Monday, 5 December 2016

Şeyh EDEBALİ'den Osman Gazi'ye Nasihat
Ey Oğul !
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul !
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Ey Oğul !
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Oğlum Osman ! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...
KABİR - YA DA MEZAR
Kur'anda,imtihan yeri olarak dünya, imtihanın sonunda da ,sorgulanacak yer olarak da mahşer yeri anlatılır.İkinci bir sorgulama yerinden ( yani kabirdeki sorgulamadan ) bahsedilmez.
Yine Kur'anda,ceza-azap ,ya da mükafaat-kazanma yeri olarak da dünya ve ahiret anlatılır.Üçüncü bir yerden (yani kabir azabından,ya da kabirdeki mükafaattan) bahsedilemez.
Kabir ile ilgili tüm bilgiler,Kur'an dışı bilgilerdir.Hikayelerdir,hurafelerdir,yalan-yanlış asılsız bilgilerdir. Kur'an kabirleri sadece ölünün dışarda kalıp da kokarak,diğer canlılara zarar vermesini önlemek ve göstermek için,bize Ademin iki oğlundan örnek verir.Bunlardan birisi, kardeşini öldürüp ortalıkta bıraktığında,Allah, ona bunun yanlış olduğunu göstermek için iki kuşu,göndererek örnek verir.Kuşlardan biri diğerini öldürdükten sonra,ayaklarıyla toprağı kazarak,ölen kuşun cesedini oraya koyup,üzerini tekrar toprakla örter.İşte bu olayla Allah,Ademin katil oğluna ne yapması gerektiğini göstermiştir.İşte mezar ancak budur.Hiçbir mezarın,hiçbir kutsallığı yoktur.Peygamber mezarları da buna dahildir.Yatır dedikleri mezarlar ise saçmalıkların zirvesidir.
Allah siz ölülere duyuramazsınız der.(Yasin suresinde).Biz ölülerden değil sadece bize "şah damarımızdan daha yakın olan Allah'tan "isteyeceğiz.Bu da ,aynı zamanda bir Kur'an emridir.Ve hem de Kur'anın ilk suresi olan Fatiha'da geçer.
Kafanıza göre değil,Kur'ana göre müslüman olun,Ona uyarak iman edip Mü'min olun.
Müslüman ancak kendisi gibi bir müslümanın ölmesininden sonra onun için dua eder.Cenaze namazı dediğimiz,aslında bir namaz değildir.Çünkü bu namazın kraatı (yani Kur'andan bir sure ya da ayet) okunmaz.Okunan sadece dualardır.Bazı hocalar cenaze duasını bilmeyenler Fatiha okusun derler ama bu tamamen yersiz ve asılsızdır.Cenaze namazında ruku ve sece de yoktur.Yani cenaze namazı namaz değil sadece duaların okunduğu,ölüye bağış ve rahmet dilendiği bir törendir.Bak bunun Kur'anda yeri var.Yani bizden olan,müslüman olduğuna şahitlik ettiğimiz ölülere dua edilir.Ama kafir ve münafıklar için asla yapılmaz.Bunu da yine Allah Kur'anda açıklamıştır.
H.SARI

HARAM-HELAL

Helal ve haram koyma yetkisi sadece Allah'a aittir.
Allah,haram olanların bir kısmını bizzat isimlendirerek kitabında açıklamıştır.
Allah'a ortak (şirk) koşmak,haksız yere cana kıymak,kan-domuz eti-leş yemek,faiz alıp-vermek (Tefecilik yapmak) gibi.
Birde yapılmasından önce yasaklananlar var.örneğin Zina.Allah zinadan önce yaklaşmayı bile yasaklar.
Bir de şeytanın pisliği saydığı haramlar vardır:İçki-kumar-falcılık bu bölümde anlatılır.
