Saturday, 28 August 2021

HARAM VE HELALLER BELLİDİR

 HARAMLAR VE HELALLER BELLİDİR

Haramlar ve hellaller,sadece yemek-içmek ile ilgili değildir.
Yaptığımız her iş,çalışma,ameller için de bu geçerlidir.Hatta kulluk işareti olan ibadetlerde bile bu haram-helal sınırı vardır.Örneğin,Hac ibadeti esnasında tabiat dahil bir canlıya zarar vermek haramdır.Oruçlu kimsenin,iftar zamanını özürsüz uzatması haramdır.Namaz kılarken tadil-i erkan dediğimiz Namazın rirüel (şekil)lerini değiştirmek ya da özürsüz bunları yapmamak haramdır.Sadaka ve zekat verirken malın değersizini vermek haramdır.Kendisine layık görmediğini,bir başkasına sadaka olarak vermek haramdır.
Allah,Kur'anda yenmesi yasak olan etleri sıralarken :
" "Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur."
BAKARA-173
Bize bunları haram kıldı.Aslında bu ayette anlatılanlardan bir tanesi isim olarak "HINZIR=Domuz" olarak geçer,diğerleri ise normalde yenilmesi helal olduğu halde,bazı negatif,olumsuz durumlar nedeniyle asliyetinde helal iken özelliğinde haram olanlardır.
Örneğin yenmesi helal olan bir koyun veya tavuk, veya bir başka hayvan eğer Allah adına değil de birileri adına kesilmişse, ya da bir mezarda bulunan ölü adına kesilmişse,ya da bir kişiye duyulan tağutluk derecesindeki saygıya nisbet edilerek kesilirse, aslında helal olan bu etler,özellik ve kesilme amacı bakımından,Allah dışında başka birşey,bir varlık veya amaç için kesildiği için maddeten helal olsa da manen haramdır.Yani Allah'tan başkası adına kesilen yenmesi helal olan etler bile haram olur. Zira "Ameller niyetlere göredir" hadisinde belirtilen NİYYET bu haram-helal durumunu belirler.
Ya da kanın haram olması.İnsandan insana kan nakli helaldir.Eğer uyum sağlamış olsaydı,hayvandan da kanli imkanı olabilseydi,bu da helal olurdu.Ama kanı yemek,ya da içmek haramdır.
Bir başka haram da,aslında helal olduğu halde,MURDAR dediğimiz yollardan,kendiliğinden ölen ya da bir başka hayvan tarafından öldürülen ÖLMÜŞ hayvanın eti de haramdır.Şayet ölmeden müdahale edilip de "Bismillah " diyerek kesmek mümkün olursa,işte o zaman helal olur.
Kestiğimiz hayvanlar ister kurban amaçlı olsun,isterse yemek amaçlı olsun Mutlaka keserken BİLLAH diyerek ya da Bismillahirrahmanirrahim diyerek Allah'ın adını zikrederek kesmek zorundayız.Unutulursa kusurlu olabilir ama kasden yapılırsa bu kesilen haram olur.
" ﴾4﴿ Sana, kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “İyi ve temiz olanlar size helâl kılınmıştır.” Yırtıcı hayvanlardan olup Allah’ın size öğrettiği ile eğiterek avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin; (hayvanı ava salarken besmele çekerek) üzerine Allah’ın adını da anın. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah’ın hesabı pek çabuktur."
MAİDE suresi,ayet-4
Bu ayette geçen haramlık sadece "ET"leridir.Yoksa derileri ya da yünleri,tüyleri ya da yemenin dışında kullanılması için değildir.
Müslümanlar arasında en fazla sözü edilen etler,ya da hayvanlar konusunda "Deniz Ürünleri" vardır.Aklına gelen din adına fetva vermeği kendince bir yetki sanar.Halbuki helal ve haram konusunda yetki sadece Allah'a aittir.Bu yetkisini bazen peygamberi üzerinden de,verir.Yani Peygamber Allah'ın elçisi olması nedeniyle bu yetkiyi,uygulanma yetkisini bizzat O'nun adıyla da bize anlatır.Örneğin Ganimetler konusunda bu yetkiyi Rasülüne verirken,helal ve haram konusunda da bu yetkiyi rasulüne tevdi eder.İşte ayet:
"....Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar...."
A'RAF suresi,ayet-157
Bildiğiniz gibi,Allah yaşamımızda karşılaştığımız sorunları çözmek için bazen bir,bazen 7 ayetle konuyu örnekle anlatır.Her derdimize,her sorumuza özel ayetler yoktur.Ama her derdimize çare,her sorumuza cevap olabilecek bilgiler Kur'anda vardır.
İşte ayet:
"...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık...."
EN'AM suresi,ayet-38
Yukarda anlamını verdiğimiz A'RAF-157 ayetinde Allah bize helal ve haramlar konusunda bir ÖLÇÜ veriyor.Bu ölçü: İyi ve güzel (temiz) olanlar=HELAL,kötü ve çirkin (pis) olanlar ise=HARAM'dır.
Şimdi bir müslüman bu ölçüyü bildiği zaman,neyin helal,neyin de haram olduğunu aşağı yukarı tesbit edebilir.Bu ölçü sadece yemek-içmek konusunda değil,yaşamın her alanında uygulanabilir ve geçerlidir.
Şimdi gelelim deniz ürünleri konusunda müslümanların yanıldıkları ve kafalarına göre konuştuklarına delil olarak gösterdikleri ayete:
" ﴾96﴿ Kendinize ve yolculara geçimlik olmak üzere sularda avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Toplanıp huzuruna varacağınız Allah’tan korkun."
MAİDE suresi,ayet-96
Bu ayetin birinci bölümünde geçen "denizde avlanmak ve oradan çıkardığınız şeyler size helal kılındı" ifadesi aslında Hacca giderken MİKAD denilen sınırda giyilen İHRAM'dan sonra kara avcılığının yasaklanmasına buna rağmen deniz yolculuğunda böyle bir yasaklamanın olmadığına işarettir.
