Saturday, 17 July 2021

İ L İ M

 İLİM ALLAH'IN SIFATI ,İLİM ELDE ETMEK DE ALLAH'IN EMRİDİR

İslam düşmanları ağızlarını açtıklarında,müslümanlara hitaben : "bize bir tane müslümanların yaptıkları icadlardan,müslüman ilim adamlarından örnek verin" derler.
Aslında verilecek çok örnekler vardır.Öncelikle islamın,müslümanlığın Hz.Muhammed a.s. ile başlamadığını bilmek gerek.İslam Hz.Adem a.s.dan ,Hz.Muhammed'e a.s. kadar gelen vahiylerle,ayetlerle insanlığa doğruları,gerçekleri haykıran,anlatan dinin adıdır.
Allah katında da kabul gören tek din İslamdır.
" Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur."
AL-İ İMRAN suresi,Ayet-19
Allah ilmiyle herşeyi kuşatır,O'nun ilmi dışında hiçbir bilgi yoktur.Allah ilmi kullarının imanlarına bakmazsızın verir.Yani imanlıya verip de,imansızı cahil bırakmaz,ya da imansızı ilim sahibi yapıp da imanlıyı cahil bırakmaz.
Allah ilmi de,zenginliği de,hatta sağlık ve sıhhatı da,iman ve imansızlığı da isteyene ve bunları gerçekleştirme çabasında olanlara verir.
" İnsan ancak çalıştığına erişir. "
NECM suresi,Ayet-39
İlim sahibi olmak,ilim ile bazı icadlar yapmak bu yolda harcanan çabaya,çalışmaya gayrete bağlıdır.İnsan herhangi bir konuda,yolda, olmaya karar verir ve bunu gerçekleştirmek için çaba gösterirse,Allah da ona o yolda izin verir güç verir,akıl verir.Yani kul isteyen,emek harcayan,Allah da yaratandır.İnsanın ilmi ancak ortaya koyduğu çabayla orantılıdır.
İlmin dinlisi,dinsizi olmaz.Allah insanlara dilerse dindar müslüman,dilerse de kendisine düşman olan dinsizler aracılığıyla hizmet ettirir.Nitekim ortada olan icadlardan yararlanmadan bunu görmekteyiz.
Şimdi gelelim ilim adamlarının dinlisi ve dinsizine.İnsanlık tarihinin Hz.Ademden beri olduğunu düşünürsek,bu soruya cevabı da bu tarih dilimi içerisinde aramamız gerekir.
Öncelikle Allah insanı yarattı ,sonra ona ilimleri,yani bilmedikleri öğretti.Hatta lehine ve aleyhinde olan şeyleri bilsin,ayırt etsin diye de ona akıl verdi. Yani insan ilk ilmini,bilgisini kendisi,kendi çabası olmadan yaratan tarafından bir ikram olarak kendisine bizzat Allah tarafından verildi.Bunu,unutmayalım,unutturmayalım
İnsanlığın 21.ci yüzyılda ulaştığı bilim,daha Hz.Nuh'un gemisinin yaptığı tekniğe ulaşamadı.Örneğin çok mükemmel bir gemi diye yaptıkları TİTANİK adını verdikleri gemisi daha ilk seferinde dalgalara yenik düşerek suyun dibini buldu.Ama Nuh a.s.ın yaptığı gemi aylarca akıl almaz yükseklikteki dalgaları aşarak hiçbir zarar görmeden dağın tepesine demir attı.
Hz.Süleyman zamanında cisimlerin,yani cansız varlıkların IŞINLANMA sistemiyle bir yerden bir başka yere anında nakledilmesi gerçekleşti.Kraliçe Belkis'ın sarayını bir ilim adamı km.lerce uzaktan alıp,Hz.Süleymanın sarayının yanıbaşına olduğu gibi getirdi.Yani bugünün ulaştığı tv.görüntüsü gibi yapay-sanal değildi.Bugün ilim daha o seviyeye ulaşamadı.
