Monday, 23 March 2015
Sunday, 22 March 2015
Sunday, 15 March 2015
ALLAH'IN GÖNDERDİĞİ DİNİN ADI İSLAMDIR
إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ
"Allah katında din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki, Allah'ın hesabı çok çabuktur."
AL-İ İMRAN-19
Adem a.s dan,son peygamber Muhammed a.s. kadar gelen dinin adı İslamdır.Kur'an daha önce gelen peygamberlere de verilen vahyin tamamını içinde topladığı için "Kur'an" adını alır.Allah söyleyeceği herşeyi bu Kur'anda söylemiştir.
مَّا فَرَّطْنَا فِي الكِتَابِ مِن شَيْءٍ
"Allah katında din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki, Allah'ın hesabı çok çabuktur."
AL-İ İMRAN-19
Adem a.s dan,son peygamber Muhammed a.s. kadar gelen dinin adı İslamdır.Kur'an daha önce gelen peygamberlere de verilen vahyin tamamını içinde topladığı için "Kur'an" adını alır.Allah söyleyeceği herşeyi bu Kur'anda söylemiştir.
مَّا فَرَّطْنَا فِي الكِتَابِ مِن شَيْءٍ
" ....Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık..." EN'AM-38
Ve yine Allah,bizzat bu Kur'anı da örnekler vererek kendisi açıklamıştır ki,bizim başkalarına kulluk yapmamamız için:
Ve yine Allah,bizzat bu Kur'anı da örnekler vererek kendisi açıklamıştır ki,bizim başkalarına kulluk yapmamamız için:
الَر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
"Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır." HUD-1
"Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır." HUD-1
أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ اللّهَ إِنَّنِي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ
(Bu kitap), "Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. Muhakkak ki ben, O’ndan (O’nun tarafından) sizin için bir uyarıcı ve müjdeciyim."HUD-2
Ayrıca Allah bizi bizden daha iyi bilir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
"Andolsun insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." KAF-16
Bizi bizden daha iyi bilen kendisine iyi bir kul olabilmemiz için Allah,bize kendi kitabından başka kaynak,delil,yol gösterici olarak birşey önermemiştir.Tek kaynağın yarattığı ve gönderdiği ayetlerin toplamı olan Kur'an olduğunu açıkça belirtir.Bu kadar açık deliller olduğu halde,hala bazıları İslamda deliller:
Kitap, sünnet, icmâ’ı ümmet ve kıyas-ı fukahâ diye bunu zorlarlar.Halbuki asıl kaynak Kur'andır.Sünnet onun uygulanmış şeklidir.İcma-ı ümmet ise bu asıl kaynaktan alınan bilgiler etrafında "HEM FİKİR" olmaktır.Kıyas-ı Fukaha ise,bu asıl kaynak olan Kur'andan kıyaslamalar,karşılaştırmalar yaparak,yeni oluşumlara çözüm getirmektir.Bu son üçü dinin kaynağı değil,dinin asıl kaynağı olan kitaba bağlı kalarak,bu kitabın (Kur'anın) günümüz şartlarına uygun hükümler koymasına yönelik çalışmalar ve uygulamalardır.Bu nedenle,Sırat-ı Müstakıym yolu ancak Kur'andır.Ondan alınan bilgi ve hükümlerle hayatın sürdürülmesidir.İnsan sözünün değil,Allah sözü olan Kur'anın yolundan gitmektir.Asıl olan da budur.Bunun için Allah bu kitabı ben açıkladım diyor.Bunu da ancak bana kulluk yapasınız diye yaptım diyor.Herşey ortada ayan-beyan iken hala bazıları başkalarının anlattığı ve hatta atalarının öğrettiği içerisinde de binbir değişik kültür kalıntılarının olduğu dine sahip çıkmakla yanlış yapıyorlar.Hele hele uydurma rivayetler olan hadisler üzerinden yapılan ve öğretilen din asla Allah'ın gönderdiği din değildir.
Bizi bizden daha iyi bilen kendisine iyi bir kul olabilmemiz için Allah,bize kendi kitabından başka kaynak,delil,yol gösterici olarak birşey önermemiştir.Tek kaynağın yarattığı ve gönderdiği ayetlerin toplamı olan Kur'an olduğunu açıkça belirtir.Bu kadar açık deliller olduğu halde,hala bazıları İslamda deliller:
Kitap, sünnet, icmâ’ı ümmet ve kıyas-ı fukahâ diye bunu zorlarlar.Halbuki asıl kaynak Kur'andır.Sünnet onun uygulanmış şeklidir.İcma-ı ümmet ise bu asıl kaynaktan alınan bilgiler etrafında "HEM FİKİR" olmaktır.Kıyas-ı Fukaha ise,bu asıl kaynak olan Kur'andan kıyaslamalar,karşılaştırmalar yaparak,yeni oluşumlara çözüm getirmektir.Bu son üçü dinin kaynağı değil,dinin asıl kaynağı olan kitaba bağlı kalarak,bu kitabın (Kur'anın) günümüz şartlarına uygun hükümler koymasına yönelik çalışmalar ve uygulamalardır.Bu nedenle,Sırat-ı Müstakıym yolu ancak Kur'andır.Ondan alınan bilgi ve hükümlerle hayatın sürdürülmesidir.İnsan sözünün değil,Allah sözü olan Kur'anın yolundan gitmektir.Asıl olan da budur.Bunun için Allah bu kitabı ben açıkladım diyor.Bunu da ancak bana kulluk yapasınız diye yaptım diyor.Herşey ortada ayan-beyan iken hala bazıları başkalarının anlattığı ve hatta atalarının öğrettiği içerisinde de binbir değişik kültür kalıntılarının olduğu dine sahip çıkmakla yanlış yapıyorlar.Hele hele uydurma rivayetler olan hadisler üzerinden yapılan ve öğretilen din asla Allah'ın gönderdiği din değildir.
إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ الدِّينَ
" Bizim bu kitabı sana gerçek olarak indirdiğimizde şüphe yoktur. O halde sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et." ZÜMER - 2
Hazırlayan: Hamza SARI
Tuesday, 3 March 2015
İSLAMIN HARAM KABUL ETTİĞİ FAİZ ( Riba )
İSLAMIN YASAKLADIĞI FAİZ ( RİBA )
Sözlükte "artmak, çoğalmak, yükselmek, şişmek, fazlalaşmak" anlamlarına gelen riba, İslâm terminolojisinde, akitlerde şart koşulmuş bulunan karşılıksız fazlalık veya ribevi mallardan aynı sınıfına dahil olanların birbirleriyle veresiye olarak satılması anlamında kullanılmaktadır.
İslam'dan önce faiz, Araplar arasında son derece yaygındı. Mekke'de, Taif'te, Medine’de faizcilik yaparak çalışmadan kazanan, halkın sırtından geçinen bankerler vardı. Bunlar, belirli süre sonunda verdikleri ana paraya ilave olarak belli bir fazlalığı da almak üzere ihtiyaç sahiplerine borç verirlerdi. Borçlu o belirli süre sonunda borcunu ödeyemezse vade uzatılır, buna karşılık faiz miktarı da artırılırdı. Böylece borçlu çoğu zaman aldığının kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırdı. Bu uygulama o derece yerleşmiş ve kökleşmiş ti ki, Kuran’ın da ifade buyurduğu gibi, “...alış veriş de faiz gibidir...” (Bakara suresi, 275) deniliyor; faiz de tıpkı alışveriş gibi meşru sayılıyordu. İnsanların kalpleri ısınıp İslam’ın emir ve yasaklarını takibe başlayınca, helal ve haramla ilgili hükümler inmiştir. Eğer 'içki içmeyiniz, zina yapmayınız.' gibi emirler, ilk inen hükümler olsaydı, mutlaka 'içkiyi ve zinayı asla terketmeyiz' derlerdi.”Bu sebepledir ki islam'da içki, kumar, faiz gibi kökleşmiş adet ve uygulamalar birden yasaklanmamış; bunların haram kılınmasında, tedriç yolu takip edilmiştir. İçkinin yasaklanması 3 safhada gerçekleştiği gibi, faizin haram kılınması da 4 safhada gerçekleşmiştir.Bu konuda ilk inen hüküm rum suresinin 39. Ayetidir. Mekke devrinde nazil olmuştur. “insanların malları içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.”Bu ayet-i kerimede faiz yasaklanmamış, fakat faiz kazancında bereket olmayacağı beyan edilmiştir.Medine devrinde nazil olan nisa suresinin 160-161. Ayetlerinde ise şöyle buyurulmuştur: “yahudilerin haksız davranışları, çoklarını Allah yolundan çevirmeleri, kendilerine yasaklandığı halde faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden dolayı, kendilerine helal kılınmış olan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere elem verici bir azap hazırladık.”Bu ayetlerde faizin Müslümanlara yasaklandığına dair açık bir hüküm olmamakla beraber, Yahudilerin kendilerine haram kılındığı halde faiz aldıkları, böylece ilahi azabı hak ettikleri beyan edilmiştir. Bu ifade ile, faiz almanın son derece kötü ve uzak kalınması gereken bir iş olduğuna işaret olunmuştur.Faizin Müslümanlara ilk haram kılınışı, al-i imran suresinin 130. Ayeti ile olmuştur: “ey iman edenler, faizi kat kat alarak yemeyiniz. Allah'tan sakının ki başarıya ulaşasınız.”Bu ayetle, o devirde en çok uygulanan ve fakiri en çok ezen fahiş riba, yani bileşik faiz yasaklanmıştır. Basit faizin haram olduğu hakkında henüz kesin bir hüküm inmemiştir. Bu, tıpkı içkinin içilmesinin haram kılınmayıp sarhoş halde namaza yaklaşılmasının yasaklanması safhasına benzemektedir. İslam önce, fakirin belini iyice kıran kat kat faiz şeklini yasaklamış oluyordu.Daha sonra nazil olan bakara suresinin 275-281. Ayetleriyle her türlü faiz kesinlikle haram kılınacaktır. Faizi kesinlikle yasaklayan bu ayetlerin mealleri şöyledir: “faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların 'alış-veriş de faiz gibidir demelerindendir. Oysa, Allah alış-verişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime rabbından bir öğüt gelir de faizcilikten vaz geçerse, geçmişi, kendisinedir, onun işi (bağışlanması) Allah'a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.”“Allah, faiz kazancını eksiltir, sadakaları ise bereketlendirir. Allah nankörlük eden hiçbir günahkarı sevmez.”“İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin rabları katında ecir ve mükafatları vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de.”“Ey inananlar, Allah'tan korkun; eğer inanıyorsanız, faizden arta kalan kısmı bırakın. Şayet böyle yapmayacak olursanız, bunun Allah ve rasulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe eder de (faizden vazgeçerseniz) sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”“Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar, ona mühlet verin. Eğer bağışlarsanız, bilesiniz bu sizin için ne kadar hayırlıdır.”“Allah'a döndürüleceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının eksiksiz kendisine verileceği günden korkunuz.”Faizle ilgili en son nazil olan ayetler bunlardır.