Bunların dışında Allah haram ve helal konusunda bir de genelleme yapar:
"İyi ve güzel olan şeyler,size helal,kötü ve çirkin olan şeyler de size haram kılınmıştır" A'RAF-157
İşte bu son ayette bize haram ve helal konusunda Allah bir ölçü veriyor."iyi-güzel,kötü çirkin"
Sakın buradaki güzel ve çirkin ile yaratılış olarak güzel ya da çirkin yüzlü,yaratılış olarak anlamayalım.
Buradaki anlamamız gereken,sosyal yaşama etkisi,Sağlık yaşamımıza etkisi,nesillerin yetişmesine etkisi,akıl ve irademize etkisi,düşünce ve fikir yapımıza etkisi,aile ve toplumsal yapıya etkiler gibi genellemeleri de unutmamak gerekir.Kültürlerin kabulleri bu ölçünün dışındadır.Çünkü her kültür çeşitli farklılıklar ve değerler yargısına sahiptir.Bir kültürde hoş görülmeyen,başka kültürde hoş olabilir.Bu nedenle bu ayette anlatılan bunun kapsamının dışındadır.
H.SARI
GERÇEK BİR HAYAT HİKAYESİ
( Okumağa Değer)
''Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın İl Müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.
Biz dört arkadaş birleşerek sözünü ettiğim o şehre gittik. Önceden bizim için ayrılan misafirhaneye yerleştik, şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Zaten ben ve arkadaşlarım bu şehre ilk defa geliyorduk. Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.
Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, yani personel alımında,siyasi ve diğer baskılardan hiçbirine boyun eğmeden hak edeni seçebilmekti. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve çokları da, maalesef bir referansla,bir torpille, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
Şehre, ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmıştı ve caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalan ve mimarisi insanda manevi duygular uyandıran tarihi bir camiydi.
Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ,birden ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz, 20-25 yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle:
"Ben buraları iyi bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, Namaz kılana hizmet etmek, Rabbimin hoşuna gider, O'nun rızasını kazandırır; Allah kabul etsin!" dedi.
Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten geldiği gibi davranışı hepimizi çok etkiledi.,O'na döndüm ve Sordum:
"Sen kimsin?, Adın nedir?"
"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."
Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
"Ne iş yapıyorsun Bilal?"
Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"
O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.
Mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
"Üç gün sonra" dedi, "…İl Müdürlüğü sınavla personel alacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?..
Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. O dediği işe, personel alacak olan görevliler bizdik. Bu arada abdestlerini alan arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"
Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini koruyarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak şu sözü söyleyiverdi:
"Bir yetimin referansı kim olur ki? Benim referansım sadece Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece teheccüd namazımdan sonra dilekçemi O'na sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"
Ya Rabbi! Bu nasıl iş? Yoksa biz de mi sınava tabi olmuştuk ! Birden şaşkına döndüm.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin sulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.Sonra tekrar sordum:
"Bilal, baban yok mu?"
"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anacığım büyüttü beni".
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar ortada, meydandaydı ki, kalbinin saflığı adeta yüzüne vurmuştu.
"Askerliğini yaptın mı Bilal?"
"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".
Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
"Evli misin Bilal?"
Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".
Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"
Sustu,durakladı sonra başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti; hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz mı, ona yardım etmez mi? Sevenin, sevdiğini hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?"
Ona söyleyecek laf bulamıyordum. Bilal öylesine bir yürek, taşıyordu ki, Allah bizim gibi, kocaman kocaman müdürleri, Bilal kuluna hizmet ettirmek için ta Onun ayağına göndermişti.
Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca, melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulunun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman' değil, özde ve hakiki mümin. Bir gün beni yanına çağırarak,‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır' dedi ve kızını bana vermek istediğini söyledi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."
"Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek."
" Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anacığım bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler."
Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülakata girecekti.
Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!
Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü,ben, sessizliği bozdum;
"Bilal, bizi tanıdın mı?"
"Evet".
"Peki, ne diyeceksin şimdi?"
Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Salon öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi öğrenmiştim.Bunu da senden istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım" dedi.
Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi."Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"
Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O'ndan başkasından dilenenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bakın bizi bile yapmadı mı?). Fakat ,buna layık olmak için,Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
CİN SURESİ : (72.sure)
--------------------------------
1 - Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
2 - O Kur'ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
3 - Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.
4 - Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
5 - Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
6 - Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.
7 - Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.
8 - (Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."
9 - "Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
10 - "Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"
11 - Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.
12 - "Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O'nu asla âciz bırakamayacağız."
13 - "Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden."
14 - "Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır."
15 - Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.
16 - Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
17 - Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
18 - Mescitler kuşkusuz Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.
19 - Allah'ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O'na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
20 - De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam"
21 - De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim."
22 - De ki, "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınacak bulamam."
23 - "Benim yapabileceğim, sadece Allah'tan size duyuru yapmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir." Artık kim Allah'a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
24 - Kendilerine vaad edilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının en zayıf ve en az olduğunu bileceklerdir.
25 - De ki: "Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar.."
26 - O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
27 - Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.
28 - Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır
İNSAN SURESİ (76.Sure) :
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
4- Doğrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
5- Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
6- Allah’ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
7- Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.
8- Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
9- “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.”
10- “Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz’den korkuyoruz.”
11- Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
12- Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.
13- Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
14- (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.
15- Çevrelerinde gümüşten billur kablar, kupalar dolaştırılır.
16- Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir.
17- Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir.
18- Bir pınar ki orada “selsebil” olarak adlandırılır.
19- Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
20- Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.
21- Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.
22- Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur:makbul) görülmüştür.
23- Gerçek şu ki, Kur’an’ı senin üzerine ‘safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)’ indiren Biziz, Biz.
24- Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme.
25- Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret.
26- Gecenin bir bölümünde O’na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O’nu tesbih et.
27- Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar.
28- Onları Biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.
29- Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.
30- Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
31- Dilediğini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azap hazırlamıştır.
ZUHRUF SURESİ (43.sure)
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1- Ha, Mim.
2- Apaçık Kitab’a andolsun;
3- Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık.
4- Şüphesiz o, Bizim Katımız’da olan Ana kitaptadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur.
5- Siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz diye, şimdi o zikri (öğüt ve hatırlatma dolu Kur’an’ı) sizden (uzaklaştırıp) bir yana mı bırakalım?
6- Oysa Biz, öncekiler içinde nice peygamber(ler) gönderdik.
7- Onlara bir peygamber gelmeyiversin, mutlaka onunla alay ederlerdi.
8- Biz de, kuvvet bakımından onlardan daha üstün olan (toplum)ları yıkıma uğrattık. Öncekilerin örneği geçti.
9- Andolsun, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, tartışmasız: “Onları üstün ve güçlü (Aziz) olan, bilen (Allah) yarattı” diyecekler.
10- Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.
11- Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık’; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.
12- Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti.
13- Onların sırtlarına binip-doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: “Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne Yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık” demeniz için.
14- Ve biz elbette, Rabbimiz’e çevrilip-döneceğiz.”
15- (Buna rağmen) Kendi kullarından O’na bir parça kılıp-yakıştırdılar. Doğrusu insan, açıkça bir nankördür.
16- Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı?
17- Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur.
18- Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah’a yakıştırıyorlar)?
19- Onlar, ki Rahmanın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri yaratılışlarına şahit mi oldular? Onların şahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar.
20- Dediler ki: “Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik.” Onların bundan yana hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca ‘zan ve tahminle yalan söylüyorlar.’
21- Yoksa Biz, bundan önce kendilerine bir kitap verdik de şimdi ona mı tutunuyorlar?
22- Hayır; dediler ki: “Gerçekten atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk ve doğrusu biz onların izleri (eserleri) üstünde doğru olana (hidayete) yönelmiş (kimse)leriz.”
23- İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun ‘refah içinde şımarıp azan önde gelenleri’ (şöyle) demişlerdir: “Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz.”
