Saturday, 17 July 2021

KADİR GECESİ

 K A D İ R G E C E S İ

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ﴿١﴾
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ﴿٢﴾
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ﴿٣﴾
﴾1﴿ Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
﴾2﴿ Bilir misin nedir Kadir gecesi?
﴾3﴿ Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ ﴿٤﴾
سَلَامٌ۠ۛ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ ﴿٥﴾
﴾4﴿ O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar.
﴾5﴿ O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.
Rabbimiz 5 ayetlik bir sure ile bize bin aydan daha hayırlı olacak olan bir zaman dilimini özetlemiş.
Kadir, Allahü teâlânın sıfatlarından biri olup ; gücü her şeye yeten, hakîkî kudret sâhibi anlamına gelir.
Bir diğer anlamı da değer,kıymet,yüksek kalitede hediye anlamına da gelir.
Başka bir anlamı da TAKDİR etmek,karara bağlamaktır.
Kadir suresinde bu anlamların tamamı vardır.Allah,Kadir (KADR) sıfatıyla,ismiyle,bu geceyi ihya edenlere hak ettiklerini takdir edip,onlara ikramda bulunur.Öyleki bu gecede yapılan ameller,yani söz ve eylemler,ibadet ve dualar,hayır ve sadakalar,normal zamanlarda yapılanların milyonlarca hatta milyarlarca katı değerinde olacaktır.Zira Allah bu bir gecenin değerini kıyaslarken,BİN AY'dan daha Hayırlıdır diye anlatır.
Bu gecede yapılan ibadetlerin,80 yılda yapılan ibadetlere bedeldir.Ama ancak bu bedelin verilmesi,sadece bu geceyi ihya edip de,sonra yan yatıp,çamura batanlar için değildir.İbadetlerde,Allah'a kullukta süreklilik esastır,olması gereken de budur.Zira Allah bize bir geceliğine Rablık yapmaz.Hem bu dünyada,hem de Ahiret aleminde bizim ve tüm varlık aleminin Rabbıdır.Bu nedenle amellerimizde kulluğun gereği olan "Her amelimizde,işimizde,hatta eylemlerimizde,sözlerimizde Allah'ın Rızasını gözetmek" zorundayız.Allah'a karşı kullukta duyarlı olmak,emredilenleri yapmak,yasak olanlardan da uzak durarak duyarlı,müttaki bir kul olduğumuzu göstermek zorundayız.
Allah bu gecede bir başka konuya,olaya parmak basar.O da bu gece sabah tan yeri ağırana kadar Melekler ve onlarla beraber RUH (Cebrail-Meleklerin çalışmalarını denetleyip organize eden) gök semasından,yani Levh-i Mahfuz diye bilinen alemden,yer yüzü semasına ve toprağına inerek kendilerine emredilen,verilen görevleri yaparlar.
Biize düşen meleklerin ve Ruh'un da bulundu gecede,biz de Rabbimizin Rızasına uygun amellerde,eylemlerde bulunmaktır.
Rabbim bu geceyi bize ve tüm islam alemine hayırlar getirir inşallah.
Rabbim dualarımızın en güzelini,amellerimizn en değerlisini,sözlerimizin en anlamlı ve gerçekleri söylemeyi,daha önemlisi kendisine kullukta öncilerden olmayı nasip etsin inşallah
Kadir Gece'miz mübarek ve mebrur olsun inşallah.Selam ve dualarım,Mü'min ve Mü'minatların üzerine olsun.
Rabbim bu gecede bizden önce ahirete göç eden anamız-babamız ve kardeşlerimizi,dostlarımızı da bu gecenin feyz ve bereketinden,af ve bağışlamasından hissedar eylesin inşallah. AMİN Allah'ım...
Hamza SARI

NAMAZ

 N A M A Z (SALAT)