Bir kere enflasyon oranında alınan fazlalık, gerçek faiz değildir. Hiç kimse bu yıl 80 lira koyup bir yıl sonra 70 lira almak istemez. Bunun mantığı da olamaz. Ayrıca Kur’ân’ın yasakladığı faiz, ihtiyaç içinde bulunan yoksul insana verilen ödünç paradan alınan reel, hattâ kat kat faizdir. Kur’ân’ın indiği dönemde banka sistemi yok, fukarayı sömüren tefecilik sistemi vardı. Kur’ân tefeciliği yasaklamıştır. Çünkü tefecilik, geniş halk kütlelerini sömürmektir. Ama bugün bankacılık, modern ekonominin gereklerindendir. Burada karşılıklı para kazanma var. Bankaya parasını yatıran, bir süre sonra bir miktar gelir sağlar, banka da onu kredi olarak verip gelir sağlar. Karşılıklı kazancın olduğu yerde zarara uğrayan olmadığına göre Kur’ân niçin bunu yasaklasın?
FAİZLE İLGİLİ AYETLER :
Kur'ân'da riba (FAİZ) konusu yedi ayette geçmektedir. İçki yasağında olduğu gibi " riba" da aşamalı bir şekilde yasaklanmıştır. Mekke döneminde konuyla ilgili inen ilk âyette riba açıkça haram kılınmamakla birlikte Allah katında çirkin görüldüğüne ve bereketsizliğine değinilerek, dolaylı olarak reddedilmekte ve müminler bu yönde uyarılmaktadır
وَمَا آتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِندَ اللَّهِ وَمَا آتَيْتُم مِّن زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
((1.ve mâ âteytum: ve size verdiğiniz şey2.min riben: ribadan, faizden3.li yerbuve: artsın diye4.fî: içinde5.emvâli: mallar6.en nâsi: insanlar7.fe: o zaman8.lâ yerbû: artmaz9.indallâhi (inde allâhi): Allah'ın katında10.ve mâ âteytum: ve sizin verdiğiniz şey11.min zekâtin: zekâttan12.turîdûne: istersiniz13.vechallâhi (veche allâhi): Allah'ın vechi, yüzü14.fe: böylece15.ulâike: işte bunlar16.hum: onlar17.el mudıfûne: kat kat arttıranlar.))
" İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını umarak verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet işte onlar sevaplarını ve mallarını kat kat arttıranlardır." RUM-39
Medine döneminde nazil olan Nisâ sûresinin 160-161. âyetlerinde ise Yahudilere faizin haram kılındığı, fakat onların bunu helal sayıp faiz alıp-vermeye devam ettiği, bu yüzden de bir çok ceza ve azaba uğradıkları ve uğrayacakları haber verilerek dolaylı da olsa faiz yasağına temas edilmiş ve bu konuda Müslümanlar yönlendirilmiştir.
(( 1.fe: artık2.bi zulmin: zulümler sebebiyle3.min ellezîne: onlardan4.hâdû: yahudiler5.harremnâ: haram kıldık, yasakladık6.aleyhim: onlara7.tayyibâtin: temiz ve güzel olanlar8.uhıllet: helâl kılınmış olan9.lehum: onlara, kendilerine10.ve bi saddi-him: ve onları men etmeleri sebebiyle11.an sebîli: yoldan12.allâhi: Allah13.kesîran: çok , bir çok.))
(( 1.ve ahzi-him: ve onların almaları2.er ribâ: riba, faiz3.ve kad: ve ... olmuş, olmuştu4.nuhû: nehy edildiler, men edildiler5.an-hu: ondan6.ve ekli-him: ve onların yemeleri7.emvâle: mallar8.en nâsi: insanlar9.bi el bâtılı: batılla, haksızlıkla10.ve a'tednâ: ve biz hazırladık11.li el kâfirîne: kâfirler için, inkâr edenler için12.min-hum: onlardan13.azâben: azap14.elîmen: elim, acıklı.))
" Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık." NİSA- 160-161
Üçüncü aşamada,yani Medine döneminde,ve özellikle de "İslami esaslara uygun bir yönetim oluşunca da" :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ الرِّبَا أَضْعَافًا مُّضَاعَفَةً وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
(( 1.yâ eyyuhâ: ey2.ellezîne âmenû: îmân edenler, âmenû olanlar3.lâ te'kulu: yemeyin4.er ribâ: ribâ, faiz5.ad'âfen: kat, kat6.mudâafeten: katlanmış, katlanarak artırılmış7.ve ittekû allâhe: ve Allah'a karşı takva sahibi olun8.lealle-kum: umulur ki böylece siz9.tuflihûne: felâha erersiniz.))
" Ey iman edenler! Faizi kat kat arttırarak yemeyiniz. Allah'tan sakınınız ki kurtuluşa eresiniz." AL-İ İMRAN -130 buyrularak faiz açıkça ve kesin bir dille yasaklanmıştır.
Bakara sûresinde ise faiz şiddetli bir üslupla yasaklanmış, faizi bırakanlara bazı imkanlar gösterilirken ısrar edenlere dünya ve ahirette karşılaşacakları kötü sonuçlar bildirilmiştir." İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını umarak verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet işte onlar sevaplarını ve mallarını kat kat arttıranlardır." RUM-39
Medine döneminde nazil olan Nisâ sûresinin 160-161. âyetlerinde ise Yahudilere faizin haram kılındığı, fakat onların bunu helal sayıp faiz alıp-vermeye devam ettiği, bu yüzden de bir çok ceza ve azaba uğradıkları ve uğrayacakları haber verilerek dolaylı da olsa faiz yasağına temas edilmiş ve bu konuda Müslümanlar yönlendirilmiştir.
فَبِظُلْمٍ مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ كَثِيرًا
(( 1.fe: artık2.bi zulmin: zulümler sebebiyle3.min ellezîne: onlardan4.hâdû: yahudiler5.harremnâ: haram kıldık, yasakladık6.aleyhim: onlara7.tayyibâtin: temiz ve güzel olanlar8.uhıllet: helâl kılınmış olan9.lehum: onlara, kendilerine10.ve bi saddi-him: ve onları men etmeleri sebebiyle11.an sebîli: yoldan12.allâhi: Allah13.kesîran: çok , bir çok.))
وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُواْ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
(( 1.ve ahzi-him: ve onların almaları2.er ribâ: riba, faiz3.ve kad: ve ... olmuş, olmuştu4.nuhû: nehy edildiler, men edildiler5.an-hu: ondan6.ve ekli-him: ve onların yemeleri7.emvâle: mallar8.en nâsi: insanlar9.bi el bâtılı: batılla, haksızlıkla10.ve a'tednâ: ve biz hazırladık11.li el kâfirîne: kâfirler için, inkâr edenler için12.min-hum: onlardan13.azâben: azap14.elîmen: elim, acıklı.))
" Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık." NİSA- 160-161
Üçüncü aşamada,yani Medine döneminde,ve özellikle de "İslami esaslara uygun bir yönetim oluşunca da" :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ الرِّبَا أَضْعَافًا مُّضَاعَفَةً وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
(( 1.yâ eyyuhâ: ey2.ellezîne âmenû: îmân edenler, âmenû olanlar3.lâ te'kulu: yemeyin4.er ribâ: ribâ, faiz5.ad'âfen: kat, kat6.mudâafeten: katlanmış, katlanarak artırılmış7.ve ittekû allâhe: ve Allah'a karşı takva sahibi olun8.lealle-kum: umulur ki böylece siz9.tuflihûne: felâha erersiniz.))
" Ey iman edenler! Faizi kat kat arttırarak yemeyiniz. Allah'tan sakınınız ki kurtuluşa eresiniz." AL-İ İMRAN -130 buyrularak faiz açıkça ve kesin bir dille yasaklanmıştır.
.الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
((1.ellezîne: onlar2.ye'kulûne: yerler3.er ribâ: riba, faiz4.lâ yekûmûne: kalkmazlar5.illâ: ancak, sadece, den başka6.kemâ: gibi7.yekûmu: kalkarlar8.ellezî: ki o, o9.yetehabbetu-hu: ona çarpar, onu hırpalar10.eş şeytânu: şeytan11.min el messi: dokunmasından, çarpmasından (çarpılması)12.zâlike: işte bu13.bi enne-hum: onların ..... olması sebebi ile14.kâlû: dediler15.innemâ: ama, fakat, ancak16.el bey'u: alışveriş17.mislu: gibi, benzer18.er ribâ: riba, faiz19.ve ehalle: ve helâl kıldı20.allâhu: Allah21.el bey'a: alışveriş22.ve harrame: ve haram kıldı23.er ribâ: riba, faiz24.fe: o zaman, artık, bundan sonra25.men: kim26.câe-hu: ona, kendisine geldi27.mev'izatun: bir öğüt28.min rabbi-hi: kendi Rabbinden29.fe: o zaman, böylece, artık30.entehâ: vazgeçti, bıraktı31.fe: o taktirde32.lehu: onun33.mâ selefe: geçen şey, geçmişte olan34.ve emru-hu: ve onun emri, onun işi, onun hakkındaki hüküm35.ilâ allâhi: Allah'a, Allah'a ait36.ve men: ve kim37.âde: döndü38.fe ulâike: işte onlar39.ashâbu en nâri: ateş ehli, ateş halkı40.hum: onlar41.fî-hâ: orada42.hâlidûne: ebedî kalacak olanlar.))
" Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kimselerin kalkması gibi kalkarlar/davranırlar. Bu hal onların, “Alım satım da tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Halbuki Allah alım satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen faizden vazgeçerse, evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek artık Allah'a kalır; faize geri dönenlere gelince, içinde süreli kalacakları cehennemin yâranı onlardır." BAKARA-275
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُوسُ أَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ
((1.fe: o zaman, o taktirde, bundan sonra2.in lem tef'alû: eğer yapmazsanız3.fe'zenû (fe izenû): o taktirde bilin4.bi harbin: harbi, savaşı5.min allâhi: Allah'tan6.ve resûli-hi: ve onun resûlü7.ve in: ve eğer8.tubtum: tövbe ettiniz9.fe: o zaman, artık, o taktirde10.lekum: sizin11.ruûsu: ana mallar, ana para12.emvâli-kum: sizin mallarınız13.lâ tazlimûne: zulmetmezsiniz, haksızlık etmezsiniz14.ve lâ tuzlemûne: ve zulmedilmezsiniz, haksızlığa uğramazsınız.))
" Eğer böyle yapmazsanız, biliniz ki Allah'a ve Peygamberine savaş açmış olursunuz. Ama eğer tevbe ederseniz, ana paranızı geri almaya hak kazanırsınız. Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz." BAKARA-279
İSLAMIN FAİZİ (RİBA'yı) YASAKLAMASININ NEDENLERİ :
Faiz : 1-Sermaye sahiplerinin , ihtiyaç sahiplerini sömürmesine, sermayenin belli ellerde birikip sınıfların doğmasına ve sınıflar arasındaki gelir dağılımındaki farklılığın büyüyerek sosyal dengenin bozulmasına yol açar.
2- İslâm Dini, servetin âtıl bırakılmamasını, üretim ve yatırım dışında tutulmamasını isteyerek faiz ortamının doğuşunu engelleyici bir ortamı hazırlamıştır.
3- Paranın, altına çevrilerek ekonomi dışında,yani" yastık altında" tutulması da pek hoş karşılanmaz.
4- İslâm'da temel üretim faktörü olarak "emek" kabul edilip, sermayenin risk ve zarara katlanmadan tek başına kazanç aracı olması önlenmiştir. (Not: bankacılık sisteminde hem kâr,hem zarar,hem de emek vardır.Masraflar,orada çalışanlar ve yatırımlardan duyulan zararlar gibi)
5- İslâm'daki sosyal dayanışma ve yardımlaşma ilkesi, zekat ve infak (sadaka) emri, emek ve sermayenin birlikte üretime ve yatırıma yönelmesi, kâr ve zararı birlikte göğüslemesi prensibi ve benzeri düzenlemeler, dikkate alınarak riba yasaklanmıştır.
Esasen, sabit bir oran ve miktar olan faiz, sermayenin verimliliğine sınır koymakla, onu çoğu zaman kısa vadeli yatırımlara yönlendirmekte, emeğin üretimden yeterli payı almasını önlemektedir. Bu yüzden İslâm, sermayenin üretim ve kârdan sabit bir pay olarak bütün risk ve sorumluluğu emeğe yüklemesine karşı çıkmış, sermayenin payını değişken bir oran/miktar üzerine oturtarak emek-sermaye arasında makul bir denge kurmuştur.
Öncelikle ekonomik bir kuralın altını çizerek belirtelim. Faiz, enflasyona neden olur. Bir ülkede ne kadar faiz varsa, o faiz oranının belli bir oran üstünde, o ülkede enflasyonda olur. Batıda enflasyon % 2-3' tür. Çünkü faiz oranları batıda % 2 civarındadır. Yani bir ülkede faiz varsa enflasyonda vardır. Enflasyona karşı insanlar faize hücum ettikçe, enflasyonu artırırlar. Enflasyonun düşmesinin ilk temel şartı faizlerin aşağı çekilip, sıfırlandırılmasıdır.
FAİZ ÇEŞİTLERİ
FAİZİN KISIMLARI
1. Borç Faizi
2. Gecikme Faizi
3. Alış - veriş Faizi
4. Günümüz Faizleri
1.Borç Faizi:
Borç faizi, ödünç, alım-satım veya başka her hangi bir sebepten zimmete geçen borca karşılık ödenen malda veya parada şart kılınan fazlalıktır.
2.Gecikme Faizi :
Cahiliye faizi de denilen ve borcun süresinin dolduğunda borçlunun borcunu ödeyememesi durumunda, alacaklının anaparaya yapacağı ilave şeklindedir. Borcun vadesi dolduğunda alacaklı borçluya gelerek; “ya öde ya da borcu artır” der. Bunun üzerine borçlu borcu artırır, alacaklı da süreyi artırır.
3.Alış - veriş Faizi:
Alış-veriş faizi ise standart mal veya paraların peşin veya vadeli alım-satımlarında ortaya çıkan faizdir. Alış-veriş faizi de fazlalık ve veresiye (vade) faizi olmak üzere iki türdür.
a)Fazlalık Faizi (Ribe’l-Fazl): Fazlalık faizi, ölçülen veya tartılan mallar kabilinden olan şeylerin, kendi cinsleriyle peşin olarak fazlalıklı bir şekilde mübadele edilmesidir.Fazlalık faizi, aynı cinsten para veya malların birbirleriyle peşin mübadelesinde bedellerden birinde bulunan nicel fazlalıktır.Faiz hak edilmeyen fazlalık, gelir, rant, getiri demektir. Faizi serbest bırakan laik sistemlerde faiz "hak edilmiş bir gelir"dir; ama bütün ilâhî dinlerde faiz haram kılınmış, yasaklanmıştır.
Sermaye toplamak için kâr ve zararda ortaklık seçeneğini tercih edilmelidir. Ticari değil de şahsi ihtiyacı için para/mal bulmak zorunda olan kimselere de şahıslar ve devlet faizsiz olarak kredi vererek, bundan sevap kazanma yolu islama daha uygundur., Böylece de milli birliği güçlendirecek ve ahirete yatırım yapmış olacaklardır
Fakat şu durumları da bilmek,gözardı etmemek gerek:
1. "Bankada biriktirdiğiniz paranın faizi, gelir payı sayılır".
2- Bankayı kuranlar zengin insanlardır. Onlar sizin paranızdan kazanç sağlarken siz eğer herhangi bir fazlalık almazsanız, şu enflasyon karşısında paranızın aslı da küçülür, eriyip gider
"3- "Günün ekonomik şartlarını düşünmeden hemen haram damgasını yapıştırmak İslam'ın ruhuna ayıkırıdır. Bu nedenle paranın değer kaybını korumak da önem taşımaktadır."
