Wednesday, 30 November 2016

SAKIN, KUL OLDUĞUNU UNUTMA !
İslam ve onun peygamberi Hz.Muhammed a.s. insanların,Allah'tan başkalarına kul-köle olmamaları için gönderilmiştir.
Allah ,kendinden başka varlığı yüceltmemizi,tağutlaştırmamızı istemez.Peygamber dahi,insanları kendine değil, sadece Allah'a çağırmıştır.O kendinden değil,Rabbinden aldığı bilgileri insanlara ulaştırmıştır.Asla kendinin övülerek,ululaştırılmasına izin vermemiş ve istememiştir.
Hatta islama giriş akdi olan Kelime-i şehadette bile,Rabbini birledikten, bağlandıktan sonra,kendisinin de önce kul,sonra Rasul olduğuna vurgu yapılır.Yani peygamber herşeyden önce bir kuldur,imajı verilir.Aşırılığa yol açan herşeyin önünü keser.Hatta Allah bile kitabında,kulların akıllarından geçenleri bildiği için,onların kalblerindeki fısıltıları şöyle dile getirerek,bize peygamberin de sadece bir insan olduğunu anlatır.Hem de FURKAN (Açık delil) anlamına gelen suresinde.İşte o ayet:
Diyanet İşleri mealinden : " Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!” FURKAN-7
Peygamber kendisini asla insanların üstünde görmedi.Onlara büyüklük taslamadı.Onlara anlattıkları karşılığında ücret almadı.Normal insani ilişkilerinin dışında asla aşırı bir ilgi beklemedi.O sadece Rabbini yüceltti,O'na layık kul olma yolunda oldu.
Herhangi bir kalabalığa,toplantıya geldiğinde,neresi uygunsa oraya otururdu.eshabı hendek kazarken ,O da kazardı.Yani O bir insan ve bir peygamberdi.
Kızına bile "kızım babanın peygamberliğine güvenip de,ahiretini sakın ihmal etme.Ahiretin için birşeyler hazırla" diyerek,kimseye ne bu dünyada,ne de ahirette torpil yapamayacağını,şefaat edemeyeceğini de göstermiş oldu.
O yüce peygamber,kendisini önceden tanımayan,ancak sonradan peygamber olduğunu duyup da yanına islamı öğrenmek için gelen kişinin kendinden sıkıldığını görünce,onu rahatlatmak için : "sıkılma,ben de Kureyşten,kuru ekmek yiyen,dul bir kadının oğluyum" diyecek kadar mütevaziydi.O Kur'anda örnek alınacak insan olarak anlatılırdı.Ama O sadece ümmetine örnek oldu,asla ümmetine hükümranlık yapmadı.
O yüce peygamberin yolundan gittiğini söyleyen her müslüman öncelikle,O'nun getirdiği Kur'anı anlayıp hayatını ona uydurmak zorundadır.
Peygamber nasıl ümmetini kendine kul ettirmediyse,ümmeti de başkalarını kendine tağut etmemeli.Alimi,önderi,lideri,hocanı sev,ama asla onların da senin gibi sıradan birileri olduğunu unutma.Onlara göstereceğin aşırı sevgi ve saygı,hem onların azıtmasına,hem de senin sapıtmana yol açar.Toplumda bu tiplerin sayıları,maalesef her geçen gün artmaktadır.Sen bari onlardan olma.
Senin sevgin ,saygın onların şahıslarından ziyade ilmine,bilgisine olsun.Onlar herşeyi bilir diye de asla aklından geçirme.Herşeyi bilen sadece Allah'tır unutma.
Kimsenin peşinden gitme.Kimseye basamak olma.Kimsenin karşısında el-pençe divan durma.Hatta gerekirse atan hariç kimsenin elini dahi öpme.Çünkü bu davranışlar sizde kişilik zaafına yol açar.Kişiliğini kaybedenler,gereği gibi Allah'a kulluk edemezler.Unutma,peşinden gideceğin tek varlık sadece Allah'tır. Allah,kendinden başkasının yüceltilmesini,aşırı övülmesini Tağutluk sayar,şirk kabul eder.Sakın ha bu yola asla düşme.
Hamza SARI
Şeyh EDEBALİ'den Osman Gazi'ye Nasihat
Ey Oğul !
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul !
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Ey Oğul !
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Oğlum Osman ! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...
KABİR - YA DA MEZAR
Kur'anda,imtihan yeri olarak dünya, imtihanın sonunda da ,sorgulanacak yer olarak da mahşer yeri anlatılır.İkinci bir sorgulama yerinden ( yani kabirdeki sorgulamadan ) bahsedilmez.
