Şehit denmez.ŞEHİT SADECE ALLAH YOLUNDA ÖLENLERE" denir.
19-Kabir azabının ,bildiğimiz mezarda olduğuna inanmak da yanlıştır.Mezarlarda kabir azabı asla yoktur.Kabir azabı olsa olsa ruhun gittiği yerde olabilir.O da kesin değildir.Azabın sadece Cehennemde olacağını Allah anlatıyor.Hesaba çekilmeden de azap olmayacağına göre,kabir azabı da bu anlamda yoktur.
21-İsa ,Mehdi ve Deccal gibi varlıkların kıyamet öncesi gelmesine inanmak da İslama tamamen zıddır.Kuranda bu konuda kesinlikle bir işaret ve ayet yoktur.Aksine olamıyacağına dair ayetler vardır.Allah" sana kıyameti sorarlar,onun hakkında sen dahil kimse birşey bilemez" derken ve kıyametin "ansızın-hemen" olacağı işaret edilirken KIYAMET ALAMETLERİNDEN BAHSETMEK ÇOK SAÇMADIR. Çünkü ansızın olabilecek bir olayın nasıl olur da alametleri olsun.Bu konuda,İsaimehdi deccal konusundaki hadislerin tamamı uydurmadır,yalandır,Kurana aykırıdır.Yahudi düzmecesidir.Çünkü Mehdi inancı Yahudilikte,İsa inancı da hristiyanlıkta temel inançtır.Bunların islamda asla yeri yoktur.
22-Günahkar müslümanların cehennemde ceza çekip de sonra cennete gireceklerine inanmak.Bunun da olacağına dair Kuranda asla bir ayet yoktur.Hadisler de uydurmadı.Çünkü Kuranda olmayan bir olaydır.İnsanlar hesaba çekilirken,cehenneme gidecekleri Allah,Müşrikler,Kafirler,Münafıklar olarak kesin ve açık olarak Kur'anda anlatır.Hiçbir ayetinde günahkar müslümanlar da cehennemde ceza görüp sonra cennete girecekler diye bir ayet yoktur.Peki nedir burada önemli olan.Önemli olan CENNETTEKİ MAKAMLAR,MEVKİLER SINIFLAR DERECELERDİR.Mü'minler dünyada yaptıkları amellerine göre cennette yerleşecekler.İşte Kulluktaki ameller bu bakımdan önemli,Hayır-hasenat,iyi ameller bu bakımdan önemlidir.
23-Ecelin uzayıp-kısalmasına inanmak.Ecel ne bir saniye önce,ne de bir saniye geri bırakılmaz diyen ayet kesindir.Bu ayet ortada iken hala ecelinden önce öldü,ya da adamın ömrü uzadı demek yanlıştır.Bu konuda söylenen hadisteki incelik şudur:"SADAKA ÖMRÜ UZATIR" Burada sadaka dahil hayır iş yapanların,bu işi yapamadan ölenlerden daha avantajlı olduğunu anlatmak istemesidir.Bir örnekle açıklayayım:İki insan düşünün,aynı işte aynı saatlerde çalışıyorlar.Biri sadece verilen işi yapıyor,diğeri ise biraz gayret göstererek fazla iş yapıyor ve karşılığında PRİM alıyor.Günün sonunda üçretleri aynı olduğu halde,biri 100 Tl.alırken,öbürü 120 TL.alıyor.Şimdi 100 Tl alan kişi 20 Tl daha alması için en az öbüründen %5 saat daha fazla çalışması gerekmez mi?İşte buradaki sadakanın veya hayırlı işin ömrü uzatmasını böyle anlamak gerek
24-Şehitlerin,velilerin ,peygamberlerin cesedlerinin çürümediğine inanmak.Bu da islamda yeri olmayan bir inanıştır.Peygamberler dahil tüm cesedler mutlaka çürür.Bu Allahın bir kanunudur.Ayrıca ahiret için bu dünyadaki bedenin bir değeri yoktur.Zira Allah ahirette aynı ruha,yeni bir beden yaratacaktır.Bu yarattığı beden de ahiretin malzemesinden olacaktır.Yani topraktan yaratılan beden toprak olup yok olacaktır.
25-Tarikatlar,mezhepler gibi kuruluşların islamın bir gereği gibi algılanması da yanlıştır.İslamda mezhep,tarikat yoktur.İslamda tasavvuf,mistisizm,gibi bir yaşam da yoktur.Kuranda yapılacak ibadetler bellidir.Bunlara ilaveler yaparak,kendi kafasına göre ibadet şekilleri uydurmak tamamen islam dışıdır.Ne cem evlerinde sazlı ayinlerin,ne mevlana gibi dönerek zikrin,ne de tarikatlar denen bid'at yuvalarının uydurduğu zikir ayinlerinin islamda yeri yoktur.
Önemli olan Kur'anı iyi anlamak,Kur'anın mesajlarına uygun yaşamak esastır.Gerisi boştur,şirktir,batıldır.
Monday, 24 September 2012
DUA MÜ'MİNİN SİLAHIDIR
Mü'min ,kendini Allah'a emanet edendir.Her işinde Allah'ın yasalarına uyma gayreti vardır.Dünya hayatında ahireti kazanma arzusundadır.Şeytanla ve nefsiyle tam bir mücadele içindedir Mü'min.
Mü'min olmak için çetin yollardan geçmek gerek.Azgın nefse gem vurmak,dünyaya meydan okumak gerek.Dünyanın şatafatlı ,gösterişli aldatıcılığına eyvallah etmeyendir.Dünya nimetleriyle ahireti kazanma yarışında önde olandır.Ahireti için dünyasını,dünyası için ahireti terketmeyendir.İki günü eşit olan değil,daima son günü,bir önceki gününden daha iyi olandır.
Müminin hayatı elbette güllük-gülüstanlık değildir.Ahireti kazanmak için binbir çetrefilli yollardan geçer.Bu yollarda bazen içinden çıkamadığı anlar olur,olaylar ve sorunlar olur.Bunları bazen kendi gücü ve gayretiyle aşamaz,sıkıntıya düşer.Sıkıntıya düştüğünde Mümin kendini kapıp koyvermez.Kendini boşluğa bırakmaz.O bilir ki,dar kaldığı her anda,Rabbı ona ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR. Rabbı onun dertlerinin de dermanıdır.İşte burada Rabbının buyurduğu gibi "İÇTEN İÇE,SESSİZCE RABBİNE DUA EDER".
Duanın kabulü,içten ve sessizce Allaha yalvarmaktır.Yoksa bağıra -çağıra,haşa Rabbına meydan okur gibi yüksek sesle dua yapmak,duanın kabulünü zorlaştırır.İşte mümin duada da bu ölçüyü en iyi bulan ve yerine getirendir.
Mü'min olmak için çetin yollardan geçmek gerek.Azgın nefse gem vurmak,dünyaya meydan okumak gerek.Dünyanın şatafatlı ,gösterişli aldatıcılığına eyvallah etmeyendir.Dünya nimetleriyle ahireti kazanma yarışında önde olandır.Ahireti için dünyasını,dünyası için ahireti terketmeyendir.İki günü eşit olan değil,daima son günü,bir önceki gününden daha iyi olandır.
Müminin hayatı elbette güllük-gülüstanlık değildir.Ahireti kazanmak için binbir çetrefilli yollardan geçer.Bu yollarda bazen içinden çıkamadığı anlar olur,olaylar ve sorunlar olur.Bunları bazen kendi gücü ve gayretiyle aşamaz,sıkıntıya düşer.Sıkıntıya düştüğünde Mümin kendini kapıp koyvermez.Kendini boşluğa bırakmaz.O bilir ki,dar kaldığı her anda,Rabbı ona ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR. Rabbı onun dertlerinin de dermanıdır.İşte burada Rabbının buyurduğu gibi "İÇTEN İÇE,SESSİZCE RABBİNE DUA EDER".
Duanın kabulü,içten ve sessizce Allaha yalvarmaktır.Yoksa bağıra -çağıra,haşa Rabbına meydan okur gibi yüksek sesle dua yapmak,duanın kabulünü zorlaştırır.İşte mümin duada da bu ölçüyü en iyi bulan ve yerine getirendir.
Saturday, 22 September 2012
KAZA VE KADERİ NEDEN YANLIŞ ANLARIZ
KADER:Ölçü, yasa,kurallar gibi anlama gelir.
KAZA :Yerine getirilme,yapılma,eda etme,yaratılma gibi anlamlara gelir.
Şimdi bu anlamlar ışığında Kader ve Kaza inancımız nasıl olmalıdır onun üzerinde duralım.Kader planlama,ölçü anlamına gelirken, kaza da onun icaplarına uygun davranarak birşeyler yapma,ortaya koyma,ortaya çıkarma iş ve hareketlerin tamamına gelir.
Allah elbette ,yaratıcı olması nedeniyle,yaratılacak herşeyi önceden planlar ve zamanı gelince de o şeylerin olması için sadec "ol" der ve o şeyler "oluverir".Yani yaratılır.Bu Allahın Yaratması anlamında olan Kader ve Kazasıdır.
Kulların kader ve kazasına gelince,Allah yarattığı varlıklara da yapacakları işlerinden dolayı bir kader ve kaza yazmıştır.Yani bir ölçü ve ölçünün gereğini yerine getirmek anlamında olan bir kaza koymuştur.Kainatta hiçbir zerre dahi yoktur ki,Allahın koyduğu bu ölçünün dışında,kendine bir ölçü koyarak,kendi varlığını devam ettirsin.Bu asla ve asla mümkün değildir.Çünkü yaratılanlar kendi başlarına ölçü koyamaz ve konan ölçüyü de değiştiremezler.Yani Kaza edemezler.
