Wednesday, 21 March 2018

ALLAH BANA YETER


ALLAH BANA YETER
Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye
sorsan, elbette; “Allah'tır” derler. De ki: “Öyleyse bana söyler
misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse; Allah'ı bırakıp
da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut
Allah bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini
önleyebilirler mi?” De ki: “Bana Allah yeter. Tevekkül edenler
ancak O'na güvenip dayanırlar.”
ZUMER suresi,ayet-38
Demek ki kafirler de,müşrikler de Allah'a inanırlar,hatta Allaha'a inanmam diyen areistler bile farkında olmadan Allah'a inanırla ama bunların tamamı Allah'a bağlanmazlar,Allah'ın kendilerini sorumlu tuttuğu amelleri yapmazlar.
İnanmadıklarının nedenleri sadece kendilerinden kul olarak istenen sorumluluktan kaçmak içindir.
Kaçıp kurtulacaklarını sanıyorlarsa %100 aldanmıyorlar,şeytan kendilerini aldatıyor.
Ey kendine müslümanım diyen kişi,sen de eğer Allah'ın sana yüklediği kulluk sorumluluğundan kaçıyorsan bilesin ki,senin de kafirlerden,müşriklerden hiç farkın yoktur.
İnandım demekle sen hesaba çekilmeyeceğini mi sanarsın.Aldanıyorsun.
İşte ayet :
" İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. "
ANKEBUT suresi,ayet-2
Sonunda geri dönüşü olmayan bir ölüm bizi yakalayacak ve Rabbimizin huzurunda sorgulanacağız.O gün bazıları dünyaya geri dönmek isteyecekler ama bu asla mümkün olmayacak.
İşte ayet :
" O suçluların, Rabblerinin huzurunda başlarını eğerek, “Ey Rabbimiz! Gördük, duyduk. Artık bizi dünyaya geri gönder de iyi işler yapalım. Çünkü biz kesin olarak inandık” diyecekleri anı bir görsen . "
SECDE suresi,ayet-12
Cumanız mübarek olsun.
H.SARI

T E V B E


TEVBE ETMEK BİZİM KURTULUŞUMUZDUR
İnsan beşerdir,zaman olur şaşar.Kendi şaşmak istemese de bazan şeytanlar onu doğru yolundan uzaklaştırır,onu günah işlemeğe teşvik eder.
Yani ben %100 doğru yoldayım diyenler pek azdır.Bunu bilen Rabbimiz,bize TEVBE KAPISINI açmıştır.Dileyen bu kapıdan yararlansın demiştir.Bizim buna ihtiyacımız vardır.Hem de her zaman.Yeterki zamanını kaçırmayalım.
Tevbelerin kabulü her zaman mümkün değildir.Bir tevbenin kabul edilmesi için 2 şart vardır:
1-Yapılan ,işlenen günahtan pişmanlık duymak ve bir daha asla o günaha dönmemek,
2-Tevbe ettikten sonra da hayırlı ve güzel ameller yapmaktır.
Bu iki şartı yerine getirmeyenin tevbesei asla kabul görmez.Kendinimizi aldatmayalım.
Günahuından tevbe eden Fravun da "ben Musanın ve Harunun Rabbine inandım " dediği halde tevbesi kabul olmadı.Bunun tek nedeni,tevbesinden sonra güzel ve hayırlı ameller yapmağa fırsatı,ömrü kalmadı da ondan.
Bu nedenle son nefeste yapılan hiçbir tebve kabul edilmez.
" Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da, içlerinden birine ölüm gelip çatınca; “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle, kâfir olarak ölenler için, kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırladık."
NİSA- 18
Dualarımızda "son nefesimizde bize iman et ya Rab" demek yerine " son nefesimiz de dahil olmak üzere bize ömrümüz boyunca iman nasip et ya Rab "demektir.
" Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim."
BAKARA-160
" Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Al-i İmran-89
Tevbe edip,ardın güzel ameller yaptıktan sonra tekrar günahlı işler yapanların tevbeleri de sakata girer.Tevbe oyun-eğleş işi değildir.Samimiyet ister.
" Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir."
Al-i İmran -90
Tevbede samimiyet esastır.Durmadan günah işleyip de ardından tevbe edip de tekrar aynı günahlara dalanların tevbeleri de kabul görülmez.Zira Tevbe kapısı oyun ve eğlence kapısı değildir.Ciddiyet ve samimiyet ister.İmanlarında ciddi ve samimi olmayanların imanları onların kendilerini cehenneme gitmekten kurtaramaz.
Sakın olaki,şeytan sizi Allah ile aldatmasın.Allahın rahmeti büyüktür,işle işle günahı O seni afferder diyen şeytan fısıltısına veya şeytanlaşmış insanların sözüne asla inanmayın.Böyle bir anlayış islamın değil,şeytanın yoludur.
Rabbim kendine layıkıyla kulluk yapanlardan bizleri de eylesin inşallah..
Hamza SARI

