Monday, 29 February 2016

NUR SURESİ

NUR SURESİ
Kur'anın 24. suresidir.Medine döneminde nâzil olmuştur. 64 âyettir. Sûre adını, nur âyeti denilen 35. âyetten almıştır.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. (Bu,) indirdiğimiz ve (hükümlerinin tatbikini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt alasınız diye içinde apaçık âyetler indirdik.
2. Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı acıma hissi, Allah’ın dinin(i tatbik)de sizi etkisi altına almasın. Mü’minlerden bir grup da onların azabına (cezasına) şahit olsunlar.
3. Zinâkâr erkek; zinâkâr veya müşrik bir kadından başkasıyla evlenemez. Zinâkâr kadın da zinâkâr veya müşrik bir erkekten başkasıyla evlenemez. Çünkü bu (evlenme şekli) mü’minlere haram kılınmıştır.
4. Namuslu (ve hür) kadına (zina suçu) isnad(ın)da bulunup da sonra (bu hususta) dört şahit getirmeyenlere seksen değnek vurun ve onların şahitliğini ebedî olarak kabul etmeyin. İşte onlar (yalancılıkları dolayısıyla) fâsıktırlar.
NOT:(Aynı hükümler, kadın ve erkek için aynıdır.)
5. Ancak (hükmolunan bu cezaların infazından) sonra tevbe edip düzelenler hariçtir. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(Tevbenin kabul zamanı içerisinde, tevbe etmeden ölenlerin cezaları, müşrik ve kasten adam öldürenlerle beraber geçmektedir (Furkan suresi,ayetler /68-69). Tevbe etmeleri halinde de, imanını tazeleme ve sâlih amelde bulunma şartı (Furkan suesi,ayet/70) getirilmiştir.)
6. Eşlerine (zina suçu) isnad edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlar(a gelince): Onlardan her birinin (dört şahit yerine kendi) şahitliği; kendisinin hakikaten doğru sözlülerden olduğuna dair dört defa Allah’a yemin ederek şahitlik etme(si)dir.
7. Beşincide; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lanetinin kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir.
8. Kadının da o (kocası)nın hakikaten yalancı olduğuna dair Allah’a yemin ederek dört (defa) şahitlik etmesi, azabı (cezayı) kendisinden giderir.
9. Beşincide; o (kocası)nın söylediğinin doğru olması halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir. (Artık hâkim, bu karı kocayı boşar.)
10. Ya üzerinize Allah’ın lütfu, rahmeti olmasaydı ve hakikaten Allah, tevbeleri çok kabul eden hüküm (ve hikmet) sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)?!
(Hz. Peygamber ile birlikte gittiği Benî Mustalik gazvesinden dönen Hz. Âişe (r.anhâ), kervanın konakladığı sırada, hâcet için dışarı çıkmıştı. Dönüşte gerdanlığının düştüğünü fark etti ve aramaya gitti. Tekrar karargâha geldiğinde ordu hareket etmiş, kendi devesini süren de onu üzerindeki hevdec (kapalı yer)inde sanıp deveyi sürmüştü. Nihayet artçı olarak gelen ve Hz. Âişe’yi gören Safvân (ra.), devesinden inip onu bindirmiş ve orduya yetiştirmişti. Bazı münâfıklar bu işi dedikodu konusu yaptılar. Hastalandığı için babasının evinde kalmakta olan Hz. Âişe, bunu duyunca günlerce ağladı. Hz. Peygamber de çok üzülmüştü. Aradan bir ay geçmişti… İşin aslı kendi içine doğsa bile Allah’tan takviyesini bekliyordu. İşte aşağıdaki âyetler onun iffetini ve masumluğunu bildirmektedir.)
11. O iftirayı uydurup çıkaranlar, şüphesiz içinizden (münâfık olan küçük) bir gruptur. Siz onu, kendiniz için şer sanmayın. Bilakis o sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah (nipbetinde ceza) vardır. Onlardan (elebaşılık yapıp) o günahın büyüğünü yüklenen (Abdullah b. Übeyy de kasdedilmiştir.) için de büyük bir azap vardır.
12. Erkek ve kadın mü’minlerin, kendi vicdanlarında iyi bir zanda bulunup da: “Bu, apaçık bir iftiradır.” demeleri gerekmez miydi?
13. O(nlar iftiraları)na, dört şâhit getirmeli değil miydiler? Mâdem ki şâhitleri getirmediler, o halde onlar, Allah katında yalancıların ta kendileridir.
14. Eğer dünyada ve âhirette Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinize olmasaydı, içine daldığınız dedikodu yüzünden size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu.
15. O zaman siz onu dilden dile aktarıyor, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağzınızda geveleyip duruyor ve bunu basit bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah’ın yanında çok büyük (bir günah)tır.
