Saturday, 17 July 2021

KUR'ANI ANLAMAK

 KUR'ANI ANLAMAK İÇİN HİKMET SAHİBİ OLMAK GEREK

Allah derki: "biz size kitabla birlikte HİKMET de verdik"
Hikmet ,aslında Kur'andan hükümler çıkartabilme yetisidir.Bu da kendiliğinden kazanılan bir yetenek değil,yaratılırken kişiye özel olarak verilen fazladan niğmettir.Hikmet sahibi olmayan Kur'andan hükümler çıkartamaz.İşte bu anlamda devreye hikmet sahibi alimler girer.Mezhep alimleri de bunlardan bazılarıdır.Onlardan önce ve sonra da binlerce böyle alim ve hikmet sahibi insanlar gelmiştir ve kıyamete kadar da gelecektir.Bu da Allah'ın dininin kıyamete kadar korunması uygulanması anlamına gelir.
Böyle olan alimler asla ve asla dinden kazanç sağlamazlar,bilgilerini parayla satmazlar,kendilerini tağutlaştırmazlar ve peşlerinden gidenleri de sürü yapmazlar.
Gerçek ilim ve Hikmet sahibi kişiler, ben Kur'anı daha iyi anlarım yarışına da girmezler.
Dinde tek otorite Allah'tır.Din olan İslam da O'nun kabul ettiği tek dindir.
Kur'anı Allah'tan alan ve asla ekleme veya çıkartma yapmaksızın insanlara tebliğ eden,anlayan ve anlatan ise sadece Allah Rasulü Hz.Muhammed a.s.dır.
İşte bu nedenle Allah:"Rasule itaat edin" emrini vermiştir.Rasule itaat,Allah'a itaatın hemen ardından gelir.Bunun ispatı da Kur'an ve sünnete uygun yaşamaktır.Sünneti inkar eden,kesin kesin Kur'anı da inkar etmiş olur.Zira Sünnet,Kur'anın uygulanmasıdır,pratiğe,gerçek yaşama aktarılmış şekli,özü ve hatta ta kendisidir.
İnacaksak ancak böyle inanalım.Yoksa başklalarını kandırıp da kendinizin kandırılmış olduğunuzun bile farkında olmadan kaybedenlerden olursunuz.
Rabbim Kur'anı anlayan hikmetli kullarından eylesin inşeallah
H.SARI

