Saturday, 17 July 2021

KUR'AN RASUL

 KUR'AN ve RASUL

Hadis bizzat Hz.Muhammed a.s.ın din konusunda ,dini açıklayan,Kur'ana uygun olan sözleridir. Sünnet ise Rasulün Kur'ana uygun uygulamaları,yönetim sistemidir.Yasalarını Kur'andan alan uygulamalara sünnet denir.
Hadisler yazılmamış diyenler yanında,yazılmış diyenler de vardır.İster yazılsın,isterse yazılmamış olsun,Onun olduğu kesin olan sözlere Hadis denir.Hadis toplama işi 200 yıl sonra değil,sahabe,Tabiin ve ve daha sonraki zamanlarda da olmuştuır.Atasözleri de yazılmamış sözler olduğu halde,doğru olanları bizler kullanmıyor muyuz.O halde doğru olan Hadisleri neden dikkate almayalım.Hadis yok demek,peygamber hiç konuşmadı anlamına gelir.Halbuki Rasul 23 yıl islamı konuşarak anlattı tebliğ etti.Uygulayarak gösterdi.Şimdi 3-5 kıçıkırık çıkmış Kur'an bize yeter diyerek Kur'ana sahiplenme değil anlamsız,peygambersiz hale getirme çabasındalar. Peygamber Hadislerine uymayı şirk sayan sapıklar kendi sözlerini,düşüncelerini fikirlerini Kur'an adı altında,Kur'an maskesine büründürerek insanlara din diye yutturma çabasındalar.Allah dinine İSLAM adını verirken bu sapıklar şeytanın yaptığı gibi Allah'ın dinine verdiği ismi beğenmeyerek "İNDİRİLMİŞ DİN" adını verdiler.Peşinden giden sürüler de hap diye bunu yutar oldular.Kur'an kendisine inanlara müslüman,Kur'anı hayatında uygulayanlara Mü'min derken,bu sapıklar bunu da beğenmeyerek kendilerine "Kur'an Talebesi" adını verdiler.Yani dinde olmayanları dine eklediler,sonra da biz doğru yoldayız dediler.
Kur'an bize yeter dediler,Adem a.s. baba buldular.Kur'an bize yeter dediler,Kur'anda namaz geçmez SALAT geçer,o da yardımlaşma demektir dediler.Kur'anı biz anlarız dediler Kur'anda şehitlik yok,şahit olma vardır.Şehitlik sonradan devletin bir hiç uğruna öldüklerinin üstünü örtmek için kullandığı hayaldir dediler.Bu sapıklar Kur'an dediler ama Kur'anda olmayanları din diye yutturdular.Rasul öldü.Onun devri bitti diyerek Kur'anda Rasullere İman etmenin farzıyetini yok saydılar.Peygambersiz bir Kur'anı savunarak sonunda da utanmadan "insanlığın kurtuluşu Deizmdedir" dediler.Yani kelimenin tam anlamıyla Münafıklık yaptılar.
Rasulsüz Kur'an,Kur'ansız Rasul ve ikisi olmadan da islam olmaz.Din olmaz.Bunlardan birini yok sayanın dini islam değildir.
H.SARI

