Monday, 26 March 2018

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK


İSLAMI ALLAH'IN DİNİ OLARAK YAŞAMAK
Dinin sahibi Allah'tır.Allah'ın insanlar için seçip de gönderdiği dinin adı da İSLAM'dır.
" Allah katında din İslâm'dır..."
AL-İ İMRAN - 19
Hz.Adem'den,Hz.Muhammed'e kadar gelen dinin adı sadece islamdır.Bu dinin MÜCMEL (tamamlanmış hali) olanı da Kur'anda olanlardır.Yani Allah ilk insan olan Adem ve onun neslini yaratmış,ama onları başı-boş bırakmamış ve onlara sorumluluklarını anlatan,onlar için o zaman neler gerekiyorsa onlara bildirdiği dini emir ve yasakları bildirmiştir.
Ondan sonra da aynı dinin hükümlerini,zaman zaman peygamber olarak seçtikleri insanlar aracılığıyla insanlığa bildirmiştir.
Son peygamberi olan Hz.Muhammed a.s aracılığıyla da dinini tamamlayarak peygamberlik kapısını kapattığını ve dünyanın ve dünyadaki hayatın son bulmasına kadar da bu dinin hakim olacağını açıklamıştır.
"... Bugün dininizi sizin için tamamladım, nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm'ı uygun gördüm..."
MAİDE - 3
Diyerek,İslam nimetinin tamamlandığını ve bundan sonra da başka peygamber gelmeyeceğini anlatır.
" Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
AHZAB - 40
Burada hemen şunu belirteyim ki,bazılarının "İsa a.s. dünya son bulmadan önce tekrar gelecektir" diye inanmaları kesinlikle islam inancı değildir.Buna inananlar islam dışı bir inanca sahip olduklarının farkında olsunlar.
Uydurma hadislerin rivayetlerin arkasına sığınarak bu sapık inancı kimse İslamdan gösteremez.Yukardaki ayet kesindir.Hz.Muhammed SON peygamberdir Nebidir.
Yok İsa peygamber olarak gelmeyecek de yarım kalan işini,ya da peygamberin getirdiğini dini devam ettirecek gibi söylemler de asılsız ve yalandır.Bir müslüman kesin olarak Hz.Muhammed a.s.ın SON peygamber olduğunu bilecek ve inanacak ve ondan sonra ne ad ve görevle olursa olsun başka hiçbir peygamber ,rasul gelmeyeceğini kabul etmek zorundadır.Yoksa imanı İslam olmaz bilsinler.
Hele hele Mehdi denen bir hayali kahraman üretmek ve ona inanmak da asla islam inancında yoktur.Bu yolda olanların TAMAMI sapıtmıştır.
Şimdi gelelim,asıl konumuz olan,"Dini Allah'a has kılarak yaşamak" ne demektir ona bakalım :
Din Allah'a aittir,dinin tüm hükümlerini,emir ve yasaklarını,nelerin din olduğunu ortaya koyan,sadece Allah'tır.
Allah'tan başka hiçbir kul,hiçbir melek,hiçbir varlık kendine göre din koyamaz.Bu yetki sadece Kainatın ve ahiretin yaratıcı olan Allah'a aittir.
Peygamberler de kendi kafalarına göre din koyamazlar.Onlar da sadece dini insanlara tebliğ eden ve bildirilen dinin yaşama uygulanması için çaba gösteren kullardır.Dinin ortakları değildir.
Kim ki,peygamberleri de dinin ortakları sayarasa bilsinler ki ŞİRKtedirler.Allah ise asla şirki kabul etmez,hatta bu yolda olanları da asla affetmez.
Dini,Allah'ın emrettiği şekilde ve anlayışta yaşamak şartı vardır.Ancak böylelerine MÜ'MİN denir.
Biraz dinden,biraz kendi kafalarından, ya da biraz başkalarından öğrendikleri Kur'an dışı bilgilerden alıntılar yaparak din yaşanmaz.Yaşayanlar dini Allaha has kılarak yaşamıyorla demektir.
Geçmişte ve günümüzde,Allah ve rasulünü bir tarafa bırakarak,ya da onlarla birlikte efendilerinin din diye onlara öğrettikleri bilgilerle dini yaşamlarına yön verenler bilsinler ki,bu yaşamları din değildir.
Günümüzde,özellikle son zamanlarda "Kur'an islamı" ya da "İndirilmiş din" diye yutturulmağa çalışılan din anlayışında Kur'anda olmayan,Kur'ana uymayan,, kişilerin kendi din anlayışlarına göre oluşturulmak istenen bir yeni din anlayışı körüklenmektedir.
Kendi yorumlarını gerçek din olarak yansıtan bu kişilerin en büyük özellikleri din diye,din adına yazıp,pazarladıkları kitaplarını, konuşmalarını görürüz.Dinde olmayan ama dindenmiş gibi laflar ederek müslümanların din anlayışlarını bozarlar.Mesela,msülümanlar bu güne kadar Hz.Adem ve eşinin ilk insan oduğuna inanırlar.Zira Kur'an da bunu açıkça söyler.Ama bu din istismarcıları kalkarlar,"kim demiş Adem ilk insan diye,Ademin de babası vardır..". diye konuşmağa başlarlar ve onları dinleyenler de "bak bak yıllarca bize din diye yalan şeyler uydurmuşlar,bak hocamız,efendimiz doğru söyler,demek ki Ademin de babası varmış.."diye mal bulmuş mağribi gibi hemen bu sapıklığı kendilerine din edinip,Ademin ilk insan olduğuna inananlara karşı bir üstünlük edesaıyla hücuma kalkarlar.Sizin uydurulumuş dininizde bunu göremezsiniz diye de eklerler."