Matematik ilmini müslüman ilim adamları yüzyıllar önce buldu.Daha sonra batılılar kopyalama yaptılar.Ama sıfır rakamını düşünemedikleri için bir türlü ilimde,bilimde teknolojide mesafe alamadılar.Ne zaman müslüman alim,ilim adamı HAREZMİ sıfır rakamını 800'lü yıllarda matematiğe kazandırdı,işte o zaman ilim ve teknolojide yol alındı.Hatta Harezmi matematiğe CEBİR denen bir yenilik de ekledi.
Batılılarda ise sıfır rakamı ancak 1200 yılında Leonardo Fibonacci tarafından kullanılmaya başlanmıştır.
Bugün batılı ülkelerin sahip olduğu icad ve teknolojide Endülüs Emevi devletinin,bugünün İspanyasında bulunan GIRNATA şehrinde oluşturdukları Medeniyet vardır.Batılıların Endülüs Emevi devletini yıktıktan sonra o ülkede bulunan ilmi ve tekniki bilgileri bulguları ülkelerine taşıyarak bugün batının ulaştığı temeli atmış oldular.
Bugün kullandığımız birçok makinenin, daha öncesinde Sanayi Devrimi'ne ve icatlarına zemin hazırlamış olan Cizreli El Cezeri'ye ait olduğunu biliyor muydunuz? Fizik, Matematik, Sibernetik çağının ötesinde bir mucitti CİZRELİ El Cezeri’ye ait olduğunu biliyor muydunuz?
El Cezeri’nin kaleme aldığı Kitâb fî marifeti’l-hiyeli’lhendesiyye’de (Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap), bizzat kendisinin tasarladığı ve günlük hayatta kullanılması amacıyla geliştirdiği pek çok mekanizmaya dair bütün ayrıntılı bilgiler var.
El Cezeri’nin yaşadığı dönemde tarihin ilk robot örnekleri diyebileceğimiz otomatik saatler, abdest alma ya da ikram hizmetinde bulunan makineler, onun tarafından yüzyıllar önce hayata geçirilmişti. Bunlara günümüzde otomat demek daha doğru ama El Cezeri’nin icat ettiği mekanizmalar devreye girdiğinde bu aletler de otomatik olarak çalışıp hareket ediyordu. Enerji kaynağı ise yer çekimi kuvvetiydi. Bu kuvvet de ya düşürülen bir ağırlık, ya boşalan bir kaptaki şamandıra ya da batan bir cisim sayesinde enerji üretiyordu.
Aslında ilim insanlığın yararları için kullanıldığında değer kazanır.Ama günümüzde ilim ve yapılan icadlardan bazıları maalesef insanlığın,insanları,hatta tabiatın bile zararına yol açıyor.Örneğin ilmi arıklar yüzünden havanın ve suyun değerleri bozuluyor,hastalıkların çoğalmasına neden oluyor.Ozon tabakasının zarar görmesi de,denizlerdeki ve karalardaki varlıkların ölümleri,doğru ve yerinde kullanılamayan ilmin,bilimin bir sonucudur.Bazen öyleki imansızların,insanlık düşmanlarının yaptıkları kimyasallarla,atom bombalarıyla bir dakikada milyonlarca insan anında öldürülebiliniyor.Tabiatın dengesi bozuluyor.
Eğer övündüğünüz ilim ve icadlarınız bu ise yerin dibine batsın derim.
Halbuki ilim de,ilimle elde edilen teknoloji ve yeniliklerin de insana ,insanlığa hizmet etmesi gerekir.Allah da,kulları da bunu ister.
Rabbim gerçek ilim sahibi ve ilmini insanlık yararına kullanmayı nasip etsin.
H.SARI