İ N S A N

 İNSAN

Allah,insanı tarif ederken,önce onun yaratılışını bize anlatır.İnsan yaratılmadan önce çok uzun zamanlar geçti der (İnsan-Dehr suresinde)
Yani Allah,herşeyi ,evreni,kainatı ve içindekileri önce yaratıyor,onları yerli yerine koyuyor ve ardından da insanı çok daha sonra yaratıyor.Yani önce insanın yaşanmasına uygun bir dünya ve o dünyayı içinde saklayan bir kainat ve o dünyayayı çepe çevre kuşatan bir zırh olarak dünyayı Tabakalarla kuşatıyor ki,insana ,yaşamına bir zarar gelmesin diye.
Daha sonra bu dünyanın hammaddesi olan ve adına da “Nefs-i Vahide “ dediği tek hücreli bir varlıktan,önce erkeklik özelliği olan varlığı,daha sonra da aynı Nefs- Vahide denen varlıktan dişilik özelliği olan varlığı yaratıyor.Yani daha ortada Adem ve Havva yokken insanın özü olan erkeklik ve dişilik özelliklerini taşıyan iki varlığı yaratıyor.Sonra da aradan çok çok uzun zamanlar sonra bu iki maddeden,yüzlerce,binlerce erkekler ve kadınlar yaratıyor ve böylece insan varlığı erkek ve kadın olarak yaratılarak bugünkü özellikte bir insan ortaya çıkmış oluyor.Bildiğiniz gibi İNSAN, kadın ve erkek cinsiyetinin ortak adıdır.Dolayısıyla cinsiyetler arasında asla yaratılış farkı yoktur.Biri diğerini tamamlayan iki varlıktır.
Daha sonra,Allah insanlar üzerinden,İnsanın ilk atası Adem üzerinden Cinleri ve melekleri imtihana tabi tutar.İlk imtihanın ilk sorusu,daha doğrusu ilk EMRİ, “Ademe secde edin” oldu.
Melekler bu Emre anında uyarak secde ederken (Ademe itaatlarını gösterirken ) Cinlerin atası olan İblis bu Emre uymadı.Hatta pişmanlık duyup,Allahtan af bile dilemedi. Allah'a karşı durmuş, emre itaatsızlık etmişti. Allah Ona niçin Ademe ilk insana secde etmediğini sorduğunda İblis :" çünkü onu topraktan,beni ise ateşten yarattın.Ateş topraktan daha üstündür" diyerek,yaratılış maddesiyle üstünlük taslamıştı.Sonunda Allah onu makamından indirerek,ona Şeytan adını verdi. Melekler ise Allahın emrine şüphe duymadan,kendilerince sakat yorumlara girmeden verilen emir sahibi Allah olduğu için anında uydular ve gereğini yaptılar.Halbuki melekler NIR'dan yaratılmışlardı.İblisin de Ademin de yaratılış maddesinden daha değerli bir cevherden yaratılmışlardı.Ama bunlar asla bunu öne sürerek,emri tartşmadılar bile.Zira emrin sahibi kendilerini de yaratan Allah idi.
Daha sonra,ikinci imtihan ise Adem ve eşinin imtihanı oldu.Bu imtihan, “Yasaklanan bir meyve” idi.
Allah,Ademe ve eşine bu cennet gibi güzel olan bahçede,yaşayın,herşeyi rahatlıkla yeyin,için ama şu ağaca dokunmayın dedi.
Uzun bir müddet,bu bahçede huzur içinde yaşadılar.Fakat gel görki İblis bunların peşini bırakmadı,sağdan soldan,yandan arkadan sokularak onları kandırmak için çabaladı.Çünkü kendisinin sapıtarak şeytan olmasına Ademin,yani insanın olduğunu biliyor ve insan ve insan nesline karşı kin ve intikam besliyordu. Adem ve eşine yasaklanmış olan meyveden yedirmek için,onları saptırmak için her türlü cambazlığı yaptı.Aynen şimdiki zamanda insanları çeşitli entrikalarla yoldan çıkartma çabasında olduğu gibi.İblis,yani şeytan onlara,Eğer bu yasaklanan meyveden yerlerse,ölümsüz olacaklarını,böylece bu cennet gibi bahçede ebediyyen yaşayacaklarını söyler.Allah bu meyveyi size yasakladıki,sizin belli bir zaman sonra ölmenizi istediği için bunu size yasakladı,eğer ondan yerseniz,asla ölmeyeceksiniz diye onları buna inandırdı ve kandırdı ,aldattı.
Adem ve eşi kendileri için yasaklanmış olan o meyveden yedikleri zaman imtihanı kaybetmiş oldular. Emre uymayarak yasaklanan meyveden yediler ve böylece de,işledikleri bu günah onlara ÇİRKİN olarak göründü.Bazılarının uydurduğu gibi avret yerleri açılıp görünmedi.Oraları zaten ilk baştan beri örtülüydü.Zira Allah "size gökten bir elbise indirdik,ama takva elbisesi daha iyidir." diye şu ayetiyle bu konuda bize bilgi verir:
" Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar."
A'RAF suresi,ayet-26
Yasaklanan meyveden yedikleri anda,işledikleri günah onlara,günahın belirtisi olarak ÇİRKİN görünmüştü.Onlar bunu görünce rahatsız oldular,
Daha sonra onlar bu ,çirkinliklerini örtmek için o bahçenin büyük yapraklarını kullandılar.
