A'raf veya arasat yaklaşık aynı anlamda olup, "iki şeyi birbirinden ayıran" anlamına gelir.Kur'an-ı Kerimde bu konuda ismi A'raf olan bir de sure vardır.Cennet ile cehennem arasında bulunan bölgenin adıdır. "İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'raf üzerinde de herkesi sîmalarından (yüzlerinden) tanıyan adamlar (insanlar) vardır ki,bunlar henüz cennete giremediklerine rağmen, (cennete girmeyi umarak) cennet ehline,selâm size diye seslenirler." (A'raf-46) "Gözlerini cehennem ehline çevirerek de,Ey Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla beraber bulundurma,derler." (A'raf-47) Ayetlerde devam edilerek: "A'raf ehli,simalarından tanıdıkları bazı insanlara da seslenerek:Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz büyüklükleriniz size hiçbir fayda sağlamadı derler." (A'raf-48)
Bu ayetler bize A'raf hakkında az da olsa bilgi vermektedir.Buradan da anlaşılacağı gibi insanlardan öncelikle,dünyada sorumlulukla yükümlü olan kişiler imtihana tabi olacaklar ve onların yerleri cennet veya cehennem olarak belirlenip oralara gönderilecekler. A'raf bölgesinde ise Allah-u âlem,dünyada iken sorumluluk sahibi olmadan önce ölen çocuklar veya akıldan noksan insanlar olsa gerek.Çünkü bu tipler kıyametteki hesaptan sorumlu değillerdir.Sorumlu olabilecek güç ve yetki kendilerine dünyada iken verilmemiştir.Bu nedenle de hesaba çekilmeyeceklerdir.Bu insanlar bir müddet A'raf denen bölgede kalacaklar veya belki de devamlı olarak burada kalacaklar.Bunu ancak Allah daha iyi bilir.Bunların hesabı Allah'a kalmıştır.
A'raf suresinde, önce insanın ilk yaratılışına dikkat çekilir.Bu yaratılışın hemen ardından,Allah melekleri ve İblis'i (cinlerin atasını) imtihana tabi tuttuğu olayı anlatır.Ademin (ilk insanın) yaratılmasıyla ilgili meleklere ve İblis'e "Ademe secde (itaat) edin" diye bir emir yöneltir.Bu imtihanda melekler emre uyarak imtihanı kazanırken,ilerde Şeytan ismiyle anılacak ,cinlerin atası olan İblis,emre uymayarak imtihanı kaybeder.İmtihanı kaybeden İblis,kendi sapıklığına sebep olan insan oğluna kin tutar ve onları yoldan çıkarmak için Allah'tan zaman (mühlet) talebinde bulunur :."Bana tekrar diriltilecekleri güne kadar zaman (fırsat) ver dedi." A'raf-14.İblisin bu isteği,"Haydi sen mühlet (fırsat) verilenlerdensin dedi (Allah)" şeklinde kabul edildiği anlaşılıyor. "İblis,öyle ise beni azdırmana (imtihanı kaybetmeme) karşılık yemin olsun ki,ben de senin doğru yolunun üzerine oturacağım dedi."( A'raf-16) "Sonra,kesin olarak onlara (insanlara) önlerinden,arkalarından,sağlarından,sollarından yaklaşacağım (çeşitli vaadlerde,isteklerde bulunacağım) ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulamıyacaksın,dedi." (A'raf-17) Şeytanın bu çıkışına karşılık: "Allah ,haydi yerilmiş (lanetlenmiş) ve kovulmuş olarak,oradan (o makamdan) in aşağı.Yemin olsun ki,kim sana uyarsa,onlarla birlikte hepinizi cehenneme dolduracağım dedi." (A'raf-18)
Bu olaydan sonra,Allah insanoğlunun atasına güzel imkânlar sundu ve onları âdeta cennet benzeri bir bölgeye yerleştirdi. Orada yaşamalarını da bir şarta bağladı: "Ey Adem,sen ve eşin şu cennet benzeri güzel bahçeye yerleşin.Dilediğinizden yeyip için,fakat şu ağaca sakın yaklaşmayın (meyvesinden yemeyin) Sonra (yerseniz) zalimlerden olursunuz,dedi" (A'raf-19)Şeytanı da kendi isteğine uygun olarak serbest bıraktı. İblis (şeytan),hiç zaman geçirmeden, insan atası Adem ve eşini Allahın yolundan çıkarmak için
hemen işe başladı: "Onlara (Adem ve eşine) vesveseler vererek, Onların sahip oldukları TAKVA ELBİSESİNDEN (Allah'ın emrine uyma ,Onun rızasını umma özelliklerinden) soymak (uzaklaştırmak) için,Rabbiniz bu ağacı,size sizin ebedî ölümsüzlüğünüzü önlemek için yasakladı. (Bundan yerseniz ölümsüz bir hayata erersiniz diye yasakladı dedi) (A'raf-20) Onları çeşitli yemin ve hilelerle aldattı.Takva elbiselerinden uzaklaştırdı.Onlar da böylece ilk imtihanı kaybetmiş oldular.Fakat arada bir fark vardı.İmtihanı kaybeden İblis,ukâlâlık ederek haddi (sınırı) aşıp,sapıklığında devam için izin isteğinde bulunmasına rağmen,İblisin sözüne kanarak,yasak olan sınırı geçen (yasak meyveyi yeyen Adem ve eşi hemen Tevbeye başladılar: "Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik.Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize acımazsan,mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz." dediler.Burada bizim için çok önemli mesajlar veriliyor:
1-Şeytan bize değişik yönlerden ve değişik vesveselerle yaklaşır ve bizi yoldan çıkarmak için çeşitli güzel vaadlarda bulunur.