Çünkü insanlar kara yolculuğu yaparken,avlanmadan,herhangi bir eti yenen hayvanı öldürüp de yemeden de yolculuğuna devam edebilir.Başka yiyecekler de bulabilir.Ama deniz yolculuğunda bu mümkün değildir.Ancak denizden tutulan ürünleri yiyerek yaşamı sürdürmek gerekebilir.İşte bu ayet bunu anlatır.Yani yaşamın denizde açlıktan tehlikeye girmesi söz konusu olduğu için bu avlanma aslında İhramlı birine haram iken siz ihramlı olanlara helal kılındı denir.
Aynı durum,Bakara-173 ayetinde başka bir anlamda geçer.Şayet açlıktan yaşamınız tehlikeye girecek olursa,o haram olarak sayılan etlerden domuz eti de dahil olmak üzere haddi aşmamak üzere size helaldir denir.
Allah bize A'RAF-157 ayetinde bir ölçü vermişti.Bu ölçüyü yaşamımızda uygulayarak neyin helal,neyin haram olduğunu bulabiliriz.Bu arada sağlık açısında zararlı olan yiyecekler ve içecekler de ismi geçmese de haramdır.
Haramlar bazen NASS ile (Ayet ile),bazen de ÖRF ile olabilir.İslam örfe de önem verir.Ama elbette örflerde doğrudan Kur'anda anlatılan haramlar olmamak şartıyla.
Allah şu ayette de,başka şeyleri haram kılmıştır:
" ﴾90﴿ Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerden ibarettir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz."
MAİDE suresi,ayet-90
Allah bu ayette الْخَمْرُ HAMR ifadesini kullanmış.HAMR,aslında sadece alkollü içki anlamına gelmez.Gerçek anlamı "AKLI ÖRTEN" şeylerin tamamını kapsamına alır.Her türlü uyuşturucu da bu kapsama gire.Mealciler bunu sadece içki,ya da şarap olarak anlam vermişler ama yanlıştır.
Allah burada fal okları derken,sadece falcılığı değil,aynı zaman da ŞANS oyunlarını da haram kılmıştır.Milli piyango,lotto,toto vs. gibi.Yani emek harcanmadan kazanılan paralar,birilerini kandırarak,aldatarak elde edilen kazanımlar haramdır.Bu sadece para da olmayabilir.Mal da,araba da ev de olabilir.
Allah bir de "dikili taşlar"dan söz eder.Bu da genel de mezar taşları diye akla gelir.Mezar taşlarına yapılan masraflar,resimli,şato gibi lüks mezar taşları da aslında ISRAF olarak haramdır.
Mezarları puthaneye çevirmek islamda yoktur.Toplumun kendi kafasından YATIR diye isimlendirdikleri insanların mezarlarını dilek ve istek kapısı haline getirmek,ölüden yardım dilemek kesinlikle haramdır.Onlar adına kesilen hayvanların etleri haramdır.Hatta onlar adına sadaka kutusu koymak,para atmak bile islama uygun düşmez.Zira sadakalar canlı olanlara verilir.Onların türbelerinin temizliği,tamiri vs. masrafları için de olsa haramdır.Zira mezarda sadece kokmasın,canlıları kokularıyla,çürüyerek saçtığı mikroplarla hastalandırmasın diye cesetlerin konması saklanmasıdır.
Dünyada ilk mezar Hz.Ademin oğlu Kabil'in kıskanarak öldürdüğü kardeşi Habil'in mezarıdır.Onu da Allah bize şçyle anlatır :
" ﴾31﴿ Ardından Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim?” dedi, ettiğine de pişman oldu."
MAİDE suresi ayet-31
İşte dünyadaki mezarın gerçek durumu ve anlamı da bu ayette anlatılanlardır.
Ahiret aleminde hiçbir insan konduğu mezardan kalkıp da gitmeyecek.Hatta binlerce insanın bu dünyada bir mezarı bile yok.Ya kurta kuşa yem olmuş,ya da yanarak kül olmuştur.
Ahirette yaratılan vücut ise dünyanın maddesinden değil,ahiretin maddesinden yaratılacaktır.Dünya ve dünyanın maddesi geçicidir,Ahiretin yani cennet ve cehennemin kendisi de maddesi de ölümsüzdür.Dolayısıyla ahiret aleminde yaratılan bedenler de ölümsüz olacaklardır.Bir daha ölme yoktur.
Ayrıca ahiret aleminde yaratılan vücutta olan cennetlikler,yiyecekler,içecekler ama asla tuvalet ihtiyacı duymayacaklar.Yani cennette tuvalet yok.İstedikleri yere,istedikleri anda olabilecekler,zira cennette araba-uçak,taşıt yok.
Akıllı müslüman dini konularda bilgili olmak zorunda olduğunu bilir.Bu nedenle kulaktan duyma ve özellikle de Kur'anda ve sünnette yeri olmayan hurafelere pek itibar etmez.
Bize düşen inandığımız dinin Kitabı Kur'anı ve O kitabı getiren Rasül Hz.Muhammed a.s.ın sünnetini ,yaşamını bilmektir.
Haram ve Helal konusunda bize Rabbimiz ve O'nun elçisi Hz.Muhammed a.s. yeteri kadar bilgi vermiş,yol göstermiştir.Bunu bilelim yeter.Dinde heva ve hevese uymak yasaktır.Bu anlayışta olanların imanları makbul değildir.
Şunu da asla unutmayalım,her kul kendi amelinden sorumludur,kendi amellerinden hesaba çekilecek,kendi amellerinin karşılığı olan cennet ya da cehenneme gidecektir.
Kimse bir başkasının günahını da sevabını da yüklenemez.
" ﴾18﴿ Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Günah yükü ağır gelen kimse onun taşınması için yardım çağrısında bulunsa -çağrılan yakını bile olsa- o yükten hiçbir şeyi başkası üzerine alamaz. Sen ancak, görmedikleri halde rablerinden korkanları ve namazı özenle kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa sadece kendi yararına arınmış olur. Her şeyin sonu Allah’a varır."
FATIR suresi ayet-18
Rabbim bize bu yolda,Sırat-ı Müstakıym adı olan dğru yolda olmamız için yardımcımız olur inşallah.Selam ve dualarımla.
H.SARI