Namaz (SALAT) yaratana kulluktur.Namazda neler demek isteriz,Namazın kılınış şekli bize neleri anlatır,onları açıklayalım:
Kıyam,(ayakta,ciddi duruş): Allah'ın huzurunda kulluk yapmak için HAZIR beklemedir.Huzura çıkmak için hazır ve ciddiyetle beklemektir.
Tekbir Huzura çıkmak için yaratana seslenme,O'nu " Sen,Büyüklerin en büyüğüsün" diyerek,hitap ederek,Rabbe seslenmektir.Onun karşısında saygıyla ibadete başlamadır.
Sübhaneke Duasını okuyarak ; " Allah'ım, Sen eksik sıfatlardan uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder,diğer varlıklardan ayırt eder ve överim. Senin adın mübarektir." diyerek Rabbe karşı saygımızı ifade ederiz.
Sonra "euzu-besmeleyi söyleyerek" Allah'ın huzurundan kovulmuş şeytandan,Allah'a sığınırız ve Allah'ın bağışlayıcı,esirgeyici ve koruyucu,merhamet sahibi olduğunu bizzat O'na söyleyerek Fatiha suresini Okuruz.Orada ifade edilen anlamları ve istekleri sıralarız." Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîym, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki (gerçek sahibi) Allah'a mahsustur. Yalnız sana Allah'a) ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil."
Hemen ardından da Allah'ın başka ayetlerinin de olduğunu ,bu ayetlere iman ettiğimizi ifade etmek için bize gönderilen (Zammı sure dediğimiz) başka ayetlerden de okuruz.
Daha sonra işte Rabbim sen öyle yüce varlıksın ki,senin huzurunda saygı ile eğilirim der ve rukuya eğiliriz.Rukuda iken : " "Büyük olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır." anlamına gelen sözlerle ,Saygımızı ifade ederiz.
Sonra orada Rabbimizin azametini bereketini anarız.Daha sonra Rabbimizin yüzüne bakmak için beni bağışladığını,kulluğumuzu kabul ettiğini,bana niğmetlerinden vereceğini İŞİTTİM " "semiallahü limen hamideh" Rabbim kendisine hamd edenleri işitir. deriz ve devamında da şunları söyleriz : "Rabbena leke'l-hamd". " Hamd, Rabbimiz içindir" ifadesini söyleyerek doğruluruz.
Yüce Rabbimizin bize sevgiyle,merhametiyle baktığını anlayıp anında SECDE'ye kapanırız.Adeta daha fazla kulluk yaparcasına,ayaklara kapanırcasına Rabbimize orada da yalvarır ve dua eder,niyazda bulunuruz.Rabbimizin büyüklüğü,azameti,merhameti karşısında adeta yerlere kapanarak,yaratan karşısındaki duruşumuzu sergileriz.Sonra bunu ikinci defa tekrarlarız.
Bu davranışlarımızı ikinci,ve diğer rekatlarda da yaparız.
Daha sonra,Kulluğumuzun gereği olarak otururuz ve adeta Rabbimizin bize vereceği ödevleri,görevleri saygıyla,hürmetle dinlermişcesine Tahhiyyat ve diğer duaları okuruz.
Tahiyyat duasını okurken,namaz kılanlar olarak Allah'a kulluk yapanlar biribirlerine adeta duada bulunurlar.
" Allah'ın selamı rahmet ve bereketi senin üzerine olsun, selam bizim üzerimize ve Allah'ın tüm iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur." derler.
Bununla birlikte Allah rasulüne,ehl-i beytine,geçmiş ve gelecekte olan Mü'minlere,özellikle de ana-babalarına iyilikler ve güzellikler isterler.Adeta,"ey Allah'ım ben bak işte sana gereken kulluğumu yaptım,senden isteklerim de bunlardır,elimi boş çevirme,dualarıma sen icabet et,kabul et" diyerek dua ve niyazlarda isteklerde bulunuruz.
Daha sonra da huzurdan ayrılmak üzere önce sağımıza,sonra da solumuza selam veririz.Zira bizim bu Salatımıza (Namazımıza) şahitlik eden sağımızda ve solumuzda iki melek vardır.(Bunlara Kiramen Katibiyn=yazıcı,kayıt edici melekler denir ) Onlara da bu namaz ibadetimize şahitliklerinden dolayı teşekkür etmek anlamına selam verir ve böylece ikinci bir namazımıza kadar Rabbimizle vedalaşarak,tekrar dünyalık işlerimize döneriz.
Namaz kılarken ,Fatiha suresini okurken Rabbimize bir söz vermiştik :
"Ancak sana kulluk eder,ancak senden yardım isteriz." diye.
İşte bu sözümüze uygun ameller yapmak üzere,bir sonraki namaz vaktine kadar ayrılırız.
Ama bu arada Rabbimizin Rıza göstereceği amelleri işleri yapmak için de dikkatli olur çaba gösteririz ki,ikinci bir namaz vaktinde Rabbimizin huzuruna çıkacak yüzümüz olsun.
Zira Allah:
" Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir."
ANKEBUT suresi,Ayet-45
İşte Namaz budur.Bu namaz bizi her türlü fuhşiyattan (kötülükten) hem uzak tutar,hem cehhenneme girmekten korur ve bizim Cennete girmemize vesile olur.Böylece de hem dünyada,hem de ahirette mutlu olanlardan oluruz.
Kıldığımız namazların kabul olunup-onulmadığını anlamak için,namazdan sonraki hayatımıza bakmalıyız.
Eğer namaz kıldıktan sonra şeytanı ve şeytanlaşmış insanları sevindirecek haram ve çirkin ameller yapıyorsak,bilin ki kılınan o namaz kabul edilmemiştir.Yok eğer namaz kıldıktan sonra Hayır ve güzel amellerle bir sonraki namaza kadar Allah'ın rızasına uygun ameller yapıyorsak,bilin ki o namaz mutlaka kabul edilmiştir.Zira yukardaki ayette de Allah bunu zaten anlatmıştır.Yani Namaz bizi her türlü çirkinlikten,hayasızlıktan,haramlardan korur.
Rabbim bizi kendine kul olan,kulluk edenlerden ve namazlarımızı bu şuurla kılanlardan eyler inşeallah.
H.SARI