Yine Kur'anda,ceza-azap ,ya da mükafaat-kazanma yeri olarak da dünya ve ahiret anlatılır.Üçüncü bir yerden (yani kabir azabından,ya da kabirdeki mükafaattan) bahsedilemez.
Kabir ile ilgili tüm bilgiler,Kur'an dışı bilgilerdir.Hikayelerdir,hurafelerdir,yalan-yanlış asılsız bilgilerdir. Kur'an kabirleri sadece ölünün dışarda kalıp da kokarak,diğer canlılara zarar vermesini önlemek ve göstermek için,bize Ademin iki oğlundan örnek verir.Bunlardan birisi, kardeşini öldürüp ortalıkta bıraktığında,Allah, ona bunun yanlış olduğunu göstermek için iki kuşu,göndererek örnek verir.Kuşlardan biri diğerini öldürdükten sonra,ayaklarıyla toprağı kazarak,ölen kuşun cesedini oraya koyup,üzerini tekrar toprakla örter.İşte bu olayla Allah,Ademin katil oğluna ne yapması gerektiğini göstermiştir.İşte mezar ancak budur.Hiçbir mezarın,hiçbir kutsallığı yoktur.Peygamber mezarları da buna dahildir.Yatır dedikleri mezarlar ise saçmalıkların zirvesidir.
Allah siz ölülere duyuramazsınız der.(Yasin suresinde).Biz ölülerden değil sadece bize "şah damarımızdan daha yakın olan Allah'tan "isteyeceğiz.Bu da ,aynı zamanda bir Kur'an emridir.Ve hem de Kur'anın ilk suresi olan Fatiha'da geçer.
Kafanıza göre değil,Kur'ana göre müslüman olun,Ona uyarak iman edip Mü'min olun.
Müslüman ancak kendisi gibi bir müslümanın ölmesininden sonra onun için dua eder.Cenaze namazı dediğimiz,aslında bir namaz değildir.Çünkü bu namazın kraatı (yani Kur'andan bir sure ya da ayet) okunmaz.Okunan sadece dualardır.Bazı hocalar cenaze duasını bilmeyenler Fatiha okusun derler ama bu tamamen yersiz ve asılsızdır.Cenaze namazında ruku ve sece de yoktur.Yani cenaze namazı namaz değil sadece duaların okunduğu,ölüye bağış ve rahmet dilendiği bir törendir.Bak bunun Kur'anda yeri var.Yani bizden olan,müslüman olduğuna şahitlik ettiğimiz ölülere dua edilir.Ama kafir ve münafıklar için asla yapılmaz.Bunu da yine Allah Kur'anda açıklamıştır.
H.SARI
Helal ve haram koyma yetkisi sadece Allah'a aittir.
Allah,haram olanların bir kısmını bizzat isimlendirerek kitabında açıklamıştır.
Allah'a ortak (şirk) koşmak,haksız yere cana kıymak,kan-domuz eti-leş yemek,faiz alıp-vermek (Tefecilik yapmak) gibi.
Birde yapılmasından önce yasaklananlar var.örneğin Zina.Allah zinadan önce yaklaşmayı bile yasaklar.
Bir de şeytanın pisliği saydığı haramlar vardır:İçki-kumar-falcılık bu bölümde anlatılır.
Bunların dışında Allah haram ve helal konusunda bir de genelleme yapar:
"İyi ve güzel olan şeyler,size helal,kötü ve çirkin olan şeyler de size haram kılınmıştır" A'RAF-157
İşte bu son ayette bize haram ve helal konusunda Allah bir ölçü veriyor."iyi-güzel,kötü çirkin"
Sakın buradaki güzel ve çirkin ile yaratılış olarak güzel ya da çirkin yüzlü,yaratılış olarak anlamayalım.
Buradaki anlamamız gereken,sosyal yaşama etkisi,Sağlık yaşamımıza etkisi,nesillerin yetişmesine etkisi,akıl ve irademize etkisi,düşünce ve fikir yapımıza etkisi,aile ve toplumsal yapıya etkiler gibi genellemeleri de unutmamak gerekir.Kültürlerin kabulleri bu ölçünün dışındadır.Çünkü her kültür çeşitli farklılıklar ve değerler yargısına sahiptir.Bir kültürde hoş görülmeyen,başka kültürde hoş olabilir.Bu nedenle bu ayette anlatılan bunun kapsamının dışındadır.