Bu da yetmez,Kur'an islamı,indirilmiş din diye kendilerine dini alet edeninlerin efendileri kalkıp : "ŞEHİTLİK eşittir ŞAHİTLİKTİR demektir.İnsanın ameline şahit olmasına şehitlik denir,insan isterse yatakta yatarken ölsün yine şehit olur Siz bakmayın devletin gaza getirmesiyle ölen askerlerin şehit olduğunu söyleyenlere,onlar şehit değil bilmem ne uğruna gidenlerdir" diyecek kadar dini bozan ve hatta insanları vatan ve değerleri uğruna ölmekten alıkoyan bu hainlerin sözleri din sanan zavallılar vardır.
Bu din bezirganları kendilerine ne kadar taraftar bulurlarsa ,o kadar bunlara kazanç demek olan bir anlayışla binlerce insanı kendi saflarına çekmekte ve istedikleri zaman da istedikleri yerlerde bunları kitleler halinde ,kendi pis emelleri uğruna kullanmaktalar.Bunun en açık örneğini de 15 Temmuz darbe girişiminde gördük.
28 Şubat darbe girişiminden önce gördük.
Din sadece islam olmasına rağmen,bunlardan bazıları kendilerini özelleştirmek için bazı eklemeler yaparak kendilerini ortaya koymak isterler.Mezhepler,Tarikatlar bunların başında gelir.Ben müslümanım demek yerine,ben "Hanifiyi,Şafiyim,Şiayım,aleviyim..." ya da "ben nurcuyum,süleymancıyım,menzilciyim,bektaşiyim,Yeseviyim..." gibi saçma sapan isimlerle kendilerine özel isimler koyma peşindeler.
Halbuki Allah bize sadece MÜSLÜMAN ismini vermi ve başka da bir isme gerek olmadığını anlatmıştır.
"... Allah gerek daha önce gelmiş kitaplarda, gerekse Kur'ân'da, size Müslümanlar adını verdi...."
HACC suresi,Ayet-78
Dinin Allah'a has kılarak yaşanması demek,kulun,kendine din olarak,Kur'anda olanları seçmesi ve yaşam tarzının,hayatının her anında bu dini hükümlere uygun yaşaması demektir.
Ben Kur'anda olanları kendime tek olarak seçtim,inandım demek yetmez.Bunları amelleriyle de ortaya koymak gerekir.
Zira biz amellerimizle sınava tabi olacağız.Biz,dünyada iken,görevli meleklerin amellerimizi kaydettikleri kitaplarla Mahşer günü yargılanacağız.
" Oysa sizin üzerinizde gözcüler vardır. Değerli yazıcılar. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler."
İNFITAR suresi,ayetler :11-12
Biz,bu dünya da,ahirette de,bize din olarak bildirenlerden,yani Kur'andan sorumluyuz,onda olanlardan sorumlu tutulacağız.
" Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz."
ZUHRUF - 44
Dini Allah'a has kılarak,yaşamak,kendilerine din konusunda Allah'tan başka otorite tanımamak,araya aracılar koymamaktır.Kim ki,kendilerine din konusunda efendiler,aracılar ,din adına otoriteler koyarsa onların fikir ve görüşlerini din sanarsa bilsinler ki,o halis din değildir.
Bu nedenle,kendilerine hocalar,efendiler,şeyhler edinenlerin tamamı sapıklıktalar.Yaşadıkları din de asla islam değildir.
Hiç kimse ben Kur'anı anlamam diyemez.Onu anlamak zorunda olduğunu bilmelidir.
Kur'anı anlayan sıradan,okuma yazma bile bilmeyen o zamanın arapları bile anlarken bizler neden anlamayalım.
Kur'anı anlamak için peygamberin uygulamaları da bizim için birer belgedir.
Kur'an meallerini okurken mutlaka değişik meallere bakmak uygundur.Zira meallerde görülen genel hata,kişilerin arapça kelimelere verdikleri değişik anlamlardır.Bu durumda ayetlere yanlış anlamlar verilmiş olabilirler.
Mesela,çok mealciler şu ayetlere bu manayı verirler:
" Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer."
RAD-15
" Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir."
NAHL - 48
Bu ayetlerde geçen " ZİLAL" kelimesini hep "GÖLGE" olarak tercüme ettiler.
Halbuki gölgeler,akıl ve iraden,sorumluktan uzak,birer IŞIK YANSIMASIdır.
Işık yansıması olan gölgeler secde eder mi? Etmez.
Peki burada ,bu ayetlerde geçen "gölgeler" ne anlam ifade ederler.
Burada geçen gölgelerden kasıt,bizi gölgeler gibi takip eden meleklerdir.Mesela bizim amellerimizi kayıt altına tutan melekleri biz göremeyiz,ama onlar bizi gece-gündüz,her saniye takip edenlerdir.İşte bu melekler de secde ile yani Allah'a itaat ile sorumludur.
Secde yere kapanmak değildir.İtaat etmek,emre uymaktır.Allah melekler ve İblise "Ademe secde edin "derken,onun önünde yere kapanın demek istemedi.Onun işlerinde,ona yardımcı olun,onunla birlikte,onun davasında bir olun demek istedi.
Zira Allah başka bir ayetinde de :
" Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât (yardım) ediyorlar. Ey iman edenler , Siz de ona yardım edin, destek olun."
AHZAB - 56
Eğer bizler de dini sadece Allah'ın emrettiği ve bildirdiği şekilde dine inanır ve onu kendi kuralları çerçevesi içerisinde yaşarsak,hem dini Allah'ın istediği gibi yaşamış ve hem de Hz.Muhammed a.s.ın getirdiği dini devam ettirdiğimiz için O'na destek olmuş oluruz.Peygamberi sevmek de ancak bu yolda olmak olunur.Lafla değil,amellerimizle bunu ortaya koymakla ancak Allah'ın istediği ve O'na layık birer kul olabiliriz.Unutmayın başka alternatifimiz yoktur.
Rabbim dinimizi Allah'ın razı olduğu üzere yaşamak nasip etsin inşallah