AHİRETTE YARATILIŞ

 AHİRETTE YARATILIŞ

İslam inancına yerleşmiş olan,yanlış inanışlardan birisi de, insanların ,öldükten sonra,Mahşer günü tekrar bu dünyadaki mezarlarından kalkıp da, Mahşer yerine gitme diye bir inanışları var. Bu Külliyyen Kur'ana uymaz.Allah'ın bahsettiği Kabir de, ölen bedenlerin konduğu toprak değil,Ruhların saklandığı,korunduğu yerdir.Zira onbinlerce belki de milyonlarca insanların yeryüzünde mezarları bile yok.Ya ateşte yanıp kül oldular, ya bombalarla paramparça oldular, ya da hayvanların karnında yem oldular. Hatta ve hatta Kıyamet gününün başladığını haber veren ilk SUR'a üflendiğinde dünya diye,kainat diye ortada hiçbir varlık dahi kalmayacak yok olacak.Yani mezarlar bile ortada bulunmayacak.
Eğer bazılarının inandığı gibi Kabir azabı olsaydı,Kabirleri bulunmayan,olmayan insanların azabı nasıl söz konusu olabilirdi ki. Zira ortada mezar denen her hangi bir toprak parçası yok. Aslında azap cansız bedene değil, ruh ve bedenin birlikte olduğu canlı bedene uygulanır. Durum böyleyken,çürümüş toprak olmuş beden nasıl azap görür ki..
Kabir azabını var diyenler Fravunla ilgili ayeti örnek gösterseler de,
" ﴾45﴿ Nihayet Allah, onların kurdukları kötü tuzaklardan bu kişiyi korudu; Firavun ailesini ise şiddetli bir azap kuşatıp yok etti.
﴾46﴿ Bu azap, onların sabah akşam sokulacakları ateştir. Kıyamet koptuğunda, "Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın!" denilecek."
MÜ'MİN Suresi,ayet-45-46
Kaldıki bu ayet kabir azabını değil,cehennem azabını anlatır.
İnsanlar yeni yaratılışlarında orada,yani bu dünyanın,kainatın dışında bir alemde (Berzah alemi denen yerde) korunan ruhlarının ahiretin maddesinden yaratılacak olan,cansız bedenleriyle buluşması sonucunda,canlı hale gelerek yaratılacaklar.Yani beden ahiretin ruh ise hem dünyanın,hem de ahiretin varlığıdır. O alemde (Ahiret aleminde ) yaratılan bedenler ise Ahiretin yani cennet veya cehennemin maddesinden olacak.Cehennemdekiler yanacak,işkence görecek ama bedenleri asla yok olmayacak.Cennettekiler de yok olmayacak.Yani cennet ve cehennemde ölümsüzlük vardır.Ölüm olmadığı için,doğum da yok, yaşlanıp,ihtiyarlama,ya da başkasına muhtaç durumda çocuk veya engelli de olmayacaklar.Cennette ve cehennemde var olan nüfus azalmayacak,çoğalmayacaktır. Orada cinsel ilişki ve dolayısıyla çocuk doğurma gibi şeyler de olmayacak.İnsanlar,kadın veya erkek evlenmeleri de yok.Eşler olacak ama bunlar cinselliği yerinde getiren değil,arkadaş,dost,sevgili olanlar olacak.Bütün bunlar sadece bu dünya alemi için geçerlidir ki, o da bu alemin "GEÇİCİ" oluşundandır.
" "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
TA-HA suresi,ayet -74
1-Öncelikle ölüm olayı sadece bu dünya maddesinden oluşan,yaratılan bedendir.Ruh ise bu dünyaya ait olmadığı için bedenin ölümüyle,yani Ruhun bedeni terketmesiyle,bu dünyadan ayrılır ve Kıyamet Gününün ikinci SUR'a üfleneceği güne kadar,ahirette yaratılacağı bedene girmek üzere korunduğu yere gider ve orada o güne kadar korunur.Yani ölmez.
2-Ruh ölmez,ölümsüzdür.Zira Ruh Allah'ın zatındandır.
" Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
SECDE Suresi,Ayet-9
"Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın."
HİCR Suresi,Ayet-29
" İffetini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu âlemlere ders kılmıştık." ENBİYA suresi,ayet-91
3- Ahirette ölüm yoktur.Doğmak ve doğrulmak da yoktur.Kadinlar çocuk doğurmazlar.Nüfus azalıp-çoğalmaz.Bu nedenle cinsel ilişki de söz konusu değildir.