24- (O peygamberlerden her biri de şöyle) Demiştir: “Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?” Onlar da demişlerdi ki: “Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız.”
25- Böylece onlardan intikam aldık. Öyleyse, bir bak; yalan sayanların sonu nasıl oldu?
26- Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım.”
27- “(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir.”
28- Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah’a) dönerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı.
29- Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım-yaşattım.
30- Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: “Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız.”
31- Ve dediler ki: “Bu Kur’an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?”
32- Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında maişetlerini aralarında Biz paylaştırdık ve onlardan bir bölümü (diğer) bir bölümünü ‘teshir etmesi için, bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından daha hayırlıdır.
33- Eğer insanlar (Allah’a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman’ı (Allah’ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.
34- Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar,
35- Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler içindir.
36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur.
37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.
38- Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: “Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).”
39- (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azapta da ortaksınız.
40- Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin?
41- Şu halde Biz seni alıp-götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.
42- Ya da kendilerine va’dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, Biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.
43- Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
44- Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.
45- Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahman (olan Allah)ın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldık mı (hiç)?
46- Andolsun, Biz Musa’yı, Firavun’a ve onun ‘önde gelen çevresine’ ayetlerimizle gönderdik. O da, dedi ki: “Gerçekten ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim.”
47- Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman, bir de ne görsün, onlar bunlara (alay edip) gülüyorlar.
48- Biz onlara biri ötekinden daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik. Belki dönerler diye, onları azapla yakalayıverdik.
49- Ve onlar dediler ki: “Ey büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız.”
50- Fakat onlardan azabı çekip-giderince, bir de görürsün ki onlar andlarını bozuyorlar.
51- Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: “Ey kavmim, Mısır’ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?”
52- “Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir.”
53- “Bu durumda (eğer doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?”
54- Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.
55- Sonunda Bizi öfkelendirince, Biz de onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak suda boğduk.
56- Bu suretle onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık.
57- Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.
58- Dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar ‘tartışmacı ve düşman’ bir kavimdir.
59- O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları’na bir örnek kıldık.
60- Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.
61- Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.
62- Şeytan sakın sizi (Allah’ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.
63- İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
64- “Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.”
65- Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.
66- Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?
67- Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır.
68- “Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.”
69- “Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır.”
70- “Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız.”
71- “Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.”
72- “İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur.”
73- “Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.”
74- Şüphesiz suçlu-günahkarlar, cehennem azabı içinde süresiz kalacaklardır.
75- Onlardan (azap) hafifletilmeyecek ve orda onlar umutlarını kaybetmiş kimselerdir.
76- Biz onlara zulmetmedik; ancak onların kendileri zalimlerdir.
77- (Cehennem bekçisine:) “Ey Malik (bekçi), Rabbin bizim işimizi bitirsin” diye haykırdılar. O: “Gerçek şu ki siz, (burda) kalacak kimselersiniz” dedi.
78- “Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir çoğunuz hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdiniz.”
79- Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular? İşte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlarız.
80- Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar.
81- De ki: “Eğer Rahman (olan Allah)’ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.”
82- Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden Yücedir.
83- Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
84- Göklerde İlah ve yerde İlah O’dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
85- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi’nin olan (Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O’nun Katındadır ve O’na döndürüleceksiniz.
86- O’nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.
87- Andolsun, onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette: “Allah” diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?
88- Onun: “Ya Rab” demesi hakkı için şüphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler.
89- Şimdi sen, ‘aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir’ ve: “Selam” de. Artık onlar bileceklerdir.
ALLAH, KENDİNİ ÖNCEDEN TANITMIŞTIR
" Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar? "
ANKEBUT suresi,ayet-61
" Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
ZUMER suresi,ayet-38
" Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan; “Allah”tır derler. De ki: “Övgü-şükür, Allah'a aittir. Ama onların çoğu bilmiyorlar.”