Hamza SARI

Wednesday, 21 March 2018

AHLAK


AHLAK İBADETLERLE GÜZELLEŞİR
İbadet=KULLUK'tur.
Allah'a Kulluk yapılmayan müslümanlık BOŞTUR.Geçersizdir.Kurtuluş getirmez.Bunu herkes kafasına iyice yerleştirsin.Kullukta ihtimaller söz konusu olamaz.Allah'a kulluğun başı ibadetlerimizdir.İbadetlerimize elbette Allah'ın ihtiyacı yoktur, ama kulların ihtiyacı mutlaka vardır.
İbadetler ahlakımızın da olgunlaşmasını,güzelleştirilmesini sağlar.İbadetlerini yaptıkları halde,ahlaklarını düzeltemeyenler,ibadetlerinde SAMİMİ olamayanlardır.Kabahat ibadetlerde değil,ibadet yaptım diyen samimiyetsizlerdedir.
Allah,ibadetlerin ve özellikle de NAMAZIN her türlü FUHŞİYATI (Çirkin davranışları) yok edeceğini,onlardan kişiyi uzaklaştıracağını söyler.Söyleyen Allah olduğuna göre bu %100 doğrudur.İşte ayet:
"Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor." ANKEBUT suresi,ayet- 45
H.SARI