4-Cehennemlikler cehennemin maddesinden,cennetlikler ise cennetin maddesinden yaratılacaklar.Zira ahirette iki alem olacak.Biri cennet alemi,diğeri ise cehennem alemi.
5-Cehennemlikler,Cehenneme girenler,Cehennemde yanacak ama bedenler yok olmayacak.Hep aynı kalacak.
Cennette olanlar istediklerini yiyecekler-içecekler ama asla tuvalete çıkma ihtiyaçları olmayacak.Aynen çocuğun ana rahminde,beslenmesi,beslendiği halde tuvalet ihtiyacı duymadığı gibi.Yani yedikleri içtikleri onların karınlarda ure veya püre şeklinde oluşmayacak. İstedikleri yerde,istedikleri zaman olabilecek bir bedenleri olacak.Yani orada uçak,araba,bisiklet olmayacak ama insanlar anında istedikleri yerde olabilecek özellikte olacaklar.
Cennette savaşlar,kavgalar,olmadığı için insan öldüren savaş ve savunma aletleri de olmayacak.İnsanlar istedikleri anda,istediklerine seslerini duyurabilecekleri ,hatta kendilerine ayrılan yaşama alanlarındakileri istedikleri gibi görebilecekleri için herhangi bir haberleşme aracına da ihtiyaç duyulmayacak.
Cennette asla kırgınlık,dedi-kodu,küslük, yalan-dolan,aldatmaca-kandırmaca,düşmanlık gibi kötü ahlaki durumlar olmayacak.İnsanlar her karşılaştıklarında birbirlerini "SELAM" diye selamlayacaklar.
6-Ne cehennemde,ne de cennette ölüm asla olmayacak.Cehennemdekiler ve cennettekiler ebediyyen orada kalacaklar.Cehennemde azap çekip de,cennete girme olayı asla mümkün değildir.Dünya hapishanesiyle kıyaslamak yanlıştır.
Cehennemdekiler birbirleriyle karşılaştıklarında,hele hele kendilerini aldatarak,cehenneme girmelerine neden olanları gördükçe,sizin yüzünüzden buralara düştük,Allah size iki kat azap versin diye beddua edecekler.Cennette barış ve huzur olurken,cehennemdekiler sürekli birbirleriyle çekişip tartışacaklar,Birbirlerine lanet edecekler.Bu böyle sürüp gidecek.
7-Bu nedenle Kabir azabı değil Ahirette hesaba çekildikten sonra gidilecek yer olan Cehennem azabı ve bir de bu dünyada yaşarken görülen,çekilen azap vardır.Üçüncü bir azap şekli yoktur.
Her iki azap da kişinin ameliyle ilgilidir.Bazı insanlar için dünyada görülen azaplardan ,daha doğrusu çektiği sıkıntılardan bazıları ise kişinin sınanması,imtihan olunmasıyla ilgilidir.
Yani Rabbimiz, kimini bollukla,kimini darlık,yoklukla dener,sınar,imtihan eder.Kimini hastalıkla,kimini sağlık ve güçlü olmakla sınar,imtihan eder.
Örneğin Kur'anda hayatından bazı kesitleri anlatılan Hz.Eyyub a.s.ın hastalıkları,sıkıntıları nasıl bir imtihan ise,Hz.Süleymanın bolluklar,saltanatlar içinde yaşaması da bir imtihandır,Fravunun,Nemrutun sahip olduğu güç ve olanaklar da birer imtihandır.Hatta Hz.İbrahim a.s.ın,oğlu İsmaili rüyasında Kurban eder olması da bir imtihandır.
" ...Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık ki bakalım sabredecek misiniz! Rabbin her şeyi görüp gözetlemektedir."
FURKAN suresi,ayet-20
" Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz."
ENBİYA suresi,ayet-35
Anlayacağımız, bu dünya hakkında peygamber a.s.ın ifadesiye " dünya ahiretin tarlasıdır." Bu dünyada ne ekersek,hangi amelleri yaparsak o amellerin karşılığı olan iki yerden birisine,yani ya cehenneme,ya da cennete gideriz.Bunun bir üçünsü yok.Allah katında zerre kadar hayır da,şer de kaybolmaz,kayıt altına alınır.İster inansınlar,isterse inanmasınlar doğru olan da,gerçek olan da budur.
"Amenna ve saddakna"=İnandık ve tasdikledik demekten başka şansımız yok.Rabbim bize cennete götüren ameller yapmak nasip eder inşallah.Selam ve dualarımla
H.SARI