16. Onu işittiğiniz zaman: “Bunu söylememiz bize yakışmaz, hâşâ! Bu büyük bir iftiradır.” deseydiniz ya!
17. Eğer iman edenler iseniz o (iftira)nın benzerine dönmenizi Allah size, ebedî olarak yasak ediyor.
18. Allah size âyetleri açıklıyor. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
19. Hayasızlığın (serbest bırakılıp) mü’minler içinde yayılmasını arzu edenler için, gerçekten dünyada ve âhirette acıklı bir azap vardır. (Bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
(İnsan tabiatının yanısıra, İslâm inanç ve ahlâk ilkelerine aykırı olan edepsiz sözler; cinsel arzuları uyandıran dar, şeffaf, açık saçık giysiler; zina, eşcinsellik vb. birer hayasızlıktır.) [bk.Bakara suresi,ayetler: 168-169; ve Ankebut suresi,ayet-45]
20. Eğer üzerinize Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah pek şefkatli ve merhametli bulunmasaydı (hemen cezanızı verirdi).
21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın adımları ardınca giderse, şüphesiz ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer sizin üzerinize Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, asla hiçbiriniz temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah (her şeyi) işitendir, bilendir. [bk. Bakara suresi,ayetler:168-169. ve Bakara-208]
(Hz. Ebû Bekir’in Mistah adında fakir bir akrabası vardı. Hz. Âişe’ye yapılan iftira ile bu da alâkalandığı için Hz. Ebû Bekir, ona yardım etmemeye yemin etmişti. Fakat aşağıda mü’minlerin lütufkâr davranmasını bildiren âyetle yardıma devam etti.)
22. Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar; yakınlarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere (mallarından bir şey) vermekte kusur etmesinler. (Hatalarını) affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
23. Hiç şüphesiz, namuslu/iffetli, fenalıktan habersiz mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünya ve âhirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.
24. O gün (kıyamette) dilleri, elleri ve ayakları (dünyada) yapmış olduklarına şâhitlik edecektir. [bk. Yasin suresi,ayet-65; ve diğeri Fussilet suresi,ayetler:20-23]
25. O gün Allah, onlara hak olan cezalarını tastamam verecek ve onlar da Allah’ın hak (ve adaletli) olduğunu açıkça bileceklerdir.
26. Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; temiz/iyi kadınlar, temiz/iyi erkeklere; temiz/iyi erkekler de temiz/iyi kadınlara (uygun)dur. Bu (temiz ola)nlar, onların söyledikleri iftiradan uzaktır. Onlar için mağfiret ve (cennette) cömertçe bir rızık vardır. [bk. Nur suresi,ayet-3]
27. Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere (ve odalara girerken) izin almadan ve sahiplerine (seslenip) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Herhalde bunu düşünüp anlarsınız.
28. Eğer orada bir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar içeriye girmeyin. Eğer size: “Geri dönün (müsait değiliz).” denilirse, hemen dönün. Bu sizin için daha nezih (bir hareket)tir. Allah yaptıklarınızı (hakkıyla) bilendir.
29. İçinde oturulmayan fakat sizin için bir faydalanma bulunan evlere (ve odalara) girmenizde üzerinize bir günah yoktur. Allah açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.
30. Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar ve mahrem yerlerini (ırzlarını) korusunlar! Bu onlar için daha temiz (bir hareket)tir. Hiç şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.
31. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar. Ziynet (ve ziynet sayılan yer)lerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi (mü’min) kadınlarından veya ellerinin altındaki sahip oldukları (cariyeleri)nden veya kadına ihtiyaç duymayan (tamamen şehvetsiz) erkek hizmetçilerinden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayacak çocuklardan başkasına aç(ıp göster)mesinler. Gizledikleri ziynetlerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz. [bk. Ahzab suresi,ayetler:32-34, ve 59 ayeti ]
32. İçinizdeki bekârları, köle ve cariyelerinizden sâlih (evlenmesi uygun) olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah lütfuyla onları zengin eder. Allah lütfu ve ihsanı geniş olandır, O her şeyi bilendir. [bk. Nisa suresi,ayet-25]
33. Evlenme (imkânı) bulamayanlar da Allah kendilerini lütfundan zengin ed(ip imkân ver)inceye kadar iffetli/namuslu kalsınlar (haramdan sakınsınlar). Ellerinizin altındaki (köle ve cariye)lerden mükâtebe (hür olmak için kazanıp bedel ödeme) isteyenlerle eğer onlar için bir hayır görüyor/bunu yapabileceklerini düşünüyorsanız hemen yazı(lı olarak sözle)şin. Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin (yardımcı olun). Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, (hele de) namuslu kalmak isterlerse, cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, şüphesiz ki Allah, zorlanmaları sebebiyle (onları) çok bağışlayan, çok merhamet edendir. [bk. Nisa suresi,ayet-25]
34. Muhakkak ki size, hem (gereken şeyleri) açıklayan âyetler, hem sizden evvel gelip geçmişler(in)den misaller, hem de (Allah’ın emirlerine uyup azabından) korunanlar için bir öğüt indirdik.