BANKACILIK SİSTEMİ


BANKACILIK SİSTEMİ VE FAİZ
Bankacılık tarihini M.Ö.3500 yıllarında yaşamış Sümerlere (yani eski yahudi kavimlerine) kadar götürmek mümkündür. "MARKET" adıyla kurdukları bu sistem,bugünkü bankacılığın ilk adımlarıdır.
Batıda bankacılık sistemi ise 1587 yılllarında Venediklilerde görülür.
Daha sonra, 1619 yılında, Banco del Giro adında İtalyada kurulan bir kurumdan bahsedebilir.Zaten banka kelimesi,İtalyanca "BANCO " kelimesinden gelmedir.
Birleşik Amerika’da ise ilk banka, 1782 de Kongre’nin özel kanunu ile Filadelfiya’da kurulan Bank of North Amerika ( Kuzey Amerika Bankası) dır.
Osmanlı imparatorluğun ise bankacılık işlemleri 185 li yıllarda başlar.Önce İtalyan-Venedik tüccarlarının İstanbulda Galata tüccarlarıyla ticaret yaparken,İtalyan ve Venedik bankalarıyla temas kurmalarıyla başlar.Daha sonra 1863 te Ottoman Bank (Osmanlı bankası ) adıyla bizde de banka kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinde ise Emniyet Sandığı adıyla kurulan bankadır.
Bankacılık sistemi islamın kabul ettiği,hoş gördüğü bir sistem değildir.Zira sermayenin TEK ELDE toplanmasını islam hoş görmez
İslamda bunun yerine yardımlaşmayı esas alan " KARZ-I HASEN " (güzel borçlanma) adıyla Osmanlıda yaygın olan bir kurum vardı.
Bankacılık bugün Sermayenin Tek elde toplanması olarak anlaşılmaktadır.Dünya ekonomisine hakim olanlar bugün bankalardır.Banka ile işi olmayan hiçbir devlet yok gibidir.
Bankaları kuranlar,koruyanlar,sermayelerini kontrol edenler çok az sayıda olan bir ailedir ki,onlar da Siyonist " Rothschild ailesdir."
18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Yahudi kökenli Alman bir ailedir.
Ailenin Avrupa'da tanınmaya başlaması 1744'te döviz değişimiyle uğraşan, Hesse Prensi ile ticaret yapan (1710 doğumlu) Amschel Moses Rothschild 'in oğlu olan Mayer Amschel Rothschild'in Frankfurt, Almanya'da doğumuyla başladı.[6] Frankfurt'un Judengasse denilen Yahudi gettosunda doğan Mayer, bir finans kurumu kurdu ve iş yapmaları için 5 oğlunu farklı Avrupa şehirlerine yollayarak nüfuzunu genişletti
Rothschildlerin arması sıkılmış bir yumruk ve Mayer Rothschild'in beş oğlunu simgeleyen beş oktan oluşuyor.
Bankacılık sistemi,ticaretin kolaylaştırılmasını ve uluslararası düzeye erişmesini amaçlar.Eskiden ticaret "MAL TAKASI " (mal değişi) şeklinde olurken bugün ticaret akıl almaz çeşitliliklere ve boyutlara ulaşmıştır.Bunun yaygınlaşmasında da bankacılık kolaylıklar kazandırdığı kazan,BARONlaşmayı da körüklemiştir.Bugün tabir yerinde ise dünyamız bu baronlarca yönetilmektedir.
Hani tam karşılığı olmasa da Birleşmiş Milletlerin 5 üye devlet tarafından yönetilmesi gibi.Dünya ekonomisi de Rothschild aşlesinin 5 oğlu ve onlardan gelen nesillerce yönetilmektedir.
Şimdi gelelim bankacılık sisteminde kullanılan FAİZ sistemine.Bu sistem önceden emanet verilen ve alınan işlemlerdeki kar olarak anlatılırdı.Bunun hesablanmasında emek-masraf da elbette dikkate alınırdı.Şimdi buna bir de ENFLASYON (paranın değer kaybı) eklendi.Yani Faizdeki oranı hesaplarken bı enflasyonu da eklemek gerekti.