YAŞAM TARZI


İSLAM KİŞİNİN YAŞAM TARZINA MÜDAHALE EDER
Öncelikle bunu anlamak için İslamı öğrenmek,Kur'an ayetlerini anlamak ve peygamberlerin mücadelelerini bilmek gerekir.
Allah'ın kutsal kitaplardaki (aslında tek bir kutsal kitap vardır.O da Levh-i Mahfuzda korunan KUR'ANdır) mesejları ve peygamberlerin tüm mücadeleleri FITRAT'a (yaratılışa) uygun bir insan ve o insanlardan oluşan birer toplum oluşturmaktır.Bu nedenle yaratılışa uygun yaşamak anlamına gelen AHLAK'a çok önem verir.İşte bunun için peygamberimiz Hz.Muhammed a.s. hakkında "Onda sizin için çok güzel örnekler vardır" denmektedir. (AHZAB-21)
Peygamberlerin mücadeleleri,hep islama uymayan,insanlığı Alah'a kulluktan uzaklaştıran sistemlere ve zorbalara karşı olmuştur.
Mesela Musa a.s. zorba Fravuna ve onun sistemine başkaldırdi.İşte İbrahim a.s. babasına ve ülkenin zalim putçu kralı Nemruta karşı tek başına savaş başlattı,onların putlarını,yaşam tarzını parçaladı.İşte Süleyman a.s. Güneşe tapan Belkis'e bu sapıklıktan vazgeçmesi için ÜLTİMATOM niteliğindeki mektubu yazması.İşte Hz.Muhammed a.s. Kabedeki putları kırıp,kralları Hakka çağırması,hep bunun içindir.Yani sapkın insanların,şaşırıp kötü yolda olan toplumların yaşam tarzlarına birer müdahale örnekleridir.
İnsanın yaratana kulluğunu gösteren belirti de Ahlak üzere yaşamını sürdürmesidir.Ahlaklı yaşamanın tüm kuralları da kutsal kitapta detaylarıyla açıklanmıştır.
İşte bu ahlak kurallarını tanımayan,ahlak dışı kuralları dayatmağa çalışan tüm kişi ve sistemlere islam karşıdır ve onların bu tavırlarına ,yaşam tarzlarına islam müdahale eder.
Emr-i bil mağruf,Nehy-i an-il münker = İyiliği emredin,kötülüklerle mücadele edin emri bize Rabbimizin emridir.Kötülüklere müdahale hakkını bize Rabbimiz verir.
Peygamber a.s. :
" Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin,buna gücünüz yetmezse,dilinizle düzeltin,buna da gücünüz yetmezse BUĞZ edin " derken,islama uymayan yaşam tarzlarına müdahele edilmesinin gerektiğini anlatır.
İslamın, bu ahlaksız yaşam tarzına müdahale etmesi,kişinin özgürlüğüne müdahale değildir.Aksine kişinin yaratılışına uygun yaşam tarzına dönmesine teşviktir,uyarıdır.Buna uymayanları da gerekirse ceza ile yaptırımlara maruz bırakır.Yani bozuk yaşamın devamından yana olanlara cezalar uygular.
İslamın müdahil olduğdayattığı,zorladığı iman değil,kişinin,toplumun AMELLERİDİR.İslam kişinin imanında zorlama yapmaz.( BAKARA-256 )