Yani insanın ilk imtihanı buydu,onu da kaybetmişti.İblis,Ademe secde etmeyip de Allah'a karşı gelişinde,hatasından dolayı Tevbe etmedi,pişmanlık da duymadı.Üstüne bir de Allah'tan izin istiyerek,insan neslini saptırmak istediğini bildirdi.Rabbimiz de O'na bu izni o zaman vermişti.Elbette bu da hem şeytanın hem de insanın imtihana tabi tutulması içindi.
Ama güzel olan birşey oldu,Adem ve eşi yasak meyveden yedikten sonra günahlarının çirkinliklerinden dolayı Tevbe ederek bağışlanmalarını istediler ve sonra da Allah tarafından bağışlandılar ama böylece ilk imtihanı da kaybetmiş oldular.İblisten yani şeytan lakabını alan İblisten farkı da budur.İblis pişmanlık duyup da tevbe etmedi,İnsanın ataları tevbe ettiler.
İşte bu da bize gösterirki,insan zaman zaman şeytanın aldatmasıyla günahlara girebilir,ama asıl olan Atalarımız Adem ve Havva gibi günahlarından pişmanlık duyarak tevbe etmeleri ve Rabbinden bağışlanmalarını istemeleridir.
Allah, Bakara Suresi, 160. ayetinde: " Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim." buyurmaktadır.
O günden sonra insan nesli dünyada hep imtihandadır.
İnsanın imtihanı kulluğunun bir gereğidir.Zira Allah cinleri ve insanları kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır.
" Ben cinleri ve insanları, başka şey için değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım."
ZARİYAT suresi,ayet-56
İnsanın imtihanı çeşit çeşittir.Kimi zaman şeytanıyla,kimi zaman nefsiyle,kimi zaman malı ve evladıyla ,hatta sağlığıyla,hastalıklarla,kimi zaman eşiyle,arkadaş ve dostlarıyla.Kimi zaman diğer yaratıklarla,tabiatla,tabiat olaylarıyla,debrem,sel yel gibi.Kimi zaman insan makamıyla,işi ve emeğiyle,hatta fikir ve düşünceleriyle,kaygı ve endişeleriyle,acılarla,işkencelerle imtihan olur.Başına gelen olayların birçoğu kendi elleriyledir.Yani kişinin amelleri onun imtihanıdır.İşte bu nedenle Mahşer günü dediğimiz Hesap günü kullar dünyada yaptıkları amellerinin toplandığı yazıldığı Amel Defterinin içinde kayıtlı olanlarla imtihan olacaktır.
" Yaptıkları her şey Kitaplarda kayıtlıdır ."
Kamer Suresi,ayet-52
" Her insanın amellerinin (yazılı olduğu sahifeyi) boynuna asmışızdır. Kıyamet Günü ona bir kitap çıkarırız. Onu (kitabı) açık olarak karşısında bulur."
İSRA suresi,ayet-13
Amel defterimizde işlediğimiz amellerin zerresinin bile kayıtlı olduğunu göreceğiz.
" ﴾7﴿ Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür.
﴾8﴿ Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.
ZİLZAL suresi ayetler 7 ve 8
İnsan amel defterini eline aldığında :
" Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, “Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez."
KEHF suresi,ayet-49
Allah insanı tarif ederken insan için
cahildir, azgındır, zalimdir, nankördür, akılsızdır,isyankardır,bencildir,cimridir gibi hoş olmayan sıfatlarla anlatır ki elbette bunlar da doğrudan kulun amellerinin bir sonucudur.
Bunun yanında Kafir,Münafık,Müşrik gibi kötü isimleri de insan için kullanmıştır.
Ama övdüğü insanlar da vardır.Müslüman,Mü'min,Müttaki gibi.
İnsanın en düşük mevkisine Allah şeytan derken,en yüksek mevkisine de Müttaki adını vermiştir.İnsanlardan da cinlerden de şeytanlar vardır.
" “İnsan ve cin şeytanlardan düşmanlar var ettik."
EN'AM/112
Şeytan olmak da,Müttaki olmak da tamamen insanın elindedir.Allah asla kullarını sınıf seçmekte zorlamaz.Dilen iman eder,dileyen isyan eder.Ama sonuşlarına da katlanır.
İnsanın sonu ölümle bitmiyor.Ölümle biten sadece bu dünya ve dünya hayatıdır.Ama asıl olan ahiret alemi dediğimiz bir insan yaşamı varki,orada asla ölüm yoktur.Orada iki yer vardır.Cennet ve Cehennem diye.
Allah kendisinin Razı olacağı amelleri yaparak ölenleri cennete,aksini yapanları da cehenneme koyacağını defalarca uyararak söyler.
Bize düşen gideceğimiz yeri,amellerimizle seçmemizdir.Allah adildir,adaletle hüküm verir.İnsan kendi cennetini de,kendi cehennemini de kendisi,dünyada yaptıkları amelleriyle seçer,kazanır.Yani insanı cennete ya da cehenneme götüren insanın kendi amelleridir.
Ne ekersen,ancak onu biçersin.
Rabbim bizi cenneti kazanacak Hayırlı ve Güzel ameller yapmağa muvaffak eylesin inşeallah.
H.SARI