35. Allah, göklerin, yerin (herşeyin) nuru(nu, aydınlığını veren)dir. O’nun nurunun misali bir hücre içindeki (kuvvetli) bir lamba gibidir. O lamba bir cam içindedir. O cam sanki inciden bir yıldızdır ki güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nispeti olmayan mübarek bir ağaçtan, zeytinden yakılır. Onun (zeytinin parlak) yağı, kendisine bir ateş değmese bile neredeyse ışık verir. (Bu da) nur üzerine nurdur (ışığı pırıl pırıl aydınlıktır). Allah dilediği (layık gördüğü) kimseyi nuruna kavuşturur.[15] Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi bilendir.
36. (O lamba,) Allah’ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde (ve mescidlerde)dir ki onların içinde sabah akşam O’nu tesbih eder. [ bk. Nisa suresi,ayet-174; ve En'am suresi,Ayet-122; Zimer suresi,ayet-22; Hadid suresi,ayetler:19, 28]
37. (İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret ne de alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru/gereğine uygun kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyar. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hâle geçeceği bir günden korkarlar. [bk. Kehf suresi,ayet-46; ve Münafikun suresi,ayet-9]
38. Çünkü Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracak ve (ayrıca) lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
39. İnkâr edenlerin/küfre sapanların (iyi sandıkları) amelleri ise, düz arazide (ufukta görülen) bir serap gibidir (uzaktan parıldar), susayan, onu su zanneder. Nihayet o(nun yanı)na vardığı zaman, hiçbir şey bulamaz ve (tıpkı bunun gibi o kâfirlerin âhirette eli boşa çıkar da) yanında (sadece) Allah’ı bulur. O da onun hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çok çabuk görendir. [bk. Kehf suresi,ayet-104; ve Gaşiye suresi,ayetler:2-7]
(Açıktan veya içten içe Allah’ı inkâr edenlerin veya gönderdiği hükümleri beğenmeyen, ona uymak isteyenleri dışlayıp baskı uygulayan, dini afyon sayan yahut yaptığı işlerde Allah’ın rızasını, emir ve yasaklarını hiçe sayıp böylece Allah’ı aradan çıkaranların şöhret ve menfaat uğruna yaptığı bütün iyi işlerin Allah yanında hiçbir değeri yoktur, âhiret azabı ise mahfûzdur.) [bk. Furkan suresi,ayet-23; Muhammed suresi,ayet-1, ve 33-34 ayetleri]
40. Yahut (o inkârcıların amelleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu bir dalga kaplar, onun üstünden diğer bir dalga, onun üstünden de (koyu) bir bulut ve (böylece) karanlıklar üstünde karanlıklar. O(rada bulunan kimse) elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime (niyet ve ameline göre) bir nur (hidayet ve ışık) vermemişse, artık onun için bir nur (hidayet ve ışık) olamaz.
(İşte görülüyor ki küfür, insanı boğan karanlıklar denizidir. Küfre sapanlar, aklını Allah’ın istediği doğrultuda kullanmamış, Kur’an’ın rehberliğini ve Peygamber’in uyarılarını dışlamış, böylece bunların verdiği aydınlığı terk edip karanlıklar içinde kalmışlardır. Bu sebeple dünyada yaptıkları bütün iyi işler de boşa gitmiştir. Âhiret aydınlığı ise, iman edip sâlih amelde bulunanlaradır (bk. Muhammed suresi,ayet-1, ve 32; ayet ile Hadid suresi,ayet -12). Aynı zamanda yüce Allah bu misalle, engin denizlerin derinliklerine doğru karanlık tabakaların oluştuğunu bildirmektedir. Son yüzyıldaki bilimsel çalışmalar, denizlerdeki yoğunluk farkıyla iç dalgalar, hem de derinliklere doğru ışık miktarının azalması nispetinde kat kat karanlıklar olduğunu ortaya çıkarmıştır. “Belirli karanlıktaki bütün renkler simsiyah olarak algılanır.”)
41. Görmez misin ki göklerde ve yerdekiler ve havada kanat çırparak uçan (sıra sıra) kuşlar, bizzat Allah’ı tesbih ederler! Her biri duasını da, tesbihini de kesin şekilde bilir. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. [bk. İsra suresi,ayet-44]
42. Göklerin ve yerin mülkü (ve idaresi) Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.
43. Görmez misin ki, Allah bulut(lar)ı (dilediği tarafa) sevk eder, sonra on(lar)ın arasını birleştirir, sonra on(lar)ı üst üste yığar (yoğunlaştırır). Bir de bakarsın ki yağmur on(lar)ın arasından çıkmış. Gökten, oradaki dağlar (gibi bulutlar)dan dolu indirir de onunla dilediğine musibet (afet) verir, dilediğinden de onu çevirir. Şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kör eder! [bk. A'raf suresi,ayet-57]
44. Allah gece ile gündüzü (peş peşe getirerek, uzatıp kısaltarak) evirip çeviriyor. Hiç şüphesiz bunda (hakikatleri gören) basîret sahipleri için elbette bir ibret vardır.