Kaderi daha iyi anlamak için,yaratılan varlıkları iyi tanımak gerek.Örneğin bir ağacı düşünelim,bir ağaç tohumundan,bir bitki tohumundan bu ağaç ve bitkinin olması için,öncelikle bu tohuma ihtiyaç vardır.O tohum olmadan birşey olmaz.Sonra o tohumuların ağaç ve bitki olacağı besleneceği bir toprak olması gerek.Topraktan gıdalanmak için toprağın ıslak olması gerek,bunun için de su gerek.Toprak ve suyun oluşması için milyonlarca diğer atomların bir araya gelerek bunları oluşturması gerek.İşte bütün bu oluşumlarda kendiliğinden oluşma diye birşey söz konusu değil,hepsinin belli ölçülerde ve belli şartlarda ve belli zamanlarda bir araya gelmesi söz konusu.İşte bunların takdir (kader) edilmesi birer ölçüdür.Yasadır.Kuraldır.Bunlar olmadan hiçbir varlık olamaz.İnsan da böyle,çocuk olması için anaya-babaya ihtiyaç var.Ananın yumurtasına,babanın spermine ihtiyaç var.Bunların belli ölçülerde birleşmesine ihtiyaç var.Birleşen bu ikilinin belli bir ortama yerleştirilmesi var.Yerleştirilen ortamda bu döllenen yumurtanın beslenenip gelişmesine ihtiyaç var.Bu gelişen hücrenin büyümesi için parçalanıp çoğalmasına ihtiyaç var.Bu çoğalan hüçrenin et ve kemik haline dönüşmesine gerek var.Bu et ve kemikten olan varlılığn insan şekline girmesine ihtiyaç var.İnsan varlığına giren bu varlığın cinsiyeti de dahil olmak üzere birçok organlara sahip olmasına ihtiyaç var.Bunlar tamamlandıktan sonra,onun RUH dediğimiz onu hayatta tutan başka bir varlığa ihtiyacı var.Birleşen bu iki varlığın belli bir müddet ana rahminde gelişmesine ihtiyaç var.Daha sonra zamanı gelince dünyaya teşrif etmesine gerek var.Dünyaya gelen bu korumasız varlığın öncelikle korunmasına ve daha sonra beslenmesine ihtiyaç var.Beslenmesi için anasının südüne ihtiyaç var.Südün oluşması için de yine vücutta bir takım değişmelerin olmasına ihtiyaç var.Daha yüzlercesi,binlercesini sayabiliriz.İşte bütün bunların tamamı hep bir ölçü ve yasalar çerçevesinde olur.Asla kendiliğinden birşey olmaz.Daima bunları yapan bir yaratıcı vardır ki,O da Allahtır.
"Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattk." KAMER SURESİ, AYET-49
"
"Gaybın (bilinmeyen alemin) anahtarları Allah'ın elindedir.Onları O'ndan başkası bilemez.O deniz ve karada ne varsa bilir.O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.O, yerin karanlıkları içindeki bir tek taneyi (tohumu) dahi bilir.Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."
EN'AM SURESİ, AYET-59
Şimdi gelelim kaderi ve kazayı nasıl anlamamız gerektiğine:Yaratılışımızla birlikte bizim için de bir kader (ölçü) konmuştur. Ömrümüz boyunca neler yapacağımız,hangi yollardan gideceğimiz,ne elde edip,neleri kaybedeceğimiz,neler yapılırsa cennet kazanılır,neler yapılırsa cehhennem gidilir hep bunların yolları Allah tarafından bir ölçüye bağlanmıştır.Bu ölçü konurken asla bir zorlama yoktur.Ölçüler kurallar yazılır ortaya konur.Kullar bu ölçüler içerisinde serbesttirler.İstediklerini yapabilirler bunlarda engel yoktur.Ama sadece iyi şeylerin yapılması,istenir.Ölçü hem iyi şeyler,hem de kötü şeyler için geçerlidir.İyinin ölçüleri ve kötünün ölçüleri ayrıdır.İnsan iyinin ölçülerine uyarsa kazanır,kötünün ölçülerine uyarsa kaybeder.Örneğin,hastalanmamak için çeşitli kurallar vardır.Bu kurallara uymayanlar hasta olur.Bu kez de hastalandıktan sonra iyileşme ölçüleri vardır.Bunlara da uyulursa bu kez de iyileşir.Önemli olan kötülükte israr etmemek.İsrar edilirse sonu kötü biter.
"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki,biz onu yaratmadan önce (o olay) bir kitapta yazılmamış olmasın.Şüphesiz Allah'a göre bu çok kolaydır."
HADİD SURESİ, AYET-22
Allah bizim hayatta karşılaşacağımız herşeyi bildiği için bunları bir kitapta kaydetmiştir.Yoksa Allah yazdığı için başımıza bu olaylar gelmez.Burada söz konusu olan Allah'ın herşeyi önceden bilmesidir.Yoksa Allah bizi asla işi yapmamıza zorlar anlamı yoktur.Böyle olsaydı yargılama ve cennet-cehennem diye bir yer olmazdı.ALLAH SONSUZ ADALET SAHİBİDİR.ASLA KULLARINA ZULÜM YAPMAZ.Kullar ne yaparsa kendileri yapar.Allah sadece kulların yapmak istediği fiilleri,işleri onlara seçme ve yapma gücü vererek yapılmasına (kazasına) izin verir.Bu da imtihanın bir gereğidir.Örneğin bir öğretmen sınav için soru hazırlar.hazırladığı soruların cevabını da elbette bilir.Öğrencilere bunu sorar.Cevaplarında da zorlama yapmaz.İsteyen istediği soruyu cevaplar veya cevaplamaz veya yanlış cevaplar.sorumluluk sadece öğrencilerdedir.Değerlendirme ise öğretmendedir.
Biz de kader ve kaza anlayışını bu şekilde anlamamız gerekiçKader ve Kazada asla zorlama söz konusu olamaz.Allah ezelde bunu yazdı da ben buna mecburum deme hakkımız yoktur.Allah ölçüyü koymuş,kul ister iyiliğe,isterse kötülüğe giden yolu tercih eder.Allah sen niye onu tercih ettin gel bunu seç demez.İşte bu nedenle de yargılama söz konusudur.Allah kaderini en güzel yaşayanlardan eylesin.
KAZA :Yerine getirilme,yapılma,eda etme,yaratılma gibi anlamlara gelir.
Şimdi bu anlamlar ışığında Kader ve Kaza inancımız nasıl olmalıdır onun üzerinde duralım.Kader planlama,ölçü anlamına gelirken, kaza da onun icaplarına uygun davranarak birşeyler yapma,ortaya koyma,ortaya çıkarma iş ve hareketlerin tamamına gelir.
Allah elbette ,yaratıcı olması nedeniyle,yaratılacak herşeyi önceden planlar ve zamanı gelince de o şeylerin olması için sadec "ol" der ve o şeyler "oluverir".Yani yaratılır.Bu Allahın Yaratması anlamında olan Kader ve Kazasıdır.
Kulların kader ve kazasına gelince,Allah yarattığı varlıklara da yapacakları işlerinden dolayı bir kader ve kaza yazmıştır.Yani bir ölçü ve ölçünün gereğini yerine getirmek anlamında olan bir kaza koymuştur.Kainatta hiçbir zerre dahi yoktur ki,Allahın koyduğu bu ölçünün dışında,kendine bir ölçü koyarak,kendi varlığını devam ettirsin.Bu asla ve asla mümkün değildir.Çünkü yaratılanlar kendi başlarına ölçü koyamaz ve konan ölçüyü de değiştiremezler.Yani Kaza edemezler.
Kaderi daha iyi anlamak için,yaratılan varlıkları iyi tanımak gerek.Örneğin bir ağacı düşünelim,bir ağaç tohumundan,bir bitki tohumundan bu ağaç ve bitkinin olması için,öncelikle bu tohuma ihtiyaç vardır.O tohum olmadan birşey olmaz.Sonra o tohumuların ağaç ve bitki olacağı besleneceği bir toprak olması gerek.Topraktan gıdalanmak için toprağın ıslak olması gerek,bunun için de su gerek.Toprak ve suyun oluşması için milyonlarca diğer atomların bir araya gelerek bunları oluşturması gerek.İşte bütün bu oluşumlarda kendiliğinden oluşma diye birşey söz konusu değil,hepsinin belli ölçülerde ve belli şartlarda ve belli zamanlarda bir araya gelmesi söz konusu.İşte bunların takdir (kader) edilmesi birer ölçüdür.Yasadır.Kuraldır.Bunlar olmadan hiçbir varlık olamaz.İnsan da böyle,çocuk olması için anaya-babaya ihtiyaç var.Ananın yumurtasına,babanın spermine ihtiyaç var.Bunların belli ölçülerde birleşmesine ihtiyaç var.Birleşen bu ikilinin belli bir ortama yerleştirilmesi var.Yerleştirilen ortamda bu döllenen yumurtanın beslenenip gelişmesine ihtiyaç var.Bu gelişen hücrenin büyümesi için parçalanıp çoğalmasına ihtiyaç var.Bu çoğalan hüçrenin et ve kemik haline dönüşmesine gerek var.Bu et ve kemikten olan varlılığn insan şekline girmesine ihtiyaç var.İnsan varlığına giren bu varlığın cinsiyeti de dahil olmak üzere birçok organlara sahip olmasına ihtiyaç var.Bunlar tamamlandıktan sonra,onun RUH dediğimiz onu hayatta tutan başka bir varlığa ihtiyacı var.Birleşen bu iki varlığın belli bir müddet ana rahminde gelişmesine ihtiyaç var.Daha sonra zamanı gelince dünyaya teşrif etmesine gerek var.Dünyaya gelen bu korumasız varlığın öncelikle korunmasına ve daha sonra beslenmesine ihtiyaç var.Beslenmesi için anasının südüne ihtiyaç var.Südün oluşması için de yine vücutta bir takım değişmelerin olmasına ihtiyaç var.Daha yüzlercesi,binlercesini sayabiliriz.İşte bütün bunların tamamı hep bir ölçü ve yasalar çerçevesinde olur.Asla kendiliğinden birşey olmaz.Daima bunları yapan bir yaratıcı vardır ki,O da Allahtır.
"Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattk." KAMER SURESİ, AYET-49
"
"Gaybın (bilinmeyen alemin) anahtarları Allah'ın elindedir.Onları O'ndan başkası bilemez.O deniz ve karada ne varsa bilir.O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.O, yerin karanlıkları içindeki bir tek taneyi (tohumu) dahi bilir.Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."
EN'AM SURESİ, AYET-59
Şimdi gelelim kaderi ve kazayı nasıl anlamamız gerektiğine:Yaratılışımızla birlikte bizim için de bir kader (ölçü) konmuştur. Ömrümüz boyunca neler yapacağımız,hangi yollardan gideceğimiz,ne elde edip,neleri kaybedeceğimiz,neler yapılırsa cennet kazanılır,neler yapılırsa cehhennem gidilir hep bunların yolları Allah tarafından bir ölçüye bağlanmıştır.Bu ölçü konurken asla bir zorlama yoktur.Ölçüler kurallar yazılır ortaya konur.Kullar bu ölçüler içerisinde serbesttirler.İstediklerini yapabilirler bunlarda engel yoktur.Ama sadece iyi şeylerin yapılması,istenir.Ölçü hem iyi şeyler,hem de kötü şeyler için geçerlidir.İyinin ölçüleri ve kötünün ölçüleri ayrıdır.İnsan iyinin ölçülerine uyarsa kazanır,kötünün ölçülerine uyarsa kaybeder.Örneğin,hastalanmamak için çeşitli kurallar vardır.Bu kurallara uymayanlar hasta olur.Bu kez de hastalandıktan sonra iyileşme ölçüleri vardır.Bunlara da uyulursa bu kez de iyileşir.Önemli olan kötülükte israr etmemek.İsrar edilirse sonu kötü biter.
"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki,biz onu yaratmadan önce (o olay) bir kitapta yazılmamış olmasın.Şüphesiz Allah'a göre bu çok kolaydır."
HADİD SURESİ, AYET-22
Allah bizim hayatta karşılaşacağımız herşeyi bildiği için bunları bir kitapta kaydetmiştir.Yoksa Allah yazdığı için başımıza bu olaylar gelmez.Burada söz konusu olan Allah'ın herşeyi önceden bilmesidir.Yoksa Allah bizi asla işi yapmamıza zorlar anlamı yoktur.Böyle olsaydı yargılama ve cennet-cehennem diye bir yer olmazdı.ALLAH SONSUZ ADALET SAHİBİDİR.ASLA KULLARINA ZULÜM YAPMAZ.Kullar ne yaparsa kendileri yapar.Allah sadece kulların yapmak istediği fiilleri,işleri onlara seçme ve yapma gücü vererek yapılmasına (kazasına) izin verir.Bu da imtihanın bir gereğidir.Örneğin bir öğretmen sınav için soru hazırlar.hazırladığı soruların cevabını da elbette bilir.Öğrencilere bunu sorar.Cevaplarında da zorlama yapmaz.İsteyen istediği soruyu cevaplar veya cevaplamaz veya yanlış cevaplar.sorumluluk sadece öğrencilerdedir.Değerlendirme ise öğretmendedir.
Biz de kader ve kaza anlayışını bu şekilde anlamamız gerekiçKader ve Kazada asla zorlama söz konusu olamaz.Allah ezelde bunu yazdı da ben buna mecburum deme hakkımız yoktur.Allah ölçüyü koymuş,kul ister iyiliğe,isterse kötülüğe giden yolu tercih eder.Allah sen niye onu tercih ettin gel bunu seç demez.İşte bu nedenle de yargılama söz konusudur.Allah kaderini en güzel yaşayanlardan eylesin.
Friday, 21 September 2012
KUR'ANDAN BİR KAÇ AYET
MEHİR (evlilikte kadına verilen bedel):
Kadınlara (evlenirken) mehirlerini cömertlikle verin.Eğer onlar,gönül rızasıyla o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu rahatlıkla harcayabilirsiniz.
NİSA SURESİ, AYET-4
Evlilikte önemli olan şartlardan biri de mehirdir.Mehirsiz evlilik olmaz.Evlilikte: 1-İki kişinin , kadın ve erkeğin evlilik için karar vermeleri, 2-Evlendiklerine karar verdiklerini tasdikleyen şahitlerin olması,3-Kadına erkek tarafından verilecek mehirde anlaşmaya varmaları. Gerekirse bu evlilik anlaşmalarını kağıt üzerinde belgelemeleri (bugün bu şarttır).Bu gerçekleşirse evlilik olur.Bunların birlikte olmadığı birliktelikler evlilik olarak kabul görmez.İslam bunu ister.Ben müslümanım diyen de buna uymak zorundadır.
EVLİLİK YAPILMASI HARAM OLANLAR:Ana-babayla, kardeşler ve süt kardeşlerle, süt anasıyla,teyze-hala-amca-dayıyla,babanın evlendiği üvey anayla,çocuğun evlendiği geliniyle veya damadıyla,akıl-baliğ olmayan,yani evlenmeğe karar veremeyecek yaşta olan küçük çocuklarla,evliliğin icabını yerine getiremeyecek kadar yaşlılar,..evlenmek yasaktır.
"Babalarızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin.Bu açık bir hayasızlıktır."NİSA SURESİ,AYET-22
Allah kullarına daima iyi ve güzel şeyleri emreder,kötü şeyleri yasaklar.Evlilikte BAŞLIK PARASI diye birşey yoktur.Mehir parası veya eşya sadece kadının hakkıdır.Buna asla kimse karar veremez ve elinden alamaz.Evlenecek kişilerin kendi hür kararları esastır.Hiç kimse onlar hakkında karar veremez.Sadece yol gösterici tavsiyelerde bulunurlar.
Kadınlara (evlenirken) mehirlerini cömertlikle verin.Eğer onlar,gönül rızasıyla o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu rahatlıkla harcayabilirsiniz.
NİSA SURESİ, AYET-4
Evlilikte önemli olan şartlardan biri de mehirdir.Mehirsiz evlilik olmaz.Evlilikte: 1-İki kişinin , kadın ve erkeğin evlilik için karar vermeleri, 2-Evlendiklerine karar verdiklerini tasdikleyen şahitlerin olması,3-Kadına erkek tarafından verilecek mehirde anlaşmaya varmaları. Gerekirse bu evlilik anlaşmalarını kağıt üzerinde belgelemeleri (bugün bu şarttır).Bu gerçekleşirse evlilik olur.Bunların birlikte olmadığı birliktelikler evlilik olarak kabul görmez.İslam bunu ister.Ben müslümanım diyen de buna uymak zorundadır.
EVLİLİK YAPILMASI HARAM OLANLAR:Ana-babayla, kardeşler ve süt kardeşlerle, süt anasıyla,teyze-hala-amca-dayıyla,babanın evlendiği üvey anayla,çocuğun evlendiği geliniyle veya damadıyla,akıl-baliğ olmayan,yani evlenmeğe karar veremeyecek yaşta olan küçük çocuklarla,evliliğin icabını yerine getiremeyecek kadar yaşlılar,..evlenmek yasaktır.
"Babalarızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin.Bu açık bir hayasızlıktır."NİSA SURESİ,AYET-22
Allah kullarına daima iyi ve güzel şeyleri emreder,kötü şeyleri yasaklar.Evlilikte BAŞLIK PARASI diye birşey yoktur.Mehir parası veya eşya sadece kadının hakkıdır.Buna asla kimse karar veremez ve elinden alamaz.Evlenecek kişilerin kendi hür kararları esastır.Hiç kimse onlar hakkında karar veremez.Sadece yol gösterici tavsiyelerde bulunurlar.
KUR'ANDAN BAŞKASINA UYMAYIN
Rabbinizden size indirilene (Kur'ana) uyun.O'nu bırakıp da başkalarının peşinden gitmeyin.Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.
A'RAF SURESİ, AYET-3
Dinlerini parça parça edip de gruplara ayrılanlar var ya,senin onlarla hiçbir ilişkin olmasın.Onların işi ancak Allah'a kalmıştır.Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
EN'AM SURESİ,AYET- 159
Deki, herşeyin Rabbı olan Allah'tan başka Rab mı arayacağım.Herkesin kazanacağı yalnız kendine aittir.Hiçbir suçlu başkasının cezasını (günahını) yüklenemez. Sonunda dönüşünüz Rabbınızadır.O,uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
EN'AM SURESİ, AYET-164
Siyasi görüşler,tarikat ve felsefi görüşler ve kanaatlar insanları yönlendirmemeli.İnsanların yaşamlarına,akıl ve ruhlarına sadece ve sadece ilahi mesajlar olan KUR'AN yönlendirmeli.İnsan birşey düşünürken veya yaparken ACABA KUR'ANDA BU KONUDA ALLAH NE DİYOR diye oraya bakmalı.Zira Kuranda herşey var ve açıktır.Yeterki bakmasını bilmeliyiz.
Bizim için insanların görüşleri değil,ALLAH'ın ayetleri ön seçimimiz olmalı.Doğru olan da budur.Doğru ve bilgili insanlar bizim için sadece birer örnek olmalı.Onları üst seviyelere çıkarıp da,kendimizi aşağılara,onlara köle olmaya itelemek ayetlere aykırıdır.Allah onlara itaat edin demez,siz de onlar gibi olun der.Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz derken,siz de bilenlerden olun demek ister Allah.Yoksa başkaları bilsin siz onlara uyun demek istemez.
EMANET VE ADALET
Allah size emanetleri mutlaka ehline verin,insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmediniz.Allah size çok güzel öğütler veriyor.Şüphesiz O,herşeyi işitir ve görür.
NİSA SURESİ, AYET-58
Emanet herşey olabilir,bu bir eşyadan,paradan,mal ve candan olduğu gibi,görev alma ve verme de,yönetimi yükleme ve yüklenme de olabilir.Aklınıza gelen herşey bu "emanet" sözünün içinde olabilir.Önemli olan bu emaneti ehline,yani layık olana,onu yerine getirebileceğine kanaat getirdiğimiz insan ve insan topluluğuna,grup ve organisyona vermek,bırakmak,teslim etmek çok önemli.Bu görev yerine getirilirse her zaman huzur ve gelişme olur.