ŞEYTANIN HİLESİ

 ŞEYTANIN HİLESİ ÇEŞİT ÇEŞİTTİR

Allah,meleklere ve Cinlerin atası olan İblis'e ,İnsanların atası olan Ademe itaat edin dediğinde,melekler derhal emre uyarak,Ademe itaat ettikleri halde,İblis itaat edenlerden olmadı.Bunun üzerine Allah,O'na neden secde (itaat ) etmediğini sorduğunda,O, " çünkü onu (Ademi) çamurdan,beni ise ateşten yarattın.Elbette ateş,çamurdan daha üstündür" dedi.Halbuki melekler de Nurdan yaratılmışlardı,ama asla yaratılış maddelerini bir üstünlük aracı olarak kullanmak akıllarına bile gelmedi.Zira onlar Emir sahibi olan ,emreden sadece Allah olduğu için tereddüt etmeden emre uymuşlardı.Daha sonra Allah,İblisi huzurundan kovdu,makamından aşağıya indirdi ve ona "şeytan" adını vererek aşağıladı.Şeytan aslında aşağılanmış,huzurdan kovulmuş anlamındadır.Şeytanlaşan cinler gibi,şeytanlaşan insanlar da huzurdan kovulan,aşağılanan mahluklardır.
İşte o şeytan adını alan İblis,huzurdan kovulduğunda,Allah'tan kıyamete kadar kendisine mühlet,zaman verilmesini istedi.Allah da onun bu isteğini kabul etti.
Huzurdan kovulan İblis: " Dedi ki, Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."
A'RAF-16
" Muhakkak,önlerinden,arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
A'RAF-17.ayet
" Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara yakıcı ateşin mahkûmlarından olsunlar diye çağrıda bulunur."
FATIR suresi,ayet-6
Birgün,Mü'min birisi tarlada işini yaparken yanına biri gelip ,selam vermeden,laf atmış.Ne çalışırsın,dünyayı cebine koyup da ahirete mi götüreceksin.Bırak bir soluklan da gel iki sohbetin belini bükelim der.
Mü'min adam,yanına böyle selamsız-sabahsız gelenden pek hoşlanmamış.Zira iyi birisi olsa önce selam verir diye düşünmüş.Adamın yanına gitmemiş.Adam ne oldu arkadaş,korktun mu benden der.Mü'min olan kişi,yok korkmadım ama gelişinden de pek hoşlanmadım der.O kişi,neden hoşlanmadın diye sorduğunda,Mü'min olan adam,"insan önce bir selam verir,hal hatır sorar,ama sen ne selam verdin,ne de hal hatır sordun.Doğrudan laf sokuşturdun"der.
O gelen kişi,ben selam vermekten hoşlanmam.Selam verenleri de pek sevmem der.
Mü'min olan rahatsız olduğunu ona hissettirmek için," sen selamdan hoşlanmadığına göre,yoksa sen şeytan mısın ?" der.
Gelen kişi,birden şaşırır, " sen benim şeytan olduğumu nerden anladın " der.
Adam,selamdan olsa olsa şeytanlar hoşlanmaz da ondan dedi.
Gerçekten gelen kişi aslında insan kılığına girmiş bir şeytandı.Adamın kendisinin şeytan olduğunu nasıl tanıdığını merak etmiş sormuştu.
Aslında adam onun şeytan olduğunu bilmiyordu,ama selama karşı olduğu için ona böyle cevap vermişti.
Şeytan,tamam madem sen benim şeytan olduğumu bildin gel de iki laf edelim dedi.Mü'min adam işin ciddiyetini kavramak,gerçekten gelen kişinin insan kılığına girmiş bir şeytan olduğunu anlamak için,madem sen şeytansın o zaman insanları nasıl kandırdığını bana anlat,ya da göster dedi.Şeytan gerçekten bunu merak edip öğrenmek mi istersin dedi.Adam da biraz tedirgin oldu ama yine de haydi göster bakalım şeytanlık hünerini dedi.