Dikkat ederseniz,enflasyonun düşük olduğu ülkelerde faiz oranları düşük kalırken,enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde bu faiz oranı çok yüksektir.Hatırlayın 2002 yılından önce ülkemizde faiz oranları %70-80 lere varmıştı.Zira o dönemde enflasyon oranları da bu oarana denk gibiydi.Paramızın değeri yoktu.Zira Enflasyon paranın değerinin kaybı anlamına gelir.
Bankaların bugün uyguladığı kredi ve faiz oranları,islamın yasakladığ RİBA ile doğrudan ilgili değildir.Bu neden peşin hükümle faiz haramdır diyemeyiz.Faiz sakıncalı olabilir ama asla islamın yasakladığı Riba değildir.
İslamın yasakladığ RİBA ise kelimenin tam karşılığı olarak TEFECİLİKtir.Yani islam Tefeciliği kesin haram kılmıştır.
Banka faizlerinde,ya da kredi işlemlerinde alan da-veren de eşit olmasa da kar ve zararda ortak riskler taşır.
Bankaya para yatıran,bankadan bir miktar kar olarak faiz alırken,banka belki bu paradan daha çok kazanmış olabilir.Bankadan kredi alırken de durum böyledir.Kredi alan da,kredi veren bankada para kazanır.Kredi alan ev alır ev sahibi olur,banka da bundan para kazanır.Bir ticareti için kredi alan bu ticaretinden para kazanırken,banka da elbette bundan para kazanır.
Kazanmayan sadece borcunu zamanında ödemeyen ya da ödememek için sahtekarlıklara baş vuranlardır.Bu durumlarda da elbette banka parasını geri alabilmek için bazı yaptırımlar yapar.Hatta bunları da yazılı anlaşmalarla sağlama bağlar.Bu da gayet normaldir.Zira bankalar bir hayır kurumu değildir.
İslamda olan Karz-ı Hasen bir devlet kuruluşu olsa da kar amacı gütmez.Hizmete yöneliktir.Bu kuruma devletten ve zengin vatandaştan katkılar vardır.Çarkın dönmesi için de mutlaka ödünçlerin geri dönmesi şartı vardır.Geri borcunu ödemeyenlere de elbette bir yaptırım vardı.
Daha öncelerde de yazmıştım,banka faizi,islamın yasakladığı Riba değil diye.Günümüzde islamı bilmeden,dar çerçevelere sıkıştırma gayretinde olanlar bilerek ya da bilmeyerek islamı çağdışı bir din anlayışına sokmaktalar.Halbuki islam çağlara ve çağların problemlerine çözümler getiren bir dindir.Dinden,islamdan haberi olmayan kıyıda köşede,izbe mahzenlerde tezgah kurmuş tarikat şeyhleriyle,dinlerini ticaretlerine alet eden alim geçinen dinciler bu işi anlamazlar.Bunlar islam dışı fetvalar vererek kendi yerlerini sağlama alma gayretindeler.
Alim olan,ilim sahibi olandır.Bankacılık sisteminden,islamın Riba ile kast ettiği sistemden haberi olmayanlar bu konuda söz söyeleyemezler.Onların safsatalarına inanarak müslümanları global ticarette yaya bırakarak islam alemini ekonomik yönden yoksul hale getiren bu cahil zihniyete itibar etmeyin.
İslam karşılıklı anlaşmalarla yapılan ticarete kötü demez.Yeter ki şartlar taraflarca eşit olmasa da eşite yakın olsun.Zalimlikler ortaya çıkmasın.
Bankacılık sistemi her ne kadar tekelleşme olsada yine de devletlerin kontrol etme payları da vardır.Merkez bankaları bir merkezden idare edilse de kendi iç meselelerinde de katkıları vardır.Mesela ülkelerin kendi faiz oranlarını ayarlayan yerli merkez bankalarıdır.
Tefecilikte yasallık olmazken,bankacılıkta yasalar yürürlüktedir.
Hamza SARI