45. Allah (türlerine göre) her hayvanı (önce kendi şekil ve özellikleriyle ana maddesi) sudan (nutfeden) yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayağı üzerinde yürür, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye kâdirdir. [bk. Enbiya suresi,ayet-30 ve açıklaması]
46. Andolsun ki biz, (hakikatleri) açıklayan âyetleri indirdik. Allah dilediği kimseyi (halis niyet ve sâlih amellerine göre) doğru yola iletir.
47. (Münâfıklar:) “Allah’a ve Resûl’e inandık ve itaat ettik.” derler. Sonra içlerinden bir grup bunun arkasından yüz çevirir. İşte onlar inanmış değillerdir.
(Âyet-i kerîme göstermektedir ki yalnız dilden, “Allah ve Resûlü’ne inandık ve itaat ettik.” deyip de kalbinden tasdik etmemek münâfıklık, emirlerine itaat etmemek de fâsıklıktır. Allah ve Resûlü’nün emirlerini beğenmeyerek yüz çevirip de din dışı/dine aykırı olanlarla tatmin olmak ise imansızlık ve kâfirliktir.)
48. Onlar aralarında hükmetmek için Allah’a ve Resûl’ü(n hükümleri)ne çağırıldıkları zaman bir de bakarsın ki onların bir kısmı hemen yüz çevirir.
49. Şâyet hak (bu emir ve hükümler), kendileri (lehi)ne gözükürse, itaat ederek ona gelirler.
50. (Onların) kalplerinde (bir inkâr) hastalığı mı var? Yoksa şüphe mi ettiler? Yoksa Allah’ın ve Resûlü’nün kendilerine haksızlık edeceğinden mi korktular? Hayır! Asıl onlar, kendileri zalimdirler.
51. Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Resûlü’ne çağırıldıkları zaman, mü’minlerin sözü ancak: “İşittik ve itaat ettik.” demeleri (teslimiyet göstermeleri)dir. İşte asıl umduklarına erenler onlardır.
52. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, Allah’a saygı duyarak emirlerine uygun yaşarsa, işte asıl kurtuluşa erenler onlardır.
53. Eğer kendilerine (münâfıklara) emredersen, mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin ederler. De ki: “Yemin etmeyin (sizden istenen) güzel bir itaattir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
54. De ki: “Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz artık onun üzerine düşen, sadece kendisine yüklenen (vahyi duyurma ve açıklama görevi)dir. Sizin üzerinize düşen de, size yüklenen (itaat görevi)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Peygamber’in üzerine düşen apaçık bir tebliğden başkası değildir.”
55. (Resûlüm!) Allah, sizden iman edip de sâlih amel işleyenlere vaadetti ki: Kendilerinden öncekileri (kâfirlerin yerine) hükümran kıldığı gibi, elbette onları da (dinlerini ve kitaplarını tahrif edenlerin yerine) yeryüzünde hükümran yapacak (devlet-hilâfet verecek), onlar için beğendiği dinlerini (İslâm’ı) mutlaka kendileri için iktidar yapıp sağlam temellere oturtacak ve korkularının ardından onları kesinlikle tam bir güvene erdirecektir. (Çünkü onlar) hiçbir şeyi bana ortak koşmadan kulluk ederler. Artık kim bundan sonra nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkan (fâsık)ların ta kendileridir. [bk. Enfal suresi,ayet-26; ve İbrahim suresi,ayet-14; ile Enbiya suresi,ayet-105]
56. Namazı dosdoğru/gereğine uygun kılın, zekâtı verin ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.
57. Sakın ha, o inkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakan (kimse)ler olduklarını zannetme! Onların varacağı yer ateştir. O ne kötü bir dönüş yeridir!
58. Ey iman edenler! (Köle ve hizmetçi olarak) ellerinizin sahip olduğu kimseler ve sizden olup da henüz bulûğa ermemiş (küçük)ler, şu üç vakitte (odanıza girmek isterlerse) sizden izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin (istirahat için) elbiselerinizi çıkardığınız zaman ve yatsı namazından sonra. (Çünkü bunlar) sizin üstünüzün açılabileceği üç (mahremiyet) vaktidir. Bunlardan başka (zamanlarda girmelerinde) size de, onlara da bir günah yoktur. (Onlar, hizmet için) yanınızda dolaşabilir, birbirinizin yanında olabilirsiniz. Allah size âyetleri bu şekilde açıklar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Bu âyet-i kerîmede ahlâkî bir eğitim verilmektedir. Küçük çocukların bile yatılacak zamanlarda, büyüklerin yanına rastgele girmesini önlemek, ilerde muhtemel kötü durumların ortaya çıkmasını engellemek içindir.)