Kişinin imanına karışmaz ama amellerine karışır.Onların fıtrata uygun hale gelmesi için Allahın emirlerine uygun yasalar kor.Yani islam kişinin yaşam tarzına karışır,müdahale eder.Gerekirse CEZA bile verir.Bunu yaparken de asla kişinin imanına bakmaz.Zira amel eğer sadece kişiyi ilgilendirir,kişiye özel ise o sınırda kalmak şartıyla karışmaz.Ama işlediği kötü ameller başkalarını da ilgilendiriyorsa işte o zaman islam ona karışır ve hatta yaptırımlar uygular.Hatta bazı özel gibi görünen ilişkilere bile yaptırımlar vardır.
Mesela kişinin içki içmesine,kumar oynamasına, karışmaz.Ama içkiyi alenen sokaklarda içerse,kumarı ortalıkta oynarsa ona karışır.Zira bu toplumu rahatsız etme ve kötü örnek olmağa girer.
Mesela ZİNA yapana,bunu iki kişinin özel hayatı olarak bakamaz.Zina yapanlar bize kimse karışamaz diyemez.Bu doğrudan toplumu da ilgilendirir.İşte bu nedenle zina yapan kadın ve erkeğe,sopa cezası uygulanır.Bunda da müslüman ya da gayr-i müslim olması fark etmez.
Mesela HIRSIZLIK.Hırsızlık yapan kadın ve erkeğe ceza verilir.Bunda da kişinin imanına bakılmaz.
Bunu yapmak zorbalık değildir.Örneğin Fransada "DANSI" yasaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han bunu yaparken bir zorba değildi.Toplumunu,toplumun ahlakını düşünmüştü.
Toplumun ya da insanın fıtratına uymayan yaşam tarzına islam hep müdahale etmiştir.
İslam kişinin yaşam tarzına karışmaz demek,ya islamı bilmemek,ya da negatif propagandaların etkisinde kalmaktır.
Toplumsal düzen,her zaman güzel ve insani olmayabilir.Toplumunların inanç ve düşünce sistemlerine göre toplumsal yapılar şekil kazanır.Örneğin, önceden Nikahsız evlilikler toplumda en kötü örnekler olarak algılanırken,şimdilerde batı tarzında nikah akdi olmadan beraberlikler hoş görülür oldu.Hatta imrenilir oldu.Eskiden toplum islamın birazcık hakim olduğu toplum yapımızda akraba birliği,aile bütünlüğü önemliydi.Şimdilerde bunu görmek çok zor oldu.
Eskiden camilerimizde tek bir sandalye,tabure üzerinde namaz kılan yok iken şimdilerde camilerimiz nerdeyse kilise haline geldi,sandalyalerle doldu.
Eskiden ramazan geldiğinde,oruç tutmayanlar,hatta gayr-i müslümler,oruç tutanlara saygısızlık olmasın diyerek açıktan birlşeyler yemezlerken,şimdi,ben müslümanım diyen koca-koca kalaslar açıktan oruç yer oldular.
Eskiden,dinin icaplarını yerine getirenlere gıpta ile bakılırken,şimdilerde dini yerine getirme çabasında olanlar "gerici,çağdışı" damgasıyla damgalanır oldular.