Allah,borç verme,işlemlerinde de kayıtların tutulmasını ve gerekirse teminat alınmasını da emreder.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيم
(( 1.yâ eyyuhe: ey2.ellezîne: onlar3.âmenû: âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler) îmân ettiler4.izâ: olduğu zaman, olunca5.tedâyentum: birbirinize borçlandınız6.bi deynin: bir borç ile7.ilâ ecelin: bir süreye kadar8.musemmen: isimlendirilmiş, belirlenmiş9.fektubûhu (fe uktubû-hu): o zaman, olunca onu yazın10.vel yektub (ve li yektub): ve yazsın11.beyne-kum: sizin aranızda12.kâtibun: kâtip, yazıcı13.bi el adli: adalet ile14.ve lâ ye'be: ve çekinmesin15.kâtibun: kâtip, yazıcı16.en yektube: yazmanız17.kemâ: gibi18.alleme-hu: ona öğretti19.allâhu: Allah20.felyektub (fe li yektub): böylece, aynı şekilde yazsın21.velyumlilillezî: ve imlâ ettirsin, yazdırsın ki o22.aleyhi: onun üzerinde, üzerine23.el hakku: hak24.velyettekıllâhe: ve Allah'a karşı takva sahibi olsun, (ve li yetteki allahe) (ve Allah'tan çekinsin)25.rabbe-hu: (onun) Rabbi26.ve lâ yebhas: ve eksiltmesin27.min-hu şey'en: ondan birşey28.fe: artık, fakat29.in kâne: eğer, olursa30.ellezî: ki o, o31.aleyhi: onun üzerinde32.el hakku: hak33.sefîhan: sefil, akılsız, akıl edemeyen34.ev: veya35.daîfen: küçük, güçsüz36.ev: veya37.lâ yestatîu: muktedir değil38.en yumille: yazdırmaya39.huve: o40.felyumlil (fe li yumlil): o zaman, o taktirde yazdırsın41.veliyyu-hu: onun velisi42.bi el adli: adalet ile43.ve isteşhidû: ve şahitler tutun44.şehîdeyni: iki şahit45.min ricâli-kum: erkeklerinizden46.fe in lem yekûnâ: fakat bulunmuyorsa, bulunamıyorsa47.raculeyni: iki erkek48.fe: o zaman, o taktirde49.raculun: bir erkek50.ve imraetâni: ve iki kadın51.mimmen (min men): o kimselerden, onlardan52.terdavne: razı olacağınız53.min eş şuhedâi: şahitlerden54.en tedılle: dalâlette olması, unutması55.ıhdâ-humâ: ikisinden birisi, onlardan birisi56.fe: o taktirde, o zaman57.tuzekkire: hatırlatır58.ıhdâ-huma: ikisinden birisi, onlardan birisi59.el uhrâ: diğeri60.ve lâ ye'be: ve kaçınmasın61.eş şuhedâu: şahitler62.izâ: olduğu zaman, olunca63.mâ duû: davet edildikleri şey (şahitlik)64.ve lâ tes'emû: ve usanmayın, üşenmeyin65.en tektubû-hu: onu yazmanız66.sagîran: küçük67.ev: veya68.kebîran: büyük69.ilâ eceli-hi: (onun) onu vadesine kadar70.zâlikum: işte bu71.aksatu: en adaletli72.inde allâhi: Allah'ın katında73.ve akvemu: ve en sağlam74.li eş şehâdeti: şahitlik için, şahitliğe75.ve ednâ: ve daha yakın76.ellâ tertâbû: şüphe etmemeniz77.illâ: ancak, hariç78.en tekûne: olmanız79.ticâreten: ticaret80.hâdıraten: hazır olan81.tudîrûne-hâ: onu tedvir ediyorsunuz, onu devre-82.beyne-kum: kendi aranızda83.fe: o taktirde, o zaman84.leyse: değil, yoktur85.aleykum: sizin üzerinize86.cunâhun: bir günah87.ellâ tektubû-hâ: onu yazmamanız88.ve eşhidû: ve şahit tutun89.izâ tebâya'tum: alışveriş, anlaşma yaptığınız zaman90.ve lâ yudârra: ve zarar verilmesin91.kâtibun: kâtip, yazıcı92.ve lâ şehîdun: ve şahitler olmasın93.ve in tef'alû: ve eğer yaparsanız94.fe: o zaman, o taktirde, bundan sonra95.inne-hu: muhakkak ki o, mutlaka o96.fusûkun: fısktır97.bi-kum: size, kendinize98.ve ittekû: ve takva sahibi olun99.allâhe: Allah100.ve yuallimu-kum: ve size öğretiyor101.allâhu: Allah102.ve allâhu: ve Allah103.bi kulli şey'in: herşeyi.))
" Ey iman edenler! Ne zaman belli bir vade ile borç verir veya alırsanız yazıyla tespit ediniz. Bir yazıcı/noter, âdil/tarafsız olarak onu kaydetsin. Hiçbir yazıcı, Allah'ın ona öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin. Öylece, olduğu gibi yazsın. Borçlanan kaydettirsin; Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun ve taahhüdünden bir şey eksiltmesin. Eğer borç altına girenin aklî veya bedenî bir zaafı varsa veya kendisi kaydettirebilecek durumda değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu âdil bir şekilde kaydettirsin. İçinizden iki erkeği şahit tutunuz; iki erkek bulunmazsa, kabul edebileceğiniz kimselerden bir erkek ile iki kadını şahit tutunuz ki onlardan biri hata yaparsa diğeri ona hatırlatabilsin. Şahitler çağırıldıklarında şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyiniz. Bu, Allah nazarında daha âdil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygun olandır. Ama eğer birbirinize doğrudan doğruya devredeceğiniz hazır mallar ile ilgili ise, onu yazmamanızda bir mahzur yoktur. Birbirinizle alışveriş yapacağınız zaman bir şahit bulundurunuz, ancak ne yazıcı ne de şahit bir zarara uğramasın; eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayınız ki, bu, sizin için günahkârca bir davranış olacaktır. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz, çünkü sizi eğiten Allah'tır ve Allah, her şeyin tüm bilgisine sahiptir." BAKARA-282
Ayetiyle Allah, vadeli borçlanmaların yazıyla tesbit edilmesinin gerekli oluşunu en detaylı olarak açıklamıştır.
Buna, kefil talebi ve ipotek yapma hakkı da eklenebilir. İşte bütün bu teminatlar, unutmaya karşı bir tedbir veya borcun tamamen veya kısmen inkârı hâlinde ispat kolaylığı sağlamak içindir. Düzenlenecek senetler ihtilaf hâlinde mahkemede bir ispat aracı olarak kullanılacak ve gerektiğinde borcun zor kullanılarak ödenmesi sağlanacaktır.
Günümüzde bono, çek, poliçe, el senedi, makbuz, alındı belgesi, borçlunun imzasını taşıyan defter kayıtları "borç senedi" niteliğindeki yazılı belgelerdir. Bunlar usulüne göre düzenlenince doğrudan veya mahkeme aracılığı ile tahsil edilebilmektedir.
Borç senedi, alacaklıya senette yazılı miktar kadar alacak hakkı doğurur. Ancak borcun ödenmesiyle ilgili çıkabilecek masraflarda borçluya aittir. Pul parası, protesto ve icra masrafları gibi. İslâm hukukunda alım satımlarda prensip olarak satılan malın teslimi ile ilgili masraflar satıcıya; satış bedelinin peşin veya vâdeli ödenmesiyle ilgili masraflar da alıcıya, yani borçluya aittir. Çünkü borcun tam olarak îfası ancak bu şekilde mümkündür (el-Fetâvâ'l-Hindiyye, III, 27, 28; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 220; Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, 455, 456, 457; Mecelle, madde, 36, 287 291, 288; Hamdi Döndüren, İslâm Hukukuna Göre Alım-Satımda Kâr Hadleri, Balıkesir 1984, s. 114, 115).
İslâm hukukunda, bir satım akdinde, satılan malın teslimi ile satış bedelinin ödenmesi, peşin veya veresiye durumuna göre dört şekilde açıklanır:
1) Satılan mal da satış bedeli de peşin olabilir. Bunun caiz olduğunda görüş birliği vardır.
2) Satılan mal veresiye; (daha sonra teslim edilmek üzere) satış bedeli ise peşin olabilir. Buna İslâm hukukunda "setem" veya "selef " akdi adı verilir. İhtiyaç duyulduğu ve eski bir örf olduğu ve naslarla çatışmadığı için Rasûlullah (s.a.s.) tarafından selem akdine izin verilmiştir. (Buhârî, Selem,1, 2, 7; Müslim, Müsâkât, 128). Mislî mal adı verilen, ölçü tartı veya standart olup sayı ile alınıp satılan mallar üzerinde, para peşin-mal veresiye selem akdi yapılabilir. Bu takdirde borç senedi veya sözleşmede borçlanılan mal ve teslim tarihi belirlenir. Satış bedelinin tamamı daha önce ödendiği için, artık borçlanılan malın fiyatı yükselse de satış bedeline bir ilâve yapılmaz. Bunun aksine fiyatlarda düşme olursa, bedelde bir indirim yoluna da gidilmez. (İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kâdir, V, 323 vd.; el-Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 34, 35).
3) Mal da, satış bedeli de veresiye olabilir. Bu, hadîs-i şerifle yasaklanmıştır (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 176). (NOT:Nedeni açıkça belirtilmemiştir.Muğlak bir rivayet)
4) Satılan mal peşin; satış bedeli veresiye olabilir. İşte günümüzde borç senetleri, özellikle veresiye satışlardan doğan borçlar için düzenlenmektedir. Satım akdi ikâle (akdi feshedip parayı geri verme ve malı alma) yoluyle veya malın ayıplı çıkması gibi bir sebeple bozulmadıkça, satış bedelinin ödenmesi gereklidir. Senette borcun vadesi yazılmamışsa bu satış akdi fasit olur ve anlaşmazlık hâlinde iki tarafın veya taraflardan birisinin isteği üzerine akit* bozulabilir. Bu takdirde satılan mal geri iade edileceği için borcun ödenmesi gerekmez.