59. Çocuklarınız bülûğ çağına ulaştıkları zaman, kendilerinden önceki (büyük)lerin izin istedikleri gibi, onlar da (yatak odasına girmek için) izin istesinler. Allah size âyetlerini bu şekilde açıklar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
60. Hayızdan kesilmiş (doğurganlık vasfını kaybetmiş), evlilik ümit ve arzusu kalmamış (ihtiyar) kadınlara gelince: Ziynet ve ziynet sayılan yerlerini göstermeyerek, (süslenip bir çekiciliğe başvurmayarak) dışarıda giydikleri elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları (ve örtünmeleri) kendileri için daha hayırlıdır. Allah (her şeyi) işitendir, bilendir. [bk. Nur suresi,ayet-31]
61. (Bekçi olarak bırakıldıkları evlere izinsiz girmede, ihtiyaçları olan yemeği yemede) görme özürlüye, topala ve hastaya bir günah olmadığı gibi, size de; (kendi) evlerinizden yahut babalarınızın evlerinden yahut annelerinizin evlerinden yahut erkek kardeşlerinizin evlerinden yahut kız kardeşlerinizin evlerinden yahut amcalarınızın evlerinden yahut halalarınızın evlerinden yahut dayılarınızın evlerinden yahut teyzelerinizin evlerinden yahut anahtarlarına sahip ol(up çalış)tığınız (evler)den yahut dostlarınız(ın evlerin)den yemenizde bir günah yoktur. (Güven ve meşru ölçüler dahilinde) birarada/toplu olarak veya ayrı ayrı yemenizde de üzerinize bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından bereket ve güzel bir sağlık (dileği) olarak, kendi (ev halkınıza, kimse yoksa kendi kendi)nize selam verin. Allah, size âyetleri böylece açıklıyor ki düşünüp anlayasınız.
62. Gerçek mü’minler ancak, Allah’a ve Resûlü’ne (tam) inananlar ve o (Resûl) ile beraber topluca (veya topluma ait) bir iş için bulundukları zaman, ondan izin alıncaya kadar (ayrılıp) gitmeyenlerdir. (Resûlüm!) Doğrusu senden izin isteyenler, Allah’a ve Resûlü’ne gerçek anlamda inanan kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istedikleri zaman, onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. [bk. Tevbe suresi,ayetler:43-45]
63. Peygamber’in (sizi) çağırmasını, birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın (hemen koşun). Allah, sizden birbirinin arkasına saklanarak sıvışıp gidenleri kesinlikle bilir. (Peygamber’in) emrine aykırı davrananlar, kendi (baş)larına bir bela gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.
64. İyi bilin ki göklerde ve yerde olanlar, şüphesiz Allah’ındır. O sizin ne (iş ve inanç) üzerinde olduğunuzu bilir, kendi (huzuru)na döndürül(üp götürül)dükleri gün, onlara yaptıkları şeyleri haber verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Aşağıya alınan videoyu da izlemeyi ihmal etmeyin
Derleyen:Hamza SARI

https://youtu.be/0gvgOZNfY4E

Monday, 22 February 2016

RUH-BEDEN VE MAHŞER

İNSANIN YARATILIŞI : RUH-BEDEN VE MAHŞER
İnsanın hammeddesi topraktaki,sudaki ve havadaki tüm maddelerin özünü teşkil eden ve Allah'ın Nisa suresinde adını verdiği "NEFS-İ VAHİDE" dir.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
" Ey insanlar! Sizi tek bir cevher (Nefs-i Vahide) den yaratan, ondan (o cevherden-Nefs-i vahideden) de eşini yaratan ve daha sonra da aynı cevher (Nefs-i Vahide)den de birçok erkekler ve kadınlar yaratıp (dünyaya) yayan Rabbinizden sakınınız. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakınınız. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." NİSA-1
ÖNEMLİ NOT :Çok kişi bu ayete yanlış anlam vermiş ve insan olarak Adem,Ademin vücudundan da eşini yaratıp,daha sonra da bu .iftten insan neslinin ürediği şeklinde anlam verilmiş ki bu tamamen ayete ve yaratılışa aykırıdır.Allah Adem ve eşinin yaratıldığı cevheri kasdederek
خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا
"Nefs-i vahideden yarattım ve ondan مِنْهَا = ondan (yani nefs-i vahideden) diye (MİNHA) zamirini kullanıyor.Eğer Ademden yarattığını kasdetmiş olsaydı (MİNHU) zamirini kullanması gerekirdi. (HA=kadın ve erkek karışımını anlatan zamirdir) Hu ise sadece erkekler için kullanılır.Meryem anamız için hem hu,hem de ha zamiri kullanılmış olup,İsanın nasıl babasız doğduğunu anlatmak için.Bu kuralı unutmayın.
Bu Nefs-i vahidenin büyük ölçüde toprakta bulunan maddelerin özü olduğu için ilk yaratmada bu ifade,yani "Biz Ademi (ilk insanı) topraktan yarattık ifadesi kullanılmıştır.Aynı zamanda bu nefs-i vahide olan maddenin özünde dişilik ve erkeklik birlikte vardır. (Bazen çift cinsiyetli doğan insanlar buna en güzel örnektir.)