LOKMAN suresi,ayet-25
----------------------
Yuakarıda anlamları gayet açık olan,ayetler bize, yaratılmış her insanın Allah'ın varlığını kabul ettiğini,etmek zorunda kaldığını açıkça gösterir.Hatta kendilerine "ateist" diyenler bile bunu,yani kainatın bir yaratan tarafından yaratıldığını bilirler.
Bu bilgi tüm insanların RUHLARININ yaratıldığı (Kalu bela=evet dediler) diye söz aldığı zamanda kendilerine öğretilmiş bir bilgiden kaynaklanır.
Allah tüm insanlara zaten kendini,bir yaratan olarak tanıtmış.Bunu da yarattığı her varlıkta kendi gücünü ortaya koyarak gstermiştir.Bundan hiçbir varlık habersiz değildir.İblis,yani şeytan bile Allah'ı bilir ve tanır.Günümüzdeki dinsiz olanların,kafir ve münafık olanların,hatta Allah'a şirk koşan müşriklerin tamamı Allah'ı bilir.Onların kafir,müşrik,münafık,dinsiz,şeytan olmalarının tek nedeni işlerine Allah'ı karıştırmak istememeleridir.Rabbinin koyduğu yasalara uymamakta direnmeleridir.İblis "secde et" emrine uymayıp da bunda direndiği için şeytan olmuştur.Kafirler,münafıklar,ateistler işlerinde,yaşamlarında Allah'ın yasalarına uymadıkları,onlara yer vermedikleri,yaptıkları işlerde Rabbine karşı sorumluluk kabul etmedikleri için bu sıfatı almışlardır.
İşin en önemlisi, can alıcı sorusu da şudur:
Eğer kendilerine "ben de müslümanım" Ben de Allah'a inanıyorum diyenler,işlerinde,yaşamlarında,alış-verişlerinde yani ticaretlerinde Allahın emirlerine dikkat etmiyorlarsa,kendi kafalarına göre karar verip uyguluyorlarsa,yaptıklarının hesabını vermek bile akıllarına gelmiyorsa,gelmediği gibi vurdumduymazlık,aymazlık içindeyse işte bu tiplerin de şeytandan,yani iblisten,yani kafirlerden,farkı yoktur.Çünkü yaptıkları işlerin,amellerin onlardan hiç farkı yoktur.Namaz kılıyor,arkasından Allahın yasaklarını yapmağa devam ediyorsa,burada bir samimiyetsizlik var demektir.Öyle olunca bunlara sadece münafıklar demek daha doğru olur gibime geliyor.
Ayetler gayet açık.Söz Allah'ın,ona uymak da bizim görevimizdir.İşi sulandırmağa hiç de gerek yok.Herkes kendini en iyi bilendir.Hele hele Allah,her kulun ne yaptığını en iyi bilen ve kayıt altına aldırandır.
Karar sizin.Ben de içinde dahilim.
Hamza SARI
ALDANMAK VE ALDATMAK
Her insan aldanmağa,aldatılmağa müsaittir.Bunu ilk insan olan Adem ve eşinden biliyoruz.
Aldanmak,yanlıştır,hatadır,insani bir yanılmadır.Ama aldatmak ise şeytanidir.Aldatanlar şeytana uymuş,şeytana uşaklık yapmış olmakla ,çok ama çok kötü,çok çirkef,çok ahlaksız bir yolu seçmişlerdir.Bu anlayış ve yaşam tarzı ahlaksız bir davranıştır.
İşte bu nedenle, İblis,Adem ve eşini aldattığı için şeytan adını almış ve bu yaptığı ahlaksızlıktan dolayı da kınanmıştır.Aldatan şeytan,bu yaptığı işten pişmanlık bile duymamış hatta aldatma işine devam etmiştir.İşte aldatanlar bu nedenle şeytandır,yaptıkları bu iş de şeytanidir.
Fakat Adem ve eşi aldatıldıktan sonra hemen aldandıklarını, hata yaptıklarını anladıklarında pişmanlık duydular.Ellerini ve gönüllerini Rablerine açıp,affedilmek için tevbe ettiler, yalvardılar.