AMELLER NİYETLERE GÖREDİR

 NİYETLER AMELLERİ; AMELLER DE İMANI BELİRLER

Hz.Muhammed a.s. "ameller niyetlere göredir" demiştir.
İnsan,bir eyleme,işe,harekete,davranış ve çalışmaya başlamadan önce "niyetlenir,niyet eder".
Niyet,zihninde fikretmek,fikirlerini düşünceler haline getirmek,düşüncelerini de,yine zihninde,aklı ve hayal gücüyle,hatta "hikmeti" ile detaylandırıp,sonunda bir karara varıp,vardığı kararı irade ve gücüyle gerçekleştirmeğe başlamasıyla ilk adımını atmış olur.Çeşitli iç ve dış etkenleri de dikkate alarak,niyetini gerçekleştirmeğe ilk adımını atar.,Sonra bu niyeti onda "amaç" haline, dönüşerek,bu amacına ulaşmak,amacını gerçekleştirmek için aklen,zihnen,bedenen ve hatta hatta ruhen çabalar içerisinde olur.Zaman olur,engellerle karşılaşır,zaman olur engelsizce amacına yürür.Zaman olur,amacına ulaşmada karşılaştığı engeller olur,karşı çıkanlar olur,amaçlarının,başkalarının amaçlarıyla çatıştığı,çeliştiği zamanlar olur.Hatta bazen amacına ulaşmak için maddi ve manevi çabaların,çalışmaların olması gerektiğine şahit olur.Hatta gerektiğinde amacı için canını bile verecek durumlara düşer.Sonun da ya amacına ulaşanlardan,ya da amacına ulaşadan kaybedenlerden olur.
Yani insan,işe niyetle başlar,ama bu niyeti onu ya yücelere,zenginliklere ulaştırarak,kazandırır,ya da bazen niyetinin halis olmayışından,şeytani bir niyet oluşundan dolayı o kişinin felaketini hazırlar.
İşte bu nedenle NİYET deyip geçmemek gerek.Niyetin Halis olması,Allah'ın Rızasına uygun olması,sonucunun hayırlarla neticelenmesine ,hatta neticelenmese bile bu yolda harcadığı emeğinin bile değerli olduğu,ona sevap olarak da yazılır.,Niyetin nefsani ve şeytani olması da kişinin akıbetinin,sonunun hüsranla,zararla ,hatta başarısız olsa bile günahla son bulmasına neden olabilir.
İnsan,niyetine göre,niyetine uygun ameller,çabalar,çalışmalar ortaya koyar.Niyetlerin aynı zamanda yerine getirilmesinde bir de metodu (yolu-yordamı) vardır.Metod,hedefe ulaşmada "takip edilen yol" demektir.Niyet kadar,metodu da çok önemlidir.Halis niyetin metodu asla kötü yollar,çalışmalar,ameller olamaz.O zaman niyete halis denmez.Sen yaptıklarıma bakma,benim niyetime bak demek,insanın sadece kendisini kandırmasından başka birşey değildir.Zira biz kişinin niyetini, ya da sonuç olarak imanının nasıl olduğunu anlamak için kişinin amellerine,amellerini icra ettiği,gösterdiği metoduna,takip ettiği yollara bakarız.Meyhaneye giden,elinde içki kadehiyle dolaşan,genelev avlusunda pinekleyen,birisine elbette Mü'min gözüyle bakamayız.Ya da camiye,ibadetlere düşman olanlara,ya da Allah'ın emirlerine uygun amelleri olmayanlara elbette Mü'mindir diyemeyiz.Sen benim kalbime bak,imanla ,paranın kimde olduğunu Allah'tan başkası bilemez gibi sloganvari laflar,sadece sahibini aldatır.
Aslında paranın da,Allah'a olan İmanın da kimde olduğunu Allah da bilir,kulları da bilir.Parası olan zengindir,zengince harcamalarından,varlıklı oluşundan,yaşamından anlarız.İmanlı kişiyi de,biz hayırlı ve güzel amellerinden anlarız.Allah'a imanı olmayanın yaptığı güzel ameller,kişilerin gözünde hoş ve iyi görünse de,bu her zaman böyle olmaz.Yani İmanlı kişiyi değerlendirirken,bu kişi imanlıdır derken,sadece sosyal hayattaki,toplumsal davranışlarıyla,topluma yönelik amelleriyle değil,kendi şahsına yönelik amelleriyle de görmek ve değerlendirmek zorundayız.
Örneğin Allah'a iman etmeyen birisi ,insanlara yardımcı olabilir.Kul hakkı yemeyebilir,hatta fakir fukaraya yardım da edebilir.Kuşa-böceğe hayvanata da yardımcı olabilir,insalcıl ve hayvancıl da olabilir.Ama ben yaratanı tanımam,inanmam,beni Allah bağlamaz,aklım bana yeter,yaşam bu dünyadan başka yerde yoktur.Ölümden sonra hayatı tanımam,yaşam BİG BANG denen olayla tesadüfen başlamıştır gibi laflar eden,Allah'ın haram kıldığı yiyecek ve içeceklerle beslenmekten hoşlanan birisi ise buna da asla İmanlı bir kişi diyemeyiz.Ne kadar iyi ve güzel işler yaparsa yapsın,zira onun niyeti halis değildir.Yaptığı güzel sandığımız işleri de hep birer gösterişten ibarettir.
Bazı niyetler vardır ki,nefsidir.Nefsi olan niyetlerin ortağı her zaman şeytan olmuştur.Zira nefis,şeytanın dostudur.Her zaman şeytanın fısıltılarına gönüllüdür.Bu nedenle nefsi niyet sahipleri her zaman bencil,egoist,hatta zalim de olabilirler.Zalim ve vahşi kişiler,her daim,niyetleri bozuk ve sakat olanlardır.
İster inanın,ister inanmayın,"ölümden sonra mutlak bir hayat vardır".İnanmamakla ,inkar etmekle,yok saymakla,var olanlar asla yok olamaz.Aslında bu yok saymalar,inkarlar kişinin hem var olan yaşamını,hem de öldükten sonraki yaşamını hüsrana uğratır.
İçki içen,zina eden,haksızlık eden,başkalarının hakkına tecavuz edenler kazandıklarını sanarlar ama aslında kaybedenlerden olur.
Allah kullarına "akıl" denen bir niğmeti vermiş ve bunu da "güç" ile desteklemiştir.Bu iki niğmeti kul kendi kazanarak elde etmez.Bunları veren sadece yaratan Allah'tır.Bu nedenle bunları Allah'ın rızasına uygun şekilde ve işlerde kullanmak zorundadır.Kulun gerçek sorumluluğu buna bağlıdır.Bunlara sahip olmayanlar, sorumluluk sahibi değillerdir.
Allah: "Kullarına taşımayacakları,altından kalkamayacakları,güçlerinin yetemeyeceği şeylerden sorumlu tutmaz."BAKARA-286
Örneğin,namaz kılamayacak kadar hasta olan namazdan muaftır.Oruç tutamayacak kadar hasta olan oruçtan sorumlu değildir.Fakir ise Hacca gitmekle ,zekat vermekle sorumlu değildir.
Zorla tecavüze uğrayan kadın-ya da erkek zina yapmış sayılmaz.Zorla içki içirtilen,haramlar yedirtilenler bundan sorumlu değillerdir.
Bir kişi fakirlikten sorumludur.Zira o kişi aklını ve gücünü fakirlikten kurtulmak için kullanmamıştır.Bir kişi hastalıklarından sorumludur.Zira vücudunu hasta edecek işlerden,yiyecek ve içeceklerden korumamıştır.Örneğin günümüzde yaygın olan Koranaya yakalanmaktan sorumludur.Hatta kanserden bile sorumludur.Zira kanser bile vücudun uygun olmayan beslenmelerden kaynaklıdır.
İnsan ölümden sorumlu değildir.Ama ölümün gerçekleşmesine neden olan şeylerden sorumludur.Örneğin araba kazası sonucunda,uyuşturucu kullanma sonucunda,kavga sonucunda,ya da intihar etme gibi istenmeyenlerden sorumludur.Ölümü yaratan Allah'tır.Ama nedenleri kulun kendisinden kaynaklıdır.
Rabbim,niyeti halis,ameli hayırlı ve güzel ,Allah'ın Rızasına uygun olanlardan bizleri de eylesin inşallah.
Unutmayalım,inanmasanız bile,amellerimizin her zerresi kayıt altına alınmaktadır."Amel Defteri" dediğimiz Hesap dökümümüz,yaşamımızın özeti bize Hesap günü eksiksiz olarak teslim edilecek,gösterilecektir.Bizi Rabbimiz amellerimize göre yargılayacak ve sonucunda amelimiz nereye uygunsa,bizi oraya yollayacaktır.Gidecek en güzel yer Cennettir.
Ben cenneti istemem diyenler için de cehennem zaten hazır beklemektedir.Tercih ve bu tercihe uygun ameller bize bırakılmıştır.Rabbi adildir,kullarına adaletiyle muamele edecektirr.Şüphemiz olmasın.
H.SARI

