Saturday, 23 February 2019

KUR'AN İLAHİ BİR KİTAPTIR

KUR'AN-I KERİM İLAHİ BİR KİTAPTIR
Dünyadaki tüm dinleri araştırın,sonuç olarak,insan aklına,ilme ve bilimin her dalına en uygun ve uyumlu olan dinin islam olduğunu göreceksiniz.Bu nedenle Allah: " Allah katında din sadece İslâm'dır...." Al-i İmran-19 diye insanlığa bildirmiştir.
Dinsizlik olarak adlandırılan "Ateizm" ise,mantık üzerine hareket ettiğini söylemesine rağmen,akıl ve mantıkla elde edilen ilim ve bilime asla uymayan sapıklık peşinde olmuştur.Çünkü ilim bize hep," sebep-sonuç,etken-edilgen,yaratan-yaratılan " bağını kurmayı öğütler.
Bilmin temeli de zaten budur.Mesela:Su durduğu yerde,kaynamaz,onu kaynatacak bir ısının olması gerekir,su kendiliğinden donmaz,donması için de bir nedene,etkene gerek vardır.Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Fiziğin temel kanunlarından biri şudur:
"Duran bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince,hareket etmez,ya da hareket eden bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince durmaz."
DİNAMİK KANUNU (Newton)
İşte evrenin izahı da bu kanunlarla izah edilir.Eğer dünya dönüyorsa,onun dönmesini etkileyen bir kuvvet vardır,otlar,ağaçlar kuruduktan sonra,onları tekrar dirilten bir kuvvet vardır.v.s.gibi.İşte bu kuvvet-güç Allah'tır.Bunu yok saymak,herşeyi cansız bir varlığa bağlamak (tabiat demek) bilime uymaz.İşte bunun için Kur'an din olarak islamı ve onun kitabı olan Kur'anın anlaşılması için, insanlığı kendini anlamağa davet eder.Gelen ilk ayet olan "ikra=çağır,davet et" de bunu gösterir.
Şimdi bu bilimselliğin bazı örneklerini Kur'anda arayalım:
Bildiğimiz gibi Kur'an 23 yıl gibi uzun bir zaman dilimi içerisinde,parça parça ayetler olarak geldi.Kur'anın ilahi bir kitap oluşunu gösteren çok olağanüstü matematiksel uyumlar vardır.Sure,ayet,kelime sayıları arasında hep bir anlam ve anlatılmak istenen bir hikmet vardır.Bu uzunca geçen zaman içindeki şu uyumlara,uyumluluğa bakınız.
Bazı matematiksel hesaplarla bu daha iyi anlaşılır:
Örneğin Adem ile İsa ismi önce aynı surenin bir ayetinde: "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.." diye geçer.
Al-i İmran-59
Bunun yanında,Adem ve İsa kelimeleri birlikte değil de ayrı ayrı,değişik surelerde ve ayetlerde 25 'er defa geçer.
Yani iki peygamberin,yaratılışın aynı yoldan olduğu gibi,isimlerinin geçmesi de aynı sayı kadardır.
Başka örneklere bakalım :
Kur'anda 23 defa erkek,23 defa da kadın kelimesi geçer.88 defa şeytan,88 defa da melek kelimesi ,25 defa iman,25 defa da küfür kelimesi ,32 defa zekat,32 defa da bereket kelimesi ,117 defa ceza,234 defa da affetmek (cezanın iki katı) kelimesi,değişik ayetlerde geçer.Yani Allah bir ceza verirken,iki defa da,yani iki misli de insanları,kullarını affedeceğini vurgulamak ister.Yine Ku'anda 115 defa dünya,115 defa da ahiret kelimesi geçer.
Kur'anda, 77 defa cennet, 77 defa da cehennem kelimesi geçer.
Kur'anda,32 defa deniz (bahr-dere-ırmak),13 defa da yer (kara parçası) geçer.Yani ikisinin toplamı olan Kur'anda geçen 45 defa geçen dünyayı anlatan toplam sayısını anlatır.
32'nin,45'e oranı ise:%71.111 çıkar ki,bu oran da yer küreyi kaplayan denizlerin,%71 nin denizler,geri kalan %29 olan alanının da kara parçası olduğunu ortaya koyar.İşte ilmin gerçek sahibi olan Allah,bunu daha insanoğlu yaratılmadan önce koymuştur.Bu bir ilmin eseridir.Bu ilmi bize anlatan Kur'andır.
İnsan kelimesi Kur'anda tam 65 defa geçer.Bunun yanında insanın oluşumuyla,yani yaratılmadan önceki evreleriyle ilgili oranda 65 tir.(Turab-toprak=17, nutfe=12, embriyon-alak=6, bir çiğnemlik et-medaa=3, kemik=15, et=2, TOPLAM = 65 ) tir.Bu sizce bir mucize değil midir?İşte ilim budur.
Aynı şekilde Kur'anda 26 defa ağaç,26 defa da bitki kelimesi geçer.
Bildiğimiz gibi 1 yıl=365 gündür.Kur'anda gün anlamına gelen "YEVM=gün, tamı-tamamına Kur'anda 365 defa geçer.