MÜNAFIK

 MÜNAFIK

İnsanlar için en tehlikeli,en sakıncalı olanlar Münafıklardır.Zira onları dostunuz sanırsınız,sırlarınızı açarsınız.Onlara güvenirsiniz.Ama onlar buna uygun ahlak ve davranışlar içinde olmazlar.Yüzünüze dost görünür ama arkanızdan kuyunuzu kazarlar.O nedenle insan karaktersizliğinin en tepe noktası Münafıklıktır.
Allah Rasulü,Hz.Muhammed a.s. münafıklık ve münafıklar hakkında bize ip uçları verir.Onun sözlerini dikkate alarak Münafıklar hakkında bilgi sahibi oluruz.
Allah Rasulü'nün anlatımıyla Münafıklık alemeti üçtür:
1-Konuştuğu zaman Yalan söylerler.
2-Kendisine birşey emanet edildiğinde,ya da ödünç verildiğinde Emanete ihanet (hıyanet) ederler
3-Herhangi bir konuda Söz verdiğinde,sözlerinde durmazlar,yan çizerler,sanki hiç söz vermemiş gibi davranırlar.
İşte bu üç özellik ,mazeretsiz olarak kimde var ise o kişi kesin ve kesin münafıktır. Mazeretler,zorunlu haller,tehlike ve baskılar bu değişikliği etkilediği için,bu durumlarda olup da yalan söyleyen,sözünde duramayan,emaneti koruyamayan münafık değildir.Çünkü kendi istem dışı bir olayla karşılaşmıştır.Bu durumda olanların özürleri de geçerlidir.Örneğin bir eşya ,ya da para emanet ettin,ama o kişi onu korumak için çok çaba gösterdiği halde onu koruyamadığından ,gücünün yetemediğinden dolayı sorumlu olmaz.
Ya da herhangi bir zarar ve tehlike karşısında yalan söylemek zorunda kalabilir.Ya da söz verdiği halde elinde olmayan,kendinden kaynaklanmayan nedenlerle sözünü yerine getirememiş, olabilirse bunun da özrü kabul edilir.Bu durumda olanlara münafık denmesi uygun düşmez.
H.SARI

