PEYGAMBERİN SÜNNETİ
Sünnet,Kur'anın yaşama geçirilmesi,insan ve toplum yaşamına uygulanır hale gelmesi,getirilmesidir.
Sünnet ile kültürü,örf ve adetleri,gelenekleri,alışkanlıkları karıştırmamak gerekir.
Her toplumun bir örfü,kültürü,geleneği olduğu gibi,Hz.Muhammed a.s.ın da yaşadığı toplumun kültürü ve gelenekleri,alışkanları elbette vardı.Bu nedenle peygamber de bazı zamanlar,hatta çoğu zamanlar güzel gördüğü bu geleneklere,kültüre uyar ve katkıda bulunurdu.
Her toplumun bir örfü,kültürü,geleneği olduğu gibi,Hz.Muhammed a.s.ın da yaşadığı toplumun kültürü ve gelenekleri,alışkanları elbette vardı.Bu nedenle peygamber de bazı zamanlar,hatta çoğu zamanlar güzel gördüğü bu geleneklere,kültüre uyar ve katkıda bulunurdu.
Mesela peygamberlik kendisine gelmeden önce Mekke kurulmuş olan bir cemiyet vardı,adı da HILFUL FUDUL =Erdemliler cemiyeti idi.
Peygamberimiz peygamber olmadan önce bu cemiyetin bir üyesiydi.
Eski cahiliye döneminde dürüstşüğe,güvene önem verilir ve bu özellikte olanlara saygı duyulurdu.İşte Hz.Muhammed a.s. peygamber olmadan önce de böyle bir yaşam tarzına sahipti.Hatta eşi olan Hz.Hatice,O'nun bu özelliğine hayran kaldığı için,peygamberimize bizzat evlilik tekfini kendisi yapmıştır.
Peygamberimizin Hacer-ül Esved'in yerine konmasında o dönemin insanlarınca hakem seçilmesi de o dönemde hakemlik denen bir güzel adetin de uygulandığını görmekteyiz.
Yani güzel olan örfe,geleneğe,kültüre peygamberimiz hem peygamber olmadan önce,hem de peygamber olduktan sonra uymuş ve gerektiğinde de uygulamıştır.Bu nedenle bunlara,bu geleneklere sünnet denmez.Her kültür ve geleneğe Kur'ana uysa bile yine sünnet denmez.
Sünnet,sadece Kur'anda geçen ve özellikle de HÜKÜM ayetlerinin uygulanmasında peygamberimizin uygulamaları olarak anlaşılır.İbadetlerde ve hükümlerde peygamber uygulamalarına SÜNNET deriz.
Peygamberimiz peygamber olmadan önce bu cemiyetin bir üyesiydi.
Eski cahiliye döneminde dürüstşüğe,güvene önem verilir ve bu özellikte olanlara saygı duyulurdu.İşte Hz.Muhammed a.s. peygamber olmadan önce de böyle bir yaşam tarzına sahipti.Hatta eşi olan Hz.Hatice,O'nun bu özelliğine hayran kaldığı için,peygamberimize bizzat evlilik tekfini kendisi yapmıştır.
Peygamberimizin Hacer-ül Esved'in yerine konmasında o dönemin insanlarınca hakem seçilmesi de o dönemde hakemlik denen bir güzel adetin de uygulandığını görmekteyiz.
Yani güzel olan örfe,geleneğe,kültüre peygamberimiz hem peygamber olmadan önce,hem de peygamber olduktan sonra uymuş ve gerektiğinde de uygulamıştır.Bu nedenle bunlara,bu geleneklere sünnet denmez.Her kültür ve geleneğe Kur'ana uysa bile yine sünnet denmez.
Sünnet,sadece Kur'anda geçen ve özellikle de HÜKÜM ayetlerinin uygulanmasında peygamberimizin uygulamaları olarak anlaşılır.İbadetlerde ve hükümlerde peygamber uygulamalarına SÜNNET deriz.