MÜSLÜMAN - MÜ'MİN

 MÜSLÜMAN , NASIL MÜ'MİN OLUR

Müslüman,teslim olan,islamı kabul ettim diyendir.Mü'min ise,kabul ettim dediği dini,yani islamı yaşamında göstermesidir.İslam dininin emir ve yasaklarına uygun yaşama biçimidir.İşte bu nedenle Allah:
قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ
وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"Bedevîler, (sıradan kişiler), “İnandık” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik' (teslim olduk=müslüman olduk) deyiniz. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Çünkü Allah, affedicidir; merhamet sahibidir." HUCURAT-14
İman etmiş olmak için,inandım,iman ettim dedikten sonra güzel ameller yapmak şartı vardır.Sadece sözde kalan,gereği yapılmayan teslimiyet (müslümanlık) kişiyi kurtarmaz,hedefine ulaştırmaz.
Nasıl ki,bir yere iş için müraacat eder,ya da bir iş teklifini kabul edersiniz.Bu kabulde o işin gereklerini yapma sözü,vaadı vardır.Eğer bu söz,vaad yerine gelmezse,siz o işe başlayıp da gerekli çalışmaları yapmazsanız,sizin o işi kabul etmeniz laftan ileri gitmez.Dolayısıyla işin gereğini yapmadığınız için de karşılığında bir ücret talep edemezsiniz.Buna zaten hakkınız da yoktur.
Din de böyledir.Alla'ın dini olan islamı kabul ettim demek ,size bazı sorumluluklayaptırımlar, getirir,verir.Bunları yerine getirmek zorundasınız.Yapmadığınız takdirde,dinin gereklerini yerine getirmediğiniz için de bir karşılık alamazsınız.Yani sizin müslümanlığınız sözde kalmış olur ki,o da bir işinize yaramaz.
Allah:
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
" İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir. " ANKEBUT-58
Demek ki Müslümanım demek yetmiyor.Mü'min olmak gerekiyor.Bunun da iki önemli şartı vardır:
1-İslam dinini kabul ettiğini söyleyeceksin.Bu da kelime-i şehadetle olur.
2-Sonra inandığın dinin gereklerini yerine getireceksin.(Salih ameller yapacaksın)
Bunlardan biri eksik olsa inandığın din seni kurtarmaz.
Salih amel,günümüzde çoğu Müslüman'ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler, salih amelin sadece bir yanını teşkil eder ki, bunlara İslâm dininde ibadet denilmektedir. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur'ân'ı tedebbür ederek (anlayarak ve düşünerek,araştırarak ) okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah'ın (celle celâluhu) verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek,çalıştığın işin hakkını vermek,ya da çalıştırdığın kişilerin emeklerinin karşılığını tam olarak vermek,hak ve hukuk kurallarına uymak,adaletli olmak,yalan ve haramın her türlüsünden kaçmak,korunmak,iyilikleri emretmek, (tavsiye etmek),kötülüklerin yapılmasına engel olmak,ilim yolunda ve güzel ahlaklı olmak (yaratılışına uygun yaşamak) ,insanlar arasında barışı savunmak,ahlaksızlığın her çeşidini reddetmek,kendin için istemediğini,bir başkası için de istememek,helal yollardan kazançlar elde etmek,kazandığımız maldan,servetten fakirlere de vermek,hasta,yolda kalmış,size muhtaç olmuş kişilere el uzatıp yardım etmek, gibi ameller de hep salih amellerdendir.Biz dinen bütün bunlardan sorumluyuz.Bunların yapılmaması,inandığımız islamı anlamamak,ya da yaşamamaktır ki,işte o durumlar da bir an düşünüp kendimizi sorgulamamız gerekir.Bunlar bir defaya mahsuz olan şeyler de değildir.Son nefesimize ve gücümüzün yettiği kadar,bunların tamamından sorumluyuz.Kurtuluş ve Mü'min olmak ancak bu yolla,bu salih amellerle mümkündür.Yoksa hem kendimizi ,hem de başkalarını aldatmış oluruz.Şunu da kesin bilelim ki:Hiç bir kul Allah'ı aldatamaz.Allah bizim herşeyimizi görür ve melekleri aracılığıyla da,kayıt altına alır.İnanmasanız da bu böyledir. Salih amel, o kadar şümullü (geniş ) bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün iyi ve güzel amelleri kapsar.Bir amelin, "salih amel "olabilmesi için ihlaslı (samimi) ve Allah'ın rızasını düşünerek,umarak yapılması çok önemlidir.Bu nedenle ,imansızların yaptıkları güzel işler,salih amellerden sayılmaz ve boşa gider.
" De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?
Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız." KEHF suresi,ayetler: 103-105
Allah,mü'min olarak yaşamayı nasip eder inşallah.
Hamza SARI