KUR'AN RASUL

 KUR'AN ve RASUL

Hadis bizzat Hz.Muhammed a.s.ın din konusunda ,dini açıklayan,Kur'ana uygun olan sözleridir. Sünnet ise Rasulün Kur'ana uygun uygulamaları,yönetim sistemidir.Yasalarını Kur'andan alan uygulamalara sünnet denir.
Hadisler yazılmamış diyenler yanında,yazılmış diyenler de vardır.İster yazılsın,isterse yazılmamış olsun,Onun olduğu kesin olan sözlere Hadis denir.Hadis toplama işi 200 yıl sonra değil,sahabe,Tabiin ve ve daha sonraki zamanlarda da olmuştuır.Atasözleri de yazılmamış sözler olduğu halde,doğru olanları bizler kullanmıyor muyuz.O halde doğru olan Hadisleri neden dikkate almayalım.Hadis yok demek,peygamber hiç konuşmadı anlamına gelir.Halbuki Rasul 23 yıl islamı konuşarak anlattı tebliğ etti.Uygulayarak gösterdi.Şimdi 3-5 kıçıkırık çıkmış Kur'an bize yeter diyerek Kur'ana sahiplenme değil anlamsız,peygambersiz hale getirme çabasındalar. Peygamber Hadislerine uymayı şirk sayan sapıklar kendi sözlerini,düşüncelerini fikirlerini Kur'an adı altında,Kur'an maskesine büründürerek insanlara din diye yutturma çabasındalar.Allah dinine İSLAM adını verirken bu sapıklar şeytanın yaptığı gibi Allah'ın dinine verdiği ismi beğenmeyerek "İNDİRİLMİŞ DİN" adını verdiler.Peşinden giden sürüler de hap diye bunu yutar oldular.Kur'an kendisine inanlara müslüman,Kur'anı hayatında uygulayanlara Mü'min derken,bu sapıklar bunu da beğenmeyerek kendilerine "Kur'an Talebesi" adını verdiler.Yani dinde olmayanları dine eklediler,sonra da biz doğru yoldayız dediler.
Kur'an bize yeter dediler,Adem a.s. baba buldular.Kur'an bize yeter dediler,Kur'anda namaz geçmez SALAT geçer,o da yardımlaşma demektir dediler.Kur'anı biz anlarız dediler Kur'anda şehitlik yok,şahit olma vardır.Şehitlik sonradan devletin bir hiç uğruna öldüklerinin üstünü örtmek için kullandığı hayaldir dediler.Bu sapıklar Kur'an dediler ama Kur'anda olmayanları din diye yutturdular.Rasul öldü.Onun devri bitti diyerek Kur'anda Rasullere İman etmenin farzıyetini yok saydılar.Peygambersiz bir Kur'anı savunarak sonunda da utanmadan "insanlığın kurtuluşu Deizmdedir" dediler.Yani kelimenin tam anlamıyla Münafıklık yaptılar.
Rasulsüz Kur'an,Kur'ansız Rasul ve ikisi olmadan da islam olmaz.Din olmaz.Bunlardan birini yok sayanın dini islam değildir.
H.SARI