Bizler asla aldatanlardan,aldatanlarla bir olmaktan uzak durmalıyız.Aldanmış olduğumuzda da pişmanlık duyup uyanmalıyız.Aldatıldığımızı,aldandığımızı çevremize de duyurmalıyız ki,bu aldatanlar,zamanla onlara da kanca takıp aldatmasın,onlar da aldanmasınlar.
Şunu da asla unutmayalım ki,insanları aldatanlar,her insanın kendine has olan zaaflarından yararlanırlar.Onlara en nazik ve zaaf noktalarından yaklaşırlar.Dindar insanları,din ile,makam-servet heveslilerini de bu yolla kandırırlar.Hele hele şehevi duygularına esir olmuşimadiyatına düşkün olanları daha da çabuk aldatırlar,kandırırlar.Hatta bazen bu hallerinden yararlanarak rüşvetle,ya da kadınla aldattıklarının durumlarını gizlice kayıt altına alıp,ömür boyu kendilerine esir ederek,her türlü yasa dışılığı yaptırmaktan da çekinmezler.
Yani aldatan birini,birilerini gördüğünüz anda,ondan şeytandan kaçarcasına uzaklaşın.Onların cilalı,caf-caflı sözlerine,samimiyetsiz dostluklarına asla inanmayın.Sonra cezasını çekecek sadece siz değil,belki de en yakınlarınız bile bundan nasibini alır.
Allah bizleri şeytandan ve şeytanlaşmış bu tip sahtekarlardan uzak tutsun inşallah.
H.SARI
ÖRNEK (Rol Model) İNSAN
Şu ayet mealini yazarak,konuya başlıyorum:
" Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. " AHZAB suresi,ayet-21
Her insan kendi sahasında başarılı olanları takdir eder,sayar,sever.Hatta çoğu zaman da onları kendine örnek (Rol Model) olarak alır,ya da alma gayretinde olur.Buraya kadar normaldir.
Ama iş,dinde,imanda,amelde,itikatta,ve hatta güzel ahlakta olunca,işte o zaman bize düşen görev,Allah'ın,Rabbimizin bizim için seçtiği insanı örnek almak zorundayız.Çünkü bu konuda Allah kullarına örnek olsun diye milyarlarca insan arasından bazılarını seçer ki,biz buna,daha doğrusu Allah onlara "RASUL"=elçi,peygamber der.Allah onları kendi seçtiği için bizlere de örnek almamız görevi düşer.Yukardaki ayette de zaten buna vurgu yapılır.
Şimdi durum bu iken,bazı kullar,kalkıp da bazı kulları din adına,iman ve ahlak adına,hatta yapılan ameller adına başka birini,yani Rasullerin dışında başka birini,ya da herhangi bir kulu örnek almağa kalkarsa,onu kendine vazgeçilmez olarak seçerse,işte burada bir sıkıntı var demektir.
Rasullerin dışında seçilen her kulun mükemmeliyetini sorgulanabiliriz.Zira onları doğrudan denetleyen,hatasını anında düzelten Allah değildir.Bu nedenle zaman zaman hatalara düşebilirler.Onları örnek alanlar da bu hatalarını,onlara duydukları hayranlıktan dolayı göremez,ya da görse de görmezlikten gelirler.Böylece de aynı hatalara onlar da düşer.Hatta bu hatalar zaman olur ki,kişilerin sapıtmasına kadar gider.Onları takip edenler,ona duydukları hayranlıkları o kadar aşırılığa götürürler ki,o örnek aldıkları kişi adeta onların TAĞUTLARI (Şirkleri) olur.İşte Allah kulların bu durumlarını bildiği için bizlere sadece Rasulleri örnek göstermiştir.Çünkü Rasuller,Allah'tan aldıkları mesajların dışına çıkamazlar.Allah buna asla müsade etmez.