Şunu öncelikle her müslümanın bilmesi gerekir ki,ibadetlerin tamamı eski ümmetlere de farzdır.Onlara gelen peygamberler de aynı vahyi onlara da getirmiştir.Eski peygamberlerin getirdikleri vahiy ile Kur'an olan vahiy aynı kaynaktandır.Yani Kitapların anası olan Levh-i Mahfuzdaki kitapta kayıtlıdır.
Hani VAKIA suresinin 79.cu ayetinde geçen:
Hani VAKIA suresinin 79.cu ayetinde geçen:
" Ona ancak temizlenenler dokunabilir." diye anlatılan kitap var ya iş o kitapta önceden herşey yazılımıştır.
Maalesef ,Kur'anı ve özellikle de bu ayeti anlamayanlar bu ayetten maksat,Kur'ana abdestsiz el sürülmez diye anlamışlar ve bu uydurmayla milyonlarca müslümanı Kur'andan uzaklaştırmış.Zira bir konuda Kur'ana bakmak isteyenlerin akıllarına öncelikle abdestli olup olmadıkları gelmiş.Abdestli olmadıkları için de açıp bakmaktan vazgeçmişler.Ne kadar korkunç bir yanlışlık değil mi?
Halbuki bu ayette asla abdest anlamına olan kelime yoktur.Tahhir=Temizlenmiş anlamı olan günahtan arınmış melekler kasdedilir.O kitaba sadece onunla görevli melekler dokunur denmiştir.
Halbuki bu ayette asla abdest anlamına olan kelime yoktur.Tahhir=Temizlenmiş anlamı olan günahtan arınmış melekler kasdedilir.O kitaba sadece onunla görevli melekler dokunur denmiştir.
Abdest ile ilgili konu,Kur'anda tek bir surede MAİDE suresinin 6.cı ayetinde bilgi vardır ki,o da sadece "Namaza kalktığınız zaman" diye başlar.Yani abdest almak ancak Namaz kılmak için farzdır.Başka zamanlar için gerekli değildir.Şart değildir.
Namaz,Oruç,zekat,Kurban her ümmete farzdır.Hz.İbrahim a.s.ın Kabeyi yapmasıyla birlikte,ondan sonra gelen her peygambere ve her ümmete Hac da farz olmuştur.
Durum böyle olunca Hz.Muhammed a.s.dan önceki müslümanlar da yani İbrahim dinine bağlı Hanifler de,hatta bazı bozulmamış yahudiler de,hristiyanlar da namaz kılarlardı.Peygamberimiz namazın bozulan bazı biçimlerini yani şekillerini Cebrail aracılığıyla yeniden düzene koydu.İşte Biz buna,yani namazın kılınış biçimine SÜNNET deriz.
Namaz Kur'anda vardır,şekil olarak kıyam-kraat-rüku -secde ve tahiyyat olarak ayetlerde geçer.Peygamber a.s. bunları şekil olarak MÜCMEL hale getirip bugünkü kıldığımız namazın şeklini oluşturdu.Yani namazı farz kılmadı,Farz olan namazın Kur'anda geçen şekillerini düzene koydu.Kafasından da bunu yapmadı.Bu yaptığı şeklin kaynağı da zaten Kur'anda vardı.Yani tek ölçü yine Kur'andı.Bilmem anladınız mı?
Namaz Kur'anda vardır,şekil olarak kıyam-kraat-rüku -secde ve tahiyyat olarak ayetlerde geçer.Peygamber a.s. bunları şekil olarak MÜCMEL hale getirip bugünkü kıldığımız namazın şeklini oluşturdu.Yani namazı farz kılmadı,Farz olan namazın Kur'anda geçen şekillerini düzene koydu.Kafasından da bunu yapmadı.Bu yaptığı şeklin kaynağı da zaten Kur'anda vardı.Yani tek ölçü yine Kur'andı.Bilmem anladınız mı?
Sünnet mutlaka Kur'an ile bütünleşmek,kaynağını mutlaka Kur'anda bulmak zorundadır.
Oruç farzdır.Orucun başlangıç ve sonunu tesbit etmek,oruçlu iken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söylemek ve göstermek,orucun bozulmasına sebep olan şeyleri tesbit etmek hep sünnet uygulamalarıyla öğrenilir.