Ayrıca her konuda adalet de çok önemlidir.Adaletin olmadığı yerde daima zulüm ve haksızlık vardır.Allah bunu önlemek için emanet ve adaleti aynı ayette zikrediyor.Demek ki bu ikili insan ve toplum yaşamında çok önemli.
NİSA SURESİ, AYET-58
Emanet herşey olabilir,bu bir eşyadan,paradan,mal ve candan olduğu gibi,görev alma ve verme de,yönetimi yükleme ve yüklenme de olabilir.Aklınıza gelen herşey bu "emanet" sözünün içinde olabilir.Önemli olan bu emaneti ehline,yani layık olana,onu yerine getirebileceğine kanaat getirdiğimiz insan ve insan topluluğuna,grup ve organisyona vermek,bırakmak,teslim etmek çok önemli.Bu görev yerine getirilirse her zaman huzur ve gelişme olur.
Ayrıca her konuda adalet de çok önemlidir.Adaletin olmadığı yerde daima zulüm ve haksızlık vardır.Allah bunu önlemek için emanet ve adaleti aynı ayette zikrediyor.Demek ki bu ikili insan ve toplum yaşamında çok önemli.
KUR'AN-I KERİMDE TEVBENİN DURUMU
Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister.Kötü isteklerine uyanlar,büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
NİSA SURESİ, AYET-27
İnsanı yoldan çıkaran genelde şeytanla işbirliği yapan kişilerdir.Maalesef kötüler,iyilerden daha fazla çalışıyorlar bu konuda.Onlar daima kendilerine yandaş bulmak ve kendi kötülüklerinin böylece daha çok kitlelere ulaşarak,rahatça kötülüklerine devam etme peşindeler.Bize düşen görev,bunlardan uzak durmak ve Kuranın doğrularını anlatmaktır.
TEVBENİN KABULÜ: "Allah'ın kabul ettiği tevbe,ancak bilmeden bir kötülük edip de sonra derhal pişman olarak tevbe edenlerin tevbesidir.İşte Allah bunların tevbesini kabul eder.Allah herşeyi bilen hikmet sahibidir."
NİSA SURESİ, AYET-17
Allah elbette her amelden,yapılan her işten haberdardır.Bilmeden yaptığımız hatalardan dolayı pişmanlık duyarak derhal af dilemek en güzel olanıdır.Şayet bilerek bir hata işlemişsek ondan da derhal vazgeçmek güzel olanıdır.Burada ise esas olan tevbe etmektir.Bu işlerde tevbenin kabulü ise:1-yaptığımız iş,bir başkasına zarar verdiyse,onun karşılığı karşı tarafa mutlaka ödenmeli,ödenmeyecek durumdaysa, karşılığında duruma göre kurban kesmek veya sadaka vermek şeklinde yerine getirilmeli.2-Yapılan işten pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak için kesin söz verip sözünde durmak.3-Af dilemek için Allah'a tevbe etmek,bağışlanmak dilemektir.
KİMLERİN TEVBESİ KABUL EDİLMEZ: "Yoksa kötülük yapar da,ölüm yaklaştığında,ben şimdi tevbe ettim diyenler ile kafir olarak ölenler için tevbenin kabulü yoktur.Onlar için çetin bir azap vardır."
NİSA SURESİ, AYET-18
Aklı başında olan insanlar kötülük yapmazlar.Şayet yaparlarsa da derhal tevbe ederek yaptıklarından dolayı Allah'tan af dilerler.Önemli olan zaman geçmeden tevbe etmektir.Yoksa o işi (kötülüğü) yapacak gücü kalmayınca yapacağı tevbe kabul görmez.
ALLAH MÜJDELER: "Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız,sizin küçük günahlarınızı affederiz.Ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz."
NİSA SURESİ, AYET-31
"Allah kendisine ortak koşulmasını asla affetmez.Bunun dışındakileri dilerse bağışlar affeder.Allah'a ortak koşmuş (Allah'tan başkalarını kendilerine Rab edinenler) büyük bir günah işlemiş olurlar."
NİSA SURESİ, AYET-48
İnsan yaratılış gereği bazen yanlış işler yapabilir.Önemli olan yaptığının farkına varıp derhal Allah'tan bağışlanma dilemesini de bilmesidir. Allah affettiği kullarından eylesin inşallah.
Allah'ın kullarının tevbesinini kabul edeceğini ,sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve çok esirgeyen olduğunu hala bilmezler mi?
TEVBE SURESİ, AYET- 104
Allah kullarına işkence etmez.Onları affedip bağışlamak için çok fırsatlar verir.Ama onlar buna yanaşmaz da inkarda direnirlerse ve hatta Allah'a ortak koşarlarsa bunları elbette affetmez. Allah'a iman etmiş olanlar,zaman zaman hatalar işleyebilirler,önemli olan bu hatalarda direnmemek ve derhal Allah'a yönelip,pişmanlık duyarak tevbe ederse işlendiği günahlar affedilir.Bunu Allah'ın ayetlerinden açıkça anlıyoruz.
Bu ayetler ışığında,ahirette,müslümanlar günahkar da olsa,cehenneme gitmeyecek.Bir vesile ile Allah onları affederek cennete koyacak.Yanlız cennette ki,makamları farklıdır.İbadeti iyi olan kullarla,ibadetlere kapıları kapayanlar elbette bir olmaz.Unutmayalım ki,ibadetsiz de asla kulluk olmaz. "Sen benim kalbime bak,benim kalbim temiz " diyenler kendilerinden başkasını aldatamazlar.Kalbde iman olursa,o kalb temiz olur.İmanın tek göstergesi de İBADETTİR.İbadetsiz iman asla söz konusu değildir.Kişi inandığını yaşamazsa,MÜNAFIK olur.Çünkü " özü ve sözü birbirine uymak zorundadır."Dilden inandım demek hiçbir mana ifade etmez.İmanın gereğini yapmadıkça iman etmiş sayılmaz insan.İşte bunu dikkate alarak tekrar söylüyorum,iman,ibadetle ,amellerle ortaya konacak,bu arada kul ufak-tefek günahlar işlerse de onlara tevbe edecek ki,cehenneme gitmesin.Dilden iman ettik dedikleri halde,bu imanın gereğini yapmayanların "imanları Allah katında makbul değildir"Bunlar iman etmiş sayılmazlar.Sadece kendilerini kandırırlar.
NİSA SURESİ, AYET-27
İnsanı yoldan çıkaran genelde şeytanla işbirliği yapan kişilerdir.Maalesef kötüler,iyilerden daha fazla çalışıyorlar bu konuda.Onlar daima kendilerine yandaş bulmak ve kendi kötülüklerinin böylece daha çok kitlelere ulaşarak,rahatça kötülüklerine devam etme peşindeler.Bize düşen görev,bunlardan uzak durmak ve Kuranın doğrularını anlatmaktır.
TEVBENİN KABULÜ: "Allah'ın kabul ettiği tevbe,ancak bilmeden bir kötülük edip de sonra derhal pişman olarak tevbe edenlerin tevbesidir.İşte Allah bunların tevbesini kabul eder.Allah herşeyi bilen hikmet sahibidir."
NİSA SURESİ, AYET-17
Allah elbette her amelden,yapılan her işten haberdardır.Bilmeden yaptığımız hatalardan dolayı pişmanlık duyarak derhal af dilemek en güzel olanıdır.Şayet bilerek bir hata işlemişsek ondan da derhal vazgeçmek güzel olanıdır.Burada ise esas olan tevbe etmektir.Bu işlerde tevbenin kabulü ise:1-yaptığımız iş,bir başkasına zarar verdiyse,onun karşılığı karşı tarafa mutlaka ödenmeli,ödenmeyecek durumdaysa, karşılığında duruma göre kurban kesmek veya sadaka vermek şeklinde yerine getirilmeli.2-Yapılan işten pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak için kesin söz verip sözünde durmak.3-Af dilemek için Allah'a tevbe etmek,bağışlanmak dilemektir.
KİMLERİN TEVBESİ KABUL EDİLMEZ: "Yoksa kötülük yapar da,ölüm yaklaştığında,ben şimdi tevbe ettim diyenler ile kafir olarak ölenler için tevbenin kabulü yoktur.Onlar için çetin bir azap vardır."
NİSA SURESİ, AYET-18
Aklı başında olan insanlar kötülük yapmazlar.Şayet yaparlarsa da derhal tevbe ederek yaptıklarından dolayı Allah'tan af dilerler.Önemli olan zaman geçmeden tevbe etmektir.Yoksa o işi (kötülüğü) yapacak gücü kalmayınca yapacağı tevbe kabul görmez.
ALLAH MÜJDELER: "Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız,sizin küçük günahlarınızı affederiz.Ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz."
NİSA SURESİ, AYET-31
"Allah kendisine ortak koşulmasını asla affetmez.Bunun dışındakileri dilerse bağışlar affeder.Allah'a ortak koşmuş (Allah'tan başkalarını kendilerine Rab edinenler) büyük bir günah işlemiş olurlar."
NİSA SURESİ, AYET-48
İnsan yaratılış gereği bazen yanlış işler yapabilir.Önemli olan yaptığının farkına varıp derhal Allah'tan bağışlanma dilemesini de bilmesidir. Allah affettiği kullarından eylesin inşallah.
Allah'ın kullarının tevbesinini kabul edeceğini ,sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve çok esirgeyen olduğunu hala bilmezler mi?
TEVBE SURESİ, AYET- 104
Allah kullarına işkence etmez.Onları affedip bağışlamak için çok fırsatlar verir.Ama onlar buna yanaşmaz da inkarda direnirlerse ve hatta Allah'a ortak koşarlarsa bunları elbette affetmez. Allah'a iman etmiş olanlar,zaman zaman hatalar işleyebilirler,önemli olan bu hatalarda direnmemek ve derhal Allah'a yönelip,pişmanlık duyarak tevbe ederse işlendiği günahlar affedilir.Bunu Allah'ın ayetlerinden açıkça anlıyoruz.