MÜSLÜMAN - MÜ'MİN

 MÜSLÜMAN , NASIL MÜ'MİN OLUR

Müslüman,teslim olan,islamı kabul ettim diyendir.Mü'min ise,kabul ettim dediği dini,yani islamı yaşamında göstermesidir.İslam dininin emir ve yasaklarına uygun yaşama biçimidir.İşte bu nedenle Allah:
قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ
وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"Bedevîler, (sıradan kişiler), “İnandık” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik' (teslim olduk=müslüman olduk) deyiniz. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Çünkü Allah, affedicidir; merhamet sahibidir." HUCURAT-14
İman etmiş olmak için,inandım,iman ettim dedikten sonra güzel ameller yapmak şartı vardır.Sadece sözde kalan,gereği yapılmayan teslimiyet (müslümanlık) kişiyi kurtarmaz,hedefine ulaştırmaz.
Nasıl ki,bir yere iş için müraacat eder,ya da bir iş teklifini kabul edersiniz.Bu kabulde o işin gereklerini yapma sözü,vaadı vardır.Eğer bu söz,vaad yerine gelmezse,siz o işe başlayıp da gerekli çalışmaları yapmazsanız,sizin o işi kabul etmeniz laftan ileri gitmez.Dolayısıyla işin gereğini yapmadığınız için de karşılığında bir ücret talep edemezsiniz.Buna zaten hakkınız da yoktur.
Din de böyledir.Alla'ın dini olan islamı kabul ettim demek ,size bazı sorumluluklayaptırımlar, getirir,verir.Bunları yerine getirmek zorundasınız.Yapmadığınız takdirde,dinin gereklerini yerine getirmediğiniz için de bir karşılık alamazsınız.Yani sizin müslümanlığınız sözde kalmış olur ki,o da bir işinize yaramaz.
Allah:
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
" İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir. " ANKEBUT-58
Demek ki Müslümanım demek yetmiyor.Mü'min olmak gerekiyor.Bunun da iki önemli şartı vardır:
1-İslam dinini kabul ettiğini söyleyeceksin.Bu da kelime-i şehadetle olur.
2-Sonra inandığın dinin gereklerini yerine getireceksin.(Salih ameller yapacaksın)
Bunlardan biri eksik olsa inandığın din seni kurtarmaz.
Salih amel,günümüzde çoğu Müslüman'ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler, salih amelin sadece bir yanını teşkil eder ki, bunlara İslâm dininde ibadet denilmektedir. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur'ân'ı tedebbür ederek (anlayarak ve düşünerek,araştırarak ) okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah'ın (celle celâluhu) verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek,çalıştığın işin hakkını vermek,ya da çalıştırdığın kişilerin emeklerinin karşılığını tam olarak vermek,hak ve hukuk kurallarına uymak,adaletli olmak,yalan ve haramın her türlüsünden kaçmak,korunmak,iyilikleri emretmek, (tavsiye etmek),kötülüklerin yapılmasına engel olmak,ilim yolunda ve güzel ahlaklı olmak (yaratılışına uygun yaşamak) ,insanlar arasında barışı savunmak,ahlaksızlığın her çeşidini reddetmek,kendin için istemediğini,bir başkası için de istememek,helal yollardan kazançlar elde etmek,kazandığımız maldan,servetten fakirlere de vermek,hasta,yolda kalmış,size muhtaç olmuş kişilere el uzatıp yardım etmek, gibi ameller de hep salih amellerdendir.Biz dinen bütün bunlardan sorumluyuz.Bunların yapılmaması,inandığımız islamı anlamamak,ya da yaşamamaktır ki,işte o durumlar da bir an düşünüp kendimizi sorgulamamız gerekir.Bunlar bir defaya mahsuz olan şeyler de değildir.Son nefesimize ve gücümüzün yettiği kadar,bunların tamamından sorumluyuz.Kurtuluş ve Mü'min olmak ancak bu yolla,bu salih amellerle mümkündür.Yoksa hem kendimizi ,hem de başkalarını aldatmış oluruz.Şunu da kesin bilelim ki:Hiç bir kul Allah'ı aldatamaz.Allah bizim herşeyimizi görür ve melekleri aracılığıyla da,kayıt altına alır.İnanmasanız da bu böyledir. Salih amel, o kadar şümullü (geniş ) bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün iyi ve güzel amelleri kapsar.Bir amelin, "salih amel "olabilmesi için ihlaslı (samimi) ve Allah'ın rızasını düşünerek,umarak yapılması çok önemlidir.Bu nedenle ,imansızların yaptıkları güzel işler,salih amellerden sayılmaz ve boşa gider.
" De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?
Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız." KEHF suresi,ayetler: 103-105
Allah,mü'min olarak yaşamayı nasip eder inşallah.
Hamza SARI