Saturday, 24 July 2021

AMEL VE İMAN

 AMEL İMANIN KENDİSİDİR

Bazıları,İman ile amelleri ayrı tutmak isterler.Böylece kendi imansızlıklarını ,ya da islam dinine uygun olmayan amellerini,işlerini,yaşam tarzlarını gizlemek,örtmek için," İman ayrı şey,amel ayrı şeydir " derler.Yani ahlaksızca yaşarlar ama sonra da utanmadan " ben de imanlıyım,sen benim kalbime bak " derler.Bu tamamen münafıkça bir tavır sergilemedir.
Kendi sapıklıklarını örtmek için de Hanefi-Maturidi inancına göre "ameller ,imandan bir CÜZ (parça) değildir " diyerek de, O alimlere iftira atarlar.
Aslında bu görüş,yani "ameller imandan bir cüz değildir " görüşü,Hanefi-Maturidi'nin görüşleri değildir.Sonradan,amelleri bozuk olanların kendilerini temiz göstermek,kendi günahlarını örtmek için uydurdukları, hatta bu uydurdukları saçmalığın da,alimlerin görüşü olduğunu ve dolayısıyla kendilerinin,doğru gibi görünmesini istedikleri için o iki alimin kitaplarına bu saçma ifadeler,sonradan ilave edilmiş koca bir yalandır.
İman eden erkeğe Mü'min,iman eden kadına da Mü'mine denir.Bu da ancak kulun amellerine bağlı olarak verilen bir isim bir tanımdır.
Allah kullarını imanlarına,yani yaptıkları amellere göre Kafir,müşrik,münafık,Mü'min ve Muttaki olarak sınıflandırır.Yani kulların amellerine göre Allah onlara bu isimleri verir.Yani kul hangi amelleri,işleri yapmışsa onlara imanlarının göstergesi olan,dışa vurumu olan bu isimlerle adlandırmıştır.
Kıyametten sonra kurulacak Hesap günü de kullar bu amellerinin kayıt altına alındığı amel defterlerine göre hesap görecekler,sorgulanacaklar ve neticesinde de bu amellerine yani imanlarına göre cennet ya da cehenneme gireceklerdir.
Amel İmandan bir cüz (Parça) değil,imanın ta kendisidir.Ameli kötü olanın imanı da kötüdür.Ameli iyi olanın imanı da iyidir.
İmanın giriş kapısı Teslimdir.Yani islamdır,Teslim olana Müslüman denir.Müslüman olmakla kul iman edeceklerini kabul etmiştir.Ancak iman tamam olmamıştır.İmanın gerçek teslimiyete dönüşmesi için Hayırlı ve güzel amellerin de olması şarttır.
" İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?"
ANKEBUT-2
" İslama yeni girenler, "İman ettik!" dediler. De ki: "Siz (henüz) iman etmediniz ama ‘Teslim olduk!' deyin! (Çünkü) iman henüz kalplerinize yerleşmedi. Allah'a ve Elçisine itaat ederseniz (Allah) işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez." Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir."
HUCURAT-14
"Sen benim kalbime bak" deyip de,her türlü haramı işleyende iman olmaz.İman kalbde derler ama kalb olan et parçasının içinde değildir.Buradaki kalb,bedenle birlikte olan RUH'tur.Bu nedenle bedenin bir parçası olan DİL'in söylemesi iman için yeterli değildir.Bunu Ruh'un da tasdik etmesi şarttır.Zira beden bu dünyada kalırken, Ruh ahirete yeni bir bedenle birleşmek üzere gider.Beden ölümlüdür,ama Ruh ölümsüzdür.Ruh ölmez.Zira Ruh Allah'ın zatındandır.
" Sonra ona (Adem'e) düzgün bir şekil vermiş ve O'na (Adem'e) ruhundan üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz."
SECDE suresi,ayet-9
" Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”
HİCR suresi,ayet-29
Ameller ruhun kabullendiği,bedenin de bunu görsel olarak yerine getirdiği icraatlardır.Yani iman doğrudan amellerle birliktedir.Amel ayrı,iman ayrı asla olamaz.
Bu nedenle " iman ettim " diyen herkesi,Allah cennetine koymaz.Bu Allah'ın sünnetine aykırıdır.
Eğer öyle olsaydı,amel olmadan iman olmuş olsaydı, Musa a.s. ve arkadaşlarını öldürmek için peşlerine düşerek suda boğulan Fravun da iman etmiş sayılırdı.Zira O da son anında boğulacağını anladığı zaman "ben de Musa'nın ve Harun^un Rabbine iman ettim " demişti.Ama Allah onun bu söylemini iman olarak kabul etmedi.
Bir kişinin imanlı olup olmadığını Allah da bilir,kullar da bilir.Allah da o kulun amellerine bakarak takdir eder,kullar da o kişinin amellerine bakarak imanlı mı,imansız mı olduğunu anlar.İmanlıyım,ben de müslümanım deyip de her türlü çirkinliği işleyenlere sakın müslüman demeyin.Hatta öldüklerinde cenazelerine bile katılmayın.Tevbe 84 ayeti bunu yasaklar.
İnsan oğlu atası Adem gibi elbette hatalar yapabilir.Zaman zaman günahlara dalabilir,Allah'ın emrine asi gelmiş olabilir.Ama bu asilik,karşı gelmeler,günahlar sürekli olursa,bunları terkedip de hayırlı ve güzel amellere yönelmezse,artık o kulda imandan eser kalmaz.İşte bu nedenle Allah kullarının yararını düşündüğü için onlara "TEVBE KAPISI"nı daima açık tutmuştur.Ama elbette bunun da şartları vardır.Son nefeste yapılan tevbeler asla kabul edilemez.Fravunun tevbesi gibi.Ya da Tevbe ettim dediği halde günahlarından asla vazgeçmeyenlerin tevbeleri de kabul edilmez.İblisin tevbesi gibi.
Ya da Tevbe ettim dediği halde hemen ardından Hayırlı ve Güzel ameller yapmayanların tevbesi de kabul edilmez,günahları da bağışlanmaz.
Bunu dikkate alarak yaşamımıza yön verelim.Amellerimizde her zaman "Allah'ın Rızası"nı gözetelim.Allah'ın razı olmayacağı bir işi,ameli asla yapmayalım.
H.SARI