Şeytan peki deyip işine başladı.
Adama dönüp bak taa uzaklarda kazığa ipi bağlanmış bir eşek var.Gördün mü dedi.Adam da evet gördüm dedi.
Bak şimdi sen olacakları seyret bakalım dedi ve işine başladı.
Önce eşeğin ipini çözdü.Eşek biraz sonra ipinin çözüldüğünü hissettikten sonra hızla yanındaki bahçeye daldı.Bahçenin altını üstüne getirdi.Bahçe sahibi,eşeğin bahçesini tarumar ettiğini görünce,hemen av tüfeğini alıp eşeğe doğrulttu ve iki el ateş ederek,eşeği oracıkta öldürdü.
Silah sesini duyan komşusu,eşeğin sahibi,dışarı çıktığında eşeğini komşunun bahçesinde ölü vaziyette görünce, "ulan utanmaz,zavallı eşşeğimden ne istedin,hiç mi vicdanın yok,bir tutam ot için eşşek öldürülür mü? diye komşuya çıkıştı.Komşu zaten iyice sinirlenmişti.Eşeğin sahibine madem eşeğini çok severdin de neden ipini sağlam bağlamadın kazığına dedi.
Karşılıklı hırslı,kızgın,hakarete varan konuşmalarla adeta birbirlerini kışkırttılar.
Bu sefer de eşeğin sahibi içeri gidip tüfeğini aldı ve adama peşpeşe 2-3 el ateş etti.Adam olduğu yere yıkıldı.Silah seslerini duyan konu-komşu dışarı çıktı.Bir tarafta eşşek,diğer tarafta bir adam yerlerde yatıyordu.Derken kavgaya karşılıklı akraba-eş dost da karıştı.Ortam tam bir meydan savaşına döndü.
Uzaktan jandarma arabalarının çakar lambaları göründü.Olay yerine geldiklerinde eşşek kavgasında tam 5 kişi ölmüş,7 kişi de değişik yerlerinden yaralanmıştı.
Şeytan adama döndü ve "işte benim işimden bir parça göstermiş oldum" dedi.
Mü'min adam,şeytana dönerek :" sen ne yaptın,bu kadar insanın kanına girdin,bu kadar insanın ölümüne yaralanmasına sebep oldun" der.
Şeytan,adama dönerek "ben ne yaptım ki,sadece eşeğe acıdım,karnı daha iyi doysun diye ipini çözüverdim.Ben aslında eşeğe iyilik etmek istedim der.Ben onları kavgaya mı çağırdım,yapmasalardı,ben mi kavga ettirdim onları.Kaldıki benim onlar üzerinde bir gücüm de yoktur der ve başka şeytanlıklar yapmak üzere oradan ayrılır.
Aslında Allah bizi şeytana karşı uyarmıştı:
" Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese ve şaşırmaca) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir."
A'RAF suresi ayet-200
Aslında şeytanın bir yaptırım gücü de yoktur.O sadece insanları değişik hilelerle kandırıp aldatır,sonra da aldanmasaydınız der işin içinden sıyrılır.
" Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır."
İBRAHİM suresi,ayet-22
İşte dostlar,hikaye budur.Bize düşen kendimize ders çıkartmak,şeytanın hilelerine aldanmamaktır.
Ama unutmayın şeytan bizi çoğu kez Allah ile aldatır.Bize iyi ve hoş şeyler fısıldayarak,nefsimizi hoş gelenleri fısıldayarak,adeta okşayarak bizi Hak yoldan uzaklaştırır.
Bir işe başlarken onun hayırlı bir iş olup olmadığına bakınız.Hayırlı işlerimizde mutlaka bismillahirrahmanirrahiym diyerek başlayalım.
Rabbim şeytandan ve şeytanlaşmış kişilerden bizi korusun inşeallah.
H.SARI