Gelin görün ki, günümüzde insanların ve özellikle de müslümanların kendilerine seçtikleri,örnek aldıkları,peşinden koştukları,hatta onlar için canlarını bile feda etmeğe hazır,o kadar efendileri ,hocaları,şeyhleri,liderleri var ki,sayılamayacak kadar çoklar.
Hatta insanlar ,bazen,aralarında efendi,hoca,şeyh,liderler yarışmasına bile kalkarlar.Benim hocam,seninkini ona katlar diye de havalara girer.
Kimileri de hocalarını din iman konusunda "Tek Otorite" kabul ederler.O ne derse onu din diye uygulamağa kalkarlar.Örneğin efendileri namaz 3 vakit dediyse,onlar 3 vakit kılarlar.Hocaları kurban sünnettir,vaciptir dedilerse onlar da aynı şeyi söylerler.Kurbanın Farz olduğunu inkar ederler.Efendileri,hocaları din dışı şeyler de söylese gıkları çıkmaz.Hatta tarikat denen küfür yuvalarında insanların çokları sapıtmışlardır.Şeyhleri onlara ne emrederse onlar bu emri farz gibi yerine getirirler.Kur'ana uygunluğuna bakmak akıllarına bile gelmez.
İşin bir sakat tarafı da,kendilerine,Rasulden başkalarını örnek alanlar,örnek aldıkları bu kişilere hizmet etmeği imandan,dinden sayarlar.Ne emredilirse itiraz etmeden yaparlar.Adeta kula,kullukta yarışırlar.Efendilerinin servetine,servet katarlar.Kimileri bu Himmet,kimileri bağış,kimileri de sadaka-zekat diye bu katkıyı yaparlar.
Halbuki Rasulleri örnek alanlarda bu durum asla söz konusu bile olamaz.Çünkü o rasuller ne hayatta iken,ne de öldükten sonra asla bu kapıyı açmamışlardır.Kula kulluğu Müşriklik olarak anlatırlar.O rasuller,dinlerini asla para ve dünyalıklar karşılığında anlatmazlar.Ama gelin görün ki,efendiler,liderler,hocalar,,önderler yaptıkları ve hatta yapmadıkları şeylerin bile karşılığını peşinden sürü olanlardan alırlar.Bu ,dün de öyleydi,bugün de böyledir.
Allah'ın bizim için örnek olarak gönderdiği Rasulleri örnek alalım.Kullara ,her ne olura olsun,adına ne denirse densin asla kulluk yapmayın.Kulluktan maksat,onları tanrı gibi görmek değil,bizi tanrıya yaklaştıran,bize yol gösteren,mürşid,alim,otorite olarak görmenin adı da bir anlamda kulluktur.Alim olabilir.Saygı duyulur,ama şahsına değil Kur'ana uygun ilminedir o saygı.Hatta ilim sadece o kula has bir nimet değildir.Her kul çabasıyla aynı seviyede olma şansına sahiptir.Allah vergisi değildir.Allah vergisi sadece Rasul olmaktır.Bazıları bunu bile yanlış anlayıp,kendilerini aşağılarken,bazılarını yüceltirler.,
Unutmayın: "İyi yapmak,çok yapmaktan geçer." Kimse doğuştan alim,lider,hoca ,sanatkar değildir.Ama her insanda az ya da çok bu özelliklerden vardır.Yeterki onu "çok yapmakla" geliştirebilsin.
Hamza SARI
HADİS-İ KUDSİYE (Kudsi Hadis) YOKTUR
Bazı müslümanlar,hadisleri,sınıflandırırken,bir de "Kudsi Hadis" sınıfı uydurmuşlar.Onlara göre Kudsi Hadis:
Manası Allah'a ait olup,sözleri de peygamber a.s ait olan hadisler olarak tarif edilir,adlandırılır.