R U H


RUH VE BEDENLERİ (Vücutları)
Ruh hakkında bilgimiz sınırlıdır.Bu nedenle fazla laf etmemiz de sınırlı olmalıdır.
“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak, az bir bilgi verilmiştir.”
İSRA suresi, ayet -85
Ölenler için,Kur'anın sadece ölüleri ilgilendiren dua olan ayetleri ve özellikle de kendi dilimizden olan ve içimizden gelen dualar edilmeli.
Duanın elbette ki,ölen bedenlerin,diri ruhlarına yararı vardır.Öyle olmasa Rabbimiz bunu bizden istemezdi.
Elbette dualarımızdan bedenleri ölen ruhların haberi olur.Ama bu haber olmanın nasıl ve ne manada olacağı hakkında fazla bigimiz yoktur.Zira orası bizim için GAİB (bilinmeyen) alemidir.Gaibten ise sadece Allah haberdardır,ancak O bilir. Peygamberler dahi bu konuda bilgilendirilmemiştir.Bunu da Kur'andan anlıyoruz.Zira bu konuda ayet yeterli bilgi veren ayetler yoktur ki,peygamber de bize bildirmiş olsun.
Bize düşen,Rabbimizin emrini yerine getirmek,gerisini gerek duymadan sorgulamamaktır, güzel olan.
Yalnız şunu kesin biliyoruz ki,ölen ruhlar,yani Melek İsrafilin 1.ci kez SUR'a üfleyişiyle ölen tüm bedenlerin ölmesinden sonra , 2.ci defa SUR'a üflenmesiyle dirildiklerinde bedenleriyle birleşecek,ama asla bu vücutları bu dünyadaki vücutları ( bedenleri ) olmayacaktır.Zira o vücutlar cennet ve cehennemin yapısına uygun olacaklar ve asla ihtiyarlama,hastalanma,ölme durumu yaşamayacaklar.
Cehennemliklerin, vücutları da özel yaratılacak, özel olacaktır.Yanacaklar,işkence görecekler,ama ardından tekrar anında eski hallerine dönecekler.
Böyle bir durum asla bu dünyalık bedenler için mümkün olamaz.
Cennette olanlar,istedikleri anda ,istedikleri yerde olacaklar,yiyecekler-içecekler ama asla tuvalet ihtiyacı duymayacaklar.Böyle bir durumu bu dünyalık vücut için düşünmek mümkün değildir.
Ruhu ve öldükten sonra kavuşacağı yeni bedeni anladığımız takdirde Kabir Azabı diye bir azabın da olmadığını,olamayacağını ister istemez kabullenmiş oluruz.Yani Kabir azabı yoktur.Kabir sadece dünyalık maddelerden,gıdalardan oluşan bedenin tekrar toprakla buluşmasıdır.
Azab,sadece bu dünyada ve öldükten sonra tekrar diriltilip,mahşerde hesaba çekildikten sonra vardır.
Ruhların azap çektikleri hakkında ayet yoktur. Fravun hakkında olan ayetlerin de onun,hesaba çekildikten sonraki durumunu anlattığını unutmamak gerekir.
H.SARI