Daha sonraki ayetlerde,bu ifadenin "Biz herşeyi sudan yarattık"
" İnkâr edenler, göklerin ve yerin birbirine yapışık olduğunu, bizim onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Buna rağmen inanmayacaklar mı? " ENAM-30
şekline dönüşmesinin ,yani söylenmesinin nedeni,hem topraktan yaratılmış olan Adem ve eşinin su görünümlü "sperm ve yumurta" kasdedildiği gibi canlıların özünde ,yapısında olan su ile ilgisi vardır,bu nedenle de bu şekilde anlatılmıştır. Dikkat ederseniz iİnsan vücudunun da nerdeyse %70 yakını sudur.Hava kısmı ise doğrudan "ruh" ile ilgili olup,Allah'ın ifadesiyle,"biz onu topraktan yarattık,sonra ruhumuzdan üfledik"
" Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! " SECDE-9
ifadesinde kasdedilen "ruh" işte bu havadır.Daha doğrusu hava gibi varlığı bilinen,varlığında şüphe olmayan, ama gözle görülemeyen varlıktır..İnsanın vücudundadi canlılığı ayakta tutan da işte bu "Ruh" tur.Ruhun mahiyetini de en iyi bilen yine Allah'tır.
"Sana rûh hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” İSRA-85
Havanın özelliklerine sahip olan ruh bedenden ayrılınca da ölüm dediğimiz olay meydana gelir.Bir vücut,ister insan,ister hayvan olsun havasız kalınca ölür.
Ruh'u sadece hava gibi algılalamak da çok önemlidir.Havanın içerisinde bulunan maddelerin özelliklerine sahip olan ikici bir beden gibidir.Ölüm anında,yani ruhun bedenden ayrıldığında bedenin tüm özellikleri bozulur,çürüyerek tekrar topraklaşır.Toprağa karışır.Fakat ikinci bir beden gibi olan,toprakla ilgisi olmayan ruh ölmez.O,cesetten ayrıldıktan sonra ,kıyamet günü tekrar gireceği bedeni beklemek üzere ruhlar aleminde "beklemğe" alınır.
Sur'a (ilahi çağrının yapıldığı) ilk defa üflendiği (seslenildiği) gün ,yaşayan,hayatta olan tüm canlılar anında yok olur,ölürler.Sur'a ikinci üflenişte,yani kalk emrinin oluşunda ise bu bekletilen ruhlar kendilerine ait bedenlere "ol" emrine uyarak anında girerler ve böylece canlanmış olan bedenler toplantı yerine,yani Mahşere koşarak orada toplanırlar.
Birinci Sur'a üfleme (çağrı) ile ikini .ağrı arasında geçen zamanda ise Allah hesaba çekeceği kullarının bedenlerini yaratmış olur ki,işte bu bedenlere o bekletilen ruhlar girer.
Bazı ruhlar için bazı bedebler daha sonra yaratılır ki,işte ruhlar A'raf" denilen yerde bekletilir.
".İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: "Selâm size!" diye seslenirler." A'RAF-46
" Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler." A'RAF-47
"A'râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı." A'RAF-48
"Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?" (ve cennet ehline dönerek): "Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz" (derler). A'RAF-49
İşte A'rafta bekletilen o ruhlar da daha sonra yaratılacak olan yeni bedenleriyle cennete girerler.Bu bekletilen ruhlar ve bedenleri için hesaplaşma-sorgulama yoktur, olmaz.Çünkü bunlar dünyada iken değişik nedenlerle, sorumluluk verilmeyen insanlardı.Bu ruhların bedenleri çocukken ölenler ile dini sorumlulukları olmayan bizim deli dediğimiz insanların ruhlarıdır.Bu konudaki ayetler ise A'raf suresinde açık açık anlatılır.Yukarda bu ayetlerden örnekleri gördünüz.
Allah ,bize Kur'anı gereği gibi anlamak,anlatmak ve O'na uygun olarak yaşamak nasip eder inşallah.
Hamza SARI

Thursday, 4 February 2016

KUR'ANDAN MESAJLAR

KUR'ANDAN İNSANLARA MESAJLAR
Kur'an, Allah'ın mesajlarının tamamıdır.İlk peygamber Hz.Adem'den,son peygamber Hz.Muhammed a.s. kadar gelen tüm mesajların toplamıdır.Tamamının genel adı KUR'ANdır.
.إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
" Kur'ân'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız" HİCR suresi-ayet-9
Böylece ilk gelen vahiyden,son gelen vahiyle birlikte insanlığa gelen vahiyler tamamlanmış olup kıyamete kadar da yukardaki ayette açıklandığı gibi Allah tarafından korunacaktır.
İnsanlığın kıyamete kadar tüm ihtiyaçlarına,sorunlarına Kur'anda,cevaplar ve çözümler vardır.