KUR'ANI ANLAMAK

 KUR'ANI ANLAMAK İÇİN HİKMET SAHİBİ OLMAK GEREK

Allah derki: "biz size kitabla birlikte HİKMET de verdik"
Hikmet ,aslında Kur'andan hükümler çıkartabilme yetisidir.Bu da kendiliğinden kazanılan bir yetenek değil,yaratılırken kişiye özel olarak verilen fazladan niğmettir.Hikmet sahibi olmayan Kur'andan hükümler çıkartamaz.İşte bu anlamda devreye hikmet sahibi alimler girer.Mezhep alimleri de bunlardan bazılarıdır.Onlardan önce ve sonra da binlerce böyle alim ve hikmet sahibi insanlar gelmiştir ve kıyamete kadar da gelecektir.Bu da Allah'ın dininin kıyamete kadar korunması uygulanması anlamına gelir.
Böyle olan alimler asla ve asla dinden kazanç sağlamazlar,bilgilerini parayla satmazlar,kendilerini tağutlaştırmazlar ve peşlerinden gidenleri de sürü yapmazlar.
Gerçek ilim ve Hikmet sahibi kişiler, ben Kur'anı daha iyi anlarım yarışına da girmezler.
Dinde tek otorite Allah'tır.Din olan İslam da O'nun kabul ettiği tek dindir.
Kur'anı Allah'tan alan ve asla ekleme veya çıkartma yapmaksızın insanlara tebliğ eden,anlayan ve anlatan ise sadece Allah Rasulü Hz.Muhammed a.s.dır.
İşte bu nedenle Allah:"Rasule itaat edin" emrini vermiştir.Rasule itaat,Allah'a itaatın hemen ardından gelir.Bunun ispatı da Kur'an ve sünnete uygun yaşamaktır.Sünneti inkar eden,kesin kesin Kur'anı da inkar etmiş olur.Zira Sünnet,Kur'anın uygulanmasıdır,pratiğe,gerçek yaşama aktarılmış şekli,özü ve hatta ta kendisidir.
İnacaksak ancak böyle inanalım.Yoksa başklalarını kandırıp da kendinizin kandırılmış olduğunuzun bile farkında olmadan kaybedenlerden olursunuz.
Rabbim Kur'anı anlayan hikmetli kullarından eylesin inşeallah
H.SARI