Borç bazen karzdan, yani ödünç para vermekten doğmuş olabilir. Burada da borçludan borç senedi ve diğer teminatlar istenebilir. Diğer vadeli borçlarla, karz-ı hasenden doğan borç arasında şu fark vardır. Diğer borçlarda muhayyerlik ve vade şart koşulunca bağlayıcı olur. Karz akdinde ise, muhayyerlik şart koşulsa bile geçerli olmaz. Çünkü muhayyerlik, taraflara akdi feshetme imkânı vermektedir. Karz akdinde zaten tarafların dilediği zaman akdi feshetme yetkileri vardır (eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 303; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 315). İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, karz akdinde vade şartı da geçerli değildir. Aksi halde nesîe (mislî malı vadeli mübadele) ribası söz konusu olur. Karz, başlangıçta teberru niteliğindedir. Ödünç veren için bedelini derhal isteme hakkı doğar. Ancak süre belirlenmiş olur ve ödünç veren buna riâyet etmiş bulunursa, ödünç alana kolaylık göstermiş ve iyi bir iş yapmış olur. Satım ve kira akdi gibi akitlerde ise tarafların tesbit edecekleri vadeler bağlayıcı olur. İmam Mâlik'e göre, karz akdi vâde belirlenmekle vadeli olur. Dayandığı delil şu hadistir: "Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar" (Buhârî, İcare, 14, 50).
İşte ödünç para için düzenlenen bir borç senedinde vade bulunursa, ödünç veren, bu vadeyi beklemeden ödeme talebinde bulunabilir. Ancak alacağını vadeye kadar geciktirirse ahlâk bakımından güzel bir iş yapmış olur.
Borçlu sıkıntıda olur ve borcunu vadesinde ödeyemeyecek ekonomik bir krize girmiş bulunursa, alacaklının ona ödeme gücüne kavuşacağı bir zamana kadar süre tanıması, hatta ödeme gücünü tamamen kaybetmişse alacağından vazgeçmesi İslâm ahlâkının gereğidir.
Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur:
وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
((1.ve: ve2.in: eğer3.kâne: oldu4.zû: sahip5.usratin: darlık, zorluk6.fe: o taktirde, o halde7.naziratun: (bekleyerek) beklemek8.ilâ: ... e kadar9.meyseretin: kolaylık, bolluk10.ve: ve11.en tesaddekû: sadaka etmeniz12.hayrun: (daha) hayırlı13.lekum: sizin için14.in kuntum: eğer siz, iseniz15.ta'lemûne: biliyorsunuz.))
"Eğer borçlu darlık içinde ise, ona bolluk zamanına kadar süre tanımak vardır. Alacağınızdan vazgeçip borçluya tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır" BAKARA-280.
Günümüzde protesto olan senet veya çek yerine kısa süreli yeni ödeme vadeleri tanınması, genel bir ödeme güçlüğüne giren iş adamının konkordato yoluyle borçlarını yeni bir "ödeme plânına" bağlatması, yukarıda belirtilen kolaylıkların benzeridir. Ancak borçlu bu gibi kolaylıkları kötüye kullanırsa, onun uhrevî sorumluluğu büyüktür. Hatta bunu önlemek için de cezai müeeyideler uygulanabilir.Yukardaki ayet gerçekten,işin sahtekarlığına kaçmadan,hileye başvurmadan borcunu ödeyemez duruma düşenleri kapsar.Sahtekarları değil.
Alacaklı, alacağını borçlu olduğu kimseye havale (ciro) edebilir. Karşılıklı rıza olduğu için böyle bir muamele geçerli olur. Günümüzde bu, senet veya çeklerin arkasını imzalamak suretiyle yapılmaktadır. Ciro edilen borç senetlerinin arkasındaki imza sahipleri, senette yazılı olan meblağı ödemeyi kabul etmiş sayılırlar. Alacakların bu şekilde, borç senetleri üzerinde devri, İslâm hukukundaki "havale*" niteliğindedir (Vehbe ez-Zühaylî,el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, IV, 39, 165, 304, 307; V, 169, 171 vd.,173,174,175,177,178, 330 340).
Borç senedini vadesinden önce, üzerinden yazılı olan meblağdan daha az peşin para karşılığında ciro etmek, başka bir deyimle senet kırdırmak, aynı cins peşin bir parayı vade sonunda daha fazlası ile mübadele etmek niteliğindedir.Bu durumlarda borçlanan zarara uğratılmadığından dolayı bu senet kırmada islam açısından sakınca yoktur.Yani Riba söz konusu olamaz. Borç senedi, ispat aracı olan bir belgeden ibarettir. Gerçekte mübâdele edilen, aynı cins paradır. Borç senedleri alacak hükmünde oldukları için mal varlığına dahildirler. Dolayısıyla zekât kapsamında olduklarından zekâtlarının ödenmesi gerekir.
FAİZİ (YANİ RİBA OLAN FAİZİ) ŞU ŞEKİLDE AÇIKLAYABİLİRİZ :
Alışveriş ve ödünç işlemlerinde ortaya çıkan iki taraftan birisini mutlaka zarara sokan ,karşılığı bulunmadığı halde ,eşitsiz paylaşımın yapıldığı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi muhtemel olan fazlalık / değer artırımıdır.
Faiz, koşulsuz ve kaçınılmaz bir eşitsizlik,haksızlık,zulüm ve dengesizlik olduğunda RİBA olarak kabul edilir. Yani bir taraf kazancını aşırı şişirirken,diğer taraf da aşırı fakirleşerek zulme uğrarsa RİBA olur.Tefecilikte olduğu gibi.. Ödenecek olan fazla miktarın karşılığı olmadığı için eşitsiz bir paylaşım oluşturmaktadır. Fakat bankaların uygulaması böyle değildir.Her iki taraf da kar veya zarar edebilirler. Faiz oranları ile sınırlanan nakdi sermaye zaman zaman sağlayacağı yüksek gelir ile sermaye sahibinin hak ettiği payı almamasını da sağlar.Veya tersi de olabilir
Faizin elbette Zararları vardır ;
-Faiz bir enflasyon nedenidir ve bugün yaşanan büyük krizlerin ana etkenlerinin başında faiz gelmektedir. Faizin doğurduğu enflasyon karşısında, faizli o para değerini kaybetmiş, erimiştir.
-Faizin olduğu bir toplumda borç verme yardımlaşma, dayanışma zayıflar.
-Bir toplumda faiz fiyatların artmasına tüketicinin geçim darlığına neden olur.
-Faiz üreten çalışan kazanan bir toplumu sağlayacağı nema ile meşgul etmektedir.
-Sermaye sahipleri ellerinde bulunan nakdi sermayeyi faize vererek arttırmakta ticarete sokmak istememektedirler. Bu sebeplerle yüksek üretim kabiliyeti olan sermaye iş dünyasında yerini alamamaktadır. Oysa bir toplumda sermayenin iş dünyasına katılması üretimi artıracak refaha katkısı olacaktır.
Riba, (tefecilik) İslam dininde olduğu gibi bütün dinlerde yasaklanmıştır.
FAİZLE İLGİLİ HADİSLER:
“Rasûlüllah bizi altını parayla veresiye satmaktan nehyetti.” (Buharî, 1993: Büyû 80),
Hz.Muhammed a.s da, Kur'ân'da getirilen "faiz yasağı"nı açıklamış, uygulamasını göstermiş, (bk. Buhârî, Büyü', 77-81; Müslim, Müsâkât, 79-85, 96, 101-103). Veda haccında Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin. Cahiliye döneminin faizlerinin hepsi kaldırılmıştır. Ana paranız sizindir. Bu suretle ne haksızlığa uğratılmış, ne de haksızlık yapmış olursunuz" (Ebû Dâvud, Büyü', 5).
Kur'ân'da yasaklanan faizin dışında Hz. Peygamber; altın ve gümüşün; hurma, buğday, arpa ve tuzun (bu özellikte bulunan gıda maddelerinin) birbirleriyle veresiye ve fazla karşılıkla değişimini yasaklamıştır. (NOT : buradaki yasaklama RİBA olduğu için değil,ahlaken uygun ticari bir davranış olmadığı içindir.) Altın, gümüş ve bu özellikte olanlardan veya buğday, arpa, hurma, tuz ve bu özellikte olanlardan farklı cinslerin peşin olması kaydıyla mübadelesine izin vermiştir. Aynı şekilde kuru hurma ile yaş hurmanın, iyi cins hurma ile kötü cins hurmanın " fazlalıkla " değişimini, gümüşün vadeli olarak altın karşılığı satımını yasaklamış, altının altınla, gümüşün gümüşle değişimine ancak peşin ve tartılarının eşit olması halinde izin vermiştir. (Buhari, Büyü', 77-81; Müslim, Müsâkât, 79-85).
Kur'ân, kesin bir dil ile cahiliye faizi, borç faizi (ribe'd-deyn) veya ribe'n-nesie denilen, "vade karşılığında ALACAK MİKTARININ artırılması" (yani ana paranın katlanarak artırılması) şeklindeki "ribayı" yasaklamış, sünnet de bu yasağı teyit etmiştir. Vade sebebiyle tahakkuk ettirilen ANA MALDAKİ fazlalığın haramlığı konusunda âlimler arasında görüş ayrılığı yoktur. (NOT : O zaman,bugünkü banka kredileri ve faizleriyle doğrudan ilintili olan bir ticaret yoktu, sadece TEFECİLİK denen bir yapı vardı ve bu da bugün bankaların uyguladığı sistemden çok farkşı idi.Günümüzde de bankaların yanı sıra bu tefecilerin de olduğu bir gerçektir.İslam RİBA diye bu tefecileri kasdetmektedir.)) Buna mukabil paranın ve gıda maddelerinin peşin olarak, fakat fazlalıkla değişiminin (ribe'l-fadl) yasaklanmış olmasının illeti ve gerekçesi üzerinde farklı görüşler bulunduğundan, bu yasağın ölçüsü, sınırı ve hangi cins ve nevi malları kapsadığı konusunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Hz. Ömer anlatıyor: Hz. Peygamber buyurdu ki: “Altın altınla peşin satılmazsa faizdir. Buğday buğdayla peşin satılmazsa faizdir. Kuru hurma kuru hurmayla peşin satılmazsa faizdir”. (Buharî, 1993: Büyû, 54, 74, 76; Müslim, ts.: Müsakat 79; Ebu Dâvud, ts.: Buyu’ 12; İbn Mâce, ts.: Ticaret 50; Malik b Enes, ts.: Buyu’ 38; Tirmizî,2001: Buyu’ 24; Nesâî, 1986: Buyu’ 41). (NOT:Şimdi bu rivayete hadis demek mümkün mü? Hem de Hz.Ömer gibi birine atfederler.Hiç dünyada,altının altınla,buğdayın buğdayla satıldığını gören var mı şimdi? İşte müslümanları böyle salaklaştıryorlar)
“Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla,arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla başa baş misliyle, peşin olarak satılır. Kim artırır veya artırılmasını talep ederse faize girmiş olur. Bu işte, alan da veren de aynıdır”(Müslim, ts.: Müsakat 82) (NOT:Ne kadar uyduruk bir anlayış değil mi?Hiçbir geçerliliği yok maalesef)
İbn Ebi İshak’tan: “…Hz. Peygamber bize altını gümüşle, gümüşü altınla dilediğimiz şekilde satmamızı emretti” nakledilmiştir. (Buharî, 1993: Büyû 81).
Hz. Peygamber (sav) yaş hurmayı kuru hurma ile değiştirmeyi yasakladı ve "Bu riba'dır, buna müzabene denir" buyurdu. Ancak ariyye satışını bundan istisna etti. Ariyye bahçe sahibinin ayırdığı bir veya iki hurma ağacıdır. Onların başındaki meyvenin kuruyunca ne kadar olacağını göz kararıyla tahmin eder. Bunun bedelince yaş hurma (satın alıp) yer" (Tirmizi bir başka rivayette şu ilaveyi kaydeder: "Resulullah (sav) yaş üzümü kuru üzümle her meyveyi, meyve cinsinden tahmini karşılığıyla satmayı yasakladı." Yahya İbnu Said ariyye'yi şöyle açıkladı: "Kişinin ailesine yedirmek maksadıyla birkaç hurma ağacının yaş meyvesini, - miktarını tahmin yoluyla takdir edip - kuru hurma karşılığında satın almasıdır.") ( NOT:Ne kadar yanlış bir rivayet değil mi? Satışlarda neden illa da kuru hurma esas alınsın.İnsan yaş hurma alamaz satamaz mı?İslam buna yasak koymaz ki) İşte Kaynak: Buhari, Büyu 83, Şürb 17; Müslim, Büyu 64, (1540); Ebu Davud, Büyu 20, (3363); Tirmizi, Büyu 64, (13
Ebu Said anlatıyor: Hz. Peygamber zamanında bize kötü hurma veriliyordu. Bu çeşitli cins kuru hurmanın bir karışımıydı. Bu kötü hurmanın iki ölçeğini bir ölçek iyi hurma karşılığında satıyorduk. Bu tarz Hz. Peygamber’e haber verilince: “İki ölçek hurmaya bir ölçek hurma, iki ölçek buğdaya bir ölçek buğday, iki dirheme bir dirhem olmaz.” buyurdu (Buharî, 1993: Büyû, 20; Müslim, ts.: Müsakat 98; Malik b Enes, ts.:Buyu’ 32; Tirmizî, 2001: Buyu’ 23; Nesâî, 1986: Buyu’ 41, 50).
Başka bir rivayette de şöyle gelmiştir. Bilal-i Habeşî Hz. Peygamber’e bernî
hurması (iyi cins bir hurma) getirmişti. O, “Bu nereden?” diye sordu. Bilal-i Habeşî:“Bizde âdi hurma vardı. Hz. Peygamber’in yemesi için, ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek aldık”, dedi. Bunun üzerine Hz.Peygamber: “Eyvah bu ribanın ta kendisi,eyvah bu ribanın ta kendisi, sakın öyle yapma! Eğer iyi hurma almak istersen elindekini ayrıca sat, sonra onun parasıyla iyi hurma al!” buyurdu (Buharî, 1993: Vekalet 11;Müslim, ts.: Müsakat 96; Nesâî, 1986: Buyu 43
Hz Peygamber’in aşağıdaki hadisiyle bütün standart (mislî) malların mübadelesi de faiz kapsamına alınmıştır:
“Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, eşit ve peşin şekilde trampa edilir. Farklı cinsler birbiriyle mübadele edilirse, peşin olmak şartıyla dilediğiniz gibi satış yapınız.”
Bu hadisin Tirmizî’deki rivâyetinde şu ilâve vardır:
“Her kim bu şekildeki mübadelede fazla verir veya alırsa şüphesiz ribâ yapmış olur.” (NOT:bu rivayet de sakat.değişiklikte fazla olursa Riba olur demek yanlıştır.Elbette bir kilo tuza,bir kilo şeker verilmez.Hem cinsleri,hem de değerleri farklı farklıdır.Yani uydurma bir rivayet)
Ebu'l-Minhâl anlatıyor: "Zeyd İbnu Erkam ve el-Berâ İbnu Âzib (radıyallahu anh)'e sarf'tan (yani altınla gümüşü cinsi cinsine satmaktan) sordum. İkisi de şu cevabı verdi: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) altının gümüş mukabilinde veresiye satılmasını yasakladı."Buhârî Büyû 80 8 Şirket 10 Menakıbu'l-Ensâr 50; Müslim Müsakât 87 (1589); Nesâî Büyû 49 (7 280).
Hz. Peygamber Veda Haccı sırasında Mekke'de faiz yasağı uygulamasını şu ifadelerle bildirmiştir: “Dikkat ediniz! Cahiliye devrinden kalma faizin hepsi kaldırılmıştır. Kaldırdığım faizin ilki, amcam Abbas b. Abdilmuttalib'in faizidir” (Müslim, ts.: Hac, 147; Ebu Davud, ts.: Büyü', 5)
Hz. Peygamber: “Faiz mahvedici yedi günahtan biridir.” buyurmuştur. Burada faiz şirk, sihir, katillik, yetim malı yeme, savaştan kaçma ve iffetli kadınlara iftira etme suçuyla bir tutulmuştur (Buharî, 1993: Vesaya 23; Müslim, ts.: Hacc 144). (NOT:Bu benzetmelerde birbirinden çok farklıdır.Halbuki Allah ancak şirki büyük günahtan sayar.)
Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm): "Ribâ veresiyededir" buyurdu.(Buhârî Büyû 40; Müslim Büyû 102 (1596); Nesâî Büyû 50 (7 281)Diğer bir rivayette: "Peşin alış-verişlerde (cinsler farklı ise fazlalık sebebiyle) ribâ olmaz" buyurulmuştur.(İşte bu da yalan bir rivayettir)
“En hayırlınız, borcunu en iyi ödeyendir.” (Buharî, 1993: İstikraz 4,6,7,13) hadisini ve örfün bağlayıcılığını dikkate alan İslam Hukukçuları, alacaklı tarafından şart koşulmaksızın ve o yörede böyle bir adet bulunmaksızın, borçlunun, daha fazlasıyla veya daha kalitelisiyle ödemede bulunmasını sakıncalı görmemişlerdir. Yani alacaklı tarafından şart koşulmayan fazlalık faiz sayılmamıştır.(O beldenin ticari hayatında borçların ödenmesinde böyle bir adet bulunsa, bundan dolayı,sözleşme yapmasa da, sanki sözleşme yapılmış gibi, örfen rayiç olan oran üzerinden fazla ödemeyi her iki taraf da umar ve bilirse bu faiz olur) (NOT:Yanlış bir mantık anlayışıyla faiz tanımı)
Ayrıca şu iki olayda borcun güzel ödenmesi tavsiye edilir:Buhari’nin Sahihinde, Ebu Hureyre’den rivayet ettiği şu hususa gelince: “Bir adam, Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e alacağını almak için geldi ve onu yanılttı. Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in ashabı üzüldüler. Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi “Onu bırakın, hak sahibinin alma hakkı vardır. Onun için bir deve satın alın ve ona verin” Onlar dediler ki; Onun dişinden daha iyisini göremiyoruz. Rasulullah şöyle dedi: “Onu alın, ona verin. Zira sizin hayırlınız, ödemesini güzel yapandır." Buhari, K. İstikrâd, 2215 (NOT:Çok saçma bir rivayet değil mi? Hem peygamberin borcu olacak,hem de ben ödemiyorum siz bir deve alın da verin diyecek.Bir peygamber bunu yapar mı?Hem peygamberin borö aldığı asla görülmemiştir)
Ebu Davud da, Ebu Rafi’den şunu rivayet etti: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, bir genç deve ödünç aldı. Sonra ona zekâttan bir deve geldi. Bana onu erkenden o adama borcun edası olarak teslim etmemi emretti. Bunun üzerine dedim ki; O deveden daha güzel, iyi, ön ve arka dişleri olanını göremiyorum. Bunun üzerine dedi ki: “Onu ona ver. İnsanların hayırlısı, borcunu en iyi şekilde ödeyendir.” Ebu Davud, K. Buyu’, 2904
Enes’ten Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediği rivayet edildi “Kişi borç para verdiğinde hediye kabul etmesin.” (Buhari, Tarihinde rivayet etti. Şevkanî de onu aktardı.) NOT:Burada hediyeden maksat,alışverişteki fazlalık değil,rüşvet kasadeiliyor.
Bir kere enflasyon oranında alınan fazlalık, gerçek faiz değildir. Hiç kimse bu yıl 80 lira koyup bir yıl sonra 70 lira almak istemez. Bunun mantığı da olamaz. Ayrıca Kur’ân’ın yasakladığı faiz, ihtiyaç içinde bulunan yoksul insana verilen ödünç paradan alınan reel, hattâ kat kat faizdir. Kur’ân’ın indiği dönemde banka sistemi yok, fukarayı sömüren tefecilik sistemi vardı. Kur’ân tefeciliği yasaklamıştır. Çünkü tefecilik, geniş halk kütlelerini sömürmektir. Ama bugün bankacılık, modern ekonominin gereklerindendir. Burada karşılıklı para kazanma var. Bankaya parasını yatıran, bir süre sonra bir miktar gelir sağlar, banka da onu kredi olarak verip gelir sağlar. Karşılıklı kazancın olduğu yerde zarara uğrayan olmadığına göre Kur’ân niçin bunu yasaklasın?
ÖNEMLİ NOT : Hadis olduğu rivayet edilen kaynaklarla anlatılan ve kasdedilen riba,çoğu kez Kur'anda anlatılan kasdedilen Ribayı anlatmıyor.Yani hadis adıyla bize ulaşan Riba konusundaki hadislerin peygamberin sözü olduğu konusunda kesin yargıya varmak zor.Çünkü bu kadar çelişkili ifadeleri bir peygamber asla kullanmaz.Ayrıca islam eski dönemlerde olduğu gibi TAKAS sistemiyle ticaretin olması gerektiğini savunan ve öğütleyen bir din de değildir.Bu usul 1500 sene veya daha evvel böyle olabilirdi.Ama bugün bunun imkazlığı ortada.İslam çağlara hitap eden bir din olması nedeniyle esas alınacak tek kaynak Kur'andır.Orada anlatılan ve kasdedilen RİBAdan maksat TEFECİLİKTİR.Bu da her dinde ve her dönemde yasaklanmıştır.Bunun banka faizleriyle asla bir ilgisi yoktur.
Kur’ân’ın ribayı yani tefeciliği yasaklamasındaki neden, yoksul halkın sömürülmesini önlemektir.
Banka kredisi ile ev, araba almak da karşılıklı menfaate dayanan yasal işlemlerdir. Devletin çıkardığı yasalarla kurulan ekonomik sistemi haram saymak, Kur’ân’ın ruhuna aykırıdır. Çünkü Kur’ân buyruk sahibine yani devlete itâati emretmektedir. Devlet de halkın zararına olan yasalar çıkarmaz ve bunları uygulamaz. Yasaları çıkaran kim? Milletin temsilcileri. Millet öyle istiyorsa, kamunun istediği şey niçin haram olsun? Artık bu uygulanması mümkün olmayan hayali düşünceleri bırakmak, kendimizi yenilemek zorundayız. Yoksa çağın gerisinde yaşamaya devam ederiz.
M.Akif Ersoy:
Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı
diyerek,islamın kitabından alınan ilhamların yaşanan asırların şartlarına göre,yine Kur'anın ruhuna uygun olarak uygulanmasıdır.
“Paranın Faizi haramdır” iddiası gelince :
Her ürünün fiyatı gibi paranın da fiyatı olan faiz de arz - talep sonucunda oluşur. Bu da satıcıların tek başlarına belirleyebilecekleri bir fiyat değildir.
Buraya dikkatinizi çekerim:
Faizin, haram olduğunu iddia etmeden önce faizin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlamamız lazım. Faiz paranın " arz ve talebi"dir.Nasıl ki piyasada satılan ve satın alınan tüm ürün ve hizmetlerin fiyatları nasıl sadece satıcılar tarafından belirlenemiyor da arz– talep sonucunda oluşuyorsa faizin fiyatı da aynı şekilde oluşur . Nasıl bir berber saçı bedava kesemiyor, bir manav meyve ve sebzeleri bedavaya veremiyor, bir doktor bedavaya hasta bakamıyorsa borç para verenler de bedavaya borç veremezler. Halk,bankalara mevduat şeklinde veya devletin Hazine bonolarını satın alarak devlete borç verdiğinde halk kullanımını ertelediği para için bir bedel talep eder. Aynı şekilde bankalar da halka, şirketlere,devlete, diğer bankalara kredi (borç para) verdiklerinde kullanımını erteledikleri bu para için bir bedel talep ederler, bedavaya veremezler. Bu bedel paranın fiyatı olan faizdir. ( İslamdaki riba değildir)
Faizi tek başlarına bankalar belirleyemezler, bu borç verenlerle borç alanların para arz ve talebi sonucunda belirlenir. Kaldı ki bankalar sadece borç vermez borç para da alırlar ve sonuçta faiz giderleri de oluşur. Halktan topladıkları mevduat buna bir örnektir.
Tıpkı bir berberin saç kesimini bir manavın meyve sebzeyi geçimini sağlayabilecek bir kar marjı ile yapması gerektiği gibi, halkın, sanayi, tarım ve ticaretin ihtiyacı olan parayı pazarlayan bankaların da faaliyetlerini sürdürebilmeleri için bu hizmetleri karşılığında kar etmeleri gerekir. Haram işlemeyeceğiz diye parayı bedavaya veremezler. Faiz oranının enflasyon oranının üstünde olması gerekir. Aksi takdirde gerçek bir kazanç elde edemezler. Çok basit bir örnek olarak bir arkadaşımıza bir yıllığına 1000 ( bin ) TL borç verdiğimizi farz edelim. Ona bu parayı borç verdiğimiz için biz bir yıl boyunca bu parayı kullanmaktan mahrum kalırız, bazı masraflarımızı kısmak zorunda kalırız. Bu erteleme için bir telafi ( faiz ) talep etmemiz haram değil hakkımızdır. Bir yıl sonra arkadaşımız borcunu herhangi bir faiz ödemeden bin TL olarak bize geri öderse kazıklanmış oluruz. Çünkü bir yıl sonra geri aldığımız bin TL’nin değeri bir yıl önce borç verdiğimiz binTL’den çok daha düşüktür. Enflasyon paranın değerini düşürmüştür, bin TL ile bugün çarşı pazara çıktığımızda satın alabileceğimiz ürün miktarı bir yıl öncekine göre daha azdır. Aradaki bu farkı faiz olarak talep etmemiz haram değil hakkımızdır,yoksa zarar görürüz.
Para pazarlamayı arkadaşına borç vermek gibi değil meslek olarak yapanların sadece enflasyonu karşılayan değil enflasyon oranının üzerinde kar getirecek bir faiz oranı talep etmeye hakları vardır. Aksi takdirde bu mesleği ve hizmeti yapmalarının bir anlamı kalmaz.
Diyanet İşleri Başkanlığı, faizsiz finans kurumları tarafından yapılan işlemlerde, basit bir kuralın ihmal edilmesinin yapılan işlemi faize soktuğuna dikkat çekti. Vatandaştan sık sık ''Finans kurumlarından ev veya araba kredisi çekmek faiz midir'' şeklinde gelen sorulara açıklık getiren Din İşleri Yüksek Kurulu Soru Cevaplandırma Platformu, faizli konut veya araba kredisi almanın caiz olmadığının altını çizdi. Verilen fetvada, ''bir malı peşin olarak satın alma imkanı bulunmayan bir kimsenin bir kişi ya da şirketten (Örneğin bir finans kurumuna) giderek, o malı peşin olarak satın alıp, sonra da taksitle kendisine satmasını istemesinde, teklif alan kişi veya şirketin de söz konusu malı peşin olarak satın alıp üzerine kar payı da eklemek suretiyle o kimseye vadeli olarak satmasında dinen bir sakınca yoktur.'' açıklamasına yer verdi. (NOT: Ne kadar mantıksız ve mesnetsiz bir cevap değil mi?Kulağı tersten göstermek gibi birşey Sonuçta üzerine kar ilavesi yapmıyor mu?Ne farkı var vade farkı koymakla bunun arasında HİÇ )
Alınan kredinin faize girmemesi için bir takım işlemlere dikkat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde faizli alışverişten hiçbir farkı kalmayacağına dikkat çeken Diyanet, faize girilmemesi için şu yolun takip edilmesi gerekiyor: ''Malın satışının ilk önce katılım bankasına gerçekleşmesi, sonra da katılım bankasının bu malı müşteriye satmasıdır. Bu ticarette ev veya araba satan firmanın muhatabı katılım bankası, katılım bankasının muhatabı da müşteri olmalıdır. Buna göre; ev veya araba firması faturayı katılım bankasına kesmeli, daha sonra yapılacak bir alış verişle de ev veya araba müşteriye satılmalıdır. (NOT : Zaten bankalar verdikleri krediler,yani paralar karşılığında evi ,ya da arabayı ipotek altına almıyor mu ?Alıyor. Dolayısıyla kredi çeken borcunu tamamen ödemediği takdirde o mal üzerindeki ipotek kalkmıyor.Yani ipotekli malı bir başkasına satmak için mutlaka borcunun ödenmesi gerekiyor.Burada Diyanet güya fetva verdiğini sanıyor.Yazıklar olsun.) Aksi taktirde faizli işlem yapılmış olur.''
Prof. Dr.H. Karaman’ın “Kirada oturan birisinin birikmiş bir miktar parası var, ancak bir ev almaya yetmiyor? Bu durumda konut kredisini almak caiz midir?” sorusuna verdiği cevaplar şöyle:Helalinden kazandığınız, fakat bir ev almaya yetmeyen paranızı yine helal yoldan işletip nemalandırarak çoğaltmak ve bununla bir ev almak en tabii hakkınızdır. islam, evi, Müslüman´ın asli ihtiyaçlarından biri saymış, zekat matrahına da dahil etmemiştir; yani kişinin evinden vergi de almamaktadır. Bugün Müslümanların birçoğu bu durumdadır, evi yok, kirada oturuyor (kirayla evde oturmak mesken ihtiyacını tam olarak karşılamaz, kiracı huzursuzdur, geleceğinden emin değildir), biriktirdiği parayı helal yoldan işletme ve nemalandırma imkanları yok denecek kadar azdır, enflasyon canavarı, binbir emekle elde edilmiş parayı her gün oburca yiyerek değerini azaltmakta, para pul olmaktadır; özel finans kurumları,dövize çevirme, borsada oynama, altına yatırma gibi helal saydığımız işletme ve nemalandırma yolları bazen, enflasyon farkı kadar bile gelir (nema, kar) getirmemektedir. Bunlar birer gerçek olduğu kadar, dünyada ve ülkemizde faizcilik ve bunun en yaygın kurumu olan bankacılık yoluyla yoksulların, dar gelirli kesimin, sermayeyle iş yapmayanların, hatta bir kısım sanayicilerin zarara uğratıldığı, helal kazançlarının haksız olarak ellerinden alındığı, Aslında bütün dünya iktisatçıları faizli ekonomi yerine kar ve zararın, kazanç ve riskin adil olarak paylaşıldığı bir sisteme geçmenin yollarını aramalı, modelini oluşturmalıdırlar. Aksi halde halkların çoğunluğu ve geri kalmış ülkeler durmadan fakirleşecek, mutlu azınlıklar ve kalkınmış ülkeler servetlerine servet katacaklar, ama bunun sonu sosyal ve uluslararası felaket olacaktır. Bu genel değerlendirmelerden sonra sizin meselenize gelelim:
a) Öncelikle helal yollardan (özel finans kurumları, hisse senetleri, güvenilir tüccar ve sanayiciler bulup ortaklaşa işletme, döviz ve altına yatırma, alım-satım) paranın değerini koruma ve miktarını arttırma çarelerine başvurmak gerekir.b) Bunun yolu ve imkanı bulunamazsa, paraya da aslı ihtiyaçlardan biri için (ev de aslı ihtiyaçtır) ihtiyaç varsa reel kazanç neresi veriyorsa oraya başvurulmalıdır.Bu durumda sorumluluk, darda kaldığı, aslı ihtiyacını başka türlü gideremediği için faize başvuranda değil, onu buna mecbur kılan, toplumun bu gibi ihtiyaçlarını gidermenin meşru yol ve imkanlarını hazırlamayan ilgililere aittir.Türkiye´ de verilen mesken ve araç kredilerini almanın caiz olması şu şartlara bağlıdır:
1. Verilenin teşvik kredisi olması (faiz yoluyla paradan para kazanmaya değil, belli sektörleri teşvik etmeye ve vatandaşların aslı ihtiyaçlarını sağlamayı kolaylaştırmaya yönelik bulunması, bu maksatla veriliyor olması). .2. Eğer reel faiz ihtiva ediyorsa alanın buna gerçek manada muhtaç olması ve ihtiyacını başka bir kaynaktan aynı şartlarda karşılama imkanından mahrum bulunması.Bir insan kendisinin, ailesinin ihtiyacı sebebiyle veya işi bunsuz yürümediği için bir (veya daha fazla) arabaya, meskene, işyerine muhtaç olabilir. Bunları almak için yeterli parası yoktur, sermayeden ayırsa yalnızca karı azalacak değil işi yürümez hale gelecektir, faizsiz olarak kredi alacağı bir kaynak yoktur, kiralama veya murabaha (vade farkıyla satın alma) yöntemleriyle almaya kalkışsa arada önemli bir fiyat farkı bulunmaktadır. Geçmiş zamanlarda da alimler bunu bu şartlarda caiz risk ve zarar paylaşılmaksızın büyük karlar elde edildiği, çoğu kez faiz kadar üretim ve yatırım yapılamadığı için öz sermayelerinin küçüldüğü, enflasyonun kudurduğu da bir gerçektir. İşte bu gibi durumlarda Iüks olan arzusunu değil, mübrem, gerekli, olmazsa rahatsız edici, zarar verici olan- ihtiyacını gidermek için faizli kredi alabilir.
Eski diyanet işleri başkanı Prof Süleyman Ateş'in bu konudaki görüşü ise:
Kur'ân açısından ele alınırsa faizin yasaklanmasındaki hikmet açıkça anlaşılır. Asıl sebep yoksulu ezmeyi, sömürmeyi önlemektir. Yasaklanan faiz, kat kat faizdir ki buna Tefe deriz. Tefecilik haramdır. Yani adam hiç çalışmadan, çaba harcamadan parasını kısa vadelerle faize verip iki üç ay içinde parasını katlama gayretinde olur. Ödünç verdiği yoksul, üç beş ay sonra hiçbir kâr elde edemez, daha da yoksul hale düşer. Yani bu işlemde bir taraf soyar, öbür taraf soyulur.
Ama karşılıklı yararın söz konusu olduğu durumlarda alınan fazlalığın haram riba olduğu kanısında değilim. Zaten enflasyon oranındaki fazlalığın riba olmadığını 1977 yılında verdiğim tebliğde belirtmiştim. Aksi takdirde ödünç veren kimse zarara uğrar. Oysa hadiste "İslam'da zarar verme ve zarar görme yoktur" buyurulmaktadır.
Bugün araba kredisi, konut kredisi işlemlerinde alınan banka faizlerinin Kur'ân'da yasaklanan riba kategorisine girdiği kanısında değilim. Zira burada karşılıklı yarar söz konusudur. Bir memur maaşıyla 200-350 bin liralık daire alamaz. Ama bankadan sağladığı kredi ile evini alır, enflasyonun biraz üstünde bir fazlalıkla aldığını taksit taksit öder. Başka türlü bu adamın ev sahibi olması mümkün değildir.
Beri taraftan bir kurum olan banka da memurlar çalıştırmaktadır. Elbette onun da verdiği kredilerden faiz alması gerekir ki kurum devam edebilsin. Olayda hem alıcı, hem de verici karşılıklı yarar sağlamaktadır. Ben bu işlemin İslâm'da yasaklandığı kanaatinde değilim. Çünkü öyle olsa mali sistem, ekonomi duraklar. Hiçbir iş yapılamaz.
İslâm'da mudârabe şirketi denilen kurum da aslında karşılıklı yarara dayalıdır. Birinin parası vardır, çalıştırma imkânı yoktur, öbürünün çalışma gücü var ama parası yoktur. Bu ikisi güçlerini (para artı güç) birleştirince iş yapılır, üretim olur. Hadislere gelince birbirini tutmaz dünya kadar söz Hz. Peygamber'e yakıştırılmıştır.
Asıl din Kur'ân'ın İslâmıdır. Bir uygulamada ki kamunun yararı vardır, örf dediğimiz teamül bunu benimsemiştir, artık onu haram saymak yanlıştır. Ama bir uygulama ki kamu zararınadır. Üretime katkı sağlamamakta, sadece bir iki kişinin şişmesine hizmet etmektedir. İşte o işlem yanlıştır, haramdır. Sözümüzü yine ünlü hadisle bitirelim: "La darara vala dırâre fil-İslâm: İslam’da zarar verme de yok, zarar görme de yoktur!"
Şunu özellikle belirteyim ki,bir kelimeye "faiz" denmekle,islamda anlatılan "riba" anlatılmış olunmaz.Ribada:Karşılıklı kâr yoktur.Bir tarafın kâr ederken,diğer tarafın zarar görmesidir.Hatta Kur'anda anlatılan "kat kat" ifadesiyle bu zararlar katlanarak artıyorsa buna RİBA denir.
Nasıl Kur'anda "Allah yolunda ölen ve öldürülenlere ŞEHİT" dendiği halde,bugün ŞEHİT kelimesi bunun dışında da kullanılıyorsa (hatta zaman zaman teröriste bile şehit diyenlerin,kazalarda ölenlere şehit diyenlerin olduğu gibi),Riba da,faiz adıyla değişik anlamlarda kullanılmaktadır.Nasıl her şehit dedikleri şehit olmuyorsa,her faiz dedikleri de Riba olmuyor.
Çeşitli kaynaklardan derleyen:Hamza SARI
Subscribe to:
Posts (Atom)