KURBAN

 İSLAMDA KURBAN İBADETİ

Kurban islam dininde bir ibadet olarak emredilir.Yani Farzdır. (Hacc suresi,ayet-34 )
Kurban ibadeti,insanlık tarihi kadar eskidir. İslamda bu ibadet taa Hz.Adem a.s danberi vardır..Bunu yine Kur'andan öğreniyoruz.
"Ey Rasulün,Ehl-i kitaba,Ademin iki oğlunun haberini hakkıyla oku.Onlar (Habil ve Kabil),Allah rızasını kazanmak için KURBAN sunmuşlardı da,birinden kabul edilmiş,diğerinden kabul edilmemişti.Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil),diğerine:-seni muhakkak öldüreceğim- demişti.Allah ancak takva sahiplerinin kurbanlarını kabul ederi" El-Maide suresi,ayet -27
Gelen her peygamberin getirdiği islamı emirlerin için de Namaz,Oruç, Zekat,Kurban ibadetleri mutlaka vardır.Hac ibadeti ise yine Allahın emriyle Hz.İbrahim a.s mın kabeyi yapmasından sonra farz kılınmıştır.İşte bu nedenle Kurban bir ibadettir ve ilk insandan bu güne kadar var olagelmiş bir ibadettir.FARZ'dır.Vacip olan ise ,Kabeyi tavaf etmek üzerine farz olduğu halde,herhangi bir sebeple Kabeyi ziyaret edememek nedeniyle de ,bunu telafi etmek maksadıyla kurban kesmek vaciptir. "Haccı da,umreyi de Allah için layıkıyla tam yapın.Fakat herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız,Kurbanlardan hangisi sizin için kolaysa (deve,sığır ve davar cinsinden) onu kesmek size VACİPTİR....
"Bakara suresi ayet-196
Mezheplerin görüşleri,alimlerin görüşleri diye birşey,kurban konusunda geçerli değildir.Daha doğrusu dinde geçerli olan görüş,kulların,alimlerin değil sadece Allah'ın emri,sözü geçerlidir.Zira dinde tek OTORİTE Allah'tır.Çünkü Kurbanı yukarda da zikrettiğim
ayette Allah farz kılmıştır :
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ
"Biz her ümmete hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK. Şimdi ilahınız bir tek olan Allahtır.Öyle ise O'na teslim olun.İhlaslı ve mütevazi olanları sen müjdele." Hac suresi ayet-34
Ayette de açıkça görüldüğü gibi kurban ibadeti, aynen oruç gibi eski ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir.
Bazılarının uydurdukları gibi Kurban,Kur'anda anlatılan hayvanların dışında olmaz.Mal ile,eşya ve hediyelerle,sadakalarla bu iş olmaz."Behimet-ül En'am" denen (İnek,koyun,keçi, ve deve cinsinden) hayvanlardan olması şarttır.
"Biz kurbanlık hayvanları da Allah'ın size verdiği ve dinin alametleri (işaretleri-belgeleri) kıldık.Sizin için bu kurbanlıklarda bir hayır vardır....."Hac suresi,ayet-36
Her ibadetin elbette bir şekil biçimi vardır.Namazdaki ruku,secde,oturma hareketleri ,oruçta aç kalma,yemek yememe,su içmeme,cinsel ilişkide bulunmama,hacda da dört duvarlı bina olan kabe, kabenin etrafında dönme,Arafatta vakfe (ayakta durarak dua ederek bekleme) şekiller,haraketler olduğu gibi .İşte Kurbanda da Kurbanlık hayvan ve onun eti,derisi,kemikleri vs.Bunlar ibadetlerin sadece şekilleridir.Şu kesindir ki,ibadetlerin şekilleri asla Allah'a ulaşmaz.Allah'a ulaşacak olan TAKVA'dır.Allah sevgisi ve Allah'a bağlılıktır.Allah'ı RAB olarak her işimizde ölçü almaktır.O'na kul olmaktır.Kulluğumuzu şekillerle de olsa göstermektir. "Elbette Kurbanların ne etleri,ne kanları, (asla) Allah'a ulaşmaz.Fakat ,ancak sizden TAKVA (halis gönülden bağlılık,ibadet anlayışı) Allah'a ulaşır.İşte kurbanlıkları böyle sizin emrinize verdi ki,size doğru yolu böylece göstermiş olsun.Allah'a tekbir getirerek O'nun adını yüceltin.Ey Rasulüm ihlasla güzel işler yapanları (cennetle) müjdele."Hac suresi,ayet-37
Demek ki,kurban keserken,Allah'ın ismini anmak, TEKBİR GETİRMEK DE FARZDIR.Zira Kur'anda bizim için yapılması emredilen her emir Farzdır.Farz sadece 32 tane değil,54 tane de değil.Kur'anda bize yapılmasının emredildiği her emir farzdır. (camilere giderken temiz ve güzel elbise giymek de bir Allah emridir.O da farzdır)
Kurban ile ilgili başka bir emir de: "O halde namaz kıl ve kurban kes." Kevser suresi,ayet-2 ayetleridir.
Burada emredilen namazın Bayram namazı olduğunu da unutmayalım.
Yukardaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi tüm ibadetler gibi,Kurban kesmek ibadeti de Allah içindir.Buna dikkat çeken Rabbımız Allah " De ki,şüphesiz benim namazım ,kurbanım,hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbı Allah içindir." En'am suresi,ayet-162 diye bu gerçeği bize açıklamıştır.
Durum böyle olunca,yıllardır,hatta asırlardır bizlere Kurban Kesme ibadetiyle ilgili Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail'in Kur'anda geçen Kurban etme olayı anlatılır.Bunun direk olarak bizim kesdiğimiz Kurbanlıklarla asla bir ilgisi yoktur.O olay sadece ve sadece bu iki muhterem insanın bir imtihanıdır.Elbette o olayda da biz müslümanlar için çok önemli alınması gereken mesajlar vardır.Kur'anda anlatılan KISSALAR elbette birer hikaye değildir.Bize verilmek istenen binlerce MESAJLARI kapsar.Elbette o olayda da Kurban konusunda almamız gereken ibretlikler vardır.Örneğin,insanın kurban keserken en kötü hayvanını değil,en kıymetli, hatta çocuğu gibi kıymet verdiği bir hayvanı kurban etmeli.Kurban ederken sadece ve sadece Allahın emrini yerine getirmek kası ve maksadı olmalı.(et yemek maksadı değil).Allah için en sevdiği şeylerden vaz geçmesini bilmeli.Bunun da bir TAKVA olduğunu kavramalı.Ayrıca İbrahim ve İsmail peygamberlerin bu olayından çıkartılacak en önemli mesajın da SÖZÜNDE DURMAK,SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMEK olduğunu da unutmamak gerek.Zira yıllar yılı bir çocuğu olmayan ve ihtiyarlık sınırına dayanmış bir insanın (İbrahim.as.)dusaında "ey Allahım bana bir çocuk nasip et,sana en sevdiğim şeyi kurban bile ederim"demesinin altında bu SIR yatıyor.Onun bu isteğini,ihtiyarlık yaşında da olsa yerine getiren Allah'a karşı ,acaba İbrahim bu sözünü yerine getirebilecek mi? diye de bir imtihan söz konusu.Verdiğ sözü yerine getirebilme söz konudur bu olayda.Ayrıca insan Allah'ı öyle sevebilmeli ki,Allah emri karşısında en sevdiği şeylerden bile fedakarlık yapabilmeli İbrahim peygamber örneğinde olduğu gibi.
Bir başka önemli olan da İbrahim a.s.ın peşpeşe oğlunu kurban ettiğini gördüğü rüyasıdır.İbrahim peygamber defalarca aynı rüyayı görünce bunun bir vahiy,emir olduğu zannına düşer.Bunu uygulamağa kalkışır.İşte bunun,yani rüyaların asla gerçek hayatla bir bağlantısının %100 olmadığını anlatmak için de bu kıssa,Kur'anda anlatılmıştır.Bize,her gördüğümüz rüyanın peşine düşüp de onu gerçekleştirmek için çaba göstermemizi yasaklar.Rüyalarda görülen herşeyin mutlak çıkacağına inanmak yanlıştır demek istenir.İşte Kur'anda bu kıssalar bunu için vardır.Bize anlayacağımız dilde anlayışta anlatılan örneklerdir.Heyhat! kaç kişi bu öğütleri anlar ki..
İşte budur İslamda kurban ibadeti.Bu anlayış ve takvada kurban keselim.Unutmayalım ki kurban ibadetin de niyetler,Allah'a kullukta takınacağımız tavır ve niyetler önemlidir.
Diğer bir yanlışı da bu arada zikredeyim.Hani derler ya,kıyamette SIRAT KÖPRÜSÜNDE kestiğimiz kurbanlara binerek geçeceğiz diye.Kesinlikle bunun dinde,islam dininde yeri yoktur.Külliyen yalandır,batıldır,hurafedir,sakat inanıştır.Hatta sırat köprüsü diye bir şey de,köprü de yoktur.Ne Kur'anda ve de ne Kur'ana uyan gerçek hadislerde böyle birşey söz konusu değilidr.Uydurma hadislerde olabilir,o da adı üstünde UYDURMA HADİS.Bunlar sahih hadis kitaplarında da olsa UYDURMADIR.Orada olmaları doğru hadis anlamına gelmez.Ölçü KUR'ANDIR.Kur'ana uymayan bir sözü asla Hz.Muhammed a.s.söylemez- söylemez -söylemez.Bu anlayış, her müslümanın tek ölçüsü olsun.Ölçü Kur'andır.Din Kur'andır.Uygulaması ise Peygamber SÜNNETİDİR.Hadisi değil.Peygamberin sünneti.yaşam biçimi Kur'ana uyar.Kur'anın açılımıdır. Kur'ana uymayan bir yaşam biçimi de asla Peygambere ait değildir, sünneti de olamaz.
Kurbanlarımız kabul olsun inşeallah.