Ö L Ü M


ÖLÜM BİR SANİYE BİLE GECİKMEZ
Bu dünyaya gelen her kul gibi O da geldi,yaşadı,çeşitli amellerde bulundu ve "Küllü nefsin,Zaikat-ül Mevt=Her nefis (canlı) ölümü tadacaktır (ölecektir) " emri gereği ölümü tadarak ezeli aleme, ahirete güçtü-gitti.
Yani dünya hayatı işte böyle birşeydir.Gelen asla bu dünyada BAKİ değildir.Allah bu dünyayı bize kulluk yolunda imtihan olmamız için yarattı.
Biz bu dünyada canımızla,malımızla hep imtihandayız. İşte bu konudaki ayet:
" Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz....."
Al-i İmran -186
Bu imtihan sadece canımızla ,malımızla değil hatta evlatlarımızla bile imtihanda olduğumuzu bilelim.
" Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihan aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır."
ENFAL suresi,ayet-28
" Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır, Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır."
TEGABUN suresi,ayet-15
Bizler,malımızla,canımızla,çocuklarımızla hep imtihanlara tabi tutuluruz.
İşte bu nedenle bizler, her zaman : "Ey Allah'ım,bize hayırlı evlat,helalından mal ihsan et "diye dualarda bulunuruz.Bu çok önemli bir istek ve duadır.
Eğer kazandıklarımızdan Allah yoluna harcamalarda bulunuyorsak, bilinsin ki,bu yolda olmamız,malımızın hayırlı olduğunun işaretidir.
Ölüm asla bir SON değildir.Sonu olmayan EBEDİ bir hayatın başlangıcıdır.Bedenimiz olmadan daha önce var olan ruhumuz,nasıl bu dünyaya ana karnında iken yeni bedeniyle buluşuyorsa,bedenimizin ölmesiyle de varlığını sürdüren ruhumuz,kıyamet günü de yeni yaratılacak vücuduyla buluşmak üzere bu dünyadan ayrılıp,daha önceki geldiği yerine,yani bu dünyaya gelmeden önceki yerine gidip orada kıyametin kopacağı güne kadar yeni vücudunu beklemeğe başlayacaktır.
Ölüm ile bu dünyadan tamamen ilişkisi kesilmiş ve bir daha asla bu dünyaya dönemeyecek,dönmeyecektir.
Hepimizin sonu da budur.
İşte bu anlayış ve inanışla,geride kalan hayatımızı,hemen ölecekmiş gibi ahiret hazırlığı içinde geçirmek en akıllı yoldur.
Rabbim,hayatı güzel ve hayırlı amellerle dolu olan,ölümü bir yudum su içer gibi tadan,öldükten sonra da hesabını en kolay şekilde veren MÜ'MİN-MÜTTAKİ kullarından bizleri de eylesin inşallah.
Hamza SARI