Eskiden zina yapanlar parmakla gösterilecek kadar az iken,şimdilerde nerdeyse her köşe başında batakhaneler,türedi.Zinanın adı kadın-erkek birlikteliği adını aldı.Hatta kız arkadaşı olmayan erkek,erkek olarak görülmez,erkek arkadaşı olmayan kadın,çağdışında kalmış zavallı kadın olarak algılanır oldu.Elbise,ayakkabı değiştirir gibi eş,sevgili değiştirilir oldu.
Bazıları,erkek çocuklarını çayıra salınmış azgın yabani at misali zina da,fuhşiyatta alabildiğine serbest bırakırken,kız çocuklarına sınırlmalar koyar ve bunu da NAMUS meselesi olduğu için yaptıklarını söylerler.Yani erkek çocukarın işlediği her türlü namussuzluk göze batmazken,kızların yaptıkları yada yapackları çirkinlikler namus meselesi oldu.Çok garip bir sosyal yapı,yaşam tarzı değil mi?
Ne zaman islam kişi ve toplum yaşamına yön vermez oldu,toplumdaki yıkım da işte o zaman başladı.
Toplumumuzu bozmak için dini önce toplumsal hayattan kaldırdılar."Din ile Devlet işleri bir olamaz" dediler ve böylece sistemi kökten değiştirdiler.Ardından da değiştirtirdikleri bu gayr-i islami sisteme karşı duranlar birer birer yok edildiler,hapislerde,darağaçlarında sallandırdılar.
Hatta toplum üzerinde öyle diktatörce uygulamalar yaptılar ki,akıllara bile sığmaz.Örneğin şapka giymeğe karşı geldi diye nice insanları astılar.
Zaman geldi,sistemin yetiştirdiği çocukları sistemi kemiren kanser oldular.Sistem bu kanserli hücrelerle artık yaşanmaz hale geldi.Her köşe başı uyuşturucu tacirleri,her köşe fuhuş yuvası haline dönüştü.Cinsel tacizler o kadar arttı ki,artık insanlar sokaklara korkarak çıkar oldular.Hırsızlık o kadar arttı ki,mal ve can güvenliği tehlike altına girdi.Öyle durumlar olmağa başladı ki,baba oğlunu,oğul babayı,kız annesini,annesi kızını boğazlar hale geldiler.
Eğer bugün toplumsal yapıda bu kadar sakatlıklar varsa,toplumun her bireyi güven altında değilse,kazancımızın bereketi yoksa,ahlaksızlık bu kadar tavan yapmışsa,bunun tek nedeni vardır,o da İslamın yaşam tarzından kaldırılması,uzak tutulması ya da islam adına ortaya çıkanların Münafık oluşlarındandır.
Çözüm tektir.İnsan fıtratına uygun yaşam tarzını emreden, islama tekrar dönmektir.İslamı tekrar yaşam tarzımıza getirmektir.
İslam öyle sokaklarda,ya da din tacirlerinin ağzında olan islam değil,KUR'ANda olan,Kur'anda emredilen islam olmalıdır.
Bunu getirecek de toplumların yine kendisidir.Zira Allah "siz ne ile yönetilmek istenirseniz,Allah da sizi o yönetime layık görür" demiştir. (RAD-11)
Hamza SARI