Hamza SARI

İMANDA ŞÜPHE YOKTUR

 İMANDA ŞÜPHEYE YER YOKTUR

İman,Hayırlı ve Güzel amellerle ortaya konan,yaratan Allah'a teslim olma halidir.
Allah'a iman ile başlayan,imanın diğer esasları ise Allah'ın insanlar için gönderdiği kitaplarına,bu kitaplardan sorumlu tutulan ve bu kitaplardaki esasların insanlara Tebliğ edilmesiyle görevlendirilen Rasullerine-Nebilerine,öldükten sonra Ahiret alemi diye adlandırılan yeni bir alemde tekrar yaratılıp, daha sonra da bu dünyadaki yaşamımızda ortaya koyduğumuz,yaptığımız her türlü işlerden,amellerden hesaba çekildikten sonra,amellerimizin bize kazandırdığı cennet veya cehenneme gideceğimize,dünyada ve ahirette,insan ve cinlerden başka,Allah'ım emir ve yasaklarını uygulamakla görevlendirilimiş meleklerin varlığına da iman etmeyi,kabul etmeyi biz imanın bütünü,tamamı olarak anlarız.
Yani İman,Allah'a,kitaplarına,rasullerine-nebilerine,meleklerine ve ahiret alemine kayıtsız şartsız inanmak ve bu inanmanın gereğine uygun ameller yapmaktır.
İnandım dediği halde,inandığı şeylerin gereğini yapmayanlara iman etmiş,yani MÜ'MİN denmez.Belki müslüman denir ama Mü'min denemez.Cennete ise sadece ve sadece Mü'minler giderler.
İmanın kabulünde olmazsa olmaz olan şart,Allah'ın razı olacağı Hayırlı ve güzel amellerdir.Amelleri çirkin olanların imanları da öirkindir,bozuktur,sapıktır.Onlar ise asla cennete giremeyeceklerdir.Bu da Allah'ın bir kanunudur.
İşte bu nedenle Hayırlı ve güzel amelleri olmadığı halde "sen benim kalbime bak" diyenlerin kalblerinde kirli kandan başka birşey bulamazsınız.
İman edilecek esaslarda,yani imanda asla şüpheye yer yoktur.Şüphe ile iman bir arada bulunmaz.Şüphe,vesvese şeytanın karakteridir.Şeytan Allah'ın "Ademe secde edin" emrinden şüphe duyduğu için emre uymadı.Melekler ise asla şüphe duymadıkları için anında Allah'ın "secde edin" emrine uydular.Şeytan şüphesinde kendisinin haklı olduğunu göstermek,ispatlamak için çalıştıkça battı."Ademi topraktan,beni ise ateşten yarattın" diyerek kendisinin daha üstün yaratılışta olduğunu söyleyerek adeta,yaratan Allah'a hesap sormağa,Allah'ın emrini tartışmağa kalkıştı.
Halbuki asıl olan "Ademe secde etmek" değildi.Asıl olan Allah'ın EMRİ idi.Melekler bunun farkında oldukları için anında emre uyarken,İblis kendi üstün yaratılışında takılmış kalmıştı.
Ey insan,sen de İblis ile melek arasında bir yerdesin.İmanda şüphe duyarsan,bu şüphelerin, İblisin şeytanlaştığı gibi seni de şeytanlaştırır.Yok imanda şüphe duymaz da Allah'ın yap dediğini yapar,yapma dediğini de yapmazsan sen melekler gibi emre uyanlardan olur ve melekler gibi tertemiz olursun.
İmanda şüphe olmaz.Allah'ın emirlerinde savsaklanma olmaz.Gevşeklik gösterilmez.Adam sen de ne olacakmış,bir kere de emre uymasak ne olur deme.Unutma İblis sadece verilen emirden birine uymadığı için kovuldu,şeytan oldu.Aslında şeytan Allah'I belki senden daha iyi tanıyordu.Ama Allah'ı tanımak, yetmiyor.Allah'ı tanımak demek,O'nun emir ve yasaklarına uymak,Helaller ve Haramlar sınırları arasında kalmak,yaşamakla mümkün olur.Ben Allah'a inanıyorum dedikten sonra,Allah'ın rızasına uygun ameller,işler,fikirler,düşünceler içinde değilsen sen kelimenin tam anlamıyla bir İblisten farkın yoktur.
Allah namaz kıl diyorsa kılacağız,zinaya yaklaşma diyorsa,zinaya yaklaşmayacağız.Kul hakkından uzak dur diyorsa,biz de kul hakkına saygı göstereceğiz.Şunlar şunlar size haram demişse,onlar artık bize haramdır deyip yaklaşmayacağız yemeyeceğiz,içmeyeceğiz.Allah Adil olun,adaletli olun,fakirlere hakkınız verin,mallarınızda onların da hakları vardır dediyse bu emrilere şüphe duymadan uyacağız.
Allah benden başka kimseyi TAĞUT edinmeyin,ilah kabul etmeyin dediyse,biz de Allah ile aramıza ilahlar,Tağutlar,şerikler koymayacağız.Allah sadece bana kulluk edin,sadece benden yardım isteyin demişse biz de anında gereğini yapmakla mükellefiz.İman işte budur.
Allah size niğmet olarak verdiğim " BEHİMET-ül EN'AN" (sığır,koyun,keçi ve deveden) Allah için Kurban kesin diye emretmişse biz "İnandım tasdik ettim diyerek bize farz olan,gücümüzün yettiği hayvandan Kurban keseceğiz.Öyle aklımıza uyup da,Kurban keseceğimize fakir-fukaranın karnını doyuralım,yoksulların ihtiyaçlarını giderilim.Bu Hacca gitmekten de,Kurban kesmekten de daha yararlıdır diyerek şeytanın oyuncak ettiği akla hizmet etmeyelim.Unutmayalım ki fakirlere,yetimlere,yolda kalmışlara,yoksullara yardım etmek de zaten ayrıca üzerimize düşen başka farzlardandır.Zira Allah hiçbirşeyi eksik bildirmemiş ki,bizler kafamıza göre din uyduralım.
Unutmayalım din sadece Allah'ın Kur'anda bahsettiği,Hz.Muhammed a.s.ın da Sünnet olarak uyguladığı esaslardır.Allah katında tek din İslamdır. (Al-i İmran suresi ayet-19)
Dinde tek otorite sahibi sadece ve sadece Allah'tır.Din adına konuşanlar,dinin sahibi değillerdir.Konuştukları Kur'an ve sünnete uyarsa alınız,uymazsa atınız.
Günümüzde işine duyduğu hassasiyeti,dinine duyamayan milyonlarca müslümanım diyenler vardır.Ama müslümanım demek yeterli olmuyor.İnandığımız dini kendi kaynağından Kur'andan ve o kaynaktan hükümler çıkartarak uygulana Peygamber sünnetinden öğrenmek üzerimize farzdır.Dinimizi doğru öğrenemezsek,din adına ortaya çıkan din bezirganlarının yalanlarını hurafelerini din sanarız ki bu bizi asla kurtuluşa erdirmez.
Yine unutmayalım ki din Allah'ın dini olup parayla satın alınmaz,parayla da satılmaz.Dini satanların dini de asla olamaz.Şu ortaya çıkmış adına hoca,ilahiyatçı,alim denen ama anlattıklarının Kur'anda yeri olmayanların sözleri sizi bağlamasın.Asla onları kendinize efendiler,hocalar,alimler edinmeyin.Sizi kendisine doğrudan ya da dolaylı olarak çağıranlara uymayın.Bizim cemaata,tarika,şeyhe,efendiye gel,bağlan,el al diyenlerin tamamı şeytanın yandaşlarıdır.Sakın ola ki onlar yaklaşmayın.Ben cemaatıma çağırmıyorum ama kitaplarımı alın diyenler de başka şeytanlardır.Onlardan da uzak kalın.Geçimini dinden temin edenlerden de uzak durun.Zira din bir geçim kaynağı değildir.Din adına devlet tarafından görevlendirilenler eğer gerçekten görevlerinin gereği olan dini insanlara gereği gibi tebliğ edip,dini doğru olarak anlatıyorlarsa belki bir sakıncası olmaz.ama sadece namaz kıldıran memurlar olurlarsa çok büyük vebaldeler,bilsinler.
Din akıl-baliğ olan her insana farzdır.Yükümlülükler yükler.Mazereti olanlar ise özürleri oranında sorumluluktan uzaktırlar.Allah bizi gücümüzün yetemeyeceği şeylerden sorumlu tutmaz.(BAKARA suresi ayet-284)
Yine unutmayalım ki,insan zaman zaman hatalarda bulunabilir.Görev ve sorumluluklarını yerine getirmekte gevşeklik gösterebilir. (Elbette olmaması tercih edilendir.) Böyle durumlarda anında TEVBE ederek,pişmanlık duyularak hatalardan vazgeçmek ve Allah'tan bağışlanma dilemek de farzdır.Rabbimizin bağışlaması elbette vardır.Ama bunu asla istismar etmemek,ya da şeytanın bizi Allah ile aldatmasına izin vermemek gerekir.
Rabbim insanları ve Cinleri sadece kendisine kul olması için yaratmıştır. (ZARİYAT suresi,ayet-56)
Kulluk bizim asli görevimizdir.Biz bu dünyada amellerimizden sorumlu tutulacağız.Bu nedenle amellerimizde ölçümüz Kur'andır.(ZUHRUF-44)
Allah imanımızda sadık ve samimi olmamızın yollarını bize kolaylaştırsın inşeallah.
H.SARI