EBABİL KUŞ DEĞİL

 EBABİL KUŞ DEĞİLDİR

Fil suresinde geçen EBABİL,kuş,ya da kuş cinsi anlamına gelmez.Ayete bu anlamı verenler yanlış anlam verirler. Bu Ebabil kelimesinden önce TAYRAN=KANAT,ya da UÇMAK anlamına gelen kelimeye takılarak Kanat olsa olsa Kuşta olur.O halde EBABİL kelimesi de Kuş,ya da çoğulu olan Kuşlar anlamına gelir diyerek bu ayete Ebabil kuşları anlamını vermişler.Aslında burada geçen Ebabil Kuş anlamında değil,MELEK anlamındadır.Yani Kanatlı-uçan Melekler demektir. Allah yeri geldiğinde görünmeyen melekleri değişik şekillerde görünür hale getirir.Melekler yeri geldiğinde,insan şeklinde HARUT ve MARUT isimli,ya da Vahiy meleği Cebrail'in ve Musa'ya arkadaş olan meleğin,Meryeme,İbrahime Lut'a,Zekeriyyaya gelen insan şeklinde görünen veya uçan Kanatlı varlıklar olarak da yaratır.
İşte ayet :
" Övgü, gökleri ve yeri yoktan yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a aittir. O, yaratmada dilediği kadar arttırır. Çünkü Allah'ın her şeye gücü yeter." FATIR Suresi,Ayet -1
Yine hatırlayınız,LUT a.s.ın kavmi yaşadıkları ahlaksızca yaşam tarzından dolayı gökten atılan taşlarla yok edilmişlerdi.
H.SARI

BEDEN-RUH-ÖLÜM

 BEDEN - RUH ve ÖLÜM

Ölüm, dünyaya yoktan gelmek kadar gerçektir.Ölüm hücrelerin ölmesi değildir.Aslında ölüm gerçekleştirdikten sonra günlerce hücreler yaşar.Bunun en canlı örneği,organ naklinde,nakledilen organların ölen bedenden alındıktan,başka bir bedene nakledilene de kadar da canlıdır.Yani hücrelerin tamamına yakını canlılığını korumaktadırlar.
Aslında hücrelerin canlılığını devam ettiren RUH'tur.Ruh enerjidir,enerji kaynağıdır.Bu da yaratan Allah'ın zatına bağlıdır.Allah insan bedenini yarattığında,o bedene ruhumdam üfleyerek ona can verdim,yaşam verdim der.
İnsan beden ve ruh diye iki varlıktan oluşur.Can,canlılık Ruh değildir.Canlılık bir varlık da değildir.Sadece bedenin en küçük parçalarının hareket eder halidir.Asıl hayat,yaşam hücredeki hareketlilikte değil,onlara bu hareketleri sağlayan,devam ettiren enerji kaynağı,enerjinin aslı olan Ruh'tur.
Bu nedenle Ruh olmadan beden çürümeye mahkumdur.Ruh ise bedenin yaşamasını sağlayan varlıktır.Ruh insanlara belli bir süre için verilmiştir.Bu süre dolduğunda o ruhu,almakla görevli bir melek tarafından bedenden alınır ve ahiret aleminde başka bir bedenle kombine,birleşme için Allah'ın tayin ve tesbit ettiği bir mekanda korunur.Daha sonra,ahiret alemi olan cennet ve cehennemden oluşan alem için cennete ve cehenneme uygun olarak yaratılan bir bedene anında (İkinci SUR'a üflenişte) girerler ve böylece anında yeniden yaratılan insanlar hızlı bir şekilde Mahşer yerinde toplanmak üzere giderler.
Ölüm işin gerçekleştiren tek melek (Azrail) değildir.Belki de Milyonlarca ölüm melekleri vardır.
Bilinmesinde yararlı olan birşey de,insanlar öldükten sonra,bu dünyadaki bedenleriy,öldükleri yaşlarda ve durumlarda olmayacaklar.Hepsi aynı yaşta ve aynı zamanda yaratılacaklar,sadece farklı olan yaratılış maddesidir.Yani cennetlikler cennetin maddesinden,cehennemlikler de cehennemin maddesinden yaratılacaklar.Rabbim bunu bildiği için yaratılışta bu ölçüyü ve yasayı zamanında uygulayacaktır.Aynen cinlerin ateşten,insanların topraktan yaratılması gibi.
Şunu da asla unutmayalım ki,ÖMÜR,(yaşam süresi) her varlığa göre ezelden Allah tarafından tayin ve tesbit edilip kayıt altına alınmış olup, bir saniye bile geciktirilmez,ne de bir saniye bile ertelenmez.
H.SARI