Bu ayetler ışığında,ahirette,müslümanlar günahkar da olsa,cehenneme gitmeyecek.Bir vesile ile Allah onları affederek cennete koyacak.Yanlız cennette ki,makamları farklıdır.İbadeti iyi olan kullarla,ibadetlere kapıları kapayanlar elbette bir olmaz.Unutmayalım ki,ibadetsiz de asla kulluk olmaz. "Sen benim kalbime bak,benim kalbim temiz " diyenler kendilerinden başkasını aldatamazlar.Kalbde iman olursa,o kalb temiz olur.İmanın tek göstergesi de İBADETTİR.İbadetsiz iman asla söz konusu değildir.Kişi inandığını yaşamazsa,MÜNAFIK olur.Çünkü " özü ve sözü birbirine uymak zorundadır."Dilden inandım demek hiçbir mana ifade etmez.İmanın gereğini yapmadıkça iman etmiş sayılmaz insan.İşte bunu dikkate alarak tekrar söylüyorum,iman,ibadetle ,amellerle ortaya konacak,bu arada kul ufak-tefek günahlar işlerse de onlara tevbe edecek ki,cehenneme gitmesin.Dilden iman ettik dedikleri halde,bu imanın gereğini yapmayanların "imanları Allah katında makbul değildir"Bunlar iman etmiş sayılmazlar.Sadece kendilerini kandırırlar.
Tuesday, 18 September 2012
ALLAH'A İNANIYORSANIZ KİMSE SİZE ZARAR VEREMEZ
"Ey iman edenler,siz kendinize bakın,siz doğru yolda olduğunuz zaman,sapıklar,kafirler size zarar veremez.Hepinizin dönüşü Allah'adır.O size yaptıklarınızı bildirecektir."
MAİDE SURESİ,AYET- 105
"Namazı dosdoğru kılın ve Allah'tan korkun,O huzuruna varıp toplanacağınız ALLAHTIR"
EN'AM SURESİ,AYET-72
Allah herşeyi bilen ve en iyi koruyandır.Allaha inanlara asla korku yokturçOnlara gelecek her türlü tehlike Allah tarafından görevlendirilen melekler veya bir başka insanlar aracılığıyla engellenir.Önemli olan iman edenlerin sonsuz kuvvet ve kudreti olan Allaha gönülden teslimiyetidir.
Peygamberi müşriklerin tehlikesinden mağarada koruyan Allah değil miydi? İbrahimi ateşe attıklarında,yanan alevlerin arasında İbrahimi koruyan Allah değil miydi?İsmaili keskin bıçaktan koruyan Allah değil miydi?Musayı fravunun zulmünden,Yusufu Zuleyha ve kardeşlerinin şerrinden,Yunusu yutan balığın karnından,Eshab-ı kehfi zamanın şeddadından, Kabeyi Ebrehenin istilasından,Nuh ve inanları su tufanından,Lut ve inanları taş fırtınasından koruyan Allah değil miydi? Hatta öyle ki,tabii afatlardan,depremlerden,tsünamilerden,hortum ve fırtınalardan,yangın ve sellerden bazılarının sağ -salim kurtulmaları Allahın kurtarması değil mi? Elbette hep O'nun gücüyledir bunlar.Ama bazı olaylar vardır ki,oluşları ya sadece ibret almak veya kurtarılanlara bir fırsat daha vermek içindir.Heyhat ne acıdır ki,insan bunu bile anlamaz,başına gelen felaketlerden sağ-salim kurtulur da,kendini kurtaranı yine tanımadan ölür gider.Bu da bir nasip meselesi olsa gerek.Siz bunlardan olmayın olmaz mı?
MAİDE SURESİ,AYET- 105
"Namazı dosdoğru kılın ve Allah'tan korkun,O huzuruna varıp toplanacağınız ALLAHTIR"
EN'AM SURESİ,AYET-72
Allah herşeyi bilen ve en iyi koruyandır.Allaha inanlara asla korku yokturçOnlara gelecek her türlü tehlike Allah tarafından görevlendirilen melekler veya bir başka insanlar aracılığıyla engellenir.Önemli olan iman edenlerin sonsuz kuvvet ve kudreti olan Allaha gönülden teslimiyetidir.
Peygamberi müşriklerin tehlikesinden mağarada koruyan Allah değil miydi? İbrahimi ateşe attıklarında,yanan alevlerin arasında İbrahimi koruyan Allah değil miydi?İsmaili keskin bıçaktan koruyan Allah değil miydi?Musayı fravunun zulmünden,Yusufu Zuleyha ve kardeşlerinin şerrinden,Yunusu yutan balığın karnından,Eshab-ı kehfi zamanın şeddadından, Kabeyi Ebrehenin istilasından,Nuh ve inanları su tufanından,Lut ve inanları taş fırtınasından koruyan Allah değil miydi? Hatta öyle ki,tabii afatlardan,depremlerden,tsünamilerden,hortum ve fırtınalardan,yangın ve sellerden bazılarının sağ -salim kurtulmaları Allahın kurtarması değil mi? Elbette hep O'nun gücüyledir bunlar.Ama bazı olaylar vardır ki,oluşları ya sadece ibret almak veya kurtarılanlara bir fırsat daha vermek içindir.Heyhat ne acıdır ki,insan bunu bile anlamaz,başına gelen felaketlerden sağ-salim kurtulur da,kendini kurtaranı yine tanımadan ölür gider.Bu da bir nasip meselesi olsa gerek.Siz bunlardan olmayın olmaz mı?
RABBİMİZDEN MESAJLAR
"Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki,selam size ,Rabbiniz merhamet etmeyi kendine yazdı.Gerçek şu ki,sizden kim bilmeyerek bir kötülük (günah) yapar da sonradan hemen tevbe ederse,kendini islah etmiş olur.Bilsin ki Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir."
EN'AM SURESİ,AYET-54
İnsanın hedefi,günahsız bir ömür sürüp,emanetini huzur içinde teslim etmektir.Fakat zaman içinde hatalı işler yaptığında hemen "TEVBE KAPISINA" başvurmasını da yine Allah bize hatırlatıyor.Doğrusu Allah bizi ne kadar çok seviyor ki,her zaman bize doğru yolunu göstermek istiyor.Bunun için lütfen Kur'ana müracaat edelim
"Hayır ! daha önce gizlemekte oldukları günahlar kendilerine göründü.Eğer dünyaya geri döndürülseler,yine kendilerine yasak olanlara dönerler.Zira onlar gerçekten yalancıdırlar."
EN'AM SURESİ,AYET- 28
Gerçekten insanlardan bazıları hata üstüne hata yaparlar ama bunların hata olduğunu bir türlü kabullenmezler.Battıkça batarlar,ama hala ayaktayım,yıkılmadım diye hava atmaktan da duramazlar.
"Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir.Allah kimi dilerse onu şaşırtır.Dilediği kimseyi de doğru yola iletir."
EN'AM SURESİ,AYET-39
Allah kendi mesajlarını yalanlayanları sağır ve dilsiz olarak nitelendiriyor.Gerçekten insan gerçekleri duymazsa,görmezse ona sağır ve dilsiz veya kör deriz.Kafirler,Kur'ana kulak vermeyenler işte bunlardır.Kur'ana kulak verdiğini söylediği halde kendi fikir ve düşüncelerini din gibi lanse edenler de ayrı bir garabet örneğidirler.Bunları da Allah şiddetle uyarıyor:
"Dinlerini bir oyuncak ve eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak.Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete maruz kalmaması için Kur'an ile nasihat et.O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır,ne de şefaatçı.O bütün varını fidye olarak verse,yine de ondan kabul edilmez.Onlar kazandıkları günah yüzünden felakete (günaha) sürüklendiler.Onlar ,bundan dolayı içinde kaynar sudan başka içecek olmayan yerde ebedi olarak azap görecekler."
EN'AM SURESİ,AYET - 70
İnsan bunlara kulak vermezse geleceğinin ne halde olacağını gösteren ilahi mesajlardır.Allah kullarına gerçekleri göstermek için her türlü ayetlerini adeta insanın gözüne sokarcasına açıklıyor.Ama insan kör ve sağır olduğu için bunu anlamıyor.
EN'AM SURESİ,AYET-54
İnsanın hedefi,günahsız bir ömür sürüp,emanetini huzur içinde teslim etmektir.Fakat zaman içinde hatalı işler yaptığında hemen "TEVBE KAPISINA" başvurmasını da yine Allah bize hatırlatıyor.Doğrusu Allah bizi ne kadar çok seviyor ki,her zaman bize doğru yolunu göstermek istiyor.Bunun için lütfen Kur'ana müracaat edelim
"Hayır ! daha önce gizlemekte oldukları günahlar kendilerine göründü.Eğer dünyaya geri döndürülseler,yine kendilerine yasak olanlara dönerler.Zira onlar gerçekten yalancıdırlar."
EN'AM SURESİ,AYET- 28
Gerçekten insanlardan bazıları hata üstüne hata yaparlar ama bunların hata olduğunu bir türlü kabullenmezler.Battıkça batarlar,ama hala ayaktayım,yıkılmadım diye hava atmaktan da duramazlar.
"Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir.Allah kimi dilerse onu şaşırtır.Dilediği kimseyi de doğru yola iletir."
EN'AM SURESİ,AYET-39
Allah kendi mesajlarını yalanlayanları sağır ve dilsiz olarak nitelendiriyor.Gerçekten insan gerçekleri duymazsa,görmezse ona sağır ve dilsiz veya kör deriz.Kafirler,Kur'ana kulak vermeyenler işte bunlardır.Kur'ana kulak verdiğini söylediği halde kendi fikir ve düşüncelerini din gibi lanse edenler de ayrı bir garabet örneğidirler.Bunları da Allah şiddetle uyarıyor:
"Dinlerini bir oyuncak ve eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak.Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete maruz kalmaması için Kur'an ile nasihat et.O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır,ne de şefaatçı.O bütün varını fidye olarak verse,yine de ondan kabul edilmez.Onlar kazandıkları günah yüzünden felakete (günaha) sürüklendiler.Onlar ,bundan dolayı içinde kaynar sudan başka içecek olmayan yerde ebedi olarak azap görecekler."