İNSAN OLMAK

 İNSAN OLMAK

İnsan,yaratılmışlar arasında bir cinsin adıdır.Dişisine de,erkeğine de aynı isim verilir.
İnsan,yeryüzünde anılmağa,söylenmeğe,dillendirilmeğe,yani yaratılanlar arasında değerli bir varlık haline gelmeden önce çok çok zamanlar geçti diyen bizzat insanı yaratan Allah'tır.
" İnsan, yaratılıp da bahse değer bir varlık olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmiştir."
İNSAN (Dehr) suresi,ayet-1
Allah,yarattığı insana o kadar fazla değer vermiş ki,Kur'anda insanın anılmağa,hatırlanmağa değer kazandığı zamana ait,geçmişine ait bilgileri analatan suresine bile "İNSAN" adını vermiştir.
İnsan,hem bir cinsin adıdır.Hem de bir duruşun,karakterin ahlakın,medeniyetin,ilmin,teknolojinin,varlık aleminin anlam kazanmasının adıdır.
Hani Allah,İnsan,anılmağa ,değer kazanmadan önce aradan milyarlarca yıl geçti dedi ya,işte o geçen zaman süresinde Allah,önce ,evreni,(Kainatı) insan yaşamına uygun hale getirdi.Evren ve içindeki alemleri,galaksileri,yıldızları ay ve güneşi,havayı,suyu ve toprağı,dünyayı,dünyanın içindekileri,hatta hayvanları bile insan için yarattı.Değer verdiği,özel olarak yarattığı ve hatta yarattığı zaman da meleklere ve cinlere "Ademe (ilk insana) secde (itaat) edin diye bizzat emir vermişti. İşte Allah insana bu kadar değer vermiştir.Gel de şimdi bu insanların şu NANKÖR durumlarına,yaratanını tanımaz,aşağılık durumlara düşen adı insan ama kendisi bir türlü insan olamayan hatta şeytanlaşan varlığa kızma !
" O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!"
İBRAHİM suresi ayet-34
" Biz,insanlardan ve cinlerden şeytanlar yarattık" EN'AM -112 ayetiyle,insan ve cin neslinden olup da yaratana kulluk edemeyenleri Allah ŞEYTANLAR olarak tarif eder.Yani insan ve cin cinsinden olan ama yaratana kulluk etmekten uzak duranları Allah huzurdan kovulan şeytana benzetir.Elbette Allah'ın şeytana benzettiğine biz de insan diyemeyiz.İşte dünyada fesat çıkartanlar,dünyayı yaşanmaz hale getirenler,kan dökerek zalimlik yapanlar,haksızlık ve inkar yolunu seçen insan görünümlü şeytanlardır.Onlara Allah'a isyan edip,nankörlük ederken,hemcinsleri olan insanlara daha beterini yapmazlar mı? Allah topunu cehennemine atacaktır.
Allah insanı yaratmadan önce "ben yeryüzünde insan diye bir varlık yaratacağım" dediğinde Melekler "yeryüzünde fitne çıkartacak,kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın !" diye de sormuşlardı.
Allah ise " siz bilemezsiniz,herşeyi ben bilirim" diye meleklerin bu itirazvari tutumlarının yersiz,gereksiz olduğunu açıklamıştı.
" Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife (İnsan) yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu."
BAKARA suresi,ayet-30
Allah elbette herşeyi en iyi bilen,geçmişten ve gelecekten haberdar olandır.İnsanı ve kainatı,içindekilerin tamamını yaratan O'dur.Bu nedenle yarattığı her varlığı en iyi bilendir.İnsanı en iyi bilen,tanıyan yine Allah'tır.
" İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri de biz biliriz;
sağında ve solunda oturmuş iki melek (insanın yaptıklarını) kaydederken biz ona (İnsana) Şah damarından daha yakınız."
KAF suresi,ayetler:16-17
Allah neden insana bu kadar değer verdiğini de,insanı niçin yarattığını söyleyerek açıklamıştır.Yani insanın YARATILIŞ AMACINI da yine bizzat Allah söylemiştir.İşte o ayet:
" Ben cinleri ve insanları, sadece ve sadece (ANCAK) bana kulluk etsinler diye yarattım."
ZARİYAT suresi,ayet-56
Ey insan (Kadın ve Erkek), bizi yaratan yaratıcımız olan Allah,işte bizi ancak bu amaç için yaratmış ve bu amacın yerine getirilmesi için de evreni ve hatta Ahiret alemini de bizim için yaratmış,düzene intizama koymuştur.
Bize bu kadar değer veren,bize sayılamayacak kadar niğmetler veren Rabbimiz,bizden sadece kendisine KUL olmamızı istemektedir.Rabbimizin isteği ,muradı,elbette İNSAN olanlar için asla zor değildir.Zorluk çekenler,insan olamayanlardır. Rabbimiz bizden gücümüzün yetemeyeceği şeyleri de istemediğini,bizi onlardan sorumlu tutmayacağını da özellikle belirtir.
" Allah insana ancak gücünün yeteceği kadar sorumluluklar verir (yükler) ; (İnsanın ) kazandığı iyilik lehine, yaptığı kötülük de aleyhinedir...."
BAKARA suresi,ayet-286
Ey insan,seni yaratan Allah,seni kendi başına buyruk,kafasına göre yaşasın,istediği her haltı yapsın diye yaratmadı.
" İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır?"
KIYAMET suresi,ayet-36
Elbette bizi başına buyruk ,içinde yaşasın diye yaratmadı.Allah insanı yarattı ama insanın Allah'a nasıl KULLUK edeceğini gösteren,bildiren ayetlerini,emir ve yasaklarını da,yine aramızdan seçtiği bazı seçkin insanlar,adına peygamberler dediği elçilerle,onlara vahiy yoluyla kitaptan bilgiler vererek bizlere Tebliğini,bildirgesini de ulaştırdı ki,yarın hesap gününde "bizim haberimiz yoktu,ben bilmiyorum" diye mazeretler uydurmayalım diye.
Allah insanlar için tek bir din seçtiğini,Onun adının da İSLAM olduğunu,ancak bu dinin,islam'ın kendi katında makbul ve geçerli olduğunu da özellikle açıklar:
" Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur."
AL-İ İMRAN suresi,ayet-19
Dikkat ederseniz Allah bize,bu dine,yani islama uygun olarak,yaşamımızda islamın,Kur'an ayetlerinde anlatılan EMİR ve YASAKLARINA uygun bir yaşam sürmemizi,aksi takdirde Hesap Günü hesabımızın zor olacağına işaret eder.
Allah bizden sadece kendisine kulluk etmemizi ve sadece ondan istememizi de özellikle ister. (FATİHA suresi ayet-5)
Hatta Allah,gönderdiği Kur'anı da bizzat kendisi,başkasına kulluk etmeyelim diye özellikle açık ve net olarak açıklamıştır.
Biliyorsunuz Kur'an Hz.Ademden,Hz.Muhammede kadar gelen bütün vahiylerin ayetlerin içinde yer aldığı bir kitabın adıdır.Tevrat,İncil,Zebur ve diğer tüm vahiyler bu kitapta yer alır.İşte bu nedenle gönderilen dinin adı İslamdır.Kitabı da Kur'andır.
" Elif-lâm-râ. (Allah tarafından,Levh-i Mahfuzdan Rasulüne gönderdiği ) , hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri sağlam kılınmış, sonra da şu şekilde açıklanmış bir kitaptır."
------
" Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. -Kuşkusuz ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.-"
HUD suresi,ayetler 1 ve 2
İnsanın,insan olarak anılması,insan olarak yaşamını devam ettirmesi,insan olarak ölmesi ve ahirette de insan olarak uygun olan İTİBARI değeri alabilmesi için, insanın yaratılma amacına uygun bir yaşam sürmesine bağlıdır.Yani yaratana KULLUK demek,insan olmak demektir.Yoksa ona insan adı ve insan değeri verilmez.
İnsan,yaratılışına uygun yaşarsa ahlaklı,vicdanlı, adaletli, Hakkı savunan, zulme karşı direnen,Tağutlara, ilahlara değil,kula kulluk değil,sadece Allah'a kulluk ettiğinde insan olur,insan olarak anılır.Aksine bir yaşam içinde olursa,hayvanlardan,diğer mahlukattan farkı kalmaz.Hatta daha da aşağı seviyelerde,çukurda kalır.Allah buna "Esfeli Safilin" aşağıların aşağısı der.
" -Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.
-Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır."
TİN suresi,ayetler : 5-6
Rabbim bize kendisine layıkıyla kul olmayı,kulluk edebilmeyi nasip ve kısmet etsin inşeallah.
H.SARI