PEYGAMBERİN EVLİLİKLERİ

 Hz.MUHAMMED a.s.'ın EVLİLİKLERİ

Hz.Muhammed a.s. evliliklerine dikkatlice bakarsanız,incelerseniz,sizin sandığınız gibi "kadın düşkünü" olduğu anlaşılmaz.Zira Allah peygamberimizde bizim için "örneklikler var" der.
Biz de,peygamberin hayatına bakarken daima "örneklik" olarak bakmak zorundayız.
Hz.Muhammed a.s.ın evliliklerine şöyle bir bakarsanız bunu görürsünüz.
Peygamber 25 yaşında,bekar biriyken,kendisinden 15 yaş büyük 40 belki de biraz daha büyük DUL ve çocuklu bir kadınla evlenir.
Bu örnek bize,bekar ve yaşı küçük biri dul ve kendisinden yaşlı ve hatta çocukları da olan biriyle evlenebilir.Bu durum,kadın için de ,erkek için de geçerlidir.Hz.Ayşe ile evliliği de bunun tersidir.Kendi yaşlı ve evli,hatta dul bile değil,kadın ise yaşça küçük ve bekar.
Başka evliliğine bakınız,Mısırlı köle-cariye Maria ile olan evliliği.Demek ki efendi de olsan,köle ile evlenebilirsin.
Bir diğer evliliği ise, kendi isteği ile mihr almadan peygamberle evlenen kadın.Bak burada Allah açıklama yapar," bu sadece ,yani kadına mihr vermeden evlenmek sadece sana helaldir,başka erkeklere değil" der. Allah burada MİHR ,yani evlenmede şartlardan biri olan kadının,evleneceği erkekten alması gereken hakkı olan MİHR'den bahseder.Mihrin olması gerektiğine vurgu yapar.Burada eğer kadın mihirsiz evlenmek isterse bu sadece peygambere helaldir der.Başkalarının evliliklerinde kadına mihr verilir,ama isterse kadın bu kararlaştırılan mihri almaktan vaz geçebilir veya eşine tamamını veya bir kısmını bağışlayabilir.Ama illa da evlilik anlaşmasında mihr ve miktarı kakarlaştırılır.
Bir diğer ve çok çok önemli evliliği ise,evlatlığı Zeyd'in boşadığı kadınla evlenmesidir ki bu çok dikkat çekici bir evliliktir.O dönemde ve hatta bu dönemde bile evlatlıklar,kendi öz evlatları gibi görülür.Allah bunun böyle olmadığını açık ve net olarak söyler.İşte evlatlıkların,yani kendi öz evladı olmayanların "BOŞADIKLARI EŞLERİYLE "evlenmek haram değil,helaldir demek ve Allah'ın ölçüsünü göstermek için bu evlilik gerçekleşir.Hatta ayette,"sen etrafın dedi-kodusundan endişe duyarak bu evliliğe önce sıcak bakmadın,fakat Allah buna rağmen bu evliliği sana yazmıştır" denir.
Bilmem peygamberimizin evliliklerini anlayabildiniz mi?
H.SARI

A H L A K

 A H L A K :