ALİM


DİN ALİMİ KENDİ GÖRÜŞÜNÜ - FİKRİNİ DEĞİL,ÖNCELİKLE İSLAMI ORTAYA KOYMALIDIR
Dinde kişileri kendilerine ölçü ve rehber edinenler,o kişilerin hatalarını göremezler.Görseler de " bunda da mutlaka bir hikmet vardır" diye o kişilerin hataları HİKMET denen güzel ve önemli bir haslet ile örtmek,gizlemek isterler.Bu yanlıştır.
Kişileri örnek alırken,onların da hata yapabileceklerini,MÜKEMMEL olmadıklarını bilmek ve kabullenmek şarttır.
Din adına konuşanlar,öncelikle bunu kendi adlarına konuştuklarına vurgu yapmalılar..Zira islam asla kişilerin tekelinde değildir.Hz.Muhammed a.s.dan bu yana binlerce alim gelmiş-geçmiştir.Dini bırakıp da alimlerin peşlerinden gidenlerin tamamı yanılmış, ya da sapıtmışlardır.
Mesela,mezhep imamı olarak tanıdığımız hiçbir mezhep imamı ilimlerini ortaya koyarlarken " ben bir mehep oluşturayım " anlayışıyla işe başlamadılar.Hatta hayatlarında da asla bu yolu seçmediler.Ama gel gör ki,ondan sonra gelenler,onları takip edenler,onların fikir ve düşüncelerini,onların benimsemediği,aklından bile geçirmediği MEZHEP oluşumuna dönüştürdüler.Böylece de İslamın benimsemediği,fitne ateşini yaktılar.Dinde asla bir ayrılık olmazken,mezhepler arası ayrılıklarla,mezhep kavgalarının başlamasına neden oldular.
Bu nedenle her ilim adamı kendinden önce,kendi kişisel kimliğinden önce, dini,islamı ortaya koymak zorundalar.İnsanlara,kitlelere KUR'ANDA yazılan ve peygamber uygulamalarııyla yaşama dönüşmüş olan islamı anlatmak zorundalar.Yoksa vebalde kalırlar.
H.SARI

İ M A N


İMAN DİL İLE SÖYLEMEKTEN İBARET DEĞİLDİR
" Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberi'ne, ona indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam anlamıyla sapıtmıştır."
NİSA - 136
Allah İman edenlere,nelere iman ettiklrinin farkında olmalarını,iman ederlerken şunlara-şunlara iman ettiklerini bilmeleri gerektiğini ve buna göre iman ettiklerinin fakında olmalarını ister.
Yani, iman ettik demekle iş bitmiyor.Nelere iman ettiğimizin de bilince olmamızın bilinmesini Rabbimiz bize açıklıyor.
Sadece tamamben bu ayette anlatılanlara inandım demek de yetmiyor.
Allah'a inandım,iman ettim demekle bizim ne gibi sorumlulukları kabul ettiğimizi bilmemiz gerekir.Rabbimiz bizm yaratıcımız olarak bizlerden ne ister onu bilmemiz ve yerine getirmemiz gerekir.
İşte bunu da rabbimiz,hemen devamında söyler: Allah'ın gönderdiği tüm peygamberlere de inanmak zorundayız.Hatta o peygamberler aracılığıyla,bize gönderilen ve adı da KUR'AN olan,aslı da Levh-i Mahfuzda korunan kitaba dainanmış olacağız.Zira bu kitap bize görev ve sorumluluklarımızı anlatan kitaptır.
Bu kitap bize em bu dünya,hem de ahiret hakkında bilgi vediği gibi bizim sorumlu olduğumuz,yerine getirmek mecburiyetinde olduğumuz bilgileri de bize öğretir.
Nitekim Allah :
" Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız."
ZUHRUF- 44
İman,eğer makbu olan güzel ve hayırlı amellerle desteklenmezse,imanın gerekleri,iman edilen esasların gereği yerine getirilmezse,iman kuru bir söz olmaktan ileri gitmez.Lafta kalan iman da bizi kurtuluşa erdirmez.
Bakınız Rabbimiz ne der :
" “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. "
ANKEBUT- 2
Hele hele Müslümanım demekle iş bitti,biz de cennetliğiz diye asla aklınıza getirmeyin.
Müslüman,islama,onun sahibi olan Allah'a teslim olmak demektir.Bu teslimiyet lafta kalamaz.Mutlaka iman,edip gerekl amelleri yapmak gerekir.Yani MÜ'MİN olmak gerekir.
Mü'min,müslümanlığın,teslimiyetin gereği olan amellerin gösterilmesidir.Yani İMAN'dır.
Allah,sözde üslümanlara BEDEVİ adını veriyor ve onlara şöyle hitap ediyor:
" Bedevîler, “İnandık” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik' deyiniz. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Çünkü Allah, affedicidir; merhamet sahibidir."
HUCURAT suresi,ayet-14
Rabbim kendisine layıkıyla KUL olma şerefine nail olan şanslı kullarından olmayı nasip eylesin inşallah.
Hamza SARI

PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİ


PEYGAMBERİN SÜNNETİ
Sünnet,Kur'anın yaşama geçirilmesi,insan ve toplum yaşamına uygulanır hale gelmesi,getirilmesidir.
Sünnet ile kültürü,örf ve adetleri,gelenekleri,alışkanlıkları karıştırmamak gerekir.
Her toplumun bir örfü,kültürü,geleneği olduğu gibi,Hz.Muhammed a.s.ın da yaşadığı toplumun kültürü ve gelenekleri,alışkanları elbette vardı.Bu nedenle peygamber de bazı zamanlar,hatta çoğu zamanlar güzel gördüğü bu geleneklere,kültüre uyar ve katkıda bulunurdu.
Mesela peygamberlik kendisine gelmeden önce Mekke kurulmuş olan bir cemiyet vardı,adı da HILFUL FUDUL =Erdemliler cemiyeti idi.
Peygamberimiz peygamber olmadan önce bu cemiyetin bir üyesiydi.
Eski cahiliye döneminde dürüstşüğe,güvene önem verilir ve bu özellikte olanlara saygı duyulurdu.İşte Hz.Muhammed a.s. peygamber olmadan önce de böyle bir yaşam tarzına sahipti.Hatta eşi olan Hz.Hatice,O'nun bu özelliğine hayran kaldığı için,peygamberimize bizzat evlilik tekfini kendisi yapmıştır.
Peygamberimizin Hacer-ül Esved'in yerine konmasında o dönemin insanlarınca hakem seçilmesi de o dönemde hakemlik denen bir güzel adetin de uygulandığını görmekteyiz.
Yani güzel olan örfe,geleneğe,kültüre peygamberimiz hem peygamber olmadan önce,hem de peygamber olduktan sonra uymuş ve gerektiğinde de uygulamıştır.Bu nedenle bunlara,bu geleneklere sünnet denmez.Her kültür ve geleneğe Kur'ana uysa bile yine sünnet denmez.
Sünnet,sadece Kur'anda geçen ve özellikle de HÜKÜM ayetlerinin uygulanmasında peygamberimizin uygulamaları olarak anlaşılır.İbadetlerde ve hükümlerde peygamber uygulamalarına SÜNNET deriz.
Şunu öncelikle her müslümanın bilmesi gerekir ki,ibadetlerin tamamı eski ümmetlere de farzdır.Onlara gelen peygamberler de aynı vahyi onlara da getirmiştir.Eski peygamberlerin getirdikleri vahiy ile Kur'an olan vahiy aynı kaynaktandır.Yani Kitapların anası olan Levh-i Mahfuzdaki kitapta kayıtlıdır.
Hani VAKIA suresinin 79.cu ayetinde geçen:
" Ona ancak temizlenenler dokunabilir." diye anlatılan kitap var ya iş o kitapta önceden herşey yazılımıştır.
Maalesef ,Kur'anı ve özellikle de bu ayeti anlamayanlar bu ayetten maksat,Kur'ana abdestsiz el sürülmez diye anlamışlar ve bu uydurmayla milyonlarca müslümanı Kur'andan uzaklaştırmış.Zira bir konuda Kur'ana bakmak isteyenlerin akıllarına öncelikle abdestli olup olmadıkları gelmiş.Abdestli olmadıkları için de açıp bakmaktan vazgeçmişler.Ne kadar korkunç bir yanlışlık değil mi?
Halbuki bu ayette asla abdest anlamına olan kelime yoktur.Tahhir=Temizlenmiş anlamı olan günahtan arınmış melekler kasdedilir.O kitaba sadece onunla görevli melekler dokunur denmiştir.
Abdest ile ilgili konu,Kur'anda tek bir surede MAİDE suresinin 6.cı ayetinde bilgi vardır ki,o da sadece "Namaza kalktığınız zaman" diye başlar.Yani abdest almak ancak Namaz kılmak için farzdır.Başka zamanlar için gerekli değildir.Şart değildir.