EN'AM SURESİ,AYET - 70
İnsan bunlara kulak vermezse geleceğinin ne halde olacağını gösteren ilahi mesajlardır.Allah kullarına gerçekleri göstermek için her türlü ayetlerini adeta insanın gözüne sokarcasına açıklıyor.Ama insan kör ve sağır olduğu için bunu anlamıyor.
HERŞEYİN TEK SAHİBİ YALNIZ ALLAH'TIR
"De ki,ben size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum.Ben gaybı da bilmem.Size ben bir meleğim de demiyorum.Ben sadece bana vahyolunana uyarım.De ki,kör ile gören hiç bir olur mu?Hiç düşünmez misisniz?
EN'AM SURESİ,AYET - 50
Elbette herşeyin tek hakimi allah'tır.Kul sadece emanetçidir.O da emanetini tam anlamıyla yapsa,iyidir.Ama çoğu kez " emanetine ihanet eder" bunun farkına bile varmaz.Hatta ihanetini haklı çıkarmak için de binbir cambazlık yapar.Kendini dünyanın hakimi,emanetin sahibi zannederek bazen ilahlık iddasında bile bulunur.İnsan ne kadar nankör ve cahil bir varlık ki, etrafındaki olup biten "gerçekleri" göremez.İşte allah bunları "kör" olarak sıfatlandırır.Böyle olmayın "görenlerden" olun diye de ikaz eder.İnsanı düşünmeye çağırır.
Bazı insanlar bu ayetin ilk cümlesini "Allahın hazineleri benim yanımdadır demiyorum"ifadesini sanki kendi sözüymüş gibi söyler.Bu ne kadar cahilce bir tutum.Sen kimsin ki Allahın ayetini söyleyerek,kendini Allah yerine koyarsın.Şirktesin,şirkte.Bunu paylaşanlar da bu şirke alet oluyorlar farkında olmadan.Kimse Allahın Kuranda açıkladığı ifadeyi aynısıyla kullanamaz.Şirktir.Ayetlerden çıkardığı ibretleri kendi ifadesiyle söyleyebilir.Aynısıyla asla söyleyemez.
Kendinin "kör ve cahil" olduğunu anlamadan da bilgiçlik taslayarak, hakikati gören,bilenlerle de sonu hüsran olan iddalaşmaya giderler.Bu konuda başka bir ayette de yüce Allah:
"Kavmi onunla tartışmaya başladı.Onlara de ki,beni doğru yola iletmişken Allah hakkında benimle tartışıyor musunız?Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam.Ancak Rabbimin birşey dilemesi hariç.Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır.Hala ibret almıyor musunuz?"
EN'AM SURESİ,AYET- 80
Dünyada o kadar çok ibret alınacak olaylar gerşekleşiyor ki,insanın bunlardan ders alamamasına şaşmamak elde değil.İnsan bu kadar mı cahil olur? Hiç mi ibret alıp ders çıkarmaz olanlardan.Evet ders çıkarmaz,ibret almaz,çünkü o "kördür,sağırdır,akılsızdır,cahildir..." bu özellikler maalesef bazı insanların vazgeçilme sıfatlarıdır.Biz bunlardan olmayalım olmaz mı?
EN'AM SURESİ,AYET - 50
Elbette herşeyin tek hakimi allah'tır.Kul sadece emanetçidir.O da emanetini tam anlamıyla yapsa,iyidir.Ama çoğu kez " emanetine ihanet eder" bunun farkına bile varmaz.Hatta ihanetini haklı çıkarmak için de binbir cambazlık yapar.Kendini dünyanın hakimi,emanetin sahibi zannederek bazen ilahlık iddasında bile bulunur.İnsan ne kadar nankör ve cahil bir varlık ki, etrafındaki olup biten "gerçekleri" göremez.İşte allah bunları "kör" olarak sıfatlandırır.Böyle olmayın "görenlerden" olun diye de ikaz eder.İnsanı düşünmeye çağırır.
Bazı insanlar bu ayetin ilk cümlesini "Allahın hazineleri benim yanımdadır demiyorum"ifadesini sanki kendi sözüymüş gibi söyler.Bu ne kadar cahilce bir tutum.Sen kimsin ki Allahın ayetini söyleyerek,kendini Allah yerine koyarsın.Şirktesin,şirkte.Bunu paylaşanlar da bu şirke alet oluyorlar farkında olmadan.Kimse Allahın Kuranda açıkladığı ifadeyi aynısıyla kullanamaz.Şirktir.Ayetlerden çıkardığı ibretleri kendi ifadesiyle söyleyebilir.Aynısıyla asla söyleyemez.
Kendinin "kör ve cahil" olduğunu anlamadan da bilgiçlik taslayarak, hakikati gören,bilenlerle de sonu hüsran olan iddalaşmaya giderler.Bu konuda başka bir ayette de yüce Allah:
"Kavmi onunla tartışmaya başladı.Onlara de ki,beni doğru yola iletmişken Allah hakkında benimle tartışıyor musunız?Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam.Ancak Rabbimin birşey dilemesi hariç.Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır.Hala ibret almıyor musunuz?"
EN'AM SURESİ,AYET- 80
Dünyada o kadar çok ibret alınacak olaylar gerşekleşiyor ki,insanın bunlardan ders alamamasına şaşmamak elde değil.İnsan bu kadar mı cahil olur? Hiç mi ibret alıp ders çıkarmaz olanlardan.Evet ders çıkarmaz,ibret almaz,çünkü o "kördür,sağırdır,akılsızdır,cahildir..." bu özellikler maalesef bazı insanların vazgeçilme sıfatlarıdır.Biz bunlardan olmayalım olmaz mı?
DÜNYA HAYATI
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka birşey değildir.MUTTAKİ olanlar için,ahiret yurdu,muhakkak ki daha hayırlıdır.Hala akıl erdiremiyor mususnuz?"
EN'AM SURESİ,AYET- 32
Allah, dünya hayatını işte böyle açıklıyor.Gerçektende dünya hayatı bir oyun gibi.Kimi yapıyor,kimi bozuyor.Kimi imar ediyor,kimileri gelip yerle bir ediyor.Kimileri burası benim diyor,kimisi gelip binbir oyunla orasını elinden alıyor.Kimisi haksızlığa uğruyor,gücü yetmeyince yakınlarına söylüyor,onlardan yardım istiyor.Bazen zalime güç yetmiyor,zalim o kadar ileri gidiyor ki,haşa küçük dağları ben yarattım der gibi zulmü yıllarca sürüyor.Ama zaman geliyor kendine güvenenin içten içe "güvey kurdunun" yediği gibi,kendi zulmü kendinin başına bela oluyor ve yıkılıp gidiyor.Dünya tam bi "ooohh" çekecekken,başka bir zalim türüyor.İnsanlar bir taraftan bu zalimlerin zulmüyle,diğer taraftan da kendi bencillikleriyle hırlaşıp bu oyunlarına devam ediyorlar.Anlayacağınız herkes kendi oyununnu peşinde.
Ama oyunlarını gerçeklere döndürenler de yok değil.Onlar da ilahi mesajlara kulak vererek,Allahın "RABLIĞINI" kabul ederek,oyun olmayan bir yer için "prova" yaparlar.İşte bunlara,yukardaki ayette Allah "MUTTAKİLER" diyor.Onlar bu oyuncak dünyayı ebedi aleme açılan bir kapı,orada bu dünyada ektiğini biçeciği bir tarla olarak görüyor.Biz de bu yolu seçelim olmaz mı?
EN'AM SURESİ,AYET- 32
Allah, dünya hayatını işte böyle açıklıyor.Gerçektende dünya hayatı bir oyun gibi.Kimi yapıyor,kimi bozuyor.Kimi imar ediyor,kimileri gelip yerle bir ediyor.Kimileri burası benim diyor,kimisi gelip binbir oyunla orasını elinden alıyor.Kimisi haksızlığa uğruyor,gücü yetmeyince yakınlarına söylüyor,onlardan yardım istiyor.Bazen zalime güç yetmiyor,zalim o kadar ileri gidiyor ki,haşa küçük dağları ben yarattım der gibi zulmü yıllarca sürüyor.Ama zaman geliyor kendine güvenenin içten içe "güvey kurdunun" yediği gibi,kendi zulmü kendinin başına bela oluyor ve yıkılıp gidiyor.Dünya tam bi "ooohh" çekecekken,başka bir zalim türüyor.İnsanlar bir taraftan bu zalimlerin zulmüyle,diğer taraftan da kendi bencillikleriyle hırlaşıp bu oyunlarına devam ediyorlar.Anlayacağınız herkes kendi oyununnu peşinde.
Ama oyunlarını gerçeklere döndürenler de yok değil.Onlar da ilahi mesajlara kulak vererek,Allahın "RABLIĞINI" kabul ederek,oyun olmayan bir yer için "prova" yaparlar.İşte bunlara,yukardaki ayette Allah "MUTTAKİLER" diyor.Onlar bu oyuncak dünyayı ebedi aleme açılan bir kapı,orada bu dünyada ektiğini biçeciği bir tarla olarak görüyor.Biz de bu yolu seçelim olmaz mı?
Thursday, 13 September 2012
ÖLÜM VE ÖTESİ
ÖLÜM VE ÖTESİ
Ölüm, genelde hayatın sonu anlamına gelir.Ama insan ve cinler için ise ölüm,yeni bir hayata doğuş olarak da anlaşılmalı.Zira kıyamet dediğimiz büyük olaydan sonra insan ve cin ruhları yeni birer bedenle tekrar ahiret aleminde doğacaklar.Bu nedenle "ölüm" onlar için yeni bir hayata başlangıç için geçiştir.