AMEL - İ M A N

 AMEL İMANIN KENDİSİDİR

Bazıları,İman ile amelleri ayrı tutmak isterler.Böylece kendi imansızlıklarını ,ya da islam dinine uygun olmayan amellerini,işlerini,yaşam tarzlarını gizlemek,örtmek için," İman ayrı şey,amel ayrı şeydir " derler.Yani ahlaksızca yaşarlar ama sonra da utanmadan " ben de imanlıyım,sen benim kalbime bak " derler.Bu tamamen münafıkça bir tavır sergilemedir.
Kendi sapıklıklarını örtmek için de Hanefi-Maturidi inancına göre "ameller ,imandan bir CÜZ (parça) değildir " diyerek de, O alimlere iftira atarlar.
Aslında bu görüş,yani "ameller imandan bir cüz değildir " görüşü,Hanefi-Maturidi'nin görüşleri değildir.Sonradan,amelleri bozuk olanların kendilerini temiz göstermek,kendi günahlarını örtmek için uydurdukları, hatta bu uydurdukları saçmalığın da,alimlerin görüşü olduğunu ve dolayısıyla kendilerinin,doğru gibi görünmesini istedikleri için o iki alimin kitaplarına bu saçma ifadeler,sonradan ilave edilmiş koca bir yalandır.
İman eden erkeğe Mü'min,iman eden kadına da Mü'mine denir.Bu da ancak kulun amellerine bağlı olarak verilen bir isim bir tanımdır.
Allah kullarını imanlarına,yani yaptıkları amellere göre Kafir,müşrik,münafık,Mü'min ve Muttaki olarak sınıflandırır.Yani kulların amellerine göre Allah onlara bu isimleri verir.Yani kul hangi amelleri,işleri yapmışsa onlara imanlarının göstergesi olan,dışa vurumu olan bu isimlerle adlandırmıştır.
Kıyametten sonra kurulacak Hesap günü de kullar bu amellerinin kayıt altına alındığı amel defterlerine göre hesap görecekler,sorgulanacaklar ve neticesinde de bu amellerine yani imanlarına göre cennet ya da cehenneme gireceklerdir.
Amel İmandan bir cüz (Parça) değil,imanın ta kendisidir.Ameli kötü olanın imanı da kötüdür.Ameli iyi olanın imanı da iyidir.
İmanın giriş kapısı Teslimdir.Yani islamdır,Teslim olana Müslüman denir.Müslüman olmakla kul iman edeceklerini kabul etmiştir.Ancak iman tamam olmamıştır.İmanın gerçek teslimiyete dönüşmesi için Hayırlı ve güzel amellerin de olması şarttır.
" İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?"
ANKEBUT-2
" İslama yeni girenler, "İman ettik!" dediler. De ki: "Siz (henüz) iman etmediniz ama ‘Teslim olduk!' deyin! (Çünkü) iman henüz kalplerinize yerleşmedi. Allah'a ve Elçisine itaat ederseniz (Allah) işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez." Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir."
HUCURAT-14
"Sen benim kalbime bak" deyip de,her türlü haramı işleyende iman olmaz.İman kalbde derler ama kalb olan et parçasının içinde değildir.Buradaki kalb,bedenle birlikte olan RUH'tur.Bu nedenle bedenin bir parçası olan DİL'in söylemesi iman için yeterli değildir.Bunu Ruh'un da tasdik etmesi şarttır.Zira beden bu dünyada kalırken, Ruh ahirete yeni bir bedenle birleşmek üzere gider.Beden ölümlüdür,ama Ruh ölümsüzdür.Ruh ölmez.Zira Ruh Allah'ın zatındandır.
" Sonra ona (Adem'e) düzgün bir şekil vermiş ve O'na (Adem'e) ruhundan üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz."
SECDE suresi,ayet-9
" Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”
HİCR suresi,ayet-29
Ameller ruhun kabullendiği,bedenin de bunu görsel olarak yerine getirdiği icraatlardır.Yani iman doğrudan amellerle birliktedir.Amel ayrı,iman ayrı asla olamaz.
Bu nedenle " iman ettim " diyen herkesi,Allah cennetine koymaz.Bu Allah'ın sünnetine aykırıdır.
Eğer öyle olsaydı,amel olmadan iman olmuş olsaydı, Musa a.s. ve arkadaşlarını öldürmek için peşlerine düşerek suda boğulan Fravun da iman etmiş sayılırdı.Zira O da son anında boğulacağını anladığı zaman "ben de Musa'nın ve Harun^un Rabbine iman ettim " demişti.Ama Allah onun bu söylemini iman olarak kabul etmedi.
Bir kişinin imanlı olup olmadığını Allah da bilir,kullar da bilir.Allah da o kulun amellerine bakarak takdir eder,kullar da o kişinin amellerine bakarak imanlı mı,imansız mı olduğunu anlar.İmanlıyım,ben de müslümanım deyip de her türlü çirkinliği işleyenlere sakın müslüman demeyin.Hatta öldüklerinde cenazelerine bile katılmayın.Tevbe 84 ayeti bunu yasaklar.
İnsan oğlu atası Adem gibi elbette hatalar yapabilir.Zaman zaman günahlara dalabilir,Allah'ın emrine asi gelmiş olabilir.Ama bu asilik,karşı gelmeler,günahlar sürekli olursa,bunları terkedip de hayırlı ve güzel amellere yönelmezse,artık o kulda imandan eser kalmaz.İşte bu nedenle Allah kullarının yararını düşündüğü için onlara "TEVBE KAPISI"nı daima açık tutmuştur.Ama elbette bunun da şartları vardır.Son nefeste yapılan tevbeler asla kabul edilemez.Fravunun tevbesi gibi.Ya da Tevbe ettim dediği halde günahlarından asla vazgeçmeyenlerin tevbeleri de kabul edilmez.İblisin tevbesi gibi.
Ya da Tevbe ettim dediği halde hemen ardından Hayırlı ve Güzel ameller yapmayanların tevbesi de kabul edilmez,günahları da bağışlanmaz.
Bunu dikkate alarak yaşamımıza yön verelim.Amellerimizde her zaman "Allah'ın Rızası"nı gözetelim.Allah'ın razı olmayacağı bir işi,ameli asla yapmayalım.

