Kur'andan uzak olan,anlamını dahi bilmeyen cami görevlilerinin, bayram vaazlarında yine hurafe,yine saçmalıklar doluydu.
İlla da tutturmuşlar,Kurban kesme emri, İbrahimin oğlunu boğazlamak istediği andan itibaren başladı dediler.Hatta kafalarında öyle senaryolar oluşturdular ki, anlattıkları bu hurafeyle,adeta şu kanlı katiller Işıdçılara (Deaşçılara) çanak tuttular.Bu saçmalıkları dinleyen müslümanlar,eğer bir peygamber bunu yaparsa,ışıdçılar bu işi dünden yapar diye düşündüler bile.
Halbuki Kurban ibadeti taa Hz.Ademin çocuklarındanberi vardır. (Maide-27)
Hatta ,Allah: Hacc suresi ayet-34 te bu ibadetin açıkça tüm ümmetlere farz olduğunu açıklar.
Bazıları kalkıp kurbanı vacip,sünnet olarak alimlerin,mezhep imamlarının söylediğini açıkladılar.Yahu,mezhep imamları din yasası koyamazlar.Allah her ümmet için kurban ibadetini "farz kıldık" dediği halde onlar bunun üzerine laf ederler mi? Bir de kalkıp efendim sünnet demek,farz demektir diyerek cahilliklerini iyice ortaya koydular.Buna da "sünnetullah"tan örnek verdiler.Yani Sünnetullahın bile ne anlama geldiğinden haberleri yok.Sünnetullah=Allahın değişmez yasalarıdır.Tabiat kanunu dediklerimizdir.Güneşin doğmasıdır,ateşin yakmasıdır,yağmurun yağmasıdır .Hatta yaratmaktır,yok etmektir,hayattır,ölümdür.v.s.Halbuki farz ,bizzat Allah'ın bize "yapın,yerine getirin" dediği emirlerdir.Yapmayın dediği emirlerdir.
Siz hocalara değil Kur'ana bakın,din Allahındır.Din konusundaki bütün bilgiler de kur'andadır.Peygamberin sünnetine bakın.Bütün dini uygulamalar o sünnetlerdedir.
Hamza SARI
Wednesday, 30 November 2016
İSLAMDA TEK OTORİTE ALLAH'TIR
Din adına, ahkam kesen hocaları dinleyin,ama asla koyunun kaval dinlediği gibi dinlemeyin.Doğrularını alın,yanlışlarını da gerekirse onların yüzüne,söyleyin, vurun.Bunu yapmazsanız,yapamazsanız,o hocalar zamanla din konusunda tek otoritenin kendileri olduğu zaafına kapılıp,yapacakları hataları,yanlışlıkları bu kez pervasızca yaparlar.Hatta o kadar ileri giderler ki,sizi gözlerinde köle gibi,kul gibi görmeğe başlarlar.İslamdışı sapıklıkları,islamdanmış gibi,hiç çekinmeden söylerler.
Benim hocam,bizim hocamız,benim şeyhim demeye kalkışmayın.Asla onları sahiplenmeyin.Sahipleneceğiniz tek varlık Allah'tır.Kulları sevmede asla aşırı gitmeyin.Eğer aşırı sever,aşırı saygı gösterirseniz,zamanla o kişi,o hoca sizin TAGUT'unuz olur.Onu tek ve vazgeçilmez görür,şirke düşersiniz.
Şu sanal alemde,hocalarınızın sözlerinden daha çok,alemlerin Rabbı olan Allah'ın ayetlerini paylaşın.Kişilere hocanızın reