Monday, 29 December 2014
Kafirle müslümanın evliliği
Sn.Abdulaziz Bayındır,bir proğramda bir müslümanın,müslüman olmayanlarla da evlenebileceğini anlatmaya çalıştı.Örnek olarak da,bazı peygamber eşlerinin kafir oldğunu,fravunun karısın da müslüman olduğnu anlatarak sanki bu yola yeşil ışık yaktı.Halbuki bu tür evlilikler bir müslümana haramdır.Nur suresinde açıkça geçer.Zina yapan bir erkek ancak zina yapan bir kadınla, veya müşrik bir kadınla,zina yapan bir kadın da ancak zina yapan bir erkekle veya müşrik bir erkekle evlenebilir.BUNLAR MÜSLÜMANLARA HARAM EDİLMİŞTİR' Denilerek müslümanların değil müşrik bir kadınla veya erkekle evlenmesini zina yapanla bile evlenmesini yasak ederken sen kalk bak Kuranda peygamberlerin bile eşleri müslüman değildi de.Bazı peygamberlerin eşleri ve bazı müslüman hanımların kocaları kafirdi.DOĞRU.Ama bunların hiçbir evliliği müslüman olduktan,ya da peygamberlik geldikten sora olmamıştır.Dolayısıyla müslüman olmadan önceki evlilikleri devam etmiştir.Devam eden bir evlilik ortadan kalkmamıştır.Ama onlarda Alllahın ayetleriyle anlatıldığı gibi bu eşlerden Allahın kafir eşleri cezalandırmasıyla son bulmuştur.
Hamza SARI
Hamza SARI
ADAM GİBİ ADAM OLMAK
ADAM OLMAK ,öyle söylendiği kadar kolay bir olgu değil.Adam olmak için,önce adam olmanın ne demek olduğunu bilmek gerek.Adam olmanın birinci şartı,iyiyi ve kötüyü ayırt etmek gerek.Bunun için de neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmek gerek.Neyin iyi veya kötü olduğunu bilmek için de yaratnın emirlerine kulak vermek gerek.Yaratanın emirlerinin neler olduğunu bilmek için de Kuranı öğrenmek gerek ve hayatımızı onun kanunlarına uygun hale getirmek gerek.Kuranı öğrenmek için de Allah'a tam anlamıyla İMAN etmek gerek.Bak o zaman herşeyin nasıl sıraya girdiğini gözlerinle ve de yaşayarak göreceksin.Başta adaletli olmayı öğrenmiş olacaksın.Allah'a yaratan Allah kadar,kula da kulluk kadar değer vermeyi bileceksin.Herkese layık olduğu değer kadar değer vereceksin.Nefsini ve kulları ilahlaştırmayacaksın.Bak o zaman ki taşların yerine oturmuş olduğunu göreceksin.Peygamberler dahil herkesin birer yaratık olduğunu bileceksin.İnsanlara ancak Allah'ın değer verdiği ölçüler içerisinde değer vereceksin.İnsanlara değer vermede ölçün makam,mevki,servet saltanat olmasın.Bilki onlara hak etmediği değerleri vermekle aynı zamanda onlara kötülük etmiş olursun.Çünkü bu şekilde hak edilmeden verilen değerlendirmeler onların yoldan çıkmalarına sebep olur.Hz.Ömer'in şu sözünü asla unutmayın. O 'eğer ben Allah'ın yolundan yanlışlıkla da olsa saparsam,bana ne yaparsınız' dediğinde dostları O'na ' bu kılıcımızla (Yani gerekirse zorla) seni tekrar doğru yola getiririz' demişlerdi.İşte adam olmak budur.Her iki taraf da görevinin bilincinde olmak demek.Yoksa aman şeyhimiz ne der,liderimiz ne der,büyüğümüz acaba kırılır mı diyerek doğru söylemekten,adaletten,bildiğimiz doğruları söylemekten uzaklaşırsak adam olamayız,ya da adam olamadık demektir.
Hamza SARI
Hamza SARI
KURBAN
KURBAN,yakın olma,yaklaşma,kavuşma,başkası için fedakarlık yapma,itaat etme,emre uyma,sevdiği için,en sevdiğini feda etme,hasretle ve sevgiyle bağrına basma,üstünlüğünü kabul ederek boyun eğme gibi anlamlara gelir.İşte bütün bu anlamları içinde toplayan bu anlamlı günün yani KURBAN BAYRAMININ tüm islam alemine ve hatta tüm insanlığa HAYIRLAR (güzellikler,barışlar ve dostluklar...)getirmesini,KAİNATIN TEK YARATICISI YÜCE ALLAH'tan bütün kalbimle isterim. Bayramları bayram yapaninsanların dostluklarıdır.Dosrtluklar olmasa,insani güzel ilişkiler olmasa bu günlerin bir anlamı olmaz.Bu nedenle bu güzel değerlerin toplumsal hayatta yer etmesi için bu günleri vesile yaparak,sevdiklerimizi,arkadaşlarımızı bir daha dostça selamlıyalım onlarla kurulan dostlukları daha da geliştirelim.Bu dünyada eskimeyen,hatta bu dünyadan ayrılsak da arkada kalan tek güzel şey DOSTLUKLARDIR.Ülkemiz insanının ,hatta dünya insanlığının bu dostluklara çok ihtiyacı vardır.SAVAŞLARIN OLMADIĞI,GÖZ YAŞLARININ AKMADIĞI,ZALİMİN VE ZULMÜNÜN OLMADIĞI BİR DÜNYAYI KAİNATIN TEK SAHİBİ YÜCE ALLAH İNSANLIĞA NASİP ETSİN.BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN,GÖNLÜNÜZ İSLAMLA SÜKUN BULSUN.
Hamza SARI
KURBAN,yakın olma,yaklaşma,kavuşma,başkası için fedakarlık yapma,itaat etme,emre uyma,sevdiği için,en sevdiğini feda etme,hasretle ve sevgiyle bağrına basma,üstünlüğünü kabul ederek boyun eğme gibi anlamlara gelir.İşte bütün bu anlamları içinde toplayan bu anlamlı günün yani KURBAN BAYRAMININ tüm islam alemine ve hatta tüm insanlığa HAYIRLAR (güzellikler,barışlar ve dostluklar...)getirmesini,KAİNATIN TEK YARATICISI YÜCE ALLAH'tan bütün kalbimle isterim. Bayramları bayram yapaninsanların dostluklarıdır.Dosrtluklar olmasa,insani güzel ilişkiler olmasa bu günlerin bir anlamı olmaz.Bu nedenle bu güzel değerlerin toplumsal hayatta yer etmesi için bu günleri vesile yaparak,sevdiklerimizi,arkadaşlarımızı bir daha dostça selamlıyalım onlarla kurulan dostlukları daha da geliştirelim.Bu dünyada eskimeyen,hatta bu dünyadan ayrılsak da arkada kalan tek güzel şey DOSTLUKLARDIR.Ülkemiz insanının ,hatta dünya insanlığının bu dostluklara çok ihtiyacı vardır.SAVAŞLARIN OLMADIĞI,GÖZ YAŞLARININ AKMADIĞI,ZALİMİN VE ZULMÜNÜN OLMADIĞI BİR DÜNYAYI KAİNATIN TEK SAHİBİ YÜCE ALLAH İNSANLIĞA NASİP ETSİN.BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN,GÖNLÜNÜZ İSLAMLA SÜKUN BULSUN.
Hamza SARI
KURBAN
KURBAN KESME İBADETİNİ,hep Hz.İbrahim a.s ın oğlunu kurban etme olayı ile ilişkilendirirler.Sanki kurban etme olayı ondan önce yokmuş gibi kabul edilir.Bu KURANI anlamamak demektir.KURBAN İBADETİNİN bu olayla direk bağlantısı yoktur.Burada da bir Kurbanlık hayvan Hz.İbrahim a.s a hediye edilmiş,ama bu olay sadece onu ve oğlu İsmaili ilgilendiren bir olaydır.Kuranda Hz.Ademin iki oğlunun(Habil ve Kabil) olayından bahsederken de Kuran KURBAN İBADETİNİ anlatılır.ONLARDAN BİRİNİN KURBANI KABUL OLMAYINCA,KARDEŞİNİ ÖLDÜRMEĞE KALKTI VE KARDEŞİ ONA SEN BENİ ÖLDÜRMEK İSTESEN DE BEN SANA ELİMİ KALDIRMAM DİYEREK CEVAP VERDİ. İşte bu ayetten de anlıyoruz ki,KURBAN İBADETİ ta o zamandanberi vardır.Bize ise Kurban İbadeti KEVSER suresindeki ve HACC Suresindeki ayetlerle emrolunmuştur. Hz.İbrahim olayında , bize verilmek istenen emir ise,ARKASINI VE ÖNÜNÜ ,ŞEKLİNİ VE CİNSİNİ,NASIL VE NİCELİĞİNİ BİLDİRMEDEN BİRŞEY HAKKINDA ALLAH'A VEYA KULLARINA SÖZ VERMEYİN. şeklindedir.Eğer böyle yapılmazsa sonucun bizim için çok zor olacağı anlatılır.Bunu nasıl anlıyoruz?Hz.İbrahim ile oğlu arasında geçen olaydan anlıyoruz.Bildiğiniz gibi Hz.İbrahim a.s.HİÇ DÜŞÜNMEDEN BİR EVLADIM OLURSA EN SEVDİĞİM ŞEYİ ALLAH'A KURBAN EDECEĞİM diye bir söz verişi vardı.İşte burada o verdiği sözün ,YANİ KURBAN ETMEK İSTEDİĞİ VARLIĞIN cinsini arkasını,önünü,biçimini şeklini nasıl ve niceliğini belirtmemişti.Sadece EN SEVDİĞİ ŞEYİ KURBAN EDECEĞİNİ söylemişti.İşte Allah O'nu bu belirsiz sözünden dolayı sınadı.Oğlunu da sabr ile sınadı.Çünkü O da ilerde peygamber olacaktı.Musa a.s adam öldürmekle sınadığı gibi.Hz.Muhammed a.s. mağarada sınadığı gibi.Şeytanı Ademe secde ile sınadığı gibi,Adem ile Havvayı YASAK MEYVE ile sınadığı gibi.Bu olay da sadece Hz.İbrahim a.s.ın olayıdır.Yoksa bizim yaptığımız ibadetler ta Hz.Adem a.s danberi vardır.sadece şekli biraz değişiktir o kadar.Kuranda ESKİ ÜMMETLERE ORUÇ FARZ KILINDIĞI GİBİ SİZE DE FARZ KILINDI derken eski ümmetlerde de bu ibadet vardır.Nasıldır ? Mesela Yahya a.s üç gün konuşmama orucu verilmiş,Meryem anamıza SORANLARA BEN ORUÇLUYUM DE diyerek orucun başka bir çeşidi de anlatılmış oluyor.Bu nedenle Hocalar bu Kurban olayında lütfen yeni bir bakış yapsınlar.Yani Peygamberimize verilen HİKMET ile Kuranı anlamağa çalışsınlar.sadece yüzeysel olarak bak Kuranda geçen bu hikaye bunu anlatıyor demekle Kuran anlaşılmaz.Zira KURAN BİR HİKAYE KİTABI DEĞİLDİR. HİKMETLER KİTABIDIR. Her mü'min Kurandan hikmet çıkarmak için Kuranı okusun.YOKSA KURAN ÖLÜLER İÇİN GELMEDİ,HAYATTA OLANLAR İÇİN GELDİ.KURANDA HEM ÇAĞLAR ÖNCESİ,HEM DE ÇAĞLAR SONRASINA CEVAPLAR VARDIR.KIYAMETE KADAR İNSANLIĞIN İHTİYAÇ DUYDUĞU HERŞEY KURANDA MEVCUTTUR.YETERKİ ANLAYAN VE HÜKÜM ÇIKARAN HİKMET SAHİPLERİ OLSUN.
Hamza SARI
KURBAN KESME İBADETİNİ,hep Hz.İbrahim a.s ın oğlunu kurban etme olayı ile ilişkilendirirler.Sanki kurban etme olayı ondan önce yokmuş gibi kabul edilir.Bu KURANI anlamamak demektir.KURBAN İBADETİNİN bu olayla direk bağlantısı yoktur.Burada da bir Kurbanlık hayvan Hz.İbrahim a.s a hediye edilmiş,ama bu olay sadece onu ve oğlu İsmaili ilgilendiren bir olaydır.Kuranda Hz.Ademin iki oğlunun(Habil ve Kabil) olayından bahsederken de Kuran KURBAN İBADETİNİ anlatılır.ONLARDAN BİRİNİN KURBANI KABUL OLMAYINCA,KARDEŞİNİ ÖLDÜRMEĞE KALKTI VE KARDEŞİ ONA SEN BENİ ÖLDÜRMEK İSTESEN DE BEN SANA ELİMİ KALDIRMAM DİYEREK CEVAP VERDİ. İşte bu ayetten de anlıyoruz ki,KURBAN İBADETİ ta o zamandanberi vardır.Bize ise Kurban İbadeti KEVSER suresindeki ve HACC Suresindeki ayetlerle emrolunmuştur. Hz.İbrahim olayında , bize verilmek istenen emir ise,ARKASINI VE ÖNÜNÜ ,ŞEKLİNİ VE CİNSİNİ,NASIL VE NİCELİĞİNİ BİLDİRMEDEN BİRŞEY HAKKINDA ALLAH'A VEYA KULLARINA SÖZ VERMEYİN. şeklindedir.Eğer böyle yapılmazsa sonucun bizim için çok zor olacağı anlatılır.Bunu nasıl anlıyoruz?Hz.İbrahim ile oğlu arasında geçen olaydan anlıyoruz.Bildiğiniz gibi Hz.İbrahim a.s.HİÇ DÜŞÜNMEDEN BİR EVLADIM OLURSA EN SEVDİĞİM ŞEYİ ALLAH'A KURBAN EDECEĞİM diye bir söz verişi vardı.İşte burada o verdiği sözün ,YANİ KURBAN ETMEK İSTEDİĞİ VARLIĞIN cinsini arkasını,önünü,biçimini şeklini nasıl ve niceliğini belirtmemişti.Sadece EN SEVDİĞİ ŞEYİ KURBAN EDECEĞİNİ söylemişti.İşte Allah O'nu bu belirsiz sözünden dolayı sınadı.Oğlunu da sabr ile sınadı.Çünkü O da ilerde peygamber olacaktı.Musa a.s adam öldürmekle sınadığı gibi.Hz.Muhammed a.s. mağarada sınadığı gibi.Şeytanı Ademe secde ile sınadığı gibi,Adem ile Havvayı YASAK MEYVE ile sınadığı gibi.Bu olay da sadece Hz.İbrahim a.s.ın olayıdır.Yoksa bizim yaptığımız ibadetler ta Hz.Adem a.s danberi vardır.sadece şekli biraz değişiktir o kadar.Kuranda ESKİ ÜMMETLERE ORUÇ FARZ KILINDIĞI GİBİ SİZE DE FARZ KILINDI derken eski ümmetlerde de bu ibadet vardır.Nasıldır ? Mesela Yahya a.s üç gün konuşmama orucu verilmiş,Meryem anamıza SORANLARA BEN ORUÇLUYUM DE diyerek orucun başka bir çeşidi de anlatılmış oluyor.Bu nedenle Hocalar bu Kurban olayında lütfen yeni bir bakış yapsınlar.Yani Peygamberimize verilen HİKMET ile Kuranı anlamağa çalışsınlar.sadece yüzeysel olarak bak Kuranda geçen bu hikaye bunu anlatıyor demekle Kuran anlaşılmaz.Zira KURAN BİR HİKAYE KİTABI DEĞİLDİR. HİKMETLER KİTABIDIR. Her mü'min Kurandan hikmet çıkarmak için Kuranı okusun.YOKSA KURAN ÖLÜLER İÇİN GELMEDİ,HAYATTA OLANLAR İÇİN GELDİ.KURANDA HEM ÇAĞLAR ÖNCESİ,HEM DE ÇAĞLAR SONRASINA CEVAPLAR VARDIR.KIYAMETE KADAR İNSANLIĞIN İHTİYAÇ DUYDUĞU HERŞEY KURANDA MEVCUTTUR.YETERKİ ANLAYAN VE HÜKÜM ÇIKARAN HİKMET SAHİPLERİ OLSUN.
Hamza SARI
ARANAN MUTLULUK
Mutluluk,insanın daima aradığı,yakalamak için tüm hayatını harcadığı bir olgudur.Mutluluk,sadece insana has bir olgu değildir.İnsan kadar hayvan da,canlı tabiat da mutluluk arar.İnsan birşey elde edince mutlu olur.Hayvan da öyle.Tabiatta yağmurla bir şey elde ettiği için mutlu olur,bunu yeşilliği ve açtığı rengarenk çiçekleriyle gösterir.Mutluluk hem kendi için hem de etrafındakiler için bir özveridir.Özünden vereceksin ki,karşılığında mutlu olacaksın.Vermeden istenmez,karşılık beklenmez.Mutlu olmak için önce kendimizden fedakarlık yaparak,dışımızdakilere birşeyler vereceğiz ki,karşılığında da bize birşeyler dönsün ve bizler de onunla mutlu olalım.
Mutlu olmak için kimileri malı-mülkü,makam-saltanatı veya güzelliği,ararlar.Bu gerçek mutluluk değildir.Bunlar insanı mutlu eder gibi zannedilir ama gerçekten bunlara sahip binlerce insan vardır ama mutlu değillerdir.Hani bir söz vardır PARAYLA SAADET (MUTLULUK) OLMAZ diye.
İnsan mutlu olmak istiyorsa,öncelikle FEDAKARLIK duygusunu geliştirmeli.Var olunan imkanlarıyla yetinmesini bilmeli.Kıskançlık duygusundan kesinlikle kurtulmalı.Kusur aramak hastalığına yakalanmamalı.Dedi-kodu,başkasını çekiştirme,yerme,kötüleme huylarından arınmalı.Kendini beğenme,övünme,hava atma,başkalarına yukardan bakma,gücüne,makamına ve varlığına bakarak,başkalarını hor görme,dışlama,ezme alışkanlıklarından kurtulmak ZORUNDADIR.İnsana yakışmayan,Allahın da asla HOŞ GÖRMEDİĞİ bu yanlış davranışlara sahip olanlar,nerede olursa olsun,hangi makamda olursa olsun asla mutlu olamazlar.
Mutlu olmak için,başka başka yollar aramağa gerek yok.Mutluluk bizde,bizim elimizde,bizim içimizde saklı.Önemli olan Onu bulup çıkarmak,hayatımızın bir parçası haline getirmektir.Bunun için de öncelikle kendimizi iyi tanımamız gerek.İnsan olduğumuzu ve özellikle KUL olduğumuzu,verilen sayılı ömrümüzün,bir sınırı olduğunu,sonunda istemesek de bir gün ÖLECEĞİMİZİ UNUTMAMAK gerektiğini,inansak da inanmasak da ölümden sonra bir hayatın bizi beklediğini bilerek yaşamalıyız.
İnsan,yaratılış olarak NEFİS sahibidir.Nefis insandan,daima çok şey ister,hatta ulaşamayacağı,elde etmesi mümkün olmayan isteklerin peşinden koşturmayı ister.Bundan da zevk alır.Nefis bizi yorar,üzer,yarı yolda bırakır,yapılmaması gerekenleri bize telkin ederek,bazen bizi çıkmazlara sürükler.Bu her insanda vardır.İşte eskiler bunun önüne geçmek için NEFİS TERBİYESİ denen bir eğitimle kendilerini nefsin esaretinden kurtarmışlar.
Nefsin terbiyesi için,öncelikle kendimize KUL olduğumuzu israrla benimsetmeliyiz.Çalışmanın bir ibadet gibi kutsal olduğunu bilerek çalışacağız,ama elde ettiğimiz kadarıyla yetinmesini bileceğiz.Elimizdeki olanaklarla mutlu olmağa çalışacağız.Gerektiğinde imkanlarımızdan da başkalarına paylar ayırmasını,bağışta bulunmasını bileceğiz Başkalarının mutlu olması bizi de mutlu etmeli.Başkalarına yardım ederek onları mutlu yapmak bizi de mutlu eder..Nefis bize cimriliği,kıskançlığı tavsiye eder,ama biz mutlu olmak için bunun tersini yapmalıyız.Mutlu olmak için YUKARDA OLANLARA DEĞİL,BİZDEN AŞAĞIDA OLANLARA BAKMASINI bilmeliyiz.Bunu kendimize ölçü yapmalıyız.
Mutsuz,yoksul,hasta,sakat insanlara yardım etmek insanı mutlu eder.Bu yolu daima kendimize rehber edelim.Bir düşeni görünce,elinden tutmasını bilelim.Bir tekme de biz vurarak ZALİMLER SINIFINA girmeyelim.Allah kulları birbirine emanet etmiş.Fakiri zengine,hastayı doktora,bilmeyeni bir bilene emanet ettiğini asla unutmayalım.Kendimizi birilerine yardım etmek için zorlayalım.Nefsimiz isteme de bunu yapmağa çalışalım.Çalışmanın yaşı olmaığını, bilelim.Allah İNSAN ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR diyor.Öyle ise biz de bu emre uyarak çalışalım.AMA DAİMA HAYIRLI OLAN YOLDA ÇALIŞALIM.
Mutlu olmayı engelleyen bir hastalık da,daima olaylara tersinden,yani kötü tarafından bakmadır.Siz bunun tersini yapın.Bakın size bir örnek vereyim,unutmayın bunu.Birgün Biligili,alim,iyi huylu biri yanında arkadaşlarıyla birlikte sokakta giderlerken,kenarda ölmüş bir köpek cesedi görürler.Arkadaşları oooff ne kadar da pis kokuyor,kimileri de bak şu hale her tarafını kurtlar kap
lamış,kimileri de cesedin her tarafı leş halini almış gibi hep olumsuz taraftan bakarak,kendi kendilerinin mutsuzluklarını,olumsuz şikayetlerini dillendirmişler.Alim,iyi kişi de,AMAN ALLAHIM ŞU HAYVANIN DİŞİNE BAK,CESET ÇÜRÜDÜĞÜ HALDE HALEN BEMBEYAZ GÖRÜNÜYOR.BU NE KADAR OLAGANÜSTÜ BİRŞEY diyerek onların dikkatini oraya çekiyor.İşte mutluluk budur.Mutluluğu yakalamak bu karaktere ve anlayışa sahip olmaktır.Mutlu olmak dileğimle Allaha emanet olun.
Hamza SARI
Mutluluk,insanın daima aradığı,yakalamak için tüm hayatını harcadığı bir olgudur.Mutluluk,sadece insana has bir olgu değildir.İnsan kadar hayvan da,canlı tabiat da mutluluk arar.İnsan birşey elde edince mutlu olur.Hayvan da öyle.Tabiatta yağmurla bir şey elde ettiği için mutlu olur,bunu yeşilliği ve açtığı rengarenk çiçekleriyle gösterir.Mutluluk hem kendi için hem de etrafındakiler için bir özveridir.Özünden vereceksin ki,karşılığında mutlu olacaksın.Vermeden istenmez,karşılık beklenmez.Mutlu olmak için önce kendimizden fedakarlık yaparak,dışımızdakilere birşeyler vereceğiz ki,karşılığında da bize birşeyler dönsün ve bizler de onunla mutlu olalım.
Mutlu olmak için kimileri malı-mülkü,makam-saltanatı veya güzelliği,ararlar.Bu gerçek mutluluk değildir.Bunlar insanı mutlu eder gibi zannedilir ama gerçekten bunlara sahip binlerce insan vardır ama mutlu değillerdir.Hani bir söz vardır PARAYLA SAADET (MUTLULUK) OLMAZ diye.
İnsan mutlu olmak istiyorsa,öncelikle FEDAKARLIK duygusunu geliştirmeli.Var olunan imkanlarıyla yetinmesini bilmeli.Kıskançlık duygusundan kesinlikle kurtulmalı.Kusur aramak hastalığına yakalanmamalı.Dedi-kodu,başkasını çekiştirme,yerme,kötüleme huylarından arınmalı.Kendini beğenme,övünme,hava atma,başkalarına yukardan bakma,gücüne,makamına ve varlığına bakarak,başkalarını hor görme,dışlama,ezme alışkanlıklarından kurtulmak ZORUNDADIR.İnsana yakışmayan,Allahın da asla HOŞ GÖRMEDİĞİ bu yanlış davranışlara sahip olanlar,nerede olursa olsun,hangi makamda olursa olsun asla mutlu olamazlar.
Mutlu olmak için,başka başka yollar aramağa gerek yok.Mutluluk bizde,bizim elimizde,bizim içimizde saklı.Önemli olan Onu bulup çıkarmak,hayatımızın bir parçası haline getirmektir.Bunun için de öncelikle kendimizi iyi tanımamız gerek.İnsan olduğumuzu ve özellikle KUL olduğumuzu,verilen sayılı ömrümüzün,bir sınırı olduğunu,sonunda istemesek de bir gün ÖLECEĞİMİZİ UNUTMAMAK gerektiğini,inansak da inanmasak da ölümden sonra bir hayatın bizi beklediğini bilerek yaşamalıyız.
İnsan,yaratılış olarak NEFİS sahibidir.Nefis insandan,daima çok şey ister,hatta ulaşamayacağı,elde etmesi mümkün olmayan isteklerin peşinden koşturmayı ister.Bundan da zevk alır.Nefis bizi yorar,üzer,yarı yolda bırakır,yapılmaması gerekenleri bize telkin ederek,bazen bizi çıkmazlara sürükler.Bu her insanda vardır.İşte eskiler bunun önüne geçmek için NEFİS TERBİYESİ denen bir eğitimle kendilerini nefsin esaretinden kurtarmışlar.
Nefsin terbiyesi için,öncelikle kendimize KUL olduğumuzu israrla benimsetmeliyiz.Çalışmanın bir ibadet gibi kutsal olduğunu bilerek çalışacağız,ama elde ettiğimiz kadarıyla yetinmesini bileceğiz.Elimizdeki olanaklarla mutlu olmağa çalışacağız.Gerektiğinde imkanlarımızdan da başkalarına paylar ayırmasını,bağışta bulunmasını bileceğiz Başkalarının mutlu olması bizi de mutlu etmeli.Başkalarına yardım ederek onları mutlu yapmak bizi de mutlu eder..Nefis bize cimriliği,kıskançlığı tavsiye eder,ama biz mutlu olmak için bunun tersini yapmalıyız.Mutlu olmak için YUKARDA OLANLARA DEĞİL,BİZDEN AŞAĞIDA OLANLARA BAKMASINI bilmeliyiz.Bunu kendimize ölçü yapmalıyız.
Mutsuz,yoksul,hasta,sakat insanlara yardım etmek insanı mutlu eder.Bu yolu daima kendimize rehber edelim.Bir düşeni görünce,elinden tutmasını bilelim.Bir tekme de biz vurarak ZALİMLER SINIFINA girmeyelim.Allah kulları birbirine emanet etmiş.Fakiri zengine,hastayı doktora,bilmeyeni bir bilene emanet ettiğini asla unutmayalım.Kendimizi birilerine yardım etmek için zorlayalım.Nefsimiz isteme de bunu yapmağa çalışalım.Çalışmanın yaşı olmaığını, bilelim.Allah İNSAN ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR diyor.Öyle ise biz de bu emre uyarak çalışalım.AMA DAİMA HAYIRLI OLAN YOLDA ÇALIŞALIM.
Mutlu olmayı engelleyen bir hastalık da,daima olaylara tersinden,yani kötü tarafından bakmadır.Siz bunun tersini yapın.Bakın size bir örnek vereyim,unutmayın bunu.Birgün Biligili,alim,iyi huylu biri yanında arkadaşlarıyla birlikte sokakta giderlerken,kenarda ölmüş bir köpek cesedi görürler.Arkadaşları oooff ne kadar da pis kokuyor,kimileri de bak şu hale her tarafını kurtlar kap
lamış,kimileri de cesedin her tarafı leş halini almış gibi hep olumsuz taraftan bakarak,kendi kendilerinin mutsuzluklarını,olumsuz şikayetlerini dillendirmişler.Alim,iyi kişi de,AMAN ALLAHIM ŞU HAYVANIN DİŞİNE BAK,CESET ÇÜRÜDÜĞÜ HALDE HALEN BEMBEYAZ GÖRÜNÜYOR.BU NE KADAR OLAGANÜSTÜ BİRŞEY diyerek onların dikkatini oraya çekiyor.İşte mutluluk budur.Mutluluğu yakalamak bu karaktere ve anlayışa sahip olmaktır.Mutlu olmak dileğimle Allaha emanet olun.
Hamza SARI
RAMAZAN ORUCU
Ramazan gelince,herkes oruç hakkında birşeyler yazdı,konuştu.Çokları doğruları dile getirirken,prof.ünvanlarını da kullanarak ahkam kesenler oldu.Ama konuştukları veya yazdıkları gerçek islamla bağdaşmadı.Örneğin bunlardan biri kanal 7 tv.de,İkbal hanımın proğramına çıkmış,seferilikle ilgili bilgi verirken "bir kişi sefere çıkmak niyetiyle yola çıkarsa 3-4 ay geçse de seferi sayılır" der.Ama gerçek sefer ne demek onu açık açık ortaya koyan yok.Adam,İstanbuldan uçakla Ankaraya gider,Ankarada 5 yıldızlı otelde kalır,yediği önünde,yemediği arkasında olur,bizim din adına ahkam kesen prof.lar adamı seferde sayar.Bu ne kadar saçma bir din anlayışı.Seferilik bu mu?Seferilikte,km.esas değil,zaman esas değil,esas olan çıkılan yolda ÇEKİLEN ZORLUKTUR.Allah kolaylıkları hep zorluklara çözüm olsun için vermiştir.Bu prof.lar çıkmışlar 5 yıldızlı otellerde sefa sürenleri seferi sayarak,kendilerince din adına fetva vererek,bunlar seferi sayıldıkları için oruç tutmayabilir diyerek yanlış bilgi vererek,oruç tutmak isteyenleri,bu işten caydırıyorlar.Halbuki Allah Kuranda "ben sizin taşıyamıyacağınız sorumluluğu yüklemem" derken,zorluklar karşısında,kolay olan yolları da göstermiştir.Bazıları da hasta olanlar için,yine ters bir mantıkla fetva vererek milleti oruçtan uzaklaştırırlar.Halbuki Allah",seferde veya hasta olduğunuzda oruçlarınızı erteleyebilirsiniz,ama EĞER BU HALDE İKEN ORUÇ TUTARSANIZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR" der.Yani oruç tutmak,tutmamaktan daha hayırlıdır.Sen kimi kandıryorsun da kafana göre fetva verirsin.Haşa sen Allah mısın bre gafil insan.Bu konuda ne doktor,ne de hoca fetva veremez,fetva verecek tek kişi,KİŞİNİN KENDİDİR.Kişi kendi orucuna niyet eder,eğer,oruçlu olduğunda sıkıntı çekerse derhal orucunu bozar (her zamanda) ve kendisine de bozduğu oruç sayısı kadar oruçu kaza etmesi gerekir.Öyle 61 olayı yoktur.Peygamberimiz de "oruç tutun sıhhat bulun "derken bu gerçeği bir kere daha vurgulamış oluyor.
Hamza SARI
Ramazan gelince,herkes oruç hakkında birşeyler yazdı,konuştu.Çokları doğruları dile getirirken,prof.ünvanlarını da kullanarak ahkam kesenler oldu.Ama konuştukları veya yazdıkları gerçek islamla bağdaşmadı.Örneğin bunlardan biri kanal 7 tv.de,İkbal hanımın proğramına çıkmış,seferilikle ilgili bilgi verirken "bir kişi sefere çıkmak niyetiyle yola çıkarsa 3-4 ay geçse de seferi sayılır" der.Ama gerçek sefer ne demek onu açık açık ortaya koyan yok.Adam,İstanbuldan uçakla Ankaraya gider,Ankarada 5 yıldızlı otelde kalır,yediği önünde,yemediği arkasında olur,bizim din adına ahkam kesen prof.lar adamı seferde sayar.Bu ne kadar saçma bir din anlayışı.Seferilik bu mu?Seferilikte,km.esas değil,zaman esas değil,esas olan çıkılan yolda ÇEKİLEN ZORLUKTUR.Allah kolaylıkları hep zorluklara çözüm olsun için vermiştir.Bu prof.lar çıkmışlar 5 yıldızlı otellerde sefa sürenleri seferi sayarak,kendilerince din adına fetva vererek,bunlar seferi sayıldıkları için oruç tutmayabilir diyerek yanlış bilgi vererek,oruç tutmak isteyenleri,bu işten caydırıyorlar.Halbuki Allah Kuranda "ben sizin taşıyamıyacağınız sorumluluğu yüklemem" derken,zorluklar karşısında,kolay olan yolları da göstermiştir.Bazıları da hasta olanlar için,yine ters bir mantıkla fetva vererek milleti oruçtan uzaklaştırırlar.Halbuki Allah",seferde veya hasta olduğunuzda oruçlarınızı erteleyebilirsiniz,ama EĞER BU HALDE İKEN ORUÇ TUTARSANIZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR" der.Yani oruç tutmak,tutmamaktan daha hayırlıdır.Sen kimi kandıryorsun da kafana göre fetva verirsin.Haşa sen Allah mısın bre gafil insan.Bu konuda ne doktor,ne de hoca fetva veremez,fetva verecek tek kişi,KİŞİNİN KENDİDİR.Kişi kendi orucuna niyet eder,eğer,oruçlu olduğunda sıkıntı çekerse derhal orucunu bozar (her zamanda) ve kendisine de bozduğu oruç sayısı kadar oruçu kaza etmesi gerekir.Öyle 61 olayı yoktur.Peygamberimiz de "oruç tutun sıhhat bulun "derken bu gerçeği bir kere daha vurgulamış oluyor.
Hamza SARI
KADINLARIN TEK BAŞLARINA HACCA GİTMELERİ HAKKINDA
Hacc,kadın ve erkek müslümana,durumları iyi olunca yerine getirmeleri gereken bir ibadettir.Her ibadette olduğu gibi bu ibadette kadın ve erkek eşitliği söz konusudur.Fakat yanlış olan bilgi,KADININ TEK BAŞINA HACCA GİDEMEMESİDİR.Bu konuda ne ayetlerde,ne de doğru hadislerde açık bir yasaklama yoktur.Alimler (nasıl alimseler) kendi kafalarına göre fetva vererek,"kadın tek başına hacca gidemez" diyerek kadının tek başına hacca gitmesini bir çeşit engellemiş olurlar.Neden olarak da kadının "yol emniyeti yok" derler.Halbuki bu yol emniyeti sadece kadınlar için değil ki,erkekler için de geçerlidir.Yol emniyeti,can emniyeti,mal emniyeti olmayan yerde zaten hacc ibadeti yapılamaz ki,Peygamber döneminde bile,müslümanlar 40.ncı müslüman hz.Ömerden sonra kabeyi tavafa gittiler.Orada yani Mekkede oldukları halde,yeteri kadar düşmana karşı güçleri olmadıkları için Kabeyi tavafa gidemediler.Ne zaman Hz.Ömerin müslüman oluşuyla,güçlü olduklarını hissettiler,işte o zaman Kabeyi tavafa,yani hacca gittiler
Kadınların tek başına hacca gitmelerinde dinen hiçbir engel yoktur.Bugün hacca gidenlerin arasında binlerce kadın var.Bir kadın tek başına binlerce insanın arasında hacca gitmiyorki,velevki gitse bile,yanındaki erkekler onun din kardeşidir.Ona asla kötü gözle bakamazlar.Hatta Kabeyi tavaf ederken bile kadın- erkek adeta birbirlerine sürtünerek tavaf ederler.Burada yasak koymayan Allah,bu yola çıkmak isteyen kadına yasak kor mu?Asla koymaz.Bu yasaklama Allahtan değil,alimciklerden gelen yasak.Bu da dinde yeri olmayan bir yasak.
Bugün,günümüzde kadın tek başına Türkiyeden uçağa biner,Amerikaya,Avustralyaya veya dünyanın başka yerlerine rahat bir şekilde gider ve dinen de bir yasak söz konusu olmazken,iş bir ibadeti,yani hacc ibadetini yerine getirmek olunca,önüne gelen fetva vermeğe kalkar.Yok efendim kadın tek başına hacca gidemez der.Bu ne kadar dinden uzak bir anlayış.Din maalesef bunların elinde şekil almış.Kabahat bunlarda değil,ben üslümanım diyenlerin,İslamı,Kuranı bilmemeleridir.Madem müslümanız,gelin Kuranı anlayarak okuyalım.Kuranı anlayalım ki,dinimizi doğru öğrenelim.Kuranı sadece hocalar anlar demek çok yanlış,Kuranı herkes anlar,yeterki,onu anlamak için çaba gösterelim.Allah "ben bu Kuranı herkesin anlayacağı şekilde gönderdim "diyor.Haşa Allah yalan mı söylüyor ki,bizler kendi kendimize Kuranı anlayamayız diye işi başkalarına bırakıyoruz.Kuran bizim kitabımız,ondan her müslüman anladığı ölçüde sorumludur.Sorumluluktan kaçmak için,Kuranı anlamama yolunu seçiyoruz.Bilin ki bu geçerli bir mazeret değil.Kendi kendimizi aldatmaktan başka birşey değil.Deve kuşunun hesabı,"kafasını kuma sokan deve kuşu,etrafını göremeyince,avcı da beni göremez" dermiş.Biz insanız,kuş beyinli değiliz ki,böyle düşünelim.İnsan gibi ve hatta bir müslüman gibi düşünerek,Kuranı anlamağa çaba gösterelim.Anlaşılmayan Kurandan bize bir fayda gelmez.Kuran ölüler için gönderilmiş bir kitap da değil.Ölüler Kuranda faydalanamaz ki.Onların bu dünyada işleri bitmiş,gitmiş.Kuran onlara ne fatda sağlarki,ölüler bu halde iken Kuranın hangi emrini yerine getirebilirler ki.Bu çarpık anlayıştan da kurtulmak gerek.Kuran dirilere gönderilen bir Kitaptır.Ondan yararlanan kazanır.Öldükten sonra iş işten geçmiş olur.Bunu her akıllı müslüman iyice bilmeli.Allah "ben bu Kuranda insanın tüm ihtiyaçlarını yerine getirecek bilgileri verdim" der.Yeterki bizler onu anlayalım.
Hamza SARI
Hacc,kadın ve erkek müslümana,durumları iyi olunca yerine getirmeleri gereken bir ibadettir.Her ibadette olduğu gibi bu ibadette kadın ve erkek eşitliği söz konusudur.Fakat yanlış olan bilgi,KADININ TEK BAŞINA HACCA GİDEMEMESİDİR.Bu konuda ne ayetlerde,ne de doğru hadislerde açık bir yasaklama yoktur.Alimler (nasıl alimseler) kendi kafalarına göre fetva vererek,"kadın tek başına hacca gidemez" diyerek kadının tek başına hacca gitmesini bir çeşit engellemiş olurlar.Neden olarak da kadının "yol emniyeti yok" derler.Halbuki bu yol emniyeti sadece kadınlar için değil ki,erkekler için de geçerlidir.Yol emniyeti,can emniyeti,mal emniyeti olmayan yerde zaten hacc ibadeti yapılamaz ki,Peygamber döneminde bile,müslümanlar 40.ncı müslüman hz.Ömerden sonra kabeyi tavafa gittiler.Orada yani Mekkede oldukları halde,yeteri kadar düşmana karşı güçleri olmadıkları için Kabeyi tavafa gidemediler.Ne zaman Hz.Ömerin müslüman oluşuyla,güçlü olduklarını hissettiler,işte o zaman Kabeyi tavafa,yani hacca gittiler
Kadınların tek başına hacca gitmelerinde dinen hiçbir engel yoktur.Bugün hacca gidenlerin arasında binlerce kadın var.Bir kadın tek başına binlerce insanın arasında hacca gitmiyorki,velevki gitse bile,yanındaki erkekler onun din kardeşidir.Ona asla kötü gözle bakamazlar.Hatta Kabeyi tavaf ederken bile kadın- erkek adeta birbirlerine sürtünerek tavaf ederler.Burada yasak koymayan Allah,bu yola çıkmak isteyen kadına yasak kor mu?Asla koymaz.Bu yasaklama Allahtan değil,alimciklerden gelen yasak.Bu da dinde yeri olmayan bir yasak.
Bugün,günümüzde kadın tek başına Türkiyeden uçağa biner,Amerikaya,Avustralyaya veya dünyanın başka yerlerine rahat bir şekilde gider ve dinen de bir yasak söz konusu olmazken,iş bir ibadeti,yani hacc ibadetini yerine getirmek olunca,önüne gelen fetva vermeğe kalkar.Yok efendim kadın tek başına hacca gidemez der.Bu ne kadar dinden uzak bir anlayış.Din maalesef bunların elinde şekil almış.Kabahat bunlarda değil,ben üslümanım diyenlerin,İslamı,Kuranı bilmemeleridir.Madem müslümanız,gelin Kuranı anlayarak okuyalım.Kuranı anlayalım ki,dinimizi doğru öğrenelim.Kuranı sadece hocalar anlar demek çok yanlış,Kuranı herkes anlar,yeterki,onu anlamak için çaba gösterelim.Allah "ben bu Kuranı herkesin anlayacağı şekilde gönderdim "diyor.Haşa Allah yalan mı söylüyor ki,bizler kendi kendimize Kuranı anlayamayız diye işi başkalarına bırakıyoruz.Kuran bizim kitabımız,ondan her müslüman anladığı ölçüde sorumludur.Sorumluluktan kaçmak için,Kuranı anlamama yolunu seçiyoruz.Bilin ki bu geçerli bir mazeret değil.Kendi kendimizi aldatmaktan başka birşey değil.Deve kuşunun hesabı,"kafasını kuma sokan deve kuşu,etrafını göremeyince,avcı da beni göremez" dermiş.Biz insanız,kuş beyinli değiliz ki,böyle düşünelim.İnsan gibi ve hatta bir müslüman gibi düşünerek,Kuranı anlamağa çaba gösterelim.Anlaşılmayan Kurandan bize bir fayda gelmez.Kuran ölüler için gönderilmiş bir kitap da değil.Ölüler Kuranda faydalanamaz ki.Onların bu dünyada işleri bitmiş,gitmiş.Kuran onlara ne fatda sağlarki,ölüler bu halde iken Kuranın hangi emrini yerine getirebilirler ki.Bu çarpık anlayıştan da kurtulmak gerek.Kuran dirilere gönderilen bir Kitaptır.Ondan yararlanan kazanır.Öldükten sonra iş işten geçmiş olur.Bunu her akıllı müslüman iyice bilmeli.Allah "ben bu Kuranda insanın tüm ihtiyaçlarını yerine getirecek bilgileri verdim" der.Yeterki bizler onu anlayalım.
Hamza SARI
ZUHUR-AHIR NAMAZI
Bir adı da son öğle namazı olarak kılınan bu namazın bir farziyeti yoktur.Yani böyle bir namaz bize emredilmemiş ve de peygamber böyle bir namazı kılmamıştır.Cuma günleri cumanın son sünnetinden ve bazı yerlerde hemen cumanın farzından sonra kılınan bu namaza niyet ederlerken de zuhur-ahır yani son öğle namazına diyerek başlanır.Yıllarca ben bu namazın neden diyanet işleri yetkilileri tarafından açıklığa kavuşturulup da böyle bir namaz olmadığını müslümanlara duyurmadıklarına şaşar kalırım.
Cuma günü,adı üstünde CUMA.Bugünün öğle vaktine yüce Allah CUMA adını vermiş ve hatta Cuma adında da bir sureyi bu maksatla göndermiş.Bakın o surede ,yani Cuma suresinde Allah "Ya eyyühellezine aamenüü,iza nüüdiye lissalaati,min-yevm-il cüm'ati.fes'av.ilaa zikrillahi ve zeruül-l bey'u.zaaliküm,hayr-ün leküm,in küntüm ta'alemüün." EY İMAN EDENLER ! CUMA GÜNÜ NAMAZ İÇİN ÇAĞRILDIĞINIZ ZAMAN,(ezan okununca) HERŞEYİ BIRAKIN VE ALLAHI ANMAYA (camiye) KOŞUN VE ALIŞ-VERİŞİ BIRAKIN.BUNUN SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLI OLDUĞUNU DA BİLİN" (Cuma suresi ayet-9)
Bu ayetten de anlaşılacağı gibi o gün sadece cuma namazı kılınır,yani öğle namazı o gün için yerini cuma namazına terkeder.Durum böyle olunca,bu zuhur -ahir namazı nereden çıktı.Zamanla alimler cumanın olması için bazı şartlar ileri sürmüşler,bunlardan biri de islam beldesi,yani islami siztemle idareyi şart olarak ele almışlar.Halbuki bu uygulama ne Kuranda ne de sünnette söz konusu değil.Bir sivri akıllı çıkmış bunu şart koşmuş,herkes de onu takip etmiş.Kimse çıkıp da bu şart neymiş dememiş.Diğer vakit namazlarında böyle bir şart aranmazken,cumada bu şarttın aranması hiç Kuranın ruhuna uygun değil.Diğer namazları kılmada ne kadar hürsen,cumada da o kadar hürsün.Halbuki Allahın emirlerini yerine getirmek için illede falan yöneticiden izin alınacak diye de bir durum söz konusu değil.Cuma namazında ayrı olunan bir durum var,o da cemaat ve hutbenin esas olması.Bir imam,bir de yanında başka bir müslüman olunca da bu şart yerine gelir.İlla kalabalık aranmaz.
Hamza SARI
Bir adı da son öğle namazı olarak kılınan bu namazın bir farziyeti yoktur.Yani böyle bir namaz bize emredilmemiş ve de peygamber böyle bir namazı kılmamıştır.Cuma günleri cumanın son sünnetinden ve bazı yerlerde hemen cumanın farzından sonra kılınan bu namaza niyet ederlerken de zuhur-ahır yani son öğle namazına diyerek başlanır.Yıllarca ben bu namazın neden diyanet işleri yetkilileri tarafından açıklığa kavuşturulup da böyle bir namaz olmadığını müslümanlara duyurmadıklarına şaşar kalırım.
Cuma günü,adı üstünde CUMA.Bugünün öğle vaktine yüce Allah CUMA adını vermiş ve hatta Cuma adında da bir sureyi bu maksatla göndermiş.Bakın o surede ,yani Cuma suresinde Allah "Ya eyyühellezine aamenüü,iza nüüdiye lissalaati,min-yevm-il cüm'ati.fes'av.ilaa zikrillahi ve zeruül-l bey'u.zaaliküm,hayr-ün leküm,in küntüm ta'alemüün." EY İMAN EDENLER ! CUMA GÜNÜ NAMAZ İÇİN ÇAĞRILDIĞINIZ ZAMAN,(ezan okununca) HERŞEYİ BIRAKIN VE ALLAHI ANMAYA (camiye) KOŞUN VE ALIŞ-VERİŞİ BIRAKIN.BUNUN SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLI OLDUĞUNU DA BİLİN" (Cuma suresi ayet-9)
Bu ayetten de anlaşılacağı gibi o gün sadece cuma namazı kılınır,yani öğle namazı o gün için yerini cuma namazına terkeder.Durum böyle olunca,bu zuhur -ahir namazı nereden çıktı.Zamanla alimler cumanın olması için bazı şartlar ileri sürmüşler,bunlardan biri de islam beldesi,yani islami siztemle idareyi şart olarak ele almışlar.Halbuki bu uygulama ne Kuranda ne de sünnette söz konusu değil.Bir sivri akıllı çıkmış bunu şart koşmuş,herkes de onu takip etmiş.Kimse çıkıp da bu şart neymiş dememiş.Diğer vakit namazlarında böyle bir şart aranmazken,cumada bu şarttın aranması hiç Kuranın ruhuna uygun değil.Diğer namazları kılmada ne kadar hürsen,cumada da o kadar hürsün.Halbuki Allahın emirlerini yerine getirmek için illede falan yöneticiden izin alınacak diye de bir durum söz konusu değil.Cuma namazında ayrı olunan bir durum var,o da cemaat ve hutbenin esas olması.Bir imam,bir de yanında başka bir müslüman olunca da bu şart yerine gelir.İlla kalabalık aranmaz.
Hamza SARI
İNSAN OLMAK
İnsan olmak,insan olarak yaratılmanın dışında bir anlam ifade eder.İnsan,kendini tanıdığı oranda değer kazanır.Tanımak elbette sadece yeterli değil,insan olmanın gereğini yapmak daha önemli olsa gerek.
İnsanın kendini tanımasını bizzat Allahın istediğini ve bize gönderdiği kitabın (kuranın) ilk ayetinden anlıyoruz.Allah ne diyor bu ayette "oku (tanı-ilgi kur),Rabbin adıyla .Ki O Rab seni (insanı) bir kan (ilk cenin)dan yarattı."
Ne demek isteniyor bu ayette,1.insan önce kendini tanımaya Allahı Rab olarak kabul etmekle başlayacak.Niçin Allahın adıyla değil de burada Rabbın adıyla denir?Bunu biraz açalım.Rab =herşeyin idaresini kendi elinde bulunduran yaratıcı,idare edici,hüküm koyan ve koyduğu hükümlerin uygulanmasını emreden,uyulmadığı takdirde bir takım yaptırımlar koyan ..gibi anlamları içerir.Bu nedenle Fatiha suresinde de Alemlerin Rabbi olana hand olsun...diye başlanır Kurana.Bu demektir,insan her işinde Rabbin adıyla işe başlayacak,yani bir işe başlarken ilk aklına gelen şey,acaba bu yapacağım işte Allahın hükmü nasıl olabilir diye ilk aklına gelen Rabbı olacak.Sonra yaptığı işlerde Rabbının razı olup-olmadığını değerlendirecek.Bu değerlendirmesi de yine de Kuran ayetlerinde açıklanan hükümler dikkate alınarak olacak. Yanlışlık varsa derhal dönülecek ve tevbe edilecek,pişmanlık duyulacak,bir daha onu yapmağa kalkışmayacak.
İnsanın ilk kendine çizdiği yol haritası,işte bu olacak.Yol haritası Kuran emirleri olan insanda oluşacak yaşam biçimi,KURANİ YAŞAM BİÇİMİ olacak.Kurana dayalı olan yaşam biçiminde asla ve asla hata olmaz.Pişmanlık olmaz,yamukluk olmaz,kalleşlik olmaz,haksızlık olmaz,kötülük,haram,bencillik,hırsızlık,sarhoşluk,avarelik,kavgacı ruhluluk vs.vs daha binlerce sini yazacağımız,insanın yaratılışına uygun olmayan hiçbir davranışlar olmaz.İnsanda hak,adalet,yardımlaşma,kardeşlik,insani davranışlar yer eder.İşte biz bu gibiler İNSAN deriz.İnsan deriz,çünkü biz onu sadece bedene bürünmüş bir varlık değil,o bedene güzel işler yaptıran imanı da görürüz.Rabbın gücünü o beden de daha çok algılarız.İşte Allahın istediği kul budur,işte insan budur deriz.
Siz düşünün ,kim kendini halkın ve Hakkın sevmesini istemez.Hakkın sevdiğini,mutlaka halk da sever.Sevmeyenler ancak,şeytanlardır,şeytanlaşmış insancıklardır.Kör nefistir,hakkın üstünü örten Kafirdir.Rabbe kul olmayı kendine yediremeyen,şirk peşinde koşan ,dünyayı kendisine ölmüyecekmiş gibi mesken tutandır.Yetimi iten-kakandır,yoksula hor bakan,zulme alkış tutandır.Makamı,saltanatı,zenginliği başkalarını ezmek için kullanandır.Siz böylelerine hiç "İNSAN" diyebilir misisniz? Elbette diyemezsiniz.Peki siz böyle birilerinden olmak ister misisniz? Herhalde istemezsiniz.Zaten birazcık aklı olan bunları asla istemez.Demek ki,insan olmayanların akılları yoktur.Akıllarını "şeytana kiraya verdikleri için" akıllarını kullanamadıkları için yoktur.Kullanılmayan mal senin değildir.Milyonların olsa,kullanmıyorsan neye yarar.İşte akıl da böyle,aklını Rabbın emrinde kullanamıyorsan,bu akıl neye yarar ki.
Herkes aklını en iyi biçimde kullanmak ister.Burada en büyük tuzak insanın nefsi ve nefsin yakın dostu şeytandan gelir.Bunlar aklın,akıllı yerlerde kullanılmasını istemezler.Biri bir yerlere,birilerine yardım etmeyi aklına getirse,hemen nefis ve şeytan devreye giriverirler." sen deli misin? bak o parayı sen ne zorluklarla kazandın,başkaları yatarken sen kendini yorarak bunu elde ettin."gibi binbir sorularla senin önüne sed çekerler.Sen bunları dinlemez de yardıma kalktığında,yine usanmazlar,başka vevsveselerle yine aklın ,imanın önüne "bak madem veriyorsun,fazla yardım etme,bak senin de buna ihtiyacın olabilir.hem biliyorsun azı da ,çoğu da bir,sen yardım ediyorsun ya o bile yeter" gibi yeni yeni sedler çekmeğe çalışır.Hakkın olmayan bir malı, senin alman için seni iteler,"hadi alıver,ne olacak,bak kimse zaten seni görmüyor,az birşey alsan ne olur....?" gibi kışkırtıcı duygularla senin insanlığına çelme takmaya çalışır bu ikili (nefs ve şeytan).İşte sen bunlara direnen,iradeli bir akılla yoluna devam edersen sen "İNSAN OLURSUN" iNSAN OLMAK,HEM KOLAY,HEM DE ÇOK ZOR.Karar senin,önünde yol açık,ister insan olur Hakkın ve halkın yanında değer kazanır,"insan "olursun.Ya da nefs ve şeytanına esir olur,aklını kullanamaz hale gelir,işlerine Rabbı katmaz,"CÜDAM" olur geleceğini tehlikeye atarsın.Allahı dinler de Rabbını hesaba katarak yaşarsan unutmaki sen kazanırsın.Selam işte onlaradır.
Hamza SARI
İnsan olmak,insan olarak yaratılmanın dışında bir anlam ifade eder.İnsan,kendini tanıdığı oranda değer kazanır.Tanımak elbette sadece yeterli değil,insan olmanın gereğini yapmak daha önemli olsa gerek.
İnsanın kendini tanımasını bizzat Allahın istediğini ve bize gönderdiği kitabın (kuranın) ilk ayetinden anlıyoruz.Allah ne diyor bu ayette "oku (tanı-ilgi kur),Rabbin adıyla .Ki O Rab seni (insanı) bir kan (ilk cenin)dan yarattı."
Ne demek isteniyor bu ayette,1.insan önce kendini tanımaya Allahı Rab olarak kabul etmekle başlayacak.Niçin Allahın adıyla değil de burada Rabbın adıyla denir?Bunu biraz açalım.Rab =herşeyin idaresini kendi elinde bulunduran yaratıcı,idare edici,hüküm koyan ve koyduğu hükümlerin uygulanmasını emreden,uyulmadığı takdirde bir takım yaptırımlar koyan ..gibi anlamları içerir.Bu nedenle Fatiha suresinde de Alemlerin Rabbi olana hand olsun...diye başlanır Kurana.Bu demektir,insan her işinde Rabbin adıyla işe başlayacak,yani bir işe başlarken ilk aklına gelen şey,acaba bu yapacağım işte Allahın hükmü nasıl olabilir diye ilk aklına gelen Rabbı olacak.Sonra yaptığı işlerde Rabbının razı olup-olmadığını değerlendirecek.Bu değerlendirmesi de yine de Kuran ayetlerinde açıklanan hükümler dikkate alınarak olacak. Yanlışlık varsa derhal dönülecek ve tevbe edilecek,pişmanlık duyulacak,bir daha onu yapmağa kalkışmayacak.
İnsanın ilk kendine çizdiği yol haritası,işte bu olacak.Yol haritası Kuran emirleri olan insanda oluşacak yaşam biçimi,KURANİ YAŞAM BİÇİMİ olacak.Kurana dayalı olan yaşam biçiminde asla ve asla hata olmaz.Pişmanlık olmaz,yamukluk olmaz,kalleşlik olmaz,haksızlık olmaz,kötülük,haram,bencillik,hırsızlık,sarhoşluk,avarelik,kavgacı ruhluluk vs.vs daha binlerce sini yazacağımız,insanın yaratılışına uygun olmayan hiçbir davranışlar olmaz.İnsanda hak,adalet,yardımlaşma,kardeşlik,insani davranışlar yer eder.İşte biz bu gibiler İNSAN deriz.İnsan deriz,çünkü biz onu sadece bedene bürünmüş bir varlık değil,o bedene güzel işler yaptıran imanı da görürüz.Rabbın gücünü o beden de daha çok algılarız.İşte Allahın istediği kul budur,işte insan budur deriz.
Siz düşünün ,kim kendini halkın ve Hakkın sevmesini istemez.Hakkın sevdiğini,mutlaka halk da sever.Sevmeyenler ancak,şeytanlardır,şeytanlaşmış insancıklardır.Kör nefistir,hakkın üstünü örten Kafirdir.Rabbe kul olmayı kendine yediremeyen,şirk peşinde koşan ,dünyayı kendisine ölmüyecekmiş gibi mesken tutandır.Yetimi iten-kakandır,yoksula hor bakan,zulme alkış tutandır.Makamı,saltanatı,zenginliği başkalarını ezmek için kullanandır.Siz böylelerine hiç "İNSAN" diyebilir misisniz? Elbette diyemezsiniz.Peki siz böyle birilerinden olmak ister misisniz? Herhalde istemezsiniz.Zaten birazcık aklı olan bunları asla istemez.Demek ki,insan olmayanların akılları yoktur.Akıllarını "şeytana kiraya verdikleri için" akıllarını kullanamadıkları için yoktur.Kullanılmayan mal senin değildir.Milyonların olsa,kullanmıyorsan neye yarar.İşte akıl da böyle,aklını Rabbın emrinde kullanamıyorsan,bu akıl neye yarar ki.
Herkes aklını en iyi biçimde kullanmak ister.Burada en büyük tuzak insanın nefsi ve nefsin yakın dostu şeytandan gelir.Bunlar aklın,akıllı yerlerde kullanılmasını istemezler.Biri bir yerlere,birilerine yardım etmeyi aklına getirse,hemen nefis ve şeytan devreye giriverirler." sen deli misin? bak o parayı sen ne zorluklarla kazandın,başkaları yatarken sen kendini yorarak bunu elde ettin."gibi binbir sorularla senin önüne sed çekerler.Sen bunları dinlemez de yardıma kalktığında,yine usanmazlar,başka vevsveselerle yine aklın ,imanın önüne "bak madem veriyorsun,fazla yardım etme,bak senin de buna ihtiyacın olabilir.hem biliyorsun azı da ,çoğu da bir,sen yardım ediyorsun ya o bile yeter" gibi yeni yeni sedler çekmeğe çalışır.Hakkın olmayan bir malı, senin alman için seni iteler,"hadi alıver,ne olacak,bak kimse zaten seni görmüyor,az birşey alsan ne olur....?" gibi kışkırtıcı duygularla senin insanlığına çelme takmaya çalışır bu ikili (nefs ve şeytan).İşte sen bunlara direnen,iradeli bir akılla yoluna devam edersen sen "İNSAN OLURSUN" iNSAN OLMAK,HEM KOLAY,HEM DE ÇOK ZOR.Karar senin,önünde yol açık,ister insan olur Hakkın ve halkın yanında değer kazanır,"insan "olursun.Ya da nefs ve şeytanına esir olur,aklını kullanamaz hale gelir,işlerine Rabbı katmaz,"CÜDAM" olur geleceğini tehlikeye atarsın.Allahı dinler de Rabbını hesaba katarak yaşarsan unutmaki sen kazanırsın.Selam işte onlaradır.
Hamza SARI
DUALARIMIZDA YANLIŞLIK YAPMAYALIM:
Bazıları dualarında Allahtan birşey istediklerini zannederek yanlışlıklar yaparlar.Mesela "sen bilirsin ya rabbi,ya rasulallah,sen yardım et ya rasulallah,senden sen büyüksün ya rabbi ya rasulallah derler.Bu çok yanlıştır.Çünkü YA RASULALLAH demek ey Allahın peygamberi demektir..Kişiler bilmeden bu ifadeyi Allah için kullandıklarını sanarlar ve haşa şirke düşerler..Allahın varken başka birinden yardım istenmez.Bu peygamber olsa da değişmez.
Bir başka yanlışlık da,kişi sevmediği biri hakkında " ONUNLA CENNETE BİLE GİRMEK İSTEMEM" demesi.Bu ne kadar saçma birşey.Cennete sadec Allahın sevdiği kişiler girecekken,senin sevip-sevmemenin ne önemi varki.Hatta Allah Kuranda:....Cennette kalplerinde ne kadar kin ve hasetlik varsa çıkartır atarız..."diyor. A'raf suresi,ayet-43
Duanın kabul olabilmesi için bizim ona uygun bir amel içinde olmamız gerek.Duadan sonra da mutlaka sadaka vermek gerek.
Haksız olduğumuz halde beddua etmek.Unutmayın haksı iken yapılan dualar sahiplerine geri döner ve onlara ceza olur.
Hamza SARI
Bazıları dualarında Allahtan birşey istediklerini zannederek yanlışlıklar yaparlar.Mesela "sen bilirsin ya rabbi,ya rasulallah,sen yardım et ya rasulallah,senden sen büyüksün ya rabbi ya rasulallah derler.Bu çok yanlıştır.Çünkü YA RASULALLAH demek ey Allahın peygamberi demektir..Kişiler bilmeden bu ifadeyi Allah için kullandıklarını sanarlar ve haşa şirke düşerler..Allahın varken başka birinden yardım istenmez.Bu peygamber olsa da değişmez.
Bir başka yanlışlık da,kişi sevmediği biri hakkında " ONUNLA CENNETE BİLE GİRMEK İSTEMEM" demesi.Bu ne kadar saçma birşey.Cennete sadec Allahın sevdiği kişiler girecekken,senin sevip-sevmemenin ne önemi varki.Hatta Allah Kuranda:....Cennette kalplerinde ne kadar kin ve hasetlik varsa çıkartır atarız..."diyor. A'raf suresi,ayet-43
Duanın kabul olabilmesi için bizim ona uygun bir amel içinde olmamız gerek.Duadan sonra da mutlaka sadaka vermek gerek.
Haksız olduğumuz halde beddua etmek.Unutmayın haksı iken yapılan dualar sahiplerine geri döner ve onlara ceza olur.
Hamza SARI
CUMA NAMAZI HER MÜ'MİNE FARZDIR
"Ey iman edenler ! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman (ezan okununca),hemen Allah'ı anmağa (namaza) koşun.(namaza gitmek için).Alış-veriş yapmayı derhal bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu (davete uyarak namaza gitme),sizin için daha hayırlıdır." CUMA SURESİ, AYET 9 .
Gelin bizler de bu ilahi emre uyarak cuma namazına giderek Allahın bir emrini daha yerine getirmiş olalım.Cumaya kadınlar da gidebilir.Çünkü buradaki hitap geneldir.Yani ey erkekler,ya da ey kadınlar demiyor Allah.Ne diyor? EY İMAN EDENLER şeklinde başlıyor.Yani bu hitapla hem kadınlar,hem de erkekler cuma namazına gidebilirler..
Aynı hitap şeklini Ramazan orucu için de görürüz.Orada da Allah YA EYYÜHELLEZİNE AMENÜÜ,KÜTÜBE ALEYKÜM-MÜSSİYAME.... diye başlar ayetine.Yani Ey iman edenler Oruç sizin üzerinize farz kılndı.ifadesiyle başlar.Yani hitap şekli aynı.Nasıl orucu kadın-erkek tutmak zorunda ise,cumaya gitmek de aynı anlamdadır. Sonradan ortaya konan görüşler Kuranın ayetine uymuyor.Peygamber,ve sahabe dönemlerinde de kadın müslümanlar da cumaya gelirlerdi.
Hamza SARI
"Ey iman edenler ! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman (ezan okununca),hemen Allah'ı anmağa (namaza) koşun.(namaza gitmek için).Alış-veriş yapmayı derhal bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu (davete uyarak namaza gitme),sizin için daha hayırlıdır." CUMA SURESİ, AYET 9 .
Gelin bizler de bu ilahi emre uyarak cuma namazına giderek Allahın bir emrini daha yerine getirmiş olalım.Cumaya kadınlar da gidebilir.Çünkü buradaki hitap geneldir.Yani ey erkekler,ya da ey kadınlar demiyor Allah.Ne diyor? EY İMAN EDENLER şeklinde başlıyor.Yani bu hitapla hem kadınlar,hem de erkekler cuma namazına gidebilirler..
Aynı hitap şeklini Ramazan orucu için de görürüz.Orada da Allah YA EYYÜHELLEZİNE AMENÜÜ,KÜTÜBE ALEYKÜM-MÜSSİYAME.... diye başlar ayetine.Yani Ey iman edenler Oruç sizin üzerinize farz kılndı.ifadesiyle başlar.Yani hitap şekli aynı.Nasıl orucu kadın-erkek tutmak zorunda ise,cumaya gitmek de aynı anlamdadır. Sonradan ortaya konan görüşler Kuranın ayetine uymuyor.Peygamber,ve sahabe dönemlerinde de kadın müslümanlar da cumaya gelirlerdi.
Hamza SARI
Yaratan Allah, yarattığı varlıkların tüm özelliklerini ve gereksinimlerini en iyi bilendir.O her varlığın nasıl yaratıldığını,hangi şartlarda hayatını devam ettireceğini, yaşamı boyunca ne gibi olaylarla karşılaşacağını,bunlarla nasıl mücadele edeceğini,karşılaştığı zorlukları aşmada hangi yolların daha başarılı olacağını göstermek amacıyla ilahi mesajlarının toplandığı Kur'anı göndermiştir. Kur'anda ,yaratılan tüm varlıklar için kurallar,kanunlar var.Alah o kitapta hem canlıların,hem de cansızların uyacağı kuralları açık açık örneklerle açıklamıştır.Bize düşen görev ona yani Kur'ana başvurmaktır. Kur'anın,hayat ve ölüm ötesi gerekli olan tüm ihtiyaçlarmızı karşılayacak kuralları bildirdiği bir gerçektir,önemli olan insanların Kur'ana iahi bir mesaj anlayışıyla yaklaşmasıdır.Ondan kendine gerekli olan bilgileri çıkarıp almak ve hayatında uygulamaya koymaktır. İşte bu nedenle,Kur'ana dönelim, Kur'anı anlayarak okuyalım diyorum.Kur'anı anlamak da yetmez,O'nun mutlaka hayatımızda bir yeri olmalı.O'nun kurallarına göre hayatımızı düzene sokmalıyız.Kur'anı kendimize değil,kendimizi Kur'ana uydurmak zorundayız.Bunu başardığımız takdirde,ibadetlerimizden huzur buluruz,her türlü dertlerimize çare bulmuş oluruz.Hatta maddi ve manevi hastalıklarımıza bile çare bulmuş oluruz.Maddi hastalıkların tedavisi de Kur'anda vardır.Kur'an bu konuda bizleri göreve çağırıyor.Bunu yapalım ki,hastalıklı dünyada yaşamayalım. Kur'an bize herşeyden önce nasıl kul olacağımızı gösterir.Kul olmadan insan olamayız.Sadece hayvanların bir diğeri olarak kendimizi buluruz Kur'ansız.Kur'an bizi hayvan olmaktan kurtarır.O bize insan olmanın erdemlerini öğretir.İnsan olup,kainatı nasıl kontrol altına alınıp,yönetileceğini öğretir. Kur'an bize Yaratıcımızı tanıtır.Başı-boş bir sürü olmadığımızı anlatır.Kur'an bize insan gibi yaşamayı,insan gibi toplumlar oluşturmayı,bununla ilgili kuralları anlatır.Kur'an bze aile kurmayı,devlet kurup yönetmeği anlatır. Anlattığı herşey bizim iyiliğimizedir.Kötü olan şeyleri de Kur'an sıralar.Bunların yapılmamasını da ister ki,sağlıklı bir ömr sürelim diye.Kur'an bize öldükten sonraki yaşam ile ilgili bilgiler de sunar. Ebedi hayat dediğmiz,ölüm ötesi hayatımızı da garantiye almak ister Kur'an.Önemli olan bizim Kur'ana yönelmemiz,Onu hayatımızın vazgeçlmez kuralları kabul ederek Onun bildirdiği ölçülere göre yaşamaktır.
Hamza SARI
Hamza SARI
KURBAN BAYRAMI
Kurban kesmek Vacip değil,Farzdır.Çünkü bu konuda ayetler vardır.Hac suresindeki 33-37 arası ayetlere bakarsak bunu açıkça görürürz.ayrıca Kevser suresinde de "Rabbın için namaz kıl,Kurban kes" emri de vardır.
Kurban sadece zenginlere farz değildir.İmkanı olan herkese farzdır.Bu ibadette aranacak şart,kurbanlık alabilecek durumda olmaktır.Zaten buna gücü yetmeyene Allah sorumluluk yüklemez." Biz insanlara taşımayacağı sorumlulukları yüklemeyiz" ayeti buna delildir.
Kurbanın Hz.İbrahimin oğlu İsmaili kurban etmeye niyetlenmesiyle asla ilgisi yoktur.O olay sadece İbrahim ve İsmail peygamberlerin birer imtihanıdır.Biz müslümanların kurbanlarıyla asla ilgisi yoktur.
Kurban ayetlerini yukarda zikrettim."BİZ HER ÜMMETE HAYVAN CİNSİNDEN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZ ÜZERİNE ALLAHIN ADINI ANSINLAR DİYE KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK..."HAC SURESİ AYET-34
Hamza SARI
Kurban sadece zenginlere farz değildir.İmkanı olan herkese farzdır.Bu ibadette aranacak şart,kurbanlık alabilecek durumda olmaktır.Zaten buna gücü yetmeyene Allah sorumluluk yüklemez." Biz insanlara taşımayacağı sorumlulukları yüklemeyiz" ayeti buna delildir.
Kurbanın Hz.İbrahimin oğlu İsmaili kurban etmeye niyetlenmesiyle asla ilgisi yoktur.O olay sadece İbrahim ve İsmail peygamberlerin birer imtihanıdır.Biz müslümanların kurbanlarıyla asla ilgisi yoktur.
Kurban ayetlerini yukarda zikrettim."BİZ HER ÜMMETE HAYVAN CİNSİNDEN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZ ÜZERİNE ALLAHIN ADINI ANSINLAR DİYE KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK..."HAC SURESİ AYET-34
Hamza SARI
İSLAMIN ANLAŞILMASI VE ANLATILMASI
İslam bir dindir.hem de Allahın insanlar için seçtiği bir dindir.Allah Kur'anda "İnneddîne,inde-Allah-il-islam"-ALLAH KATINDA,(tek) DİN İSLAMDIR.
İslamı anlamak için önce Kur'anı ve insanlara onu tebliğ eden (anlatan,yayan,yaşayan ve yaşatan) elçiyi,peygamber Hz.Muhammed a.s-ı bilmek ve anlamak zorundayız.Kendi kafamıza göre bilidiğimiz ve yaşadığımız din asla İSLAM OLAMAZ.İslam olabilmesi için o dinin kaynağı Kuran ayetlerinden ve peygamber uygulamaları olan Sünnette olması gerek.Bu ikisinde olmayan,adı ne olursa olsun,islam dini değildir.Onları yani Kuran ve sünnet dışındaki dini anlayışı kendine dini yaşam olarak seçenler de asla ve asla müslüman olamaz,bunlara müslüman,mümin denemez.çünkü bunlar kendi kafalarına göre bir din icat etmiş de ondan.Örneğin,İslam dini,yatırlar,tekkeler,şeyhler,muskalar,uyduruk evliyalar,mehdiler,kıyamet günü geleceği uyduralan sahte İsanın,düzmece ve uydurma hadislerle insanların Kurandan,sünnetten uzaklaştırıldıkları bir dinin adı değildir.
Bu dinde,yani islamda,Mehdi yoktur,şeyh-mürid-tekke-dergah ,cemevi yoktur.Şeyhlik adına,şeyhlğin devamı için el verme,ayak dayama yoktur.Yatır denen evliya mezarı
yoktur.Mezhep,tarikat,felsefe,tasavvuf gibi uydurma müesseseler yoktur.Mevlid-ilahi,kaside yoktur.Ölünün ardından Kuran okuma,yasin okuma,mezarda ölüye talkın verme,hele hele bunları para kazanmak için bir sahtekarlığa başvurma,insanların dini duygularını sömürme asla yoktur.Falcılık,muskacılık,mum yakma,araplar gibi fıstan giyme,kara-çarşafı fesi,sarığı islamın giyisisi sanarak onlara bürünme yoktur.
İslamda,ilim vardır,Kuran ayetlerinin bildirdiği şekilde yaşama vardır.Allahına,atasına,akrabalarına,komşularına karşı saygılı olma vardır.İbadet yerleri olarak camiler ve hatta tüm yeryüzü vardır.Namaz,oruç,zekat,hac,sadaka vardır.Kafa sallayarak,el-ele,kol-kola halay çeker gibi,bir elini hava kaldırp,diğerini aşağı indiren mevlana dönenleri gibi,vücuda şiş sokarak işkence yapan hindi ayinleri,sırtlarını kırbaçlayan şia ayinleri gibi ,hû-hû diyerek avazı çıktığı kadar bağıranların zikirleri gibi asla bir ibadet yoktur.Yatır denen ölü mezarlarına giderek oralardan medet ve şifa bekleme bu dinde (islamda) asla yoktur.Din adamları sınıfı diye bir sınıf islamda yoktur.İslam da alim vardır,bilgin vardır.Bidiğiyle amel eden salih müminler vardır.Allahtan korkan,O'nun emirlerini yerine getiren,yasakladıklarını yapmayan TAKVA sahibi insanlar vardır.
Daha yüzlercesini sayabileceğimiz,islam dışı,Kuran ve sünnet dışı bilgi ve yaşam islam değildir.İşte bu nedenle her müslümanın önce Kur'anla yakın olması şart.Onu anlaması şart.Onu hayatında uygulaması şart.Bunları yapan bir müslüman daha sonra da hem yaşantısıyla örnek olarak yaşanan islamı göstermek ve hem de bildiği islamı anlatmak zorundadır. Demek ki,önce islam olmayan,islam dininde yeri olmayan inanış ve uygulamalardan uzak duracağız,sonra da bize gönderilen islamı hem yaşayarak örnek olacağız,hem de bu konuda bilgi sahibi olacağız.İşte bu şekilde islam yaşanır ve anlatılır.
Hamza SARI
İslamı anlamak için önce Kur'anı ve insanlara onu tebliğ eden (anlatan,yayan,yaşayan ve yaşatan) elçiyi,peygamber Hz.Muhammed a.s-ı bilmek ve anlamak zorundayız.Kendi kafamıza göre bilidiğimiz ve yaşadığımız din asla İSLAM OLAMAZ.İslam olabilmesi için o dinin kaynağı Kuran ayetlerinden ve peygamber uygulamaları olan Sünnette olması gerek.Bu ikisinde olmayan,adı ne olursa olsun,islam dini değildir.Onları yani Kuran ve sünnet dışındaki dini anlayışı kendine dini yaşam olarak seçenler de asla ve asla müslüman olamaz,bunlara müslüman,mümin denemez.çünkü bunlar kendi kafalarına göre bir din icat etmiş de ondan.Örneğin,İslam dini,yatırlar,tekkeler,şeyhler,muskalar,uyduruk evliyalar,mehdiler,kıyamet günü geleceği uyduralan sahte İsanın,düzmece ve uydurma hadislerle insanların Kurandan,sünnetten uzaklaştırıldıkları bir dinin adı değildir.
Bu dinde,yani islamda,Mehdi yoktur,şeyh-mürid-tekke-dergah ,cemevi yoktur.Şeyhlik adına,şeyhlğin devamı için el verme,ayak dayama yoktur.Yatır denen evliya mezarı
yoktur.Mezhep,tarikat,felsefe,tasavvuf gibi uydurma müesseseler yoktur.Mevlid-ilahi,kaside yoktur.Ölünün ardından Kuran okuma,yasin okuma,mezarda ölüye talkın verme,hele hele bunları para kazanmak için bir sahtekarlığa başvurma,insanların dini duygularını sömürme asla yoktur.Falcılık,muskacılık,mum yakma,araplar gibi fıstan giyme,kara-çarşafı fesi,sarığı islamın giyisisi sanarak onlara bürünme yoktur.
İslamda,ilim vardır,Kuran ayetlerinin bildirdiği şekilde yaşama vardır.Allahına,atasına,akrabalarına,komşularına karşı saygılı olma vardır.İbadet yerleri olarak camiler ve hatta tüm yeryüzü vardır.Namaz,oruç,zekat,hac,sadaka vardır.Kafa sallayarak,el-ele,kol-kola halay çeker gibi,bir elini hava kaldırp,diğerini aşağı indiren mevlana dönenleri gibi,vücuda şiş sokarak işkence yapan hindi ayinleri,sırtlarını kırbaçlayan şia ayinleri gibi ,hû-hû diyerek avazı çıktığı kadar bağıranların zikirleri gibi asla bir ibadet yoktur.Yatır denen ölü mezarlarına giderek oralardan medet ve şifa bekleme bu dinde (islamda) asla yoktur.Din adamları sınıfı diye bir sınıf islamda yoktur.İslam da alim vardır,bilgin vardır.Bidiğiyle amel eden salih müminler vardır.Allahtan korkan,O'nun emirlerini yerine getiren,yasakladıklarını yapmayan TAKVA sahibi insanlar vardır.
Daha yüzlercesini sayabileceğimiz,islam dışı,Kuran ve sünnet dışı bilgi ve yaşam islam değildir.İşte bu nedenle her müslümanın önce Kur'anla yakın olması şart.Onu anlaması şart.Onu hayatında uygulaması şart.Bunları yapan bir müslüman daha sonra da hem yaşantısıyla örnek olarak yaşanan islamı göstermek ve hem de bildiği islamı anlatmak zorundadır. Demek ki,önce islam olmayan,islam dininde yeri olmayan inanış ve uygulamalardan uzak duracağız,sonra da bize gönderilen islamı hem yaşayarak örnek olacağız,hem de bu konuda bilgi sahibi olacağız.İşte bu şekilde islam yaşanır ve anlatılır.
Hamza SARI
İNSAN ESERİYLE, EŞŞEK SEMERİYLE DİKKAT ÇEKER
İnsan,bu dünyada yaptığı işlerle,ortaya koyduğu eserlerle kıymet bulur.Öyle eserler,öyle işler yapmalıyız ki,Bizi önce ALLAH ,sonra da O'nun kulları sevsin ve takdir etsin.
Allahın takdir ettiği değer verdiği işlerin başında,O'na kulluk görevi gelir.Allah:"Ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk yapsınlar diye yarattım." ayetiyle ,insanların yaratılış gayesinin ne olması gerektiğini bizlere öncelikle hatırlatıyor.Biz bu işin ne kadar,neresindeyiz diye bir düşünmemiz gerekir sanırım.Bu kulluk görevi,ben Allah'a inandım demekle başlar ve O'nun emir ve yasaklarına uymakla devam ederse bir anlam ifade eder.Yoksa sadece "eh canım ben de Allah'a inanıyorum..." demekle olmaz.Hani derler ya:"Laf ile peynir gemisi yürümez." diye.İşte bu işler laf ile olmuyor.Oluyor diyenler,sadece ve sadece kendileri kandıran "başını kuma sokup da ,avcı beni görmez " diyen deve kuşuna benzer.Siz sakın ha deve kuşu olmayın.KUL OLUN.KUL.
Allah'a kul insanların ortaya koyması gereken en güzel şey "GÜZEL AHLAK"tır.Dünyada güzel ahlaktan daha güzel bir eser tanımıyorum.İşte Kur'anda bile güzel ahlakıyla övülen O yüce Peygamber Hz.Muhammed a.s.ın yaşamıyla ortaya koyduğu en güzel eseri O'nun Ahlakıdır.Eser denince ille de akla yeni bir icat gelmemeli.Bunlar eser değil,yapılmasına Allahın fırsat verdiği imkanlardır.
Hamza SARI
Allahın takdir ettiği değer verdiği işlerin başında,O'na kulluk görevi gelir.Allah:"Ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk yapsınlar diye yarattım." ayetiyle ,insanların yaratılış gayesinin ne olması gerektiğini bizlere öncelikle hatırlatıyor.Biz bu işin ne kadar,neresindeyiz diye bir düşünmemiz gerekir sanırım.Bu kulluk görevi,ben Allah'a inandım demekle başlar ve O'nun emir ve yasaklarına uymakla devam ederse bir anlam ifade eder.Yoksa sadece "eh canım ben de Allah'a inanıyorum..." demekle olmaz.Hani derler ya:"Laf ile peynir gemisi yürümez." diye.İşte bu işler laf ile olmuyor.Oluyor diyenler,sadece ve sadece kendileri kandıran "başını kuma sokup da ,avcı beni görmez " diyen deve kuşuna benzer.Siz sakın ha deve kuşu olmayın.KUL OLUN.KUL.
Allah'a kul insanların ortaya koyması gereken en güzel şey "GÜZEL AHLAK"tır.Dünyada güzel ahlaktan daha güzel bir eser tanımıyorum.İşte Kur'anda bile güzel ahlakıyla övülen O yüce Peygamber Hz.Muhammed a.s.ın yaşamıyla ortaya koyduğu en güzel eseri O'nun Ahlakıdır.Eser denince ille de akla yeni bir icat gelmemeli.Bunlar eser değil,yapılmasına Allahın fırsat verdiği imkanlardır.
Hamza SARI
MEVLİD KANDİLİ
Kandil kutlamaları, her ne kadar islama sonradan giren alışkanlıklar olsa da,kutlanmasında bir mahzuru yoktur.En az toplumsal kaynaşmaya neden olduğu ve bu geceler kutlanırken,Kuran okunması,dini nasihatlar yapılması bakımından faydalıdır.Ama şunu asla unutmayın ki,bunları kutlamak bir dini emir ,dinin gerekleri arasında değildir.Yani bunları elbette kutlayalım ama Bir Allah emri gibi,islamın bir parçası gibi kabul ederek kutlamayalım.Bu geceleri vesile kabul ederek,camileri doldurmak güzel,tebrikleşmek daha da güzel.Bunların yaşaması için çaba göstermek,dine zarar vermez,tam tersine müslümanların birliğini artırır.
Yalnız bu geceler camilerde kutlanırken,Mevlid denen,Süleyman Çelebinin yazdığı şiirleri veya bazılarının yazdığı adına da ilahi denen şiirleri okumayalım.İşte bunların da dinde hiç mi,hiç yeri yok.Bunları okumanın,ne okuyana,ne de dinleyene hiçbir faydası yoktur.Zamanı bunlarla geçireceğimize,KUR'ANI OKUYARAK VE OKUDUĞUMUZ KUR'ANIN MANASINI ANLAYARAK geçirsek,hem dine uygun bir iş yapmış oluruz,hem de SEVAP alırız.Bunda din görevlileri çok önemli.Onlar cemaata ne sunarlarsa,cemaat onu alır.Ama yine bir müslüman cemaat olarak,din görevlilerini de uyarmak görevimiz olsa gerek.
Bunları hatırlatmağı görev saydım kendime,bu nedenle paylaştım.Kandiliniz kutlu ve mutluluklar getirsin islam alemine.
Bu kandilin adı MEVLİD KANDİLİ.Yani O yüce peygamber Hz.Muhammed a.s ın doğum yıldönümü.O,"alemlere rahmet olarak gelmiş" bir RAHMET PEYGAMBERİDİR." Onun getirdiği,ilahi mesajlarla,insanlık rahmete,huzura ve gerçekleri bulmağa başladı.İşte bu nedenle,O'nu anmak demek,Kur'anı anlamak demek,O'nun sünnetini hayatımızda tatbik etmek demek.Çünkü O,Allah'ın özellikle övdüğü "GÜZEL AHLAKA SAHİPTİR."Bu geceyi kutlarken,kendi kendimize "BEN DE PEYGAMBERİM GİBİ GÜZEL AHLAKLI OLACAĞIM" diye karar vermek gerek.Güzel ahlaklı müslüman,peygamberini en iyi anlayan müslümandır.Biz de böyle olalım inşallah.
Hamza SARI
Yalnız bu geceler camilerde kutlanırken,Mevlid denen,Süleyman Çelebinin yazdığı şiirleri veya bazılarının yazdığı adına da ilahi denen şiirleri okumayalım.İşte bunların da dinde hiç mi,hiç yeri yok.Bunları okumanın,ne okuyana,ne de dinleyene hiçbir faydası yoktur.Zamanı bunlarla geçireceğimize,KUR'ANI OKUYARAK VE OKUDUĞUMUZ KUR'ANIN MANASINI ANLAYARAK geçirsek,hem dine uygun bir iş yapmış oluruz,hem de SEVAP alırız.Bunda din görevlileri çok önemli.Onlar cemaata ne sunarlarsa,cemaat onu alır.Ama yine bir müslüman cemaat olarak,din görevlilerini de uyarmak görevimiz olsa gerek.
Bunları hatırlatmağı görev saydım kendime,bu nedenle paylaştım.Kandiliniz kutlu ve mutluluklar getirsin islam alemine.
Bu kandilin adı MEVLİD KANDİLİ.Yani O yüce peygamber Hz.Muhammed a.s ın doğum yıldönümü.O,"alemlere rahmet olarak gelmiş" bir RAHMET PEYGAMBERİDİR." Onun getirdiği,ilahi mesajlarla,insanlık rahmete,huzura ve gerçekleri bulmağa başladı.İşte bu nedenle,O'nu anmak demek,Kur'anı anlamak demek,O'nun sünnetini hayatımızda tatbik etmek demek.Çünkü O,Allah'ın özellikle övdüğü "GÜZEL AHLAKA SAHİPTİR."Bu geceyi kutlarken,kendi kendimize "BEN DE PEYGAMBERİM GİBİ GÜZEL AHLAKLI OLACAĞIM" diye karar vermek gerek.Güzel ahlaklı müslüman,peygamberini en iyi anlayan müslümandır.Biz de böyle olalım inşallah.
Hamza SARI
KÖYÜM
Uzun yıllar oldu ,ayrılalı senden
Bir türlü dönemiyorum,ne gelir elden
Uzak diyarlardan selamdır benden
Unutmak ne kelime,bağlıyım taa gönülden.
Uzun yıllar oldu ,ayrılalı senden
Bir türlü dönemiyorum,ne gelir elden
Uzak diyarlardan selamdır benden
Unutmak ne kelime,bağlıyım taa gönülden.
Doğunda Angıt,batında Kızıl dağın
Koyunlar ovanda yayılır darmadağın
Yoğurdun başkadır,hele tereyağın
Dağların kır olsa da,zengindir su yatağın
Koyunlar ovanda yayılır darmadağın
Yoğurdun başkadır,hele tereyağın
Dağların kır olsa da,zengindir su yatağın
Cemaatı az olsa da ,vardır iki camin
Yine de insanlarının hepsidir mü'min
Sıkıntılarına şükreder,dualarıdır hep amin
Merttir insanları,güvenilir ve emin
Yine de insanlarının hepsidir mü'min
Sıkıntılarına şükreder,dualarıdır hep amin
Merttir insanları,güvenilir ve emin
Hamza SARI
TENCERE- TAVA
Tencere tavaya, demiş dibin kara
Tava cevapla senin ki benden kara
Cepte yok beş para
Gel de düşünme kara kara
Tava cevapla senin ki benden kara
Cepte yok beş para
Gel de düşünme kara kara
Aldı eline tavayı,vurdu tencereye
Gürültüyü duyan,koştu pencereye
Bir de ne görsünler,yine aynı donsuzlar
Sağa-sola saldırıyor ipini koparan soysuzlar
Gürültüyü duyan,koştu pencereye
Bir de ne görsünler,yine aynı donsuzlar
Sağa-sola saldırıyor ipini koparan soysuzlar
Devlet-millet malına saldırmakmış hürlük
Yaptıkları soysuzluğun adıymış özgürlük
Gerçekleri göremeyenlerin hastalığıdır körlük
Yapılan bunca hizmeti görmemektir nan-körlük
Yaptıkları soysuzluğun adıymış özgürlük
Gerçekleri göremeyenlerin hastalığıdır körlük
Yapılan bunca hizmeti görmemektir nan-körlük
Hamza SARI
GÖREV HEPİMİZİN
Her koldan, hain düşmanlar millete tuzak kurarken
Birliğimizi ,huzurumuzu ,kardeşliğimizi bozarken
İç karışıklarla,ülkemin insanlarına mezarlar kazarken
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Birliğimizi ,huzurumuzu ,kardeşliğimizi bozarken
İç karışıklarla,ülkemin insanlarına mezarlar kazarken
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Çanakkalede yediği tokadı düşman unutmamıştı
Geziyi bahane ederek,yine bir avuç haini kandırmıştı
İçerde bunlar kırıp dökerken,onlar yine başkaldırmıştı
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Geziyi bahane ederek,yine bir avuç haini kandırmıştı
İçerde bunlar kırıp dökerken,onlar yine başkaldırmıştı
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Aynı anda , hortlamıştı avrupalı, amerikalı cadılar
Her taraftan saldırıya geçti kuyruk acısı olanlar
Bu milleti be kez yok edeceklerini sandılar
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Her taraftan saldırıya geçti kuyruk acısı olanlar
Bu milleti be kez yok edeceklerini sandılar
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Kendi pisliklerini gizleyerek,bize akıl verirler
Ellerine fırsat geçse, bizi hemen ezerler
Hile ve tuzaklarla, sana kefen biçerler
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Ellerine fırsat geçse, bizi hemen ezerler
Hile ve tuzaklarla, sana kefen biçerler
Uyuma zamanı değil,uyan ey şanlı milletim.
Hamza SARI
YA RAB !
El açıp yalvaran,gönlünde aşkını taşıyan,zalimlere karşı imanını siper eden ezilen mü'min kardeşlerimizi ilahi rahmetinle sen koru.İslam alemi üzerine şeytani planlar kuran,müslümanları kirli tuzaklarına düşüren şer ocaklarının şerliklerini başlarına musallat eyle.Kur'andan ve senin ilahi yasalarının nurundan,yarasaların ışıktan rahatsız olmaları gibi rahatsız olan yarasa ruhluları daha da karanlıklara bırak.Ramazanda müslüman kardeşliğimizi yıkmak için durmadan fitne üreten,islamdanmış gibi görünen münafıkların fitnelerini başlarına geçir.İftira atmayı bir meslek haline getirmiş müfterileri kurdukları tuzaklara sen düşür.Müslümanları dinlerini parça parça eden zavallılardan değil,Kur'an etrafında birleşen samimi kullarından eyle.Senin adını kullanarak,müslümanları aldatan münafıkların şerrinden sen müslümanları koru ve onların maskelerini zaten bir gün düşüreceksin ki,o kirli yüzleri bu mü'minlere de göster ki,peşlerinden gitmesinler.Taikat,dergah,parti-pırtı adıyla millet birliğine zarar verenleri amaçlarına sen ulaştırma.Ben de müslümanım diyerek,Kur'anı evlerinin baş köşesine asanlardan değil,Kur'anı hayatlarının tek kitabı haline getirenlerden bizleri eyle inşallah . A M İ N- Allah'ım.
El açıp yalvaran,gönlünde aşkını taşıyan,zalimlere karşı imanını siper eden ezilen mü'min kardeşlerimizi ilahi rahmetinle sen koru.İslam alemi üzerine şeytani planlar kuran,müslümanları kirli tuzaklarına düşüren şer ocaklarının şerliklerini başlarına musallat eyle.Kur'andan ve senin ilahi yasalarının nurundan,yarasaların ışıktan rahatsız olmaları gibi rahatsız olan yarasa ruhluları daha da karanlıklara bırak.Ramazanda müslüman kardeşliğimizi yıkmak için durmadan fitne üreten,islamdanmış gibi görünen münafıkların fitnelerini başlarına geçir.İftira atmayı bir meslek haline getirmiş müfterileri kurdukları tuzaklara sen düşür.Müslümanları dinlerini parça parça eden zavallılardan değil,Kur'an etrafında birleşen samimi kullarından eyle.Senin adını kullanarak,müslümanları aldatan münafıkların şerrinden sen müslümanları koru ve onların maskelerini zaten bir gün düşüreceksin ki,o kirli yüzleri bu mü'minlere de göster ki,peşlerinden gitmesinler.Taikat,dergah,parti-pırtı adıyla millet birliğine zarar verenleri amaçlarına sen ulaştırma.Ben de müslümanım diyerek,Kur'anı evlerinin baş köşesine asanlardan değil,Kur'anı hayatlarının tek kitabı haline getirenlerden bizleri eyle inşallah . A M İ N- Allah'ım.
KURANSIZ SİYASET, BESMELESİZ EĞİTİM - 4
İsmail Hakkı AKKİRAZ
18 Aralık 2013 Çarşamba
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Müslüman âlimlerin siyaset tanımlarından birisi de şudur. Siyaset: İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek maksadıyla onların yönetimlerine talip olmaktır. Devlet ve hükümet başkanları yönettikleri toplumun ıslahından, onların mümin ve muvahhid kimseler olmaları için her türlü tedbiri almaktan sorumludurlar. Bu ise, insan ve toplum ile İslam arasına konulmuş bütün engelleri ortadan kaldırmakla olur. Çünkü insan ve toplumun dünya ve ahiret saadetini sağlamak ancak İslam ile olur. Ben Müslüman’ım diyen bir siyasetçinin Allah’ın yolum dediği İslam’dan başka bir şeyde karar kılması, Kur’an ve Sünnet’in emir ve yasaklarına tabi olmaması, kendisi ve toplumuna karşı yapacağı en büyük kötülük ve zulümdür. Kur’an’sız, Peygambersiz bir siyaset, sahibini ancak, şeytanın ve dostlarının elinde maskaraya çevirir. Bir Müslüman, İslam düşmanlarının, inkarcıların, münafıkların, fasıkların ve facirlerin arzularına boyun eğerek hakkı üstün tutan siyaseti terk edemez. Kuvveti üstün tutan batıcı siyasete meyledip onlarla işbirliği de yapamaz. Yaparsa zalim olur. Zalim olanlara muhabbet beslemek, kalbi bir yakınlık içinde bulunmak, Müslüman kişiye ateşi dokunduracak kadar tehlikeli bir davranıştır. “Sakın zulüm (ve haksızlık) edenlere meyletmeyin/güvenip dayanmayın. Sonra size de ateş dokunur. (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur. Sonra (Allah’tan da) yardım göremezsiniz.” (Hud: 113) Bu ayetin muhtevasına muhatap olmayı hangi insan arzu edebilir? Hiçbir akıllı insan, Allah’ın gazabına müstahak olmayı ve ateşe atılmayı arzu etmez ve etmemelidir.
SİYASET VE FİKİR CİHADI
Müslüman, Kur’an ve Sünnete dayanmayan hiçbir şeye rıza gösteremez. Gösterirse şeref ve izzetini kaybeder. İslam’ın amentüsüne inanan fert ve toplumlar, Kitaplara ve peygamberlere iman etmiş olmanın gereği olarak, Kur’an ve Sünneti; siyaset, adalet ve hukuk anlayışlarının da ölçüsü kılmak zorundadırlar: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzap: 36) Yani ben Müslüman’ım diyen herkes, Kur’an ve Sünnetin ahkâmını yürütmeyi esas alan ADİL BİR DÜZEN isteyecek ve bu düzenin kurulması için malıyla canıyla cihad edecektir. Ben Müslüman’ım diyen herkesin, ZULÜM DÜZENİ (Faizci Kapitalist Düzen) yerine, ADİL BİR DÜZENİN kurulması için cihad etmesi zorunlu bir görevdir. Erbakan hocamız “Biz siyaset yapmıyoruz cihad ediyoruz” sözünü hep bu şuurla söylemiştir. Rabbimiz bize emrediyor: “(Ey müminler!) Gerek hafif (Gençler), gerek ağır (İhtiyarlar) olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe: 41) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide: 35) “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafur ve rahimdir.” (Bakara: 218) Allah yolunda cihad etmek cennete girmek için önemli bir imtihandır: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran: 142) “Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Tevbe:16)
Allah yolunda cihad etmek bizim dinimizdir. Cihadı terk etmek veya yaşadığımız asır için sakıncalı görmek İslam’ca bir tavır olmaz: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden (cihaddan) dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide: 54) Peygamberimiz buyuruyor: Ebu Musa (r.a) den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına bir bedevi geldi ve: “Ya Rasulellah, bir adam ganimet için savaşıyor, bir başkası kendinden bahsedilsin diye savaşıyor; bir diğeri de kahramanlık için savaşıyor. Bir rivayete göre: Kahramanlık taslamak için ve ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor. Bir başka rivayete göre: Gazabından dolayı savaşıyor! Şimdi kim Allah yolundadır?” diye sordu. Rasulüllah (s.a.v): “Kim Allah’ın kelimesi (kitabı ve dini) en yüce olsun, hâkim olsun için savaşırsa, sadece o Allah yolundadır” buyurdu. (Buhari ve Müslim)
Bir yerde Kur’an’ın ve İslam’ın hâkim olması için ümmetin dört görevi bir bütünlük içinde yapması gerekir. Bunlar 1- Tebliğ ve telkin, 2- Tanıtma, 3- Eğitim ve öğretim, 4- Siyasi şuurlandırma görevleridir. En etkili göç siyasi güçtür. Bu gücün İslam’ın emrinde ve hizmetinde bulunması bir zarurettir. Bu gücün, batıl davaların emrinde ve hizmetinde bulunması ise en büyük felakettir. Bunun için fert ve toplumun İslam’ca düşünmesini ve yaşaması sağlamak için yoğun bir çaba gerekir. Biz bu çabayı siyasi ve fikri cihad olarak önemli ve gerekli görüyoruz: “(Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel nasihatle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl: 125)
UYGUN BİR EĞİTİM
İslam ümmetinin, insanlığın iki cihan saadeti için mücadele etmesi, cihad şuuruyla yetişmesini sağlayacak bir eğitim ve öğretimle mümkündür. Bu eğitim ve öğretim muhteva olarak şu üç esasa dayanmalıdır: 1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek ve öğretmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslâmi esaslara göre yaşamak, Kur’anın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’ca düşünmek. Çünkü itikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında batılılar, müşrikler, münafıklar ve inkârcılar gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, Hakkın hâkim, Batılın zail olması için mücadele etmez, hak ve hakikat nazarında samimi bir mümin sayılmaz. Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan bir insan, içinden “camiden çıktıktan sonra, biriktirdiğim parayı acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslam’ca düşünmüyor demektir. Müslüman’ca düşünmenin üç temel esası vardır: 1- Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. 2- İslâm dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. 3- İslâm dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir. Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir. Devlet nesillerin böyle bir şuurla yetişmesi için eğitim yapmıyor. Bu eğitim açığını, Müslümanların gidermeleri bir vecibedir. Bu konuda en büyük sorumluluk, bu mananın tek temsilcisi Milli Görüşçülere düşmektedir. Milli Görüşçü kuruluşların, ASRISAADET DERSLERİ ile ülkenin her tarafını mektep haline dönüştürmesi en büyük cihad olacaktır.
SAADET VE DİĞERLERİ
Siyasi şuur bir toplumun saadet bulması için gereklidir. Bu şuurun özünde ise Hak ile Batılı, Hayır ile Şerri, Maruf ile Münkeri, Helal ile Haramı birbirinden ayırdıktan sonra Hakta, Hayırda, Marufta, Helalde karar kılmak vardır. Hak ile Batıl mücadele halindedir. Bu mücadelede Hakkın yanında Batılın karşısında olmak şuur ister. Ülkemizde ve dünyada yürüyen Hak Batıl mücadelesi İslam ile Siyonizm arasında geçmektedir. Siyonizm, inkârcı, müşrik batıya, doğuya ve işbirlikçi topluluklara hâkimdir. Siyonizm, batılı ve batıla inanan toplulukları temsil etmektedir. Hak olan şuurlu İslam’ı ise Milli Görüş ve Müslüman Topluluklar Birliği temsil etmektedir. Milli Görüş mücadelesini şuurlanma, çelikleşme, üretim, milko ve heyecan hamleleriyle beş koldan yürütmektedir. Bu mücadele, siyasi zeminde SAADET PARTİSİ ile, fikri alanda ÖĞ-DER, ESAM, DİN-BİR-DER, SAĞLIK-DER- MÜSİ-DER, İYFO, CANSUYU ve benzeri MİLKO’lar ile, medya alanında MİLLİ GAZETE, MİLLİ ŞUUR DERGİSİ, ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ gibi yayınlarla, televizyon alanında TV 5 ile, gençlik alanında AGD ile yürümektedir. Milli Görüşçülerin kendi kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi, aklın, ilmin ve inancın gereğidir. Milletimiz SAADET bulmak, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamak istiyorsa Milli Görüşün kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi ve SAADET PARTİSİ’ni tek başına iktidara taşıması tercihinden başka önünde doğru başka bir seçenek yoktur. Milli Görüşçü kuruluşlara, tek çare olma özelliğini kazandıran şey, İSLAMSIZ SAADET OLMAZ gerçeğine inanmış ve bağlanmış olmalarıdır. DİĞERLERİ diye ifade ettiğimiz siyasi partiler ve STK’lar, ya dünyacı olduklarından, ya da Batıyı referans kabul ettiklerinden dolayı SAADET, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamanın çaresi olamazlar. Olmadığı da ortadadır. Onlar zaten, biz İslamcı bir parti değiliz, biz batı müktesebatını esas alıyoruz diyerek tercihlerini ilan etmektedirler. Müslüman bir toplum olarak temel görevimiz yolu sağlam olanlarla birlikte olmaktır. Peygamberimiz buyuruyor: “Ben İslâm’dan uzağım diye yemin eden kimse, eğer bu sözünde yalancı ise, söylediği gibidir. Eğer sözünde doğru ise, o kişi inancından bir şey kaybetmeden İslâm’a dönemez.” (Ebu Davud ve Nesai) Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.
İsmail Hakkı AKKİRAZ
18 Aralık 2013 Çarşamba
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Müslüman âlimlerin siyaset tanımlarından birisi de şudur. Siyaset: İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek maksadıyla onların yönetimlerine talip olmaktır. Devlet ve hükümet başkanları yönettikleri toplumun ıslahından, onların mümin ve muvahhid kimseler olmaları için her türlü tedbiri almaktan sorumludurlar. Bu ise, insan ve toplum ile İslam arasına konulmuş bütün engelleri ortadan kaldırmakla olur. Çünkü insan ve toplumun dünya ve ahiret saadetini sağlamak ancak İslam ile olur. Ben Müslüman’ım diyen bir siyasetçinin Allah’ın yolum dediği İslam’dan başka bir şeyde karar kılması, Kur’an ve Sünnet’in emir ve yasaklarına tabi olmaması, kendisi ve toplumuna karşı yapacağı en büyük kötülük ve zulümdür. Kur’an’sız, Peygambersiz bir siyaset, sahibini ancak, şeytanın ve dostlarının elinde maskaraya çevirir. Bir Müslüman, İslam düşmanlarının, inkarcıların, münafıkların, fasıkların ve facirlerin arzularına boyun eğerek hakkı üstün tutan siyaseti terk edemez. Kuvveti üstün tutan batıcı siyasete meyledip onlarla işbirliği de yapamaz. Yaparsa zalim olur. Zalim olanlara muhabbet beslemek, kalbi bir yakınlık içinde bulunmak, Müslüman kişiye ateşi dokunduracak kadar tehlikeli bir davranıştır. “Sakın zulüm (ve haksızlık) edenlere meyletmeyin/güvenip dayanmayın. Sonra size de ateş dokunur. (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur. Sonra (Allah’tan da) yardım göremezsiniz.” (Hud: 113) Bu ayetin muhtevasına muhatap olmayı hangi insan arzu edebilir? Hiçbir akıllı insan, Allah’ın gazabına müstahak olmayı ve ateşe atılmayı arzu etmez ve etmemelidir.
SİYASET VE FİKİR CİHADI
Müslüman, Kur’an ve Sünnete dayanmayan hiçbir şeye rıza gösteremez. Gösterirse şeref ve izzetini kaybeder. İslam’ın amentüsüne inanan fert ve toplumlar, Kitaplara ve peygamberlere iman etmiş olmanın gereği olarak, Kur’an ve Sünneti; siyaset, adalet ve hukuk anlayışlarının da ölçüsü kılmak zorundadırlar: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzap: 36) Yani ben Müslüman’ım diyen herkes, Kur’an ve Sünnetin ahkâmını yürütmeyi esas alan ADİL BİR DÜZEN isteyecek ve bu düzenin kurulması için malıyla canıyla cihad edecektir. Ben Müslüman’ım diyen herkesin, ZULÜM DÜZENİ (Faizci Kapitalist Düzen) yerine, ADİL BİR DÜZENİN kurulması için cihad etmesi zorunlu bir görevdir. Erbakan hocamız “Biz siyaset yapmıyoruz cihad ediyoruz” sözünü hep bu şuurla söylemiştir. Rabbimiz bize emrediyor: “(Ey müminler!) Gerek hafif (Gençler), gerek ağır (İhtiyarlar) olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe: 41) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide: 35) “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafur ve rahimdir.” (Bakara: 218) Allah yolunda cihad etmek cennete girmek için önemli bir imtihandır: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran: 142) “Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Tevbe:16)
Allah yolunda cihad etmek bizim dinimizdir. Cihadı terk etmek veya yaşadığımız asır için sakıncalı görmek İslam’ca bir tavır olmaz: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden (cihaddan) dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide: 54) Peygamberimiz buyuruyor: Ebu Musa (r.a) den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına bir bedevi geldi ve: “Ya Rasulellah, bir adam ganimet için savaşıyor, bir başkası kendinden bahsedilsin diye savaşıyor; bir diğeri de kahramanlık için savaşıyor. Bir rivayete göre: Kahramanlık taslamak için ve ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor. Bir başka rivayete göre: Gazabından dolayı savaşıyor! Şimdi kim Allah yolundadır?” diye sordu. Rasulüllah (s.a.v): “Kim Allah’ın kelimesi (kitabı ve dini) en yüce olsun, hâkim olsun için savaşırsa, sadece o Allah yolundadır” buyurdu. (Buhari ve Müslim)
Bir yerde Kur’an’ın ve İslam’ın hâkim olması için ümmetin dört görevi bir bütünlük içinde yapması gerekir. Bunlar 1- Tebliğ ve telkin, 2- Tanıtma, 3- Eğitim ve öğretim, 4- Siyasi şuurlandırma görevleridir. En etkili göç siyasi güçtür. Bu gücün İslam’ın emrinde ve hizmetinde bulunması bir zarurettir. Bu gücün, batıl davaların emrinde ve hizmetinde bulunması ise en büyük felakettir. Bunun için fert ve toplumun İslam’ca düşünmesini ve yaşaması sağlamak için yoğun bir çaba gerekir. Biz bu çabayı siyasi ve fikri cihad olarak önemli ve gerekli görüyoruz: “(Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel nasihatle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl: 125)
UYGUN BİR EĞİTİM
İslam ümmetinin, insanlığın iki cihan saadeti için mücadele etmesi, cihad şuuruyla yetişmesini sağlayacak bir eğitim ve öğretimle mümkündür. Bu eğitim ve öğretim muhteva olarak şu üç esasa dayanmalıdır: 1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek ve öğretmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslâmi esaslara göre yaşamak, Kur’anın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’ca düşünmek. Çünkü itikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında batılılar, müşrikler, münafıklar ve inkârcılar gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, Hakkın hâkim, Batılın zail olması için mücadele etmez, hak ve hakikat nazarında samimi bir mümin sayılmaz. Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan bir insan, içinden “camiden çıktıktan sonra, biriktirdiğim parayı acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslam’ca düşünmüyor demektir. Müslüman’ca düşünmenin üç temel esası vardır: 1- Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. 2- İslâm dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. 3- İslâm dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir. Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir. Devlet nesillerin böyle bir şuurla yetişmesi için eğitim yapmıyor. Bu eğitim açığını, Müslümanların gidermeleri bir vecibedir. Bu konuda en büyük sorumluluk, bu mananın tek temsilcisi Milli Görüşçülere düşmektedir. Milli Görüşçü kuruluşların, ASRISAADET DERSLERİ ile ülkenin her tarafını mektep haline dönüştürmesi en büyük cihad olacaktır.
SAADET VE DİĞERLERİ
Siyasi şuur bir toplumun saadet bulması için gereklidir. Bu şuurun özünde ise Hak ile Batılı, Hayır ile Şerri, Maruf ile Münkeri, Helal ile Haramı birbirinden ayırdıktan sonra Hakta, Hayırda, Marufta, Helalde karar kılmak vardır. Hak ile Batıl mücadele halindedir. Bu mücadelede Hakkın yanında Batılın karşısında olmak şuur ister. Ülkemizde ve dünyada yürüyen Hak Batıl mücadelesi İslam ile Siyonizm arasında geçmektedir. Siyonizm, inkârcı, müşrik batıya, doğuya ve işbirlikçi topluluklara hâkimdir. Siyonizm, batılı ve batıla inanan toplulukları temsil etmektedir. Hak olan şuurlu İslam’ı ise Milli Görüş ve Müslüman Topluluklar Birliği temsil etmektedir. Milli Görüş mücadelesini şuurlanma, çelikleşme, üretim, milko ve heyecan hamleleriyle beş koldan yürütmektedir. Bu mücadele, siyasi zeminde SAADET PARTİSİ ile, fikri alanda ÖĞ-DER, ESAM, DİN-BİR-DER, SAĞLIK-DER- MÜSİ-DER, İYFO, CANSUYU ve benzeri MİLKO’lar ile, medya alanında MİLLİ GAZETE, MİLLİ ŞUUR DERGİSİ, ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ gibi yayınlarla, televizyon alanında TV 5 ile, gençlik alanında AGD ile yürümektedir. Milli Görüşçülerin kendi kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi, aklın, ilmin ve inancın gereğidir. Milletimiz SAADET bulmak, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamak istiyorsa Milli Görüşün kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi ve SAADET PARTİSİ’ni tek başına iktidara taşıması tercihinden başka önünde doğru başka bir seçenek yoktur. Milli Görüşçü kuruluşlara, tek çare olma özelliğini kazandıran şey, İSLAMSIZ SAADET OLMAZ gerçeğine inanmış ve bağlanmış olmalarıdır. DİĞERLERİ diye ifade ettiğimiz siyasi partiler ve STK’lar, ya dünyacı olduklarından, ya da Batıyı referans kabul ettiklerinden dolayı SAADET, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamanın çaresi olamazlar. Olmadığı da ortadadır. Onlar zaten, biz İslamcı bir parti değiliz, biz batı müktesebatını esas alıyoruz diyerek tercihlerini ilan etmektedirler. Müslüman bir toplum olarak temel görevimiz yolu sağlam olanlarla birlikte olmaktır. Peygamberimiz buyuruyor: “Ben İslâm’dan uzağım diye yemin eden kimse, eğer bu sözünde yalancı ise, söylediği gibidir. Eğer sözünde doğru ise, o kişi inancından bir şey kaybetmeden İslâm’a dönemez.” (Ebu Davud ve Nesai) Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.
PERDELER
Perdeler ah perdeler
Güneşin önünü perdeler
Perdeler ah perdeler
Güneşin önünü perdeler
Perdeler ah perdeler
İçki aklı perdeler
İçki aklı perdeler
Perdeler ah perdeler
Küfür Hakkı perdeler
Küfür Hakkı perdeler
Perdeler ah perdeler
Riyakârlar yüzlerini perdeler
Riyakârlar yüzlerini perdeler
Perdeler ah perdeler
Kin,nefret gözleri perdeler
Kin,nefret gözleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Yalancılık özleri perdeler
Yalancılık özleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Münafıklık imanı perdeler
Münafıklık imanı perdeler
Perdeler ah perdeler
Tatlı sözler gerçek yüzü perdeler
Tatlı sözler gerçek yüzü perdeler
Perdeler ah perdeler
Hilekârlar gerçekleri perdeler
Hilekârlar gerçekleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Nankörlük nimetleri perdeler
Nankörlük nimetleri perdeler
Hamza SARI
İNCE BİR DOKUNUŞ
Gece gündüz eğlenenden
Eğlenirken tepinenden
Tepinerek tüketenden
Tüketerek küfredenden
Küfrederek itleşenden
İtleşerek saldırandan
Saldırırkan kandırandan
Bir de dürüstlük taslayandan
Size de,bize de zarardan
Yeri geldiğinde azardan
Dünyaya da hasardan
Başka birşey gelir sanma
Bu gibilere asla kanma
Başlarına gelen belalara yanma
Varsın tüm belalar onlara olsun
Allah yoludur yolumuz hamdolsun.
Eğlenirken tepinenden
Tepinerek tüketenden
Tüketerek küfredenden
Küfrederek itleşenden
İtleşerek saldırandan
Saldırırkan kandırandan
Bir de dürüstlük taslayandan
Size de,bize de zarardan
Yeri geldiğinde azardan
Dünyaya da hasardan
Başka birşey gelir sanma
Bu gibilere asla kanma
Başlarına gelen belalara yanma
Varsın tüm belalar onlara olsun
Allah yoludur yolumuz hamdolsun.
Hamza SARI
YALAN DÜNYA
Kimini sevindirir,kimini ağlatırsın
Bazen olur yüreklerini sızlatırsın
Bir günüm iyi olsa onu bile kıskanırsın
Anlayamadım ben seni bre yalan dünya
Bazen olur yüreklerini sızlatırsın
Bir günüm iyi olsa onu bile kıskanırsın
Anlayamadım ben seni bre yalan dünya
Nice güçlüler geldi geçti üzerinden
Onlar da bağlanmıştı sana ta derinden
Bazıları da neler çekti senin elinden
Sen ne anlaşılmazsın bre yalan dünya
Onlar da bağlanmıştı sana ta derinden
Bazıları da neler çekti senin elinden
Sen ne anlaşılmazsın bre yalan dünya
Düşünmeden fazladan sana değer verdik
Onca geçen günlerin kıymetini bilmedik
Farkında bile olmadan, yolun sonuna geldik
Birgün sen de gideceksin bre yalan dünya
Onca geçen günlerin kıymetini bilmedik
Farkında bile olmadan, yolun sonuna geldik
Birgün sen de gideceksin bre yalan dünya
Hamza SARI
ALLAH İÇİN VERMEK
Birgün adamın biri,sabah erkenden kalkmış ve uzakça olan bahçesine gitmek için evinden çıkmış.Yolda giderken,bir evin yanından geçerken,içerden iniltiler,sızlanmalar duymuş.İster,istemez kulak misafiri olmuş. İçerden sızlamalar arasında çocuk sesleri de geliyormuş.Adam şöyle kafasını açık pencereden hafifçe uzatıp içeri bir bakmış ki,baktığına pişman olmuş.içerdeki manzara yürekler acısıymış. 3 çocuk ve yaşlı bir adam açlıktan inlerken,perişan olmuş kadın poşetten çöpten toplandığı belli olan ekmek parçalarını onlara vermeğe çalışıyordu.Adam gördüğü manzara karşısında "yuh olsun bana,ben nasıl komşuymuşum,bunları neden şimdiye kadar hiç görmedim" diye kendi kendine pişmanlığını dile getirmiş.Daha sonra hızlı hızlı adımlarla bir an önce bahçesine ulaşmağa çalışmış.Bahçeye geldiğinde ne var,ne yok,yetişen herşeyden kocaman bir yük yapmış ve aceleyle o evin yolunu tutmuş.Kapıya geldiğinde hala sızlanmalar dışarıdan duyuluyordu.Adam kapıya hızlı hızlı vurdu.Kapı bir müddet sonra açıldı,adam müsade var mı,diyerek sırtındaki çuvalla içeri girdi.Binbir özürden sonra,"ben sizin iki ev ötede komşunuzum,kusura bakmayın,şeytan benim gözlerimi kör etmiş, bana sizlerin halini göstermemiş.Ama bundan sonra sizler artık benim korumam altındasınız" diyerek sırtındaki çuvalla getirdiklerini onlara ikram etmiş.Bunu gören o zavallılar sevinçten adama sarılmışlar.İşte bu olaydan sonra o adamın bahçesine bir güzellik,bir bolluk gelmiş ki,sormayın gitsin.Ehh,ne demiş Allah:" siz Allah için bir verirseniz,Allah size onun karşılığında bin verir" dememiş mi.İşte böyle dostlarım...
Hamza SARI
KİM YAHUDİ VE HRİSTİYANLARI DOST EDİNİRSE O DA ONLARDANDIR
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ
مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Türkçe Transcript (*)
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lyehûde ve-nnasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) vemen yetevellehum minkum fe-innehu minhum inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)
Abdülbaki Gölpınarlı Meali
Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.
Ali Bulaç Meali
Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.
Abdullah Parlıyan meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.
Ahmet Varol Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. k.
Ali Fikri Yavuz Meali
Ey imân edenler! Yahudî'lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.
Bayraktar Bayraklı Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez.[98] *
Cemal Külünkoğlu Meali
Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez. *
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.[152] z. *
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
Elmalılı Meali (Orjinal)
Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz
Hasan Basri Çantay Meali
Ey îman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyet vermez!
Suat Yıldırım Meali
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez. *
Süleyman Ateş Meali
Ey inananlar, yahudileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
Şaban Piriş Meali
- Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.t. *
M. Pickthall (English)
O ye who believe! Take not the Jews and Christians for friends. They are friends one to another. He among you who taketh them for friends is (one) of them. Lo! Allah guideth not wrongdoing folk.ANA SAYFA
Şimdi bu ayet bize,açıkça,Fetullah Gülen cemaatının veya hareketinin, Müslümanların değil yahudi ve hristitanların dostu olduğunu açık açık anlatmış olmuyor mu? Onlar tüm icraatlarıyla onların yanında değiller mi? Bu ayete göre,onları dost edinler de onlardan sayılmış değil mi? Şimdi bu hareketin içinde olan samimi müslümanlar biraz düşünüp,pişmanlık duyarak oradan en kısa zamanda uzaklaşmak zorunda değiller mi?Bu Camia,müslümanlar varken,neden yahudi ve hristiyanlarla diyaloglar yaparak işbirliği yaparlar? Hatta Türkiyeyi ve özellikle de müslümanları neden hep bunlara kötülerler.Bu da onlardan olduğunu ispatlamış olmaz mı?Türkiyede yaptıkları kumpaslarla yahudi ve hristiyanlara hizmet etmiş onlar adına çalışmış olmuyorlar mı?Demek ki,bu hareket yahudi ve hristiyanlara hizmet eden bir harekettir.Ayet gayet açıktır.Allah asla yalan söylemez.
Subscribe to:
Posts (Atom)