"...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık..." En'am-38
Kur'an mesajlarının bir kısmı bilgi verme,bir kısmı hükümler,yasalar koymayı,bazı kısımlar helal ve haramlar,emir ve yasakları,bazıları da "Müteşabih"=teşbih yapılarak benzerleriyle karşılaştığımızda neler yapmamız gerektiğini anlatan ayetlerdir.Hatta bazı ayetler "kıssa"lar şeklinde olup,hem geçmiş olaylar hakkında bize bilgi verirken,aynı zamanda da bize bu kıssalarla yol gösteren ayetlerdir.Mesela Yusuf suresinde ve diğer bazı ayetlerde geçen "Yusuf peygamber" hakkında verilen bilgiler.Bu kıssada insanlar için sayılamayacak kadar mesajlar vardır.Bu mesajlardan bazılarını hatırlayalım:
1-Yusuf a.s ın rüyası:Yusuf rüyasında 12 yıldız ,ay ve güneşin kendisine iteat ettiğini görür.Rüyasını babasına anlattığında,babası: "aman kardeşlerine bu rüyanı anlatma" der.
Aradan yıllar sonra, başından geçen olayların ardından,12 kardeşi ve anne-babası,Yusuf Mısırda etkin bir devlet görevindeyken gelip O'nun emrine girerler.
Allah,insanın başına gelebilecek olayları bazen rüyasında da gösterebilir.Yusuf'a gösterdiği gibi.Yani görülen rüyalarda bazen ipuçları vardır.Yeterki iyi ve doğru yorumlanabilsin.
2-Yusuf'un babası,kardeşlerinin Yusuf'u kıskandıklarını bildiği için onların şerrinden korumağa çalıştı,ama buna muvaffak olamadı.Bir gün kardeşleri O'nu kır gezisine götürmek için babalarından izin istediler.Babası da,"siz ona sahip çıkamazsınız,sonra O'nu kurt yer" dedi.Fakat daha sonra oğullarının israrına dayanamayarak Yusuf'un onlarla gitmesine izin verdi.Daha sonra Yusufun kardeşleri O'nu bir kuyuya atıp babalarına "Yusuf'u kurt yedi" diyerek sahte kanlı gömleğini ona uzattılar.Yani Yakup a.s.sanki onların sahtekarlıklarına bir "kurt yer" diyerek bir kapı aralamış oldu.
Kıskanç kişiler ,öyle kötüler ki,bazen en yakınlarını bile tehlikeye atmaktan çekinmezler.Bu yolda her türlü yalanı da rahatlıkla söyleyebilirler.
3-İnsanların bir planı olsa da,elbette Allah'ında bir planı vardır.Yusuf'un kardeşleri plan kurarak O'nu bir kuyuya atmışlardı.
"Hani, inkârcılar seni bağlayıp bir yere hapsetmek ya da öldürmek veya seni yurdundan çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken, Allah da karşı tuzak kuruyordu. Allah tuzağı boşa çıkaranların en güçlüsüdür."ENFAL-30
Allah, Yusuf'a bir başka kulları aracılığıyla yardım ederek,O'nun kuyudan çıkarılmasını sağladı.
4-Köle pazarında satılığa çıkartılan Yusuf'u,o yörenin (Mısır'ın) en etkin yönetici (Veziri) satın aldı.Yani insanın en ümitsiz olduğu bir dönemde,bazen başına talih kuşu konabilir.Yeterki Allah'a imanı tam olsun.
5-Sarayda köleden ziyade, bir evlatlık gibi yaşayan Yusuf'un güzelliğine vurgun olan vezirin hanımı,O'ndan cinsel yönden yararlanmak ister.Durumu Yusuf'a anlattığında,O şiddetle buna karşı çıkar."Ben ekmeğini yediğim insana ihanet edemem" der.Fakat kadın aklına koymuştu bir kere,bir gün Yusuf'u yatağına davet eder.Fakat Yusuf buna yaklaşmaz ve kapıya yönelir.Kadın bir hırsla Yusuf'u gömleğinin arkasında çekiştirir,bu arada da gömlek yırtılır.Tam bu anda kapı açılır ve kadının kocası vezir kapıdan içeri girer.Kadın ,Yusuf'u suçlamak için:" senin hanene ihanet eden bu adamı mutlaka cezalandırman gerekir" der.Adam olayı,anlar gibi olur,ama yine de emin olmak için durumu kadının amcasına açar.
Dikkat ederseniz ani karar vermez.Bize de bu durumlarda nasıl davranmamız gerektiği gösterilir.Ayrıca Yusuf,iyilik gördüğü haneye,şhanet etmeyerek,bize yol gösterir.Ne şartlarda olursak olalım,hem ihanetten,hem de günahtan şiddetle uzak durmamız öğütlenir.Hele hele zina gibi nefsin hoşuna giden bir işte olsa,yine de nefsimize "dur" demesini bilmeliyiz.Günaha girerek,ahiret geleceğimizi tehlikeye atmamalıyız.