Saturday, 17 July 2021

MEZHEP DİN DEĞİLDİR

 MEZHEPLER DİN DEĞİL,DİNİ ANLAMAYI ORTAYA KOYAN KURUMLARDIR

Mezhep imamları dediğimiz Ehl-i Sünnet alimleri hem Kur'ana,hem hadislere,hem de sünnete uygun çalışmalar yapanlardır.Mezhepler din değildir ama mezhep alimleri saygıya layık değerli ilim adamlarıdır.Onlara karşı olanlar,onları itibarsızlaştırıp kendilerini onların yerine kondurma çabasında olan şarlatanlardır.
Unutulmasın ki,hiçbir mezhep imamı,ortaya çıkarken,ilimlerini bilgilerini ortaya koyarak,etrafındakilere Doğru bildiklerini anlatırken,asla ve asla bir mezhep oluşturma hayalinde,çabasında değillerdi,olmadılar da.
Mezheplerin ortaya çıkışları onların ölümlerinden yıllarca sonra mezhep olarak ,ümmet birliğini bozmak amacıyla yanlış amaçlarla,gruplaşma,ayrılık oluşturma,islam birliğini yıkmak amacıyla isla düşmanlarının çalışmaları sonucunda mezhepleşme olarak gösterildi.
Bu ayrışmayı körüklemek için de o değerli alimlerin sözleri,ictihadları,kararları olmayan yüzlerce yalan-yanlış şeyleri onlarınmış gibi geçen zaman içinde azar azar onlar adına yazılan kitapların içerisine koydular.
Aynı siyonist akıl,hadisleri de kendi emelleri,kirli amaçları adına kullanmak,islamı yıkmak,islamı kötü göstermek için Hadis alimlerinin kitaplarına,onlar öldükten sonra hadis diyerek saçma-sapan sözleri ekleyerek islam aklını,islam ahlakını,islam düşüncesini,Müslümanın imanını bulandırdılar.Bu yaptıkları hainleri de daha önce düşman oldukları İslam devletleri üzerine suçlu onlarmış gibi attılar.Emevilere,Osmanlılara,Selçuklulara attıkları iftiralar bunların birer örnekleridir.
Müslüman olarak Kur'ana dönmek,Gerçek Hadisleri bulmak,Peygamber sünnetine uymak gerekir.
" Kur'an bize yeter " diyenlerin tamamı,Kur'an yetmedi,Kur'anı biz daha iyi anlarız diyerek kendi görüşlerini,sapık fikir ve düşüncelerini Kur'an maskesi altında size sunarak,yeni bir fitne peşindeler.Sakın bunu unutmayalım.Peygambersiz,sünnetsiz,Hadissiz Kur'anı anlayamazsınız.Size biz anlarız diyenlerin anladıkları Kur'an değil,kendi İNDİ (aşağılık) düşünceleridir.Peygambersiz din olamaz.İmanın şartlarından biri de Rasullere imandır.Allah,Rasule itaat edin derken,Rasulsüz din olamayacağını bize anlatmak ister.Peygamber bedenen ölmüştür ama sünneti,sözleri bizim için hala geçerlidir.Allah boşuna mı bize "Allah Rasulünde,sizler için çok güzel örneklikler var" dedi.Unutmayalım Kur'anın her ayetinin Kıyamete kadar hükmü geçerlidir.
Rabbim hükmü geçersiz hiçbir ayet göndermedi.Bazı ayetlerde geldiği zamana işaret edilmesi,o ayetin sadece o zamana ait olduğu anlamına gelmez.O zaman geçerli olan ayet,o zamanda olan olaya benzer bir olay için kıyamete kadar da geçerlidir.
Örneğin Hz.Muhammed a.s.ın evlatlılığı Zeydin boşanmış hanımıyla evlenmesine izin veren ayet,kıyamete kadar da geçerlidir.Ya da "evlatlıklarınızı,öz evladınız gibi sanmayın.Onlar sizin öz evlatlarınız değillerdir" ayeti,o zaman da bu zaman da,gelecek zaman da geçerlidir.
H.SARI