Kur'anda 72. surenin (CİN) son ayeti-28 bunu da açıklamıştır: "
"Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır."Cin-28
23 yıl gibi uzun bir süre içerisinde tamamlanmış olan Kur'an insan sözü olsaydı,bu kadar matematiksel bir uyum olabilir miydi? Demekki Kur'anın arkasındaki zeka,ilahi bir zeka olan Allah'a aittir.
Bu arada şu 19 rakamıyla uğraşan sapıklara da bir gönderme yapayım.Allah 19 rakamını Kur'anda anlatırken,bazılarının bu rakama kafalarını takarak " sapıtacaklarına " işaret eder:
" İşte ben onu Sekar'a sokacağım. Sekar'ın ne olduğunu nereden bileceksin? Bırakmayan ve terk etmeyen bir ateştir. İnsanın derisini kavurur; orada on dokuz bekçi vardır."
Müddessir 26-30
"Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık. Sayılarını da, inkâr edenlere bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler Kur'ân vahyinin doğruluğundan emin olsunlar; inananların imanı artsın; kitap verilenler ve inananlar şüphe etmesinler; kalplerinde inanç sorunu olanlar ve inkâr edenler de, “Allah bu örnekle ne demek istedi? ” desinler. Allah dileyeni -sapıtmak isteyeni- böyle saptırır, dileyeni de -sapıtmak istemeyeni de - doğru yola ulaştırır. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bunlar insana sadece bir öğüttür."
Müddessir-31
Bakın son ayet gayet açık,bu 19 rakamıyla uğraşanlar sapıtmışlardır.İşin bir önemli yanı da bu 19 rakamıyla uğraşanlar Meryem suresi,bu 19 rakamına uymaz diye Kur'andan saymama yoluna da düştüler.
Halbuki bu sure ise Kur'anın tam,19.cu sueresidir.
Gördünüz değil mi sapıklığı.
Zaten bu 19.cu sapıklar da yerli malı değil,ABD malıdır.Yani kurucusu Amerikalı Reşat Halife takma adlı bir sapık olup,1974 de bu fikri ortaya atmış ve ardından da sapıklar üremiş gelmiştir.Aslında bu 19 un asıl sahibi ise 11.yüzyılda yaşamış Rabbi ( Rabay ) Judah adında bir yahudi hahamıdır.
Judah Rabinin (baş hahamın) çalışmaları, 1978 yılında Californiya Üniversitesi yayınları arasında yayınlanan " Studies in Jewish Mysticism " adlı bir kitapta da toplanmıştır.
Sonuç olarak,ilmin temeli ve kaynağı Kur'ana dayanmıyorsa,o ilim insanlara asla gerçekleri anlatmaz.
Kur'an denince,sadece Hz.Muhammed a.s.gelen kitap anlaşılmasın.Hz.Ademden itibaren tüm rasullere-Nebilere gelmiş olan kitabın adıdır.Bu konudaki ayetler şöyledir:
"Allah ,(o kitabdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan KUR'AN Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır."
RAD suresi, ayet-39
"Şüphesiz ki biz, her şeyi (Levh-i Mahfûz’da yazılmış olan Kur'anda) bir kadere göre yarattık."
KAMER suresi, ayet - 49
"Çünkü gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta ( Levh-i Mahfûz’daki Kur'anda ) bulunmasın."
NEML suresi, ayet - 75
Kelime anlamı olarak LEVH-İ MAHFUZ; “levh” levha, “mahfuz” ise korunmuş demektir.
Yani elimizdeki kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'in aslı bizzat Rabbimizin katında muhafaza (korunma) altındadır.
Hamza SARI

Wednesday, 20 February 2019

KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ
Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.
Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.
Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.
Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.
Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.
Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.
H.SARI

KUR'AN - SÜNNET - HADİS BİRLİĞİ


KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ

Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.

Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.

Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.

Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.

Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.

Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.

H.SARI