2-Yanılır da hataya düşersek,şeytan veya şeytanlaşmış insanlar bizi yoldan çıkarırlarsa,hiç zaman geçirmeden hatalarımızdan pişmanlık duyarak Tevbe etmemiz gerektiği vurgulanır.Günahta israr etmek bir şeytanî özelliktir.Bunu asla yapmamalıyız.
3-Şeytanın binbir çeşit vesvesi vardır.Bunlar illâ da kötü vesveseler olmayabilir.Hatta iyi niyet gösterisi yaparak bizim iyiliğimizi istermiş gibi görünerek bizi yoldan çıkarır.
Bazen bizi zühte,takvaya,dünyadan el-etek çekmeğe sürükler gibi olur.Bize iyi şeyler tavsiye ediyormuş gibi görünerek dünyadan ve dünya nimetlerinden uzak tutmağa çalışır.Bu konuda da Allah bizi uyarır ve dikkatli olmamızı ister: "De ki,Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?De ki,onlar (dünya nimetleri) dünya hayatında ve özellikle ahirette mü'minlerindir.İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz." (A'raf-32)
Bu ayet ne kadar açık değil mi? Bazıları kefenin cebi yok,ne yapacaksın da bu kadar dünyalık yaparsın,hatta daha da aşırı giderek,bu kadar dünya nimetlerini bir arada tutma,yeme-içme,sonra ahirette bulamazsın gibi saçma sapan telkinlerde bulunurak,Allahın helal kıldığı nimetleri kendilerine ve başkalarına yasak ederler.Yememelerin tavsiye ederler.İşte bunlar da şeytanın başka bir oyunudur.Bir lokma,bir hırka anlayışının islamda yeri yoktur.Dünyadan el-tek çekerek inzivaya çekilmek islamda yoktur.Dünya nimetlerini kendine haram kılmak islamda yoktur.Haramlar ve helaller bellidir.Bunların dışındakileri haram veya helal kılmak şirktir.Kendini Allah yerine koymaktır.Kimileri bunu açıkça yaparken,kimileri de gizli telkinlerle yapar.Farkeden birşey yoktur.Şirkin gizlisi de açığı da şirktir.Bakın bu konuda ayet kesin:" De ki,Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri,günahı ve haksız yere sınırı aşmayı,hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi,Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi size haram kılmıştır." (A'raf-33)
Allah'ın koyduğu sınırlar Kur'an-ı Kerim'de açıklanmıştır.Bir müslüman olarak bize düşen görev,İmanımızın esaslarını oluşturan bu kitabı ANLAYARAK okumaktır.Ben anlamıyorum mazereti geçersizdir.Allah bu imkânı herkese vermiştir.Yeterki biz çaba gösterelim.İllâ da arapça bilmek zorunda değiliz.Arapça bilip de bize tercümelerini sunan insanların eserlerinden yararlanabiliriz.Ya da bildiğimiz doğruları bir başkasına tebliğ edebiliriz.Bize düşen görev de budur.Peygamber görevini yapmış,insanlara ilâhi mesaj olan Kur'anı tebliğ etmiştir.Hatta bunu bizzat yaşayarak yapmıştır.Şimdi sıra bizde.yarın da başkalarında.Bu görev kıyamete kadar sürecektir.Bizler yapmazsak,Allah bunu yapacak başka insanları elbette bulup çıkarır.Önemli olan bu şerefe bizlerin de sahip olması.Çalışmak bizden,yardım Allah'tandır.İnşallah.