ADALET VE HUKUK

 ADALET VE HUKUK

Adalet mülkün temelidir,Hukuk da adaletin temelidir.Adalet için hukuk,hukuk için adalet şarttır. Biri diğeri olmadan gerçekleşmez.
Adalet asla EŞİTLİK anlamına gelmez.Her eşitlik de adalet değildir.Adil olamaz.Ama her adalet aynı zamanda da bir eşitliktir.
Bunu,bu ayrımı anlatmak için şöyle bir örnekleme yapalım.
Üç değişik boy uzunluğunda insan düşünün.Birisinin boyu 1.40 cm.diğerinin boyu 160 cm.ve üçüncüsünün boyu da 180 cm. olsun.
Şimdi bu 3 kişi bir gösteri izlemek üzere geldiler.Gösteri yapılan yerle,kendi aralarında iki metre yüksekliğinde bir engel (perde-ya da duvar) var. Bunların,bu üç değişik boyda olan kişilerin, gösteri alanını görmeleri için her birinin ayaklarının altına 50cm yüksekliğinde bir cisim,tabure,sandalye koyarak,seyirlik alanın görülmesi kolaylaştırılmak istenir.Böylece rahatlıkla alanı görsünler denir.
Başlangıçta görüldüğü gibi çözüm gayet mantıklı ve eşit haklar verilmiş.Yani her birine eşit yükseklikte 50 cm.lik cisimler verilmiş.Ama sonuçta ADALET sağlanamamıştır. Çünkü 1.40 cm.boyu olan kişi hala seyir alanını göremez.1.60 cm.boyunda olan ise 10.cm.lik bir yükseklik farkıyla ancak dar bir alanı görebilir.180cm.boyunda olan ise 30cmlik yükseklik farkıyla daha geniş bir alanı görebilir.
Görünüşte her birinin ayaklarının altına eşit şekilde 50 cm.lik cisimler verilerek eşitlik sağlanmış olsa da,adalet sağlanamamıştır. Yani birisi, dağıtılan ve eşit olan niğmetten,malzemeden yararlanamamıştır.Yani eşit haklara sahip oldukları halde,eşit adalete sahip olamadılar.
Adaletin sağlanması için burada Hakkın yerine getirlmesini düzenleyen HUKUK devreye girer.Hukuk,hakkın yerine getirilmesi,haklının hakkını alabilmesi için yazılı ya da sözlü bir düzenlenmenin,uygulamanın olmasıdır.
Bu örnekte de adaletin sağlanması için hukuk gereği değişik imkan ve şartlara sahip olanların,şartlarının ve haklarının adil olarak yerine getirilmesi olmalıdır.
İşte hukuk bu nedenle önemlidir.Adaletin olması,yerine hetirilmesi için hukuk ve hukukun kaide ve kuralları,yani yasaları ortaya konurken tüm kişisel ve toplumsal hak ve sorumluluklar bilinip,adaletin uygulanmasının yolu ve çözümü olacak şekilde düzenlenmesi gerekir.
Örneğin bir ülkede eğitim ve öğretim hakkı her vatandaş için eşittir demek yetmez.Her vatandaşın eğitim ve öğretimden yararlanacağı vasıtalarda,araç ve gereçlerde,hatta bölge koşulları da dikkate alınarak bu eşitliğin olabilmesi için hukuksal kurallar olmak zorundadır.Biri 10 hanelik köyde,imkansızlıklar içinde,diğeri şehrin merkezinde her olanağa sahip iken eğitim ve öğretimde eşitlik var demek yanlıştır.Adil değildir.Bunu adil hale getirmek için yasal düzenlemeler ve devletin özel desteklemesi gerekir.İşte o zaman adalet oluşur.Devlet birine 5 harcama yaparken,ihtiyacı olana belki de bunun on katı harcama yapmak zorundadır.Bu adaletin gereğidir.
Adalet ve Hukuk,aynı zamanda Allah'ın da bir sıfatıdır.Adil ve Hakim olan sadece Allah'tır.Kullar ise buna uymak zorundalar.Adaletin ve hukukun olmadığı yerde ve durumlarda hep zulüm ve haksızlık vardır.
Günümüzde adalet ve hukuk toplumsal yapının iki vazgeçilmez direğidir.Bu nedenle bu alanda görev yapan herkesin öncelikle bilmesi,uyması gereken konu Hak ve Hukuktur.
Bu görevleri yerine getirecek insan gücü özellikle bu alanda yetişirken,sadece insanın haklarını değil canlı ve cansız olan varlıkların haklarının neler olduğunu bilip,onların nasıl yerine getirleceği konusunda da bilgi ve erk sahibi olmak zorundalar.Asla ve asla yasaları ,hukuku kendi egolarına,çıkarlarına alet edtmemeli,kullanmamalıdır.Buna yeltenenler de anında daha ağır yaptırımlara çarptırılmalıdırlar.
Bir karıncanın hakkını bildiği kadar,bir devlet başkanının haklarını da bilmek zorundadır.Bilmek yetmez,haklının hakkını verebilecek,yerine getirebilecek hukuk esaslarını da bilmek zorundadır.
Allah adil ve Hakimdir.Bu nedenle Adalet ve Hukuk işlerinde görevli olanlar da Adil ve Hakim olmalılar.Bu erk,güç,yetki,bilgi,beceri gücüne sahip olmalılar.
Adalete ve hukuka müdahale ister bunu yerine getirenler tarafından olsun,isterse dışardan müdahaleler olsun asla kabul edilemez.
Adalet parayla dağıtılan,hukuk ısmarla,devşirme,kopyalama tutarsız yasalarla gerçekleşmez.
Adalet ve hukukun gerçekleimesinde yüzlerce belki de binlerce vasıtalar vardır.Bu bakımdan bu vasıtalar asla göz ardı edilemez.Örneğin şahitlik,deliller,engeller,yaptırımlar,kişiler ve makamlar,mal-para ve ekonomik güç ve güşsüzlükler birer vasıtadır.
Adaletin yerine getirlmesinde en sakat kuruluş Avukatlık müessesidir.Günümüzde işlediği kadarıyla avukatlık adaleti değil,adaletsizliği doğurmaktadır.Kimin avukatı daha etkin rol almışsa, mahkemede daha fazla etkin olmuşsa,genelde davalar o yönde sonuçlanır ki bu adaletsizliktir.
Aslında avukatlık davanın kazanılması değil,verilecek kararda adaletin tecelli etmesini sağlamak olmalıdır.Avukatlar Hakimlere yardımcı olsunlar diye, hakimlere hukukta yer alan yasaların,kanunların hatırlatılarak verilecek kararların daha doğru olabilmesi için avukatlık sistemi kurulmuş olabilir. Ama işleyiş ve sonuç maalesef öyle olmuyor.
Avukatlar müvekkillerini savunmak yerine,hükme tabi olan konularda yargılamaya destek ve aydınlatıcı görevler üstlenseler belki daha uygun olurdu.Yani avukat tarafları savunmak yerine hukuku ve adaletin gerçekleşmesine yönelik bilgi katkısında bulunsalar ve hakkı ve adaleti savunsalar elbette daha iyi olurdu.
Adalet ve hukuk anlayışı,inançlara,sistemlere,düşünce fikirlere göre değişkenlik göstermemeliydi.Günümüzde adaletin ve hukukun temelinde maalesef bu çarpıklıklar yer almaktadır.Adaleti ve hukuku işletenler kendi inanç-düşünce ve siyasi anlayışlarına göre karar vererek uygulama yaparlar ki bu da başka bize zalimlik olur.
Adalet ve hukukun işleyişinde tek ölçü HAK ve HAKLILIK olmalıdır.Bu anlayış terkedilirse,olmazsa ne adalet ne de hukuk olmaz.
İşte bu nedenle ailelerde,toplumlarda hep kaoslar,zulümler buhran ve sıkıntılar olmuştur.
Çözüm yine insandadır.İnsanın yetişmesindedir.İnsanın yaratana yakınlığındadır.Yaratana yakın olmayan,yaratanın emrettiğine uygun kararlar veremeyen herkes zalimliğe giden yolun yolcusudur.
Hamza SARI