ALLAH BANA YETER


ALLAH BANA YETER
Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye
sorsan, elbette; “Allah'tır” derler. De ki: “Öyleyse bana söyler
misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse; Allah'ı bırakıp
da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut
Allah bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini
önleyebilirler mi?” De ki: “Bana Allah yeter. Tevekkül edenler
ancak O'na güvenip dayanırlar.”
ZUMER suresi,ayet-38
Demek ki kafirler de,müşrikler de Allah'a inanırlar,hatta Allaha'a inanmam diyen areistler bile farkında olmadan Allah'a inanırla ama bunların tamamı Allah'a bağlanmazlar,Allah'ın kendilerini sorumlu tuttuğu amelleri yapmazlar.
İnanmadıklarının nedenleri sadece kendilerinden kul olarak istenen sorumluluktan kaçmak içindir.
Kaçıp kurtulacaklarını sanıyorlarsa %100 aldanmıyorlar,şeytan kendilerini aldatıyor.
Ey kendine müslümanım diyen kişi,sen de eğer Allah'ın sana yüklediği kulluk sorumluluğundan kaçıyorsan bilesin ki,senin de kafirlerden,müşriklerden hiç farkın yoktur.
İnandım demekle sen hesaba çekilmeyeceğini mi sanarsın.Aldanıyorsun.
İşte ayet :
" İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. "
ANKEBUT suresi,ayet-2
Sonunda geri dönüşü olmayan bir ölüm bizi yakalayacak ve Rabbimizin huzurunda sorgulanacağız.O gün bazıları dünyaya geri dönmek isteyecekler ama bu asla mümkün olmayacak.
İşte ayet :
" O suçluların, Rabblerinin huzurunda başlarını eğerek, “Ey Rabbimiz! Gördük, duyduk. Artık bizi dünyaya geri gönder de iyi işler yapalım. Çünkü biz kesin olarak inandık” diyecekleri anı bir görsen . "
SECDE suresi,ayet-12
Cumanız mübarek olsun.
H.SARI

T E V B E


TEVBE ETMEK BİZİM KURTULUŞUMUZDUR
İnsan beşerdir,zaman olur şaşar.Kendi şaşmak istemese de bazan şeytanlar onu doğru yolundan uzaklaştırır,onu günah işlemeğe teşvik eder.
Yani ben %100 doğru yoldayım diyenler pek azdır.Bunu bilen Rabbimiz,bize TEVBE KAPISINI açmıştır.Dileyen bu kapıdan yararlansın demiştir.Bizim buna ihtiyacımız vardır.Hem de her zaman.Yeterki zamanını kaçırmayalım.
Tevbelerin kabulü her zaman mümkün değildir.Bir tevbenin kabul edilmesi için 2 şart vardır:
1-Yapılan ,işlenen günahtan pişmanlık duymak ve bir daha asla o günaha dönmemek,
2-Tevbe ettikten sonra da hayırlı ve güzel ameller yapmaktır.
Bu iki şartı yerine getirmeyenin tevbesei asla kabul görmez.Kendinimizi aldatmayalım.
Günahuından tevbe eden Fravun da "ben Musanın ve Harunun Rabbine inandım " dediği halde tevbesi kabul olmadı.Bunun tek nedeni,tevbesinden sonra güzel ve hayırlı ameller yapmağa fırsatı,ömrü kalmadı da ondan.
Bu nedenle son nefeste yapılan hiçbir tebve kabul edilmez.
" Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da, içlerinden birine ölüm gelip çatınca; “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle, kâfir olarak ölenler için, kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırladık."
NİSA- 18
Dualarımızda "son nefesimizde bize iman et ya Rab" demek yerine " son nefesimiz de dahil olmak üzere bize ömrümüz boyunca iman nasip et ya Rab "demektir.
" Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim."
BAKARA-160
" Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Al-i İmran-89
Tevbe edip,ardın güzel ameller yaptıktan sonra tekrar günahlı işler yapanların tevbeleri de sakata girer.Tevbe oyun-eğleş işi değildir.Samimiyet ister.
" Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir."
Al-i İmran -90
Tevbede samimiyet esastır.Durmadan günah işleyip de ardından tevbe edip de tekrar aynı günahlara dalanların tevbeleri de kabul görülmez.Zira Tevbe kapısı oyun ve eğlence kapısı değildir.Ciddiyet ve samimiyet ister.İmanlarında ciddi ve samimi olmayanların imanları onların kendilerini cehenneme gitmekten kurtaramaz.
Sakın olaki,şeytan sizi Allah ile aldatmasın.Allahın rahmeti büyüktür,işle işle günahı O seni afferder diyen şeytan fısıltısına veya şeytanlaşmış insanların sözüne asla inanmayın.Böyle bir anlayış islamın değil,şeytanın yoludur.
Rabbim kendine layıkıyla kulluk yapanlardan bizleri de eylesin inşallah..
Hamza SARI