Allah hayatı ve ölümü birlikte yaratmıştır.Daha doğrusu hayatta,kainatta herşey "zıddıyla kaimdir" Yani herşeyin bir zıddı vardır.Acı-tatlı,iyi-kötü,sıcak-soğuk,yaz-kış,ilbahar-sonbahar,güzel-çirkin,helal-haram....daha yüzlece,binlercesini sayabiliriz.Önemli olan bu dengelemenin olmasında mutlaka bir "HİKMET" olduğunu anlamak,kavramaktır.
Ölüm ,insan ve cin varlıklarının dışında yok olmak,kaybolmak,bir daha ortaya çıkmamak gibi anlaşılır.Bunun yanında bazı cansız dediğimiz tabiatta,aynı çekirdekten ,aynı özellikleri taşıyan varlıkların olması da,bizim ahiret inancımızı kuvvetlendirmek,örnek olmak için yaratılmışlardır.Yoksa kainatın yok oluşuyla herşey yok olup gidecektir.Allah "kurumuş toprağa,biz yağmur bulutlarını gönderek,oraya su indirerek,toprağın yeniden canlandığını göreceksiniz" diyerek de açıkça bize ahiret hayatının ,yeniden dirilmenin mutlak olacağını anlatmak için açık-seçik örnekler verir.
Ölüm,insan ve cinler için bu dünya ile ilişkilerinin tamamen kesilmesi demektir.Nası ki,bu iki varlık önceden bu dünyada yok iken sonradan gelmişlerse,tekrar dirilecekleri ahiret alemine geçince de bu dünya ile ilişkileri tamamen kesilmiş oluyor.Yani anlayacağınız insan ölünce bu dünyada çürümüş,toprak olmuş cesedinden başka birşey kalmıyor.Zaten o beden de bu dünyaya aitti,ancak o burada kalacak.Ölen birinin yıllar sonra kabrini açın,kemiklerini şöyle ufalayın,ancak bir avucumuzu dolduracak kadardır.O da hiçbir mana ifade etmez,yani insanın hiçbir özelliği o kurumuş kemiklerde bulamazsınız.Kurumuş bitki tohumunda o bitkiyi oluşturan canlı atomlar olmasına rağmen,çürümüş insan kemiklerinde insanı oluşturacak atomlar asla bulunmaz.O kemikler incelenirse,topraktaki bazı cansız minarelleri belki bulabilirsiniz.Onları da zaten insan hayatta iken topraktan aldığı gıdalardan almıştı.yani insanı insan yapan bedeni değil,onun ruhudur.Ruh gitti,bedenin işi bitti.Ruh, bedeni insan yapan bir enerji gibidir.O enerji ölüm olayıyla başka bir aleme,ahiret alemine yani geldiği aleme, geri döner.Orada da kendisine verilecek başka bir bedenle buluşuncaya ,yani kıyamet dediğimiz yeniden ayağa kalkma zamanına kadar Allahın ruhlar için ayırdığı mekanda muhafaza edilir.Daha sonra hesap günü için yeni bedenle birleşir ve daha sonra da gideceği,daha doğrusu hak ettiği yere gider.Yani anlayacağınız bu dünyadaki mezarlar,mezarlıklar bomboş birer çukurdan başka birşey değildir.Bu nedenle burada kabir azabı diye de bir şey yok.Azap sadece cehennemde var.Orada da ancak oraya gidecekler bu azabı yaşayacaklar.Mezarlıklar bizler için "ey insan sen ne kadar anlamaz,akletmez bir varlıksın.Bak senin gibi bir zamanlar dünyaya kazık çakmağa çalışanların hallerine,işte sen de bunlar gibi toprak olup,bir hiç olacaksın.Hala anlamaz mısın?İbret almaz mısın?"der gibi karşımızda durur.yoksa orada ölen falan asla yok.
Ruh,kıyamet,cennet-cehennem,hesaba çekilme,ahiretteki beden ile ilgili bilgilerimiz sınırlıdır.Allah bu konu ahirete ait olduğu için bize fazla bilgi vermemiştir.Bu da O'nun başka bir hikmeti,yaratmasıdır.Bize düşen görev Kuran ışığında ölüm ötesine hazırlıklı olmaktır.Ölüm ,kabul etsek de,etmesek de mutlak olacak bir son ve aynı zamanda bir başlangıçtır.Sadece şunu açıkça anlamak ve bilmek gerekir ki,ahiretteki yeni hayat bu hayata asla ve asla benzemiyecek.Orada sabah işe gidip,akşam gelmek yok,iş bulma,para kazanma,araba-ev alma, derdi yok.Terör,kazalar,kavgalar,sürtüşmeler,kıskançlıklar,iftiralar,katliamlar asla yok.kimsenin bir başkası tarafından sömürülmediği,herkese hakkının en adil bir şekilde verildiği,kimseye haksızlık yapılmadığı bir "ilahi düzen" var orada.Orada tek hakim sadece ALLAH olacak.Orada insan ve cin tayfası ancak bu dünyada yaptıklarının " tam karşılığını" alacaklar.Ne bir gram eksik,ne de fazla.
Orada ancak iki ayrı dünya olacak: Biri gece-gündüz (tabiririyle) azab gören insan ve varlıklarının yeri olan CEHENNEM ile bu dünyada Allahına tam anlamıyla kul olmuş insan ve cinlerin mutlu olduğu,neşelendiği,huzur ve sürurun olduğu CENNET olacak.Bunların arasında da BERZAH dediğimiz,ikisini ayıran başka bir alem olacak.Bu berzahta hesaba çekilmeyecek,çocuklar,deliler yani Kuran mesajlarından sorumlu olamadan ölen insanlar olacaklar.Ahiret alemi dediğimiz bu üç alemde başka bir ölüm asla olmayacak.Orada hayat baki olacak.İşte bu nedenle orada yeni yaratılacak beden de o alemin özünden,maddesin olacak.Cehennemdekiler cehennemin maddesinden,cennetiler cennetin maddesinden,berzahtakiler de oranın maddesinden oluşacak bedenlerle yeniden yaratılacaklar.
Bunları kavrayarak dünya hayatının ne kadar kısa ve basit olduğunu anlayarak ona göre bağlanmak ve değer vermek gerekmez mi?Allah insanı en iyi tanıyan yaratn olduğu için,zaman zaman,"insan ne kadar zalimdir,insan sonunu hiç düşünmez mi?insan daima nisyandadır (unutkandır),insan hiç akıl etmez mi? " gibi yüzlerce değişik ifadelerle insanları uyarır,dikkatini ebedi hayata çekmek ister.Ama heyhat kaç kişi bu uyarıyı dikkate alarak yaşar. Siz bari bu uyarıya kulak verin.Ölümsüz bir hayat bizi bekliyor.Cennet dururken,işkencenin,ezanın eksik olmadığı,ilelebet devam edeceği bir alemi,cehennemi neden seçmeğe çalışırız. TAKDİR SİZİN !
Ölüm, genelde hayatın sonu anlamına gelir.Ama insan ve cinler için ise ölüm,yeni bir hayata doğuş olarak da anlaşılmalı.Zira kıyamet dediğimiz büyük olaydan sonra insan ve cin ruhları yeni birer bedenle tekrar ahiret aleminde doğacaklar.Bu nedenle "ölüm" onlar için yeni bir hayata başlangıç için geçiştir.
Allah hayatı ve ölümü birlikte yaratmıştır.Daha doğrusu hayatta,kainatta herşey "zıddıyla kaimdir" Yani herşeyin bir zıddı vardır.Acı-tatlı,iyi-kötü,sıcak-soğuk,yaz-kış,ilbahar-sonbahar,güzel-çirkin,helal-haram....daha yüzlece,binlercesini sayabiliriz.Önemli olan bu dengelemenin olmasında mutlaka bir "HİKMET" olduğunu anlamak,kavramaktır.
Ölüm ,insan ve cin varlıklarının dışında yok olmak,kaybolmak,bir daha ortaya çıkmamak gibi anlaşılır.Bunun yanında bazı cansız dediğimiz tabiatta,aynı çekirdekten ,aynı özellikleri taşıyan varlıkların olması da,bizim ahiret inancımızı kuvvetlendirmek,örnek olmak için yaratılmışlardır.Yoksa kainatın yok oluşuyla herşey yok olup gidecektir.Allah "kurumuş toprağa,biz yağmur bulutlarını gönderek,oraya su indirerek,toprağın yeniden canlandığını göreceksiniz" diyerek de açıkça bize ahiret hayatının ,yeniden dirilmenin mutlak olacağını anlatmak için açık-seçik örnekler verir.
Ölüm,insan ve cinler için bu dünya ile ilişkilerinin tamamen kesilmesi demektir.Nası ki,bu iki varlık önceden bu dünyada yok iken sonradan gelmişlerse,tekrar dirilecekleri ahiret alemine geçince de bu dünya ile ilişkileri tamamen kesilmiş oluyor.Yani anlayacağınız insan ölünce bu dünyada çürümüş,toprak olmuş cesedinden başka birşey kalmıyor.Zaten o beden de bu dünyaya aitti,ancak o burada kalacak.Ölen birinin yıllar sonra kabrini açın,kemiklerini şöyle ufalayın,ancak bir avucumuzu dolduracak kadardır.O da hiçbir mana ifade etmez,yani insanın hiçbir özelliği o kurumuş kemiklerde bulamazsınız.Kurumuş bitki tohumunda o bitkiyi oluşturan canlı atomlar olmasına rağmen,çürümüş insan kemiklerinde insanı oluşturacak atomlar asla bulunmaz.O kemikler incelenirse,topraktaki bazı cansız minarelleri belki bulabilirsiniz.Onları da zaten insan hayatta iken topraktan aldığı gıdalardan almıştı.yani insanı insan yapan bedeni değil,onun ruhudur.Ruh gitti,bedenin işi bitti.Ruh, bedeni insan yapan bir enerji gibidir.O enerji ölüm olayıyla başka bir aleme,ahiret alemine yani geldiği aleme, geri döner.Orada da kendisine verilecek başka bir bedenle buluşuncaya ,yani kıyamet dediğimiz yeniden ayağa kalkma zamanına kadar Allahın ruhlar için ayırdığı mekanda muhafaza edilir.Daha sonra hesap günü için yeni bedenle birleşir ve daha sonra da gideceği,daha doğrusu hak ettiği yere gider.Yani anlayacağınız bu dünyadaki mezarlar,mezarlıklar bomboş birer çukurdan başka birşey değildir.Bu nedenle burada kabir azabı diye de bir şey yok.Azap sadece cehennemde var.Orada da ancak oraya gidecekler bu azabı yaşayacaklar.Mezarlıklar bizler için "ey insan sen ne kadar anlamaz,akletmez bir varlıksın.Bak senin gibi bir zamanlar dünyaya kazık çakmağa çalışanların hallerine,işte sen de bunlar gibi toprak olup,bir hiç olacaksın.Hala anlamaz mısın?İbret almaz mısın?"der gibi karşımızda durur.yoksa orada ölen falan asla yok.