H.SARI

Tuesday, 1 November 2016

KİMSE KİMSENİN GÜNAHINI VE SEVABINI ALAMAZ
İslam inancının esasları KUR'AN ve Kur'anın uygulamaları olan SÜNNETTİR. Sünnet ile Hadisi karıştırmayalım.Sünnet ,peygamberin Kur'andan çıkardığı uygulamalarıdır.Yani Kur'anın yaşanır ve tatbik edilir halde gösterilmesidir.Hadis ise gerçekten peygamberin söylediği sözlerdir.Gerçekten diyorum,çünkü peygamber adına söylenmiş binlerce uydurma hadis vardır.Hatta bu uydurma sözler tamamen Kur'an ayetlerine bile ters düşer.Bir sözün Hadis olduğunu anlamak için peygamberimiz bize çok güzel bir ölçü vermiş.Bunu her hadiste uygulamak gerek.Öyle körü-körüne aha bu da hadis demek yanlıştır.Peygamberimiz: "KİM BENDEN DUYDUĞUNU SÖYLEDİĞİ BİR SÖZÜ SİZE ULAŞTIRIRSA,O SÖZÜ SİZ KUR'ANA GÖTÜRÜN.EĞER O SÖZ ,KUR'ANA UYARSA,BİLİN Kİ,ONU BEN SÖYLEMİŞİMDİR,UYMAZSA,BİLİNKİ O SÖZ UYDURMADIR." Hadis-i Şerif.
Demek ki her duyduğumuz söze hadis diye sarılmak yok! Onu önce Kur'anın ayetleriyle ölçeceğiz,uyarsa kabul edeceğiz.
Hani bir hadis rivayet ederler,güya peygamberimiz söylemiş,ama tamamen uydurma.O hadis dedikleri şöyle başlar ve devam eder:" Birgün peygamberimiz,etrafındakilere MÜFLİS (iflas etmiş) kime denir diye sorar.Etrafındakiler de ,ticarette zarar edene,malını mülkünü kaybedenlere denir,demişler.Peygamber de hayır öyle değil,Müflis:Dünyada iken hayır hasenat yaparak,sevaplar kazanmış,ama bunun yanında da başkalarına da haksızlık yaparak kul hakkını almış.İşte bu kişinin ahirette sevapları alınarak,haksızlık yaptığı kullara verilir,o kulların da günahları bu adama yüklenir.Bu adam cenneti beklerken,birdenbire günahkar olarak cehenneme gider."Bunu hadis diye anlatırlar yıllarca.Hem de kendilerine alim denen hocalar bile anlatır bunu.Özellikle kul hakkını anlatmak için bu söz biçilmiş kaftandır sanki.AMA GELİN GÖRÜNKÜ BU SÖZ KUR'AN AYETLERİNE AYKIRIDIR.Yani uydurma sözdür,hadis değildir.Olamaz da.Peygamberin verdiği KUR'ANA UYMA ÖLÇÜSÜNE UYMUYOR.
Kur'an ayetlerinden anladığımıza göre,peygamberin Kur'ana uymayan bir sözü asla söyleyemeceği vurgulanır.:
"EĞER PEYGAMBER BAZI SÖZLERİ UYDURUP BİZE İSNAT ETMEĞE KALKIŞSAYDI,ELBETTE BİZ ONU KUVVETLE YAKALAR VE ONDAN İNTİKAM ALIRDIK (Şah damarını koparırdık) "El-Hakka suresi,ayetler-44,45
Şimdi gelelim bu konudaki Kur'an ayetlerinden bazılarına:
1-"....(bu ayetin sonuna doğru) HİÇBİR GÜNAHKAR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ" İsra suresi,ayet-15
2-" O KÜFÜRDE (Haramlarda) OLANLAR,İMAN EDENLERE,BİZİM YOLUMUZA UYUN,UYUN DA SİZİN GÜNAHLARINIZI DA BİZ YÜKLENELİM DEDİLER.HALBUKİ KİMSE KİMSENİN GÜNAHLARINI YÜKLENEMEZ.ŞÜPHESİZ ONLAR YALANCILARDIR." Ankebut suresi,ayet-12
3 "GÜNAH İŞLEYEN BİR KİMSENİN GÜNAHLARINI,BİR BAŞKASI ÇEKEMEZ.GÜNAHLARI AĞIR GELEN KİMSE,BU GÜNAHLARININ BİR KISMINI BAŞKASINA VERMEK İSTESE DE ,O KİMSE ASLA ONU (günahları) YÜKLENEMEZ.İSTERSE BU KİŞİ EN YAKINI OLSUN,YİNE DE BUNU ALMASI MÜMKÜN OLAMAZ.."Fatır suresi,ayet-18
4- "DOĞRUSU HİÇBİR GÜNAHKAR , BAŞKASININ GÜNAHINI ÇEKEMEZ."