Zekat da böyledir.Zekat farzdır ama onun miktarını tesbir etmek peygamberin uygulaması ve sünnetidir.
Hac farzdır ama onu uygulanması,uygulamadaki şekli sünnet ile sabittir.
Zina yapanlara sopa cezası farzdır.Ama sopanın ve uygulanış biçiminin tesbiti sünnet ile anlaşılır.
Evlilikte nikah farzdır.Nikahta mihr ve şahitlerin bulunması farzdır.Ama evlenirken nikahtan önce MİHR tesbiti ve şahitlerin uygun kişiler olarak bulunması sünnettir.
Oruç farzdır.Orucun başlangıç ve sonunu tesbit etmek,oruçlu iken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söylemek ve göstermek,orucun bozulmasına sebep olan şeyleri tesbit etmek hep sünnet uygulamalarıyla öğrenilir.
Zekat da böyledir.Zekat farzdır ama onun miktarını tesbir etmek peygamberin uygulaması ve sünnetidir.
Hac farzdır ama onu uygulanması,uygulamadaki şekli sünnet ile sabittir.
Zina yapanlara sopa cezası farzdır.Ama sopanın ve uygulanış biçiminin tesbiti sünnet ile anlaşılır.
Evlilikte nikah farzdır.Nikahta mihr ve şahitlerin bulunması farzdır.Ama evlenirken nikahtan önce MİHR tesbiti ve şahitlerin uygun kişiler olarak bulunması sünnettir.
Sünneti bu şekilde anladıktan sonra,bize sünnet diye yutturulan binlerce rivayetin,şekillerin peygamber sünneti değil,o dönemin kültürü,alışkanlıkları,örfü ya da peygamberden sonra gelen değişik milletlerin güzel alışkanlıkları ,kültürleri diye anlamak ve kabullenmek gerekir.
Mesela sakal,sünnet değildir.Sarık-cübbe,çarşaf sünnet değildir.Tesbih,misvak,sağ elle yemek yemek,elle yemek yemek,oturarak yemek yemek asla sünnet değildir.Bunlar gelenektir.
Hele hele sağ el ile yemek yemede ısracı olanlar,islamı hiç anlamayanlardır.Sağ veya sol elle yemek işi tamamen ya kültür,ya da beynin sağ veya sol tarafının etkin çalışmasına bağlıdır.Doğuştan solak olan biri için sağ elle yemek yemek zordur.Sünnet diye bunda ısrar etmek dini ve sünneti bilmemektir.
Unutmayalım Allah bizim şekillerimize bakmaz.Bizim amellerimize bakar.Bizim amellerimizin Kur'ana uygun olup-olmadığına bakar.
İşte bu nedenle :
Mesela sakal,sünnet değildir.Sarık-cübbe,çarşaf sünnet değildir.Tesbih,misvak,sağ elle yemek yemek,elle yemek yemek,oturarak yemek yemek asla sünnet değildir.Bunlar gelenektir.
Hele hele sağ el ile yemek yemede ısracı olanlar,islamı hiç anlamayanlardır.Sağ veya sol elle yemek işi tamamen ya kültür,ya da beynin sağ veya sol tarafının etkin çalışmasına bağlıdır.Doğuştan solak olan biri için sağ elle yemek yemek zordur.Sünnet diye bunda ısrar etmek dini ve sünneti bilmemektir.
Unutmayalım Allah bizim şekillerimize bakmaz.Bizim amellerimize bakar.Bizim amellerimizin Kur'ana uygun olup-olmadığına bakar.
İşte bu nedenle :
" Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz."
ZUHRUF suresi,ayet-44
Diyerek bizim yaşam tarzımızın,yaptığımız işlerin,amellerin Kur'ana uygun olmasına vurgu yaptı.
Allah, Kur'ana uygun yaşamayı bizlere nasip etsin inşallah...
Allah, Kur'ana uygun yaşamayı bizlere nasip etsin inşallah...
Hamza SARI
No comments:
Post a Comment