İ N S A N

 İNSAN

Allah,insanı tarif ederken,önce onun yaratılışını bize anlatır.İnsan yaratılmadan önce çok uzun zamanlar geçti der (İnsan-Dehr suresinde)
Yani Allah,herşeyi ,evreni,kainatı ve içindekileri önce yaratıyor,onları yerli yerine koyuyor ve ardından da insanı çok daha sonra yaratıyor.Yani önce insanın yaşanmasına uygun bir dünya ve o dünyayı içinde saklayan bir kainat ve o dünyayayı çepe çevre kuşatan bir zırh olarak dünyayı Tabakalarla kuşatıyor ki,insana ,yaşamına bir zarar gelmesin diye.
Daha sonra bu dünyanın hammaddesi olan ve adına da “Nefs-i Vahide “ dediği tek hücreli bir varlıktan,önce erkeklik özelliği olan varlığı,daha sonra da aynı Nefs- Vahide denen varlıktan dişilik özelliği olan varlığı yaratıyor.Yani daha ortada Adem ve Havva yokken insanın özü olan erkeklik ve dişilik özelliklerini taşıyan iki varlığı yaratıyor.Sonra da aradan çok çok uzun zamanlar sonra bu iki maddeden,yüzlerce,binlerce erkekler ve kadınlar yaratıyor ve böylece insan varlığı erkek ve kadın olarak yaratılarak bugünkü özellikte bir insan ortaya çıkmış oluyor.Bildiğiniz gibi İNSAN, kadın ve erkek cinsiyetinin ortak adıdır.Dolayısıyla cinsiyetler arasında asla yaratılış farkı yoktur.Biri diğerini tamamlayan iki varlıktır.
Daha sonra,Allah insanlar üzerinden,İnsanın ilk atası Adem üzerinden Cinleri ve melekleri imtihana tabi tutar.İlk imtihanın ilk sorusu,daha doğrusu ilk EMRİ, “Ademe secde edin” oldu.
Melekler bu Emre anında uyarak secde ederken (Ademe itaatlarını gösterirken ) Cinlerin atası olan İblis bu Emre uymadı.Hatta pişmanlık duyup,Allahtan af bile dilemedi. Allah'a karşı durmuş, emre itaatsızlık etmişti. Allah Ona niçin Ademe ilk insana secde etmediğini sorduğunda İblis :" çünkü onu topraktan,beni ise ateşten yarattın.Ateş topraktan daha üstündür" diyerek,yaratılış maddesiyle üstünlük taslamıştı.Sonunda Allah onu makamından indirerek,ona Şeytan adını verdi. Melekler ise Allahın emrine şüphe duymadan,kendilerince sakat yorumlara girmeden verilen emir sahibi Allah olduğu için anında uydular ve gereğini yaptılar.Halbuki melekler NIR'dan yaratılmışlardı.İblisin de Ademin de yaratılış maddesinden daha değerli bir cevherden yaratılmışlardı.Ama bunlar asla bunu öne sürerek,emri tartşmadılar bile.Zira emrin sahibi kendilerini de yaratan Allah idi.
Daha sonra,ikinci imtihan ise Adem ve eşinin imtihanı oldu.Bu imtihan, “Yasaklanan bir meyve” idi.
Allah,Ademe ve eşine bu cennet gibi güzel olan bahçede,yaşayın,herşeyi rahatlıkla yeyin,için ama şu ağaca dokunmayın dedi.
Uzun bir müddet,bu bahçede huzur içinde yaşadılar.Fakat gel görki İblis bunların peşini bırakmadı,sağdan soldan,yandan arkadan sokularak onları kandırmak için çabaladı.Çünkü kendisinin sapıtarak şeytan olmasına Ademin,yani insanın olduğunu biliyor ve insan ve insan nesline karşı kin ve intikam besliyordu. Adem ve eşine yasaklanmış olan meyveden yedirmek için,onları saptırmak için her türlü cambazlığı yaptı.Aynen şimdiki zamanda insanları çeşitli entrikalarla yoldan çıkartma çabasında olduğu gibi.İblis,yani şeytan onlara,Eğer bu yasaklanan meyveden yerlerse,ölümsüz olacaklarını,böylece bu cennet gibi bahçede ebediyyen yaşayacaklarını söyler.Allah bu meyveyi size yasakladıki,sizin belli bir zaman sonra ölmenizi istediği için bunu size yasakladı,eğer ondan yerseniz,asla ölmeyeceksiniz diye onları buna inandırdı ve kandırdı ,aldattı.
Adem ve eşi kendileri için yasaklanmış olan o meyveden yedikleri zaman imtihanı kaybetmiş oldular. Emre uymayarak yasaklanan meyveden yediler ve böylece de,işledikleri bu günah onlara ÇİRKİN olarak göründü.Bazılarının uydurduğu gibi avret yerleri açılıp görünmedi.Oraları zaten ilk baştan beri örtülüydü.Zira Allah "size gökten bir elbise indirdik,ama takva elbisesi daha iyidir." diye şu ayetiyle bu konuda bize bilgi verir:
" Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar."
A'RAF suresi,ayet-26
Yasaklanan meyveden yedikleri anda,işledikleri günah onlara,günahın belirtisi olarak ÇİRKİN görünmüştü.Onlar bunu görünce rahatsız oldular,
Daha sonra onlar bu ,çirkinliklerini örtmek için o bahçenin büyük yapraklarını kullandılar.