H.SARI

Saturday, 23 February 2019

KUR'AN İLAHİ BİR KİTAPTIR

KUR'AN-I KERİM İLAHİ BİR KİTAPTIR
Dünyadaki tüm dinleri araştırın,sonuç olarak,insan aklına,ilme ve bilimin her dalına en uygun ve uyumlu olan dinin islam olduğunu göreceksiniz.Bu nedenle Allah: " Allah katında din sadece İslâm'dır...." Al-i İmran-19 diye insanlığa bildirmiştir.
Dinsizlik olarak adlandırılan "Ateizm" ise,mantık üzerine hareket ettiğini söylemesine rağmen,akıl ve mantıkla elde edilen ilim ve bilime asla uymayan sapıklık peşinde olmuştur.Çünkü ilim bize hep," sebep-sonuç,etken-edilgen,yaratan-yaratılan " bağını kurmayı öğütler.
Bilmin temeli de zaten budur.Mesela:Su durduğu yerde,kaynamaz,onu kaynatacak bir ısının olması gerekir,su kendiliğinden donmaz,donması için de bir nedene,etkene gerek vardır.Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Fiziğin temel kanunlarından biri şudur:
"Duran bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince,hareket etmez,ya da hareket eden bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince durmaz."
DİNAMİK KANUNU (Newton)
İşte evrenin izahı da bu kanunlarla izah edilir.Eğer dünya dönüyorsa,onun dönmesini etkileyen bir kuvvet vardır,otlar,ağaçlar kuruduktan sonra,onları tekrar dirilten bir kuvvet vardır.v.s.gibi.İşte bu kuvvet-güç Allah'tır.Bunu yok saymak,herşeyi cansız bir varlığa bağlamak (tabiat demek) bilime uymaz.İşte bunun için Kur'an din olarak islamı ve onun kitabı olan Kur'anın anlaşılması için, insanlığı kendini anlamağa davet eder.Gelen ilk ayet olan "ikra=çağır,davet et" de bunu gösterir.
Şimdi bu bilimselliğin bazı örneklerini Kur'anda arayalım:
Bildiğimiz gibi Kur'an 23 yıl gibi uzun bir zaman dilimi içerisinde,parça parça ayetler olarak geldi.Kur'anın ilahi bir kitap oluşunu gösteren çok olağanüstü matematiksel uyumlar vardır.Sure,ayet,kelime sayıları arasında hep bir anlam ve anlatılmak istenen bir hikmet vardır.Bu uzunca geçen zaman içindeki şu uyumlara,uyumluluğa bakınız.
Bazı matematiksel hesaplarla bu daha iyi anlaşılır:
Örneğin Adem ile İsa ismi önce aynı surenin bir ayetinde: "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.." diye geçer.
Al-i İmran-59
Bunun yanında,Adem ve İsa kelimeleri birlikte değil de ayrı ayrı,değişik surelerde ve ayetlerde 25 'er defa geçer.
Yani iki peygamberin,yaratılışın aynı yoldan olduğu gibi,isimlerinin geçmesi de aynı sayı kadardır.
Başka örneklere bakalım :
Kur'anda 23 defa erkek,23 defa da kadın kelimesi geçer.88 defa şeytan,88 defa da melek kelimesi ,25 defa iman,25 defa da küfür kelimesi ,32 defa zekat,32 defa da bereket kelimesi ,117 defa ceza,234 defa da affetmek (cezanın iki katı) kelimesi,değişik ayetlerde geçer.Yani Allah bir ceza verirken,iki defa da,yani iki misli de insanları,kullarını affedeceğini vurgulamak ister.Yine Ku'anda 115 defa dünya,115 defa da ahiret kelimesi geçer.
Kur'anda, 77 defa cennet, 77 defa da cehennem kelimesi geçer.
Kur'anda,32 defa deniz (bahr-dere-ırmak),13 defa da yer (kara parçası) geçer.Yani ikisinin toplamı olan Kur'anda geçen 45 defa geçen dünyayı anlatan toplam sayısını anlatır.
32'nin,45'e oranı ise:%71.111 çıkar ki,bu oran da yer küreyi kaplayan denizlerin,%71 nin denizler,geri kalan %29 olan alanının da kara parçası olduğunu ortaya koyar.İşte ilmin gerçek sahibi olan Allah,bunu daha insanoğlu yaratılmadan önce koymuştur.Bu bir ilmin eseridir.Bu ilmi bize anlatan Kur'andır.
İnsan kelimesi Kur'anda tam 65 defa geçer.Bunun yanında insanın oluşumuyla,yani yaratılmadan önceki evreleriyle ilgili oranda 65 tir.(Turab-toprak=17, nutfe=12, embriyon-alak=6, bir çiğnemlik et-medaa=3, kemik=15, et=2, TOPLAM = 65 ) tir.Bu sizce bir mucize değil midir?İşte ilim budur.
Aynı şekilde Kur'anda 26 defa ağaç,26 defa da bitki kelimesi geçer.
Bildiğimiz gibi 1 yıl=365 gündür.Kur'anda gün anlamına gelen "YEVM=gün, tamı-tamamına Kur'anda 365 defa geçer.