EBABİL KUŞ DEĞİL

 EBABİL KUŞ DEĞİLDİR

Fil suresinde geçen EBABİL,kuş,ya da kuş cinsi anlamına gelmez.Ayete bu anlamı verenler yanlış anlam verirler. Bu Ebabil kelimesinden önce TAYRAN=KANAT,ya da UÇMAK anlamına gelen kelimeye takılarak Kanat olsa olsa Kuşta olur.O halde EBABİL kelimesi de Kuş,ya da çoğulu olan Kuşlar anlamına gelir diyerek bu ayete Ebabil kuşları anlamını vermişler.Aslında burada geçen Ebabil Kuş anlamında değil,MELEK anlamındadır.Yani Kanatlı-uçan Melekler demektir. Allah yeri geldiğinde görünmeyen melekleri değişik şekillerde görünür hale getirir.Melekler yeri geldiğinde,insan şeklinde HARUT ve MARUT isimli,ya da Vahiy meleği Cebrail'in ve Musa'ya arkadaş olan meleğin,Meryeme,İbrahime Lut'a,Zekeriyyaya gelen insan şeklinde görünen veya uçan Kanatlı varlıklar olarak da yaratır.
İşte ayet :
" Övgü, gökleri ve yeri yoktan yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a aittir. O, yaratmada dilediği kadar arttırır. Çünkü Allah'ın her şeye gücü yeter." FATIR Suresi,Ayet -1
Yine hatırlayınız,LUT a.s.ın kavmi yaşadıkları ahlaksızca yaşam tarzından dolayı gökten atılan taşlarla yok edilmişlerdi.
H.SARI

BEDEN-RUH-ÖLÜM

 BEDEN - RUH ve ÖLÜM

Ölüm, dünyaya yoktan gelmek kadar gerçektir.Ölüm hücrelerin ölmesi değildir.Aslında ölüm gerçekleştirdikten sonra günlerce hücreler yaşar.Bunun en canlı örneği,organ naklinde,nakledilen organların ölen bedenden alındıktan,başka bir bedene nakledilene de kadar da canlıdır.Yani hücrelerin tamamına yakını canlılığını korumaktadırlar.
Aslında hücrelerin canlılığını devam ettiren RUH'tur.Ruh enerjidir,enerji kaynağıdır.Bu da yaratan Allah'ın zatına bağlıdır.Allah insan bedenini yarattığında,o bedene ruhumdam üfleyerek ona can verdim,yaşam verdim der.
İnsan beden ve ruh diye iki varlıktan oluşur.Can,canlılık Ruh değildir.Canlılık bir varlık da değildir.Sadece bedenin en küçük parçalarının hareket eder halidir.Asıl hayat,yaşam hücredeki hareketlilikte değil,onlara bu hareketleri sağlayan,devam ettiren enerji kaynağı,enerjinin aslı olan Ruh'tur.
Bu nedenle Ruh olmadan beden çürümeye mahkumdur.Ruh ise bedenin yaşamasını sağlayan varlıktır.Ruh insanlara belli bir süre için verilmiştir.Bu süre dolduğunda o ruhu,almakla görevli bir melek tarafından bedenden alınır ve ahiret aleminde başka bir bedenle kombine,birleşme için Allah'ın tayin ve tesbit ettiği bir mekanda korunur.Daha sonra,ahiret alemi olan cennet ve cehennemden oluşan alem için cennete ve cehenneme uygun olarak yaratılan bir bedene anında (İkinci SUR'a üflenişte) girerler ve böylece anında yeniden yaratılan insanlar hızlı bir şekilde Mahşer yerinde toplanmak üzere giderler.
Ölüm işin gerçekleştiren tek melek (Azrail) değildir.Belki de Milyonlarca ölüm melekleri vardır.
Bilinmesinde yararlı olan birşey de,insanlar öldükten sonra,bu dünyadaki bedenleriy,öldükleri yaşlarda ve durumlarda olmayacaklar.Hepsi aynı yaşta ve aynı zamanda yaratılacaklar,sadece farklı olan yaratılış maddesidir.Yani cennetlikler cennetin maddesinden,cehennemlikler de cehennemin maddesinden yaratılacaklar.Rabbim bunu bildiği için yaratılışta bu ölçüyü ve yasayı zamanında uygulayacaktır.Aynen cinlerin ateşten,insanların topraktan yaratılması gibi.
Şunu da asla unutmayalım ki,ÖMÜR,(yaşam süresi) her varlığa göre ezelden Allah tarafından tayin ve tesbit edilip kayıt altına alınmış olup, bir saniye bile geciktirilmez,ne de bir saniye bile ertelenmez.
H.SARI