Ruh,kıyamet,cennet-cehennem,hesaba çekilme,ahiretteki beden ile ilgili bilgilerimiz sınırlıdır.Allah bu konu ahirete ait olduğu için bize fazla bilgi vermemiştir.Bu da O'nun başka bir hikmeti,yaratmasıdır.Bize düşen görev Kuran ışığında ölüm ötesine hazırlıklı olmaktır.Ölüm ,kabul etsek de,etmesek de mutlak olacak bir son ve aynı zamanda bir başlangıçtır.Sadece şunu açıkça anlamak ve bilmek gerekir ki,ahiretteki yeni hayat bu hayata asla ve asla benzemiyecek.Orada sabah işe gidip,akşam gelmek yok,iş bulma,para kazanma,araba-ev alma, derdi yok.Terör,kazalar,kavgalar,sürtüşmeler,kıskançlıklar,iftiralar,katliamlar asla yok.kimsenin bir başkası tarafından sömürülmediği,herkese hakkının en adil bir şekilde verildiği,kimseye haksızlık yapılmadığı bir "ilahi düzen" var orada.Orada tek hakim sadece ALLAH olacak.Orada insan ve cin tayfası ancak bu dünyada yaptıklarının " tam karşılığını" alacaklar.Ne bir gram eksik,ne de fazla.
Orada ancak iki ayrı dünya olacak: Biri gece-gündüz (tabiririyle) azab gören insan ve varlıklarının yeri olan CEHENNEM ile bu dünyada Allahına tam anlamıyla kul olmuş insan ve cinlerin mutlu olduğu,neşelendiği,huzur ve sürurun olduğu CENNET olacak.Bunların arasında da BERZAH dediğimiz,ikisini ayıran başka bir alem olacak.Bu berzahta hesaba çekilmeyecek,çocuklar,deliler yani Kuran mesajlarından sorumlu olamadan ölen insanlar olacaklar.Ahiret alemi dediğimiz bu üç alemde başka bir ölüm asla olmayacak.Orada hayat baki olacak.İşte bu nedenle orada yeni yaratılacak beden de o alemin özünden,maddesin olacak.Cehennemdekiler cehennemin maddesinden,cennetiler cennetin maddesinden,berzahtakiler de oranın maddesinden oluşacak bedenlerle yeniden yaratılacaklar.
Bunları kavrayarak dünya hayatının ne kadar kısa ve basit olduğunu anlayarak ona göre bağlanmak ve değer vermek gerekmez mi?Allah insanı en iyi tanıyan yaratn olduğu için,zaman zaman,"insan ne kadar zalimdir,insan sonunu hiç düşünmez mi?insan daima nisyandadır (unutkandır),insan hiç akıl etmez mi? " gibi yüzlerce değişik ifadelerle insanları uyarır,dikkatini ebedi hayata çekmek ister.Ama heyhat kaç kişi bu uyarıyı dikkate alarak yaşar. Siz bari bu uyarıya kulak verin.Ölümsüz bir hayat bizi bekliyor.Cennet dururken,işkencenin,ezanın eksik olmadığı,ilelebet devam edeceği bir alemi,cehennemi neden seçmeğe çalışırız. TAKDİR SİZİN !
Monday, 3 September 2012
KONUŞURKEN GÜZEL KELİMELER SEÇMEK
İnsan konuşan bir varlık da derler.Konuşmak insanın bir özelliğidir.Konuşamayan insanlara bakınca bunun kıymetini daha iyi anlarız.
Mademki konuşmak insan için bir niğmettir,acaba insan bu konuşmasını neden güzel sözlerle süslemez ki! Bakın bir topluma veya bir özel yere giderken,nerede en güzel giyisiler var,onu seçeriz.Neden konuşurken buna dikkat etmeyiz ki.Halbuki kullanılan kelimeler hem yüze,hem de gönüle hitap eder.Elbise ise sadece göze hitaber.Gönüle hitap eden konuşmamızı niçin güzel sözlerle süslemiyoruz,neden kırıcı kaba-saba sözleri kullanmağı tercih ediyoruz ki.Halbuki tüm kalıcı dostluklar "güler yüz-tatlı dil " ile gerçekleşir.
Bu güzel konuşmayı daha çok ve devamlı olarak,kendi ailemizde gösterelim ki,ailemiz mükemmel olsun.aile fertleri arasında sıcak kaynaşma,samimiyet olsun.Daha sonra sevdiklerimize,tanıdıklarımıza,veya başka insanlara bunu uygulayalım ki,insan olduğumuzun farkına başkalrı da varsın.
Hani derler ya "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" diye.İnanın doğrudur.Tatlı söz kullanarak elde edemeyeceğiniz güzellikler,üstesinden gelemeyeceğiniz zorluklar yoktur.
Allah bile Kutsal kitabımız KUR'ANda bunu bizden ister.Hiç Allah kötü olan şeyleri kullarından ister mi?İstemez elbette.Hadi bakalım,bundan sonra bu davranışı kendimize alışkanlık haline getirelim.Bakarsınız insan olduğumuzun farkına varırlar.
Mademki konuşmak insan için bir niğmettir,acaba insan bu konuşmasını neden güzel sözlerle süslemez ki! Bakın bir topluma veya bir özel yere giderken,nerede en güzel giyisiler var,onu seçeriz.Neden konuşurken buna dikkat etmeyiz ki.Halbuki kullanılan kelimeler hem yüze,hem de gönüle hitap eder.Elbise ise sadece göze hitaber.Gönüle hitap eden konuşmamızı niçin güzel sözlerle süslemiyoruz,neden kırıcı kaba-saba sözleri kullanmağı tercih ediyoruz ki.Halbuki tüm kalıcı dostluklar "güler yüz-tatlı dil " ile gerçekleşir.
Bu güzel konuşmayı daha çok ve devamlı olarak,kendi ailemizde gösterelim ki,ailemiz mükemmel olsun.aile fertleri arasında sıcak kaynaşma,samimiyet olsun.Daha sonra sevdiklerimize,tanıdıklarımıza,veya başka insanlara bunu uygulayalım ki,insan olduğumuzun farkına başkalrı da varsın.
Hani derler ya "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" diye.İnanın doğrudur.Tatlı söz kullanarak elde edemeyeceğiniz güzellikler,üstesinden gelemeyeceğiniz zorluklar yoktur.
Allah bile Kutsal kitabımız KUR'ANda bunu bizden ister.Hiç Allah kötü olan şeyleri kullarından ister mi?İstemez elbette.Hadi bakalım,bundan sonra bu davranışı kendimize alışkanlık haline getirelim.Bakarsınız insan olduğumuzun farkına varırlar.
KUR'AN-I KERİM
Kur'an, tüm insanlığa yol göstermek için göderilmiş ilahi mesajların toplandığı bir kitaptır. Onda insanlığın tüm ihtiyaçlarına cevap olacak şekilde bilgiler vardır.Ondan yararlanan,Onun mesajlarına kulak veren,verdiği mesajlardan dersler çıkaran toplumlar için daima başarı söz konusudur.Dikkat ederseniz başarı dedim.Başarı: insanın ve toplumların hem bu dünyada,hem de ahirette elde edecekleri nimetlerle ölçülür.Bu dünyada elde edilen,nimetlerin ahirette,ateşle değiştirilmesi başarı değildir.işte bu nedenle Kur'an bize ahiretteki nimeti de garantiliyor.O da bir şartla: Kur'anı anlayarak,Onun yolunda sapmadan yürümekle,çalışmakla,hayatını Onun koyduğu kurallara uydurmakla.
Kur'an insan hayatını nasıl kontrol altına alır:Kur'anda bazı ayetler vardır ki,hüküm ifade eder.Yani bize yol gösteren yasalrı içerir.Kur'an da bazı ayetler vardır ki,bize canlılar ve kainat hakkında bilgi verir.Öyle ayetler vardır ki KISSA özelliği taşır.Yani geçmiş peygamberlerin ve milletlerin yaşantılarından, İBRET ALMAMIZ İÇİN bize dersler ve uyarılar içerir.O kıssalar, bizim de o milletlerin yaptıkları yanlışlıklara düşmememiz için bize ders verir.Bazı ayetler vardır ki,aile hayatımızı,ticaret hayatımızı,savunma hayatımızı,ahlak anlayışımızı, ALLAH ile KULLUK ilişkilerimizin nasıl olması gerektiğini gösterir.Bize iyi bir kul nasıl olunur,onun kurallarını öğretir.Anlayacağınız,Kur'an bizim hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmak zorundadır. Kur'ansız hayat,kansız vücut gibidir.Suyu kesilmiş,susuz kalmış bir bitkinin durumu gibidir. Dünya ve ahiret mutluluğu istiyorsak,bugünden tezi yok, Kur'ana yönelmemiz gereklidir.Kuranla dost olun ,o sizi yolda bırakmaz.En güzel dost ALLAH'tır.O'nun bize armağan ettiği KUR'ANDIR.
Subscribe to:
Posts (Atom)