Necm suresi,ayet-38
Bunca ayetler ortada iken,birileri kalkıp da,ahirette kul hakkından dolayı,sevaplar ile günahlar değiş-tokuş olacak,yani kul hakkıyla gidenin sevapları alınıp,haksızlığa uğrayana verilirken,haksızlığa uğrayanın da günahları,kul hakkı yiyenlere yüklenecek demek,tamamen Kur'ana aykırıdır.Böyle birşeyin olamıyacağını Allah yukardaki ayetlerinde ve hatta daha başka ayetlerde de açık açık anlatmaktadır.Kur'andan haberi olmayanlar,ancak KULAKTAN DOLMA MÜSLÜMAN OLURLAR.O da onları doğru yola götürmez,sapıklıkta oyalar dururlar.Bu nedenle her müslüman MUTLAKA KUR'ANI ANLAMAK VE ONA UYGUN YAŞAMAK ZORUNDADIR.Ölçü Kur'andır.Çünkü Bu dinin sahibi Allahtır ve O da hükümlerini Kur'anda bildirmiştir.Başka yola gerek yok.Başka yol islam değildir.
Peki KUL HAKKI VAR MIDIR? Elbette vardır.Her haksızlığın bir karşılığı olduğu gibi Kullara yapılan haksızlıkların da bir karşılığı vardır.Ama bu karşılık,sevap-günah değişmesi,sevapların alınıp karşıya,haksızlığa uğrayanın da günahları alınıp,haksızlık yapana verilmesi şeklinde değildir.Bu işlem aynen diğer günahlar gibidir.Kullara karşı haksızlık yapanlar,bu yaptıkları haksızlıkların karşılığı olan günah kadar,günah yüklenirler.Karşı tarafın günahını yüklenemezler.Bu ayetlere aykırıdır,uymaz.Haksızlığa uğrayan kul ise,öncelikle hakkını almakla mükelleftir.Bunun için ayette."..dişe,diş,göze,göz.." ifadesiyle geçen KISAS esastır.Şayet haksızlığa uğrayan kul,hakkını alma gücüne sahip değilse,işte o zaman Allahın adaleti gereği,o kuluna bu haksızlığa uğraması nedeniyle SEVAP verilir.Kul burada aciz kalmıştır,hakkını alamamıştır.Bu aciz kalışı,gücünün haksızlık yapana yetmemesi nedeniyle, bu acizliği o kula sevap olarak döner.Çünkü Allah:" LÂ-YÜKELLİF-U-LLAHU NEFSEN İLLÂ VÜS'ÂHÂ=(Biz) Nefislerin taşıyamıyacağı yükü (sorumluluğu) kimseye yüklemeyiz (kimseyi sorumlu tutmayız)." der.
Unutmayın ki,amel defteri dediğimiz kayıtlar,bizim hayatta iken yaptığımız iyi ve kötü işlerin (amellerin) tamamını içine alır.En ufak zerreden tutun da ,en büyüğüne kadar,hepsi bu defterde kayıtlıdır.Öldükten sonra bu deftere hiçbir kayıt ilave edilmez.Bu konuda söylenen hadisler de uydurmadır.Arkada bırakılan Hayırlı evlat,hayır-hasenatın sevapları da ölmeden önce bu deftere kayıt edilmiş olunur.Çünkü Allah geçmişi ve geleceği bilen tek yaratandır.Bu işler hep dünyada yaptığı çalışmaların karşılığıdır.Çalışarak hayırlı evlat bıraktıysa,hayır işler bıraktıysa bunun karşılığını elbette ölmeden önce alır ve gider.Hatta çok çabaladığı halde,evladını veya bir başkasını yola getiremeyen insan bile,evladı hayırsız ve kötü yolda olsa bile sevabını alır.Çünkü o kişi çaba harcamış,evladını doğru yola getirmek için,ama buna muvaffak olamamış.Hiç önemli değil,o yine bunun sevabını alacaktır.Bakın Nuh peygamberin oğlu,Lut peygamberin karısı bile kafir olarak öldüler.Ama onlar bundan dolayı asla sorumlu olmadılar.Hatta doğru yola getirmek için gösterdikleri çalışmalardan dolayı sevap bile aldılar.
Sonuç olarak şu ayeti asla unutmayın,size ölçü olsun:" VE-ENLEYSE,LİL-İNSANİ İLLÂ MÂSÂ'A=İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR."
Hamza SARI