Yani insanın ilk imtihanı buydu,onu da kaybetmişti.İblis,Ademe secde etmeyip de Allah'a karşı gelişinde,hatasından dolayı Tevbe etmedi,pişmanlık da duymadı.Üstüne bir de Allah'tan izin istiyerek,insan neslini saptırmak istediğini bildirdi.Rabbimiz de O'na bu izni o zaman vermişti.Elbette bu da hem şeytanın hem de insanın imtihana tabi tutulması içindi.
Ama güzel olan birşey oldu,Adem ve eşi yasak meyveden yedikten sonra günahlarının çirkinliklerinden dolayı Tevbe ederek bağışlanmalarını istediler ve sonra da Allah tarafından bağışlandılar ama böylece ilk imtihanı da kaybetmiş oldular.İblisten yani şeytan lakabını alan İblisten farkı da budur.İblis pişmanlık duyup da tevbe etmedi,İnsanın ataları tevbe ettiler.
İşte bu da bize gösterirki,insan zaman zaman şeytanın aldatmasıyla günahlara girebilir,ama asıl olan Atalarımız Adem ve Havva gibi günahlarından pişmanlık duyarak tevbe etmeleri ve Rabbinden bağışlanmalarını istemeleridir.
Allah, Bakara Suresi, 160. ayetinde: " Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim." buyurmaktadır.
O günden sonra insan nesli dünyada hep imtihandadır.
İnsanın imtihanı kulluğunun bir gereğidir.Zira Allah cinleri ve insanları kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır.
" Ben cinleri ve insanları, başka şey için değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım."
ZARİYAT suresi,ayet-56
İnsanın imtihanı çeşit çeşittir.Kimi zaman şeytanıyla,kimi zaman nefsiyle,kimi zaman malı ve evladıyla ,hatta sağlığıyla,hastalıklarla,kimi zaman eşiyle,arkadaş ve dostlarıyla.Kimi zaman diğer yaratıklarla,tabiatla,tabiat olaylarıyla,debrem,sel yel gibi.Kimi zaman insan makamıyla,işi ve emeğiyle,hatta fikir ve düşünceleriyle,kaygı ve endişeleriyle,acılarla,işkencelerle imtihan olur.Başına gelen olayların birçoğu kendi elleriyledir.Yani kişinin amelleri onun imtihanıdır.İşte bu nedenle Mahşer günü dediğimiz Hesap günü kullar dünyada yaptıkları amellerinin toplandığı yazıldığı Amel Defterinin içinde kayıtlı olanlarla imtihan olacaktır.
" Yaptıkları her şey Kitaplarda kayıtlıdır ."
Kamer Suresi,ayet-52
" Her insanın amellerinin (yazılı olduğu sahifeyi) boynuna asmışızdır. Kıyamet Günü ona bir kitap çıkarırız. Onu (kitabı) açık olarak karşısında bulur."
İSRA suresi,ayet-13
Amel defterimizde işlediğimiz amellerin zerresinin bile kayıtlı olduğunu göreceğiz.
" ﴾7﴿ Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür.
﴾8﴿ Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.
ZİLZAL suresi ayetler 7 ve 8
İnsan amel defterini eline aldığında :
" Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, “Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez."
KEHF suresi,ayet-49
Allah insanı tarif ederken insan için
cahildir, azgındır, zalimdir, nankördür, akılsızdır,isyankardır,bencildir,cimridir gibi hoş olmayan sıfatlarla anlatır ki elbette bunlar da doğrudan kulun amellerinin bir sonucudur.
Bunun yanında Kafir,Münafık,Müşrik gibi kötü isimleri de insan için kullanmıştır.
Ama övdüğü insanlar da vardır.Müslüman,Mü'min,Müttaki gibi.
İnsanın en düşük mevkisine Allah şeytan derken,en yüksek mevkisine de Müttaki adını vermiştir.İnsanlardan da cinlerden de şeytanlar vardır.
" “İnsan ve cin şeytanlardan düşmanlar var ettik."
EN'AM/112
Şeytan olmak da,Müttaki olmak da tamamen insanın elindedir.Allah asla kullarını sınıf seçmekte zorlamaz.Dilen iman eder,dileyen isyan eder.Ama sonuşlarına da katlanır.
İnsanın sonu ölümle bitmiyor.Ölümle biten sadece bu dünya ve dünya hayatıdır.Ama asıl olan ahiret alemi dediğimiz bir insan yaşamı varki,orada asla ölüm yoktur.Orada iki yer vardır.Cennet ve Cehennem diye.
Allah kendisinin Razı olacağı amelleri yaparak ölenleri cennete,aksini yapanları da cehenneme koyacağını defalarca uyararak söyler.
Bize düşen gideceğimiz yeri,amellerimizle seçmemizdir.Allah adildir,adaletle hüküm verir.İnsan kendi cennetini de,kendi cehennemini de kendisi,dünyada yaptıkları amelleriyle seçer,kazanır.Yani insanı cennete ya da cehenneme götüren insanın kendi amelleridir.
Ne ekersen,ancak onu biçersin.
Rabbim bizi cenneti kazanacak Hayırlı ve Güzel ameller yapmağa muvaffak eylesin inşeallah.
H.SARI