6-Kadının eşi,bu olayı,kadının amcasına açıkladığında,o: "eğer gömlek önden yırtılmışsa,kadın haklı,yok arkadan yırtılmışsa kadın haksız,Yusuf haklıdır" der.Gömlek,gerçektende arkadan yırtılmıştı.Bu açıklamada bize ,olaylar karşısında nasıl akıl yürütmemiz ve adil olmamızın gerektiğine vurgu vardır.Yani kadının amcası tarafgirlik yapmamış.
7-Adam ,karısının haksız olduğunu anlar,ama mevki-makamını düşündüğü için olayı kapatmak ister.Yusuf'a "sakın bu olaydan kimseye bahsetme.Kadın ! sen de haddini bil ve ona göre davran diyerek uyarır.Böylece bize de,Kötülüğü ,iyilikle,düzeltme yolunu seçerek, yol göstermiş olur.
8-Fakat kadın bir kere kafasına koymuş,dediğini illa da yapma çabasındadır.Bu davranışı,diğer saray kadınları tarafından da farkedilir.Dedi-kodular başlar.Vezirin hanımı,saray kadınlarına bir ders vermek için,onları evine davet eder.Onlara,tabaklarda meyveler ikram ederek ellerine birer bıçak verir.Kadınlar meyveleri soymağa başladıkları anda,Yusuf'a :"hadi hemen karşılarına çık" der.Yusuf,kadınların karşılarına çıktığında,kadınlar Yusuf'un güzelliği karşısında hayranlık duyarlar ve ellerindeki bıçaklarla ellerini kestiklerinin farkına bile varmazlar.Vezirin hanımı :"hey hanımlar,ne oldu elleriniz kanlar içerisinde kaldı.Hadi Yusuf sen de dışarı çık" der. Dedi-kodunun aslını-faslını öğrenmeden peşine düşmek,bazen insanların başlarına belalar getirebilir.İnsan bunu ancak daha sonra anlayabilir.Dedi-koducu kadınların düştüğü acınaklı halleri gibi.
9-Yusuf'tan ilgi göremeyen kadın,bu kez Yusuf'u hapse attırmak için kocasına baskı yapar.Yusuf da "Rabbim,hapiste yatmak, kadının beni davet ettiği bu günahtan (zinadan) daha iyidir." diye dua eder.Duası kabul olur ve hapse atılır.Burası çok önemlidir.Bir günahtan kurtulmak için bazen çileli bir hayatı tercih etmek daha doğrudur.Hapis geçicidir,ama günahkarlık sonucunda gidilecek cehennem hayatı daha korkunçtur.
10-Yusuf'un hapis hayatı 3-5 yıl sürer.Bazen hapis arkadaşlarının rüyalarını yorumlar.Bir gün,iki arkadaşı rüyalarını anlatır.Birinin başında bir tebsi vardır.Kuşlar o tebsiye konarak birşeyler yer.Yusuf,ona "senin sonun kötü,idam edileceksin" der.Diğeri de,elinde bir sürahi ve bardakla insanlara şerbet dağıtır.Ona da: "sen de tekrar saraydaki görevine döneceksin,efendine hizmette bulunacaksın,çıktığında efendine beni de hatırlatıver" der.Bu arada ülkenin kralı bir rüya görür ve rüyasında: " 7 semiz (besili) ineği,daha sonra, 7 cılız inek yer." Kral bu acaip rüyasını yorumlatmak için rüya yorumcularını saraya davet eder.Her biri başka başka şeyler söyler,ama kral hiçbirinden memnun kalmaz.Bu arada,hapisten çıkan Yusuf'un hapishane arkadaşı,gelerek Yusuf'a kralın rüyasını anlatır ve yorumlamasını ister.Yusuf da:"bu 7 semiz inek,gelecek 7 yıl bolluk olacak,7 cılız inek de,ardından da 7 yıl kıtlık olacak" der.Adam saraya döndüğünde krala Yusuf'un rüyasının yorumunu anlatır.Kralın hoşuna gider ve O'nu bana getirin der.Bu arada Yusuf arkadaşına,"efendinin yanında benden bahset" diyerek bir anlık Allah'ın yardımını unutarak,kullardan yardım beklediği için 3 yıl fazladan hapis yatma zorunda kalır.Zira arkadaşı hapisten çıktıktan ancak 3 yıl sonra onun hakkında söz eder.Demek ki,istenecek tek makam,Allah'ın yüce makamıdır.Zaten Fatiha suresinde de Rabbimiz bunu bize hatırlatmıyor mu?
Yusuf hakkında olaylar böylece devam eder gider.Bu kıssayı anlatan ayetlerden elbette çıkaracağımız çok hikmetler vardır.Önemli olan Kur'an ayetlerini,bir hikaye gibi değil de,ondan hikmetler,dersler,ibretler,ilhamlar çıkarma anlayışında ve yolunda olalım.Ancak böyle olursa Kur'an bize yol gösterir. Kur'an bize yol gösteren tek ilahi mesajlardır.Rabbimizden gelen bu mesajları hem anlayalım,hem de hayatımızda kendimize rehber edinelim ki,iki cihan saadeti kavuşma fırsatını yakalamış olalım.
Hamza SARI