Böyle bir hadis olabilir mi? Allah,söylemek istediğini söyleyemeyecek,fakat peygamber kalkıp da Allah adına,Allah'ın bizzat söyleyemediği sözlerin manasını,kendi sözleriyle söylemiş olacak.Bu ne kadar mantıksız,Kur'an dışı bir anlayış değil mi? Halbuki Allah:
" ... Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık..." (En'am suresi,ayet-38) demiyor mu?
Allah söyleyeceği her sözü,murat ettiği herşeyi,emir ve yasakladığı herşeyi bu kitapta (Kur'anda) söylediğini açıklarken,nasıl olur da,peygamber a.s.kalkıp,kendi kafasından,bakın Allah bunu demek istedi,ama Kur'anda söylemedi,şimdi ben O'nun adına bunu söylüyorum diyebilir mi? Söyleyemez.Söylemeyeceğini de Allah açıklamıştır zaten.
Hatta Allah çok şiddetli bir şekilde bu konuda uyarıda bile bulunur:
" Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik (öldürürdük) ,Hiçbiriniz buna mani de olamazdınız." ( HAKKA suresi,ayetler:44-45-46-47)
Bunca ayet ortada iken,kalkıp da peygamber ve hatta Allah adına yalan uydururmanın,buna da Kudsi Hadis adını vermenin islamda yeri-yurdu olabilir mi? Olamaz.Ama maalesef yıllarca,hatta asırlarca hem Allah'a,hem Muhammed a.s atılan bu iftiralar bugüne kadar da sürüp gelmiştir.Bunun yayımcılığını da maalesef şu bizim dinden haberi olmayan din adamları yapmıştır.
Bu kudsi hadis dediklerinin meşhurlarından birisi de şudur:
"Ey Habibim,sen olmasaydın ,ben bu alemleri (Kainatı) yaratmazdım."
Şimdi böyle bir saçmalık olur mu? Allah kainatı peygamber hatırına mı yarattı.Hatta bazıları,peygamberin yüzü-suyu hürmetine yaratıldık diyecek kadar Müşrikleşirler.Allah şaşırtmasın.
Kur'anda buna uygun,hatta bu manayı çağrıştıracak tek bir ayet yoktur.Nasıl olur da peygambere böyle bir iftira atılır.Peygamberin söylemediği bir söz nasıl olur da O'nun sözüymüş gibi anlatılır.
Allah böyleleri için,akıllarını kullanmayanların,başlarına pislikler yağar der.Bu tip insanlar,buna inanıp da söyleyenler,müslümanım dedikleri halde,pislikten,küfürden kendilerini koruyamayan pisliklerdir.
Allah ve peygamber ayrımını iyi yapmak,iyi bilmek gerekir.Bu dinin TEK SAHİBİ ALLAH'tır.Dinin tüm bilgi ve yasalarını koyan sadece Allah'tır.Peygamber din konusunda tek söz bile etme hakkına sahip değildir.Allah buna müsade etmez.Peygamber ancak kendine vahy olanı TEBLİĞ eder.Ne eksik,ne de fazla.Kendinden asla birşey katmaz,katamaz.
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et..." MAİDE-67
" Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme." HİCR-94
Bunca ayetler ortada iken,kafalarına göre din uyduranların vay haline.
Müslüman inandığı dini ,öz kaynağından Kur'andan öğrenmek zorundadır.Peygamber uygulaması olan sünneti bilmek yaşamak zorundadır.Peygamberin örnekliği de Kur'anı yaşaması ve yaşanır hale ,uygulanır biçimde göstermesidir.İşte bu nedenle,din Allah'ındır,ama peygambersiz de din olmaz.Peygamberi dışlayan değil,anlayan müslüman olmalıyız.Peygamberin kendi kafasından değil de,bizzat aldığı vahyi tebliğ eden,uygulayan bir elçi,örnek bir insan olarak kabullenmeliyiz.Dinin ortakçısı olarak değil.
Allah,kendini,kitabını ve rasulünü en iyi anlayan kullarından eylesin inşallah.
Hamza SARI