ŞEYTANIN HİLESİ

 ŞEYTANIN HİLESİ ÇEŞİT ÇEŞİTTİR

Allah,meleklere ve Cinlerin atası olan İblis'e ,İnsanların atası olan Ademe itaat edin dediğinde,melekler derhal emre uyarak,Ademe itaat ettikleri halde,İblis itaat edenlerden olmadı.Bunun üzerine Allah,O'na neden secde (itaat ) etmediğini sorduğunda,O, " çünkü onu (Ademi) çamurdan,beni ise ateşten yarattın.Elbette ateş,çamurdan daha üstündür" dedi.Halbuki melekler de Nurdan yaratılmışlardı,ama asla yaratılış maddelerini bir üstünlük aracı olarak kullanmak akıllarına bile gelmedi.Zira onlar Emir sahibi olan ,emreden sadece Allah olduğu için tereddüt etmeden emre uymuşlardı.Daha sonra Allah,İblisi huzurundan kovdu,makamından aşağıya indirdi ve ona "şeytan" adını vererek aşağıladı.Şeytan aslında aşağılanmış,huzurdan kovulmuş anlamındadır.Şeytanlaşan cinler gibi,şeytanlaşan insanlar da huzurdan kovulan,aşağılanan mahluklardır.
İşte o şeytan adını alan İblis,huzurdan kovulduğunda,Allah'tan kıyamete kadar kendisine mühlet,zaman verilmesini istedi.Allah da onun bu isteğini kabul etti.
Huzurdan kovulan İblis: " Dedi ki, Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."
A'RAF-16
" Muhakkak,önlerinden,arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
A'RAF-17.ayet
" Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara yakıcı ateşin mahkûmlarından olsunlar diye çağrıda bulunur."
FATIR suresi,ayet-6
Birgün,Mü'min birisi tarlada işini yaparken yanına biri gelip ,selam vermeden,laf atmış.Ne çalışırsın,dünyayı cebine koyup da ahirete mi götüreceksin.Bırak bir soluklan da gel iki sohbetin belini bükelim der.
Mü'min adam,yanına böyle selamsız-sabahsız gelenden pek hoşlanmamış.Zira iyi birisi olsa önce selam verir diye düşünmüş.Adamın yanına gitmemiş.Adam ne oldu arkadaş,korktun mu benden der.Mü'min olan kişi,yok korkmadım ama gelişinden de pek hoşlanmadım der.O kişi,neden hoşlanmadın diye sorduğunda,Mü'min olan adam,"insan önce bir selam verir,hal hatır sorar,ama sen ne selam verdin,ne de hal hatır sordun.Doğrudan laf sokuşturdun"der.
O gelen kişi,ben selam vermekten hoşlanmam.Selam verenleri de pek sevmem der.
Mü'min olan rahatsız olduğunu ona hissettirmek için," sen selamdan hoşlanmadığına göre,yoksa sen şeytan mısın ?" der.
Gelen kişi,birden şaşırır, " sen benim şeytan olduğumu nerden anladın " der.
Adam,selamdan olsa olsa şeytanlar hoşlanmaz da ondan dedi.
Gerçekten gelen kişi aslında insan kılığına girmiş bir şeytandı.Adamın kendisinin şeytan olduğunu nasıl tanıdığını merak etmiş sormuştu.
Aslında adam onun şeytan olduğunu bilmiyordu,ama selama karşı olduğu için ona böyle cevap vermişti.
Şeytan,tamam madem sen benim şeytan olduğumu bildin gel de iki laf edelim dedi.Mü'min adam işin ciddiyetini kavramak,gerçekten gelen kişinin insan kılığına girmiş bir şeytan olduğunu anlamak için,madem sen şeytansın o zaman insanları nasıl kandırdığını bana anlat,ya da göster dedi.Şeytan gerçekten bunu merak edip öğrenmek mi istersin dedi.Adam da biraz tedirgin oldu ama yine de haydi göster bakalım şeytanlık hünerini dedi.
Şeytan peki deyip işine başladı.
Adama dönüp bak taa uzaklarda kazığa ipi bağlanmış bir eşek var.Gördün mü dedi.Adam da evet gördüm dedi.
Bak şimdi sen olacakları seyret bakalım dedi ve işine başladı.
Önce eşeğin ipini çözdü.Eşek biraz sonra ipinin çözüldüğünü hissettikten sonra hızla yanındaki bahçeye daldı.Bahçenin altını üstüne getirdi.Bahçe sahibi,eşeğin bahçesini tarumar ettiğini görünce,hemen av tüfeğini alıp eşeğe doğrulttu ve iki el ateş ederek,eşeği oracıkta öldürdü.
Silah sesini duyan komşusu,eşeğin sahibi,dışarı çıktığında eşeğini komşunun bahçesinde ölü vaziyette görünce, "ulan utanmaz,zavallı eşşeğimden ne istedin,hiç mi vicdanın yok,bir tutam ot için eşşek öldürülür mü? diye komşuya çıkıştı.Komşu zaten iyice sinirlenmişti.Eşeğin sahibine madem eşeğini çok severdin de neden ipini sağlam bağlamadın kazığına dedi.
Karşılıklı hırslı,kızgın,hakarete varan konuşmalarla adeta birbirlerini kışkırttılar.
Bu sefer de eşeğin sahibi içeri gidip tüfeğini aldı ve adama peşpeşe 2-3 el ateş etti.Adam olduğu yere yıkıldı.Silah seslerini duyan konu-komşu dışarı çıktı.Bir tarafta eşşek,diğer tarafta bir adam yerlerde yatıyordu.Derken kavgaya karşılıklı akraba-eş dost da karıştı.Ortam tam bir meydan savaşına döndü.
Uzaktan jandarma arabalarının çakar lambaları göründü.Olay yerine geldiklerinde eşşek kavgasında tam 5 kişi ölmüş,7 kişi de değişik yerlerinden yaralanmıştı.
Şeytan adama döndü ve "işte benim işimden bir parça göstermiş oldum" dedi.
Mü'min adam,şeytana dönerek :" sen ne yaptın,bu kadar insanın kanına girdin,bu kadar insanın ölümüne yaralanmasına sebep oldun" der.
Şeytan,adama dönerek "ben ne yaptım ki,sadece eşeğe acıdım,karnı daha iyi doysun diye ipini çözüverdim.Ben aslında eşeğe iyilik etmek istedim der.Ben onları kavgaya mı çağırdım,yapmasalardı,ben mi kavga ettirdim onları.Kaldıki benim onlar üzerinde bir gücüm de yoktur der ve başka şeytanlıklar yapmak üzere oradan ayrılır.
Aslında Allah bizi şeytana karşı uyarmıştı:
" Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese ve şaşırmaca) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir."
A'RAF suresi ayet-200
Aslında şeytanın bir yaptırım gücü de yoktur.O sadece insanları değişik hilelerle kandırıp aldatır,sonra da aldanmasaydınız der işin içinden sıyrılır.
" Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır."
İBRAHİM suresi,ayet-22
İşte dostlar,hikaye budur.Bize düşen kendimize ders çıkartmak,şeytanın hilelerine aldanmamaktır.
Ama unutmayın şeytan bizi çoğu kez Allah ile aldatır.Bize iyi ve hoş şeyler fısıldayarak,nefsimizi hoş gelenleri fısıldayarak,adeta okşayarak bizi Hak yoldan uzaklaştırır.
Bir işe başlarken onun hayırlı bir iş olup olmadığına bakınız.Hayırlı işlerimizde mutlaka bismillahirrahmanirrahiym diyerek başlayalım.
Rabbim şeytandan ve şeytanlaşmış kişilerden bizi korusun inşeallah.
H.SARI