Namaz,Oruç,zekat,Kurban her ümmete farzdır.Hz.İbrahim a.s.ın Kabeyi yapmasıyla birlikte,ondan sonra gelen her peygambere ve her ümmete Hac da farz olmuştur.
Durum böyle olunca Hz.Muhammed a.s.dan önceki müslümanlar da yani İbrahim dinine bağlı Hanifler de,hatta bazı bozulmamış yahudiler de,hristiyanlar da namaz kılarlardı.Peygamberimiz namazın bozulan bazı biçimlerini yani şekillerini Cebrail aracılığıyla yeniden düzene koydu.İşte Biz buna,yani namazın kılınış biçimine SÜNNET deriz.
Namaz Kur'anda vardır,şekil olarak kıyam-kraat-rüku -secde ve tahiyyat olarak ayetlerde geçer.Peygamber a.s. bunları şekil olarak MÜCMEL hale getirip bugünkü kıldığımız namazın şeklini oluşturdu.Yani namazı farz kılmadı,Farz olan namazın Kur'anda geçen şekillerini düzene koydu.Kafasından da bunu yapmadı.Bu yaptığı şeklin kaynağı da zaten Kur'anda vardı.Yani tek ölçü yine Kur'andı.Bilmem anladınız mı?
Sünnet mutlaka Kur'an ile bütünleşmek,kaynağını mutlaka Kur'anda bulmak zorundadır.
Oruç farzdır.Orucun başlangıç ve sonunu tesbit etmek,oruçlu iken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söylemek ve göstermek,orucun bozulmasına sebep olan şeyleri tesbit etmek hep sünnet uygulamalarıyla öğrenilir.
Zekat da böyledir.Zekat farzdır ama onun miktarını tesbir etmek peygamberin uygulaması ve sünnetidir.
Hac farzdır ama onu uygulanması,uygulamadaki şekli sünnet ile sabittir.
Zina yapanlara sopa cezası farzdır.Ama sopanın ve uygulanış biçiminin tesbiti sünnet ile anlaşılır.
Evlilikte nikah farzdır.Nikahta mihr ve şahitlerin bulunması farzdır.Ama evlenirken nikahtan önce MİHR tesbiti ve şahitlerin uygun kişiler olarak bulunması sünnettir.
Sünneti bu şekilde anladıktan sonra,bize sünnet diye yutturulan binlerce rivayetin,şekillerin peygamber sünneti değil,o dönemin kültürü,alışkanlıkları,örfü ya da peygamberden sonra gelen değişik milletlerin güzel alışkanlıkları ,kültürleri diye anlamak ve kabullenmek gerekir.
Mesela sakal,sünnet değildir.Sarık-cübbe,çarşaf sünnet değildir.Tesbih,misvak,sağ elle yemek yemek,elle yemek yemek,oturarak yemek yemek asla sünnet değildir.Bunlar gelenektir.
Hele hele sağ el ile yemek yemede ısracı olanlar,islamı hiç anlamayanlardır.Sağ veya sol elle yemek işi tamamen ya kültür,ya da beynin sağ veya sol tarafının etkin çalışmasına bağlıdır.Doğuştan solak olan biri için sağ elle yemek yemek zordur.Sünnet diye bunda ısrar etmek dini ve sünneti bilmemektir.
Unutmayalım Allah bizim şekillerimize bakmaz.Bizim amellerimize bakar.Bizim amellerimizin Kur'ana uygun olup-olmadığına bakar.
İşte bu nedenle :
" Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz."
ZUHRUF suresi,ayet-44
Diyerek bizim yaşam tarzımızın,yaptığımız işlerin,amellerin Kur'ana uygun olmasına vurgu yaptı.
Allah, Kur'ana uygun yaşamayı bizlere nasip etsin inşallah...

Hamza SARI