Kur'anda 72. surenin (CİN) son ayeti-28 bunu da açıklamıştır: "
"Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır."Cin-28
23 yıl gibi uzun bir süre içerisinde tamamlanmış olan Kur'an insan sözü olsaydı,bu kadar matematiksel bir uyum olabilir miydi? Demekki Kur'anın arkasındaki zeka,ilahi bir zeka olan Allah'a aittir.
Bu arada şu 19 rakamıyla uğraşan sapıklara da bir gönderme yapayım.Allah 19 rakamını Kur'anda anlatırken,bazılarının bu rakama kafalarını takarak " sapıtacaklarına " işaret eder:
" İşte ben onu Sekar'a sokacağım. Sekar'ın ne olduğunu nereden bileceksin? Bırakmayan ve terk etmeyen bir ateştir. İnsanın derisini kavurur; orada on dokuz bekçi vardır."
Müddessir 26-30
"Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık. Sayılarını da, inkâr edenlere bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler Kur'ân vahyinin doğruluğundan emin olsunlar; inananların imanı artsın; kitap verilenler ve inananlar şüphe etmesinler; kalplerinde inanç sorunu olanlar ve inkâr edenler de, “Allah bu örnekle ne demek istedi? ” desinler. Allah dileyeni -sapıtmak isteyeni- böyle saptırır, dileyeni de -sapıtmak istemeyeni de - doğru yola ulaştırır. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bunlar insana sadece bir öğüttür."
Müddessir-31
Bakın son ayet gayet açık,bu 19 rakamıyla uğraşanlar sapıtmışlardır.İşin bir önemli yanı da bu 19 rakamıyla uğraşanlar Meryem suresi,bu 19 rakamına uymaz diye Kur'andan saymama yoluna da düştüler.
Halbuki bu sure ise Kur'anın tam,19.cu sueresidir.
Gördünüz değil mi sapıklığı.
Zaten bu 19.cu sapıklar da yerli malı değil,ABD malıdır.Yani kurucusu Amerikalı Reşat Halife takma adlı bir sapık olup,1974 de bu fikri ortaya atmış ve ardından da sapıklar üremiş gelmiştir.Aslında bu 19 un asıl sahibi ise 11.yüzyılda yaşamış Rabbi ( Rabay ) Judah adında bir yahudi hahamıdır.
Judah Rabinin (baş hahamın) çalışmaları, 1978 yılında Californiya Üniversitesi yayınları arasında yayınlanan " Studies in Jewish Mysticism " adlı bir kitapta da toplanmıştır.
Sonuç olarak,ilmin temeli ve kaynağı Kur'ana dayanmıyorsa,o ilim insanlara asla gerçekleri anlatmaz.
Kur'an denince,sadece Hz.Muhammed a.s.gelen kitap anlaşılmasın.Hz.Ademden itibaren tüm rasullere-Nebilere gelmiş olan kitabın adıdır.Bu konudaki ayetler şöyledir:
"Allah ,(o kitabdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan KUR'AN Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır."
RAD suresi, ayet-39
"Şüphesiz ki biz, her şeyi (Levh-i Mahfûz’da yazılmış olan Kur'anda) bir kadere göre yarattık."
KAMER suresi, ayet - 49
"Çünkü gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta ( Levh-i Mahfûz’daki Kur'anda ) bulunmasın."
NEML suresi, ayet - 75
Kelime anlamı olarak LEVH-İ MAHFUZ; “levh” levha, “mahfuz” ise korunmuş demektir.
Yani elimizdeki kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'in aslı bizzat Rabbimizin katında muhafaza (korunma) altındadır.
Hamza SARI

Wednesday, 20 February 2019

KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ
Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.
Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.
Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.
Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.
Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.
Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.
H.SARI

KUR'AN - SÜNNET - HADİS BİRLİĞİ


KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ

Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.

Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.

Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.

Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.

Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.

Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.

H.SARI