AMEL - İ M A N

 AMEL İMANIN KENDİSİDİR

Bazıları,İman ile amelleri ayrı tutmak isterler.Böylece kendi imansızlıklarını ,ya da islam dinine uygun olmayan amellerini,işlerini,yaşam tarzlarını gizlemek,örtmek için," İman ayrı şey,amel ayrı şeydir " derler.Yani ahlaksızca yaşarlar ama sonra da utanmadan " ben de imanlıyım,sen benim kalbime bak " derler.Bu tamamen münafıkça bir tavır sergilemedir.
Kendi sapıklıklarını örtmek için de Hanefi-Maturidi inancına göre "ameller ,imandan bir CÜZ (parça) değildir " diyerek de, O alimlere iftira atarlar.
Aslında bu görüş,yani "ameller imandan bir cüz değildir " görüşü,Hanefi-Maturidi'nin görüşleri değildir.Sonradan,amelleri bozuk olanların kendilerini temiz göstermek,kendi günahlarını örtmek için uydurdukları, hatta bu uydurdukları saçmalığın da,alimlerin görüşü olduğunu ve dolayısıyla kendilerinin,doğru gibi görünmesini istedikleri için o iki alimin kitaplarına bu saçma ifadeler,sonradan ilave edilmiş koca bir yalandır.
İman eden erkeğe Mü'min,iman eden kadına da Mü'mine denir.Bu da ancak kulun amellerine bağlı olarak verilen bir isim bir tanımdır.
Allah kullarını imanlarına,yani yaptıkları amellere göre Kafir,müşrik,münafık,Mü'min ve Muttaki olarak sınıflandırır.Yani kulların amellerine göre Allah onlara bu isimleri verir.Yani kul hangi amelleri,işleri yapmışsa onlara imanlarının göstergesi olan,dışa vurumu olan bu isimlerle adlandırmıştır.
Kıyametten sonra kurulacak Hesap günü de kullar bu amellerinin kayıt altına alındığı amel defterlerine göre hesap görecekler,sorgulanacaklar ve neticesinde de bu amellerine yani imanlarına göre cennet ya da cehenneme gireceklerdir.
Amel İmandan bir cüz (Parça) değil,imanın ta kendisidir.Ameli kötü olanın imanı da kötüdür.Ameli iyi olanın imanı da iyidir.
İmanın giriş kapısı Teslimdir.Yani islamdır,Teslim olana Müslüman denir.Müslüman olmakla kul iman edeceklerini kabul etmiştir.Ancak iman tamam olmamıştır.İmanın gerçek teslimiyete dönüşmesi için Hayırlı ve güzel amellerin de olması şarttır.
" İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?"
ANKEBUT-2
" İslama yeni girenler, "İman ettik!" dediler. De ki: "Siz (henüz) iman etmediniz ama ‘Teslim olduk!' deyin! (Çünkü) iman henüz kalplerinize yerleşmedi. Allah'a ve Elçisine itaat ederseniz (Allah) işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez." Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir."
HUCURAT-14
"Sen benim kalbime bak" deyip de,her türlü haramı işleyende iman olmaz.İman kalbde derler ama kalb olan et parçasının içinde değildir.Buradaki kalb,bedenle birlikte olan RUH'tur.Bu nedenle bedenin bir parçası olan DİL'in söylemesi iman için yeterli değildir.Bunu Ruh'un da tasdik etmesi şarttır.Zira beden bu dünyada kalırken, Ruh ahirete yeni bir bedenle birleşmek üzere gider.Beden ölümlüdür,ama Ruh ölümsüzdür.Ruh ölmez.Zira Ruh Allah'ın zatındandır.
" Sonra ona (Adem'e) düzgün bir şekil vermiş ve O'na (Adem'e) ruhundan üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz."
SECDE suresi,ayet-9
" Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”
HİCR suresi,ayet-29
Ameller ruhun kabullendiği,bedenin de bunu görsel olarak yerine getirdiği icraatlardır.Yani iman doğrudan amellerle birliktedir.Amel ayrı,iman ayrı asla olamaz.
Bu nedenle " iman ettim " diyen herkesi,Allah cennetine koymaz.Bu Allah'ın sünnetine aykırıdır.
Eğer öyle olsaydı,amel olmadan iman olmuş olsaydı, Musa a.s. ve arkadaşlarını öldürmek için peşlerine düşerek suda boğulan Fravun da iman etmiş sayılırdı.Zira O da son anında boğulacağını anladığı zaman "ben de Musa'nın ve Harun^un Rabbine iman ettim " demişti.Ama Allah onun bu söylemini iman olarak kabul etmedi.
Bir kişinin imanlı olup olmadığını Allah da bilir,kullar da bilir.Allah da o kulun amellerine bakarak takdir eder,kullar da o kişinin amellerine bakarak imanlı mı,imansız mı olduğunu anlar.İmanlıyım,ben de müslümanım deyip de her türlü çirkinliği işleyenlere sakın müslüman demeyin.Hatta öldüklerinde cenazelerine bile katılmayın.Tevbe 84 ayeti bunu yasaklar.
İnsan oğlu atası Adem gibi elbette hatalar yapabilir.Zaman zaman günahlara dalabilir,Allah'ın emrine asi gelmiş olabilir.Ama bu asilik,karşı gelmeler,günahlar sürekli olursa,bunları terkedip de hayırlı ve güzel amellere yönelmezse,artık o kulda imandan eser kalmaz.İşte bu nedenle Allah kullarının yararını düşündüğü için onlara "TEVBE KAPISI"nı daima açık tutmuştur.Ama elbette bunun da şartları vardır.Son nefeste yapılan tevbeler asla kabul edilemez.Fravunun tevbesi gibi.Ya da Tevbe ettim dediği halde günahlarından asla vazgeçmeyenlerin tevbeleri de kabul edilmez.İblisin tevbesi gibi.
Ya da Tevbe ettim dediği halde hemen ardından Hayırlı ve Güzel ameller yapmayanların tevbesi de kabul edilmez,günahları da bağışlanmaz.
Bunu dikkate alarak yaşamımıza yön verelim.Amellerimizde her zaman "Allah'ın Rızası"nı gözetelim.Allah'ın razı olmayacağı bir işi,ameli asla yapmayalım.

H.SARI