************
Yaratılışa uygun yaşamanın adıdır.
Bazen bir dinden haberi olmadan da bunu yaşamak,yani ahlaklı yaşamak,ahlaklı olmak mümkündür.Zira bu özellikler,insanın FITRATINda vardır.
Din,yani Allah'ın gönderdiği din olan İSLAM,insan fıtratında var olan bu proğramlamanın uygulanır hale gelmesi için kurallar,yaptırımlar koyar.Bu yaptırımlar hem dünyalık,hem de ahirette olabilecek yaptırımlardır.Bu yaptırımlar sadece ceza değil,bunun yanında mükafaat,ödül,hediye de olabilir.Cennet ve bazı dünya nimetleri mükafaat,ödül olurken,kısas,el kesmek,ölüme mahkum etmek,hatta öldürülmesini emretmek veya cehennem de birer yaptırım olan cezalardır.
Dinde,ödüller,sevapla,cezalar da günahla karşılık bulur.
İşte ahlak dediğimiz,yaşam biçimi kendiliğinden,yani insanın kendi içinden gelerek yapması gereken bir yaşam tarzı,biçimi olması gerekirken, zaman zaman bu yaşam tarzının yani ahlaklı yaşamanın,ihmali olursa,ahlaklı yaşamanın yerine,bunun zıddı olan ahlaksız yaşam tarzı seçilirse bu kez yaptırımlar devreye girer.
Din,sadece kişiye hitap etmez,topluma da hitapları vardır.
Kişinin ahlakı bazen tek başına yeterli olmaz,toplumun da ahlaklı olması şartı vardır.
Müslüman kişi her zaman ahlaklı olmayabilir.Ama Mü'min ve Muttakiler her zaman ahlaklıdır ve ahlaklı olurlar.
Bunun nedeni de müslüman sadece TESLİM oldum,müslümanım diyen iken,Mü'min,Teslim olduğu dinin esaslarını hayatında gösterendir.Müttaki ise yaşamında dini kurallarda daha hassas davranan demektir.İşte bu nedenle,Mü'min ve Müttakiler her zaman ahlak üzeredirler.
Müslümanlar ise bir ayakları dinin kapısından içeri atılmışken,diğer ayakları hala dinin dışındadır.İşte bu nedenle de bazen ahlaksızlık yapabilirler,Ahlaksız olabilirler.
Günümüzde dinin değil,dine teslim oldum diyen müslümanların maalesef çok kötü örneklikleri vardır.
Bunu en güzel açıklayan da yine Allahtır:
HUCURÂT-14: Bedeviler: (yani dine yeni girenler-müslümanlar) «İman ettik.» dediler. De ki: «Siz henüz iman etmediniz, fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde «İslama girdik» deyin. Eğer Allah'a ve peygamberine itaat ederseniz, size amellerinizden hiçbir şey eksiklemez; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edendir.»
H.SARI

AKIL VE KALB

 AKIL ve KALB

Allah,insana sayılamayacak kadar güzellikler,niğmetler vermiştir. En güzel niğmetler olanlarından birisi akıl,diğeri de kalb'dir.
İnsan aklıyla,iyiyi,kötüden, güzeli çirkinden,Hayrı şerden,Hakkı batıldan,faydalı olanı,zararlı olandan ayırt eder, aradaki farkı fark ettirir.İnsana olması gereken,yapılması gerekeni göstererek,insanı yaranına kul olabilecek amellere,yollara gitmesini sağlar.Biz buna "Akl-ı Selim" salim,sağlam,düzgün akıl denir.Elbette bunun aksi de vardır. Bu akılda,kendi kontrolunu "NEFS" denen,insanın içinde bulunan heva ve hevesleri hep önde tutan duyguların vesveselerin emrine kaptırır ki,buna da "Akl-ı Nakıs" yani noksan akıl denir.Noksan akıl,insanı bilgiden,aradaki farkı fark edebilmeden,objektif olabilmekten alıkor.
Kalb ise aklın ve beş duyunun elde ettikleri bilgileri değerlendirme,yorumlama yapma,düşünüp de karar alma,karar verme merkezidir.
İşte bu ikisi birlikte ortak hareket ederse,ortaya "Hikmet" ya da "Marifet" çıkar.
Hikmet insanın uymak zorunda olduğu hükümleri,Marifet de insanın bu hükümlerin doğru olanlarını kabul edip Ahlak olarak,yaratılışa uygun düşünüp yaşama aktarılması kararı ve bu kararın uygulanarak ortaya çıkmasını anlatır.Marifet herkesin gösteremeyeceği beceri, beceriklilik, hüner, ustalık, ustalıkla yapılan şey anlamına gelir .Kalb nefsin zıddıdır.Nefsi terbiye etmenin yolu da kalbin mutmain olacak ameller yapmasına izin vermesiyle olur.
İnsanda akıl ve marifet,hatta hikmet birlikte Allah'ın Rızasına uygun çalışırsa,insan önce müslüman,sonra Mü'min ve daha sonra da Müttaki vasıflarına yükselerek,Allah katında en üstün makama ulaşır.
Hedefimiz bu olmalıdır.Rabbim bu makamı bizlere de nasip eder inşallah.Selam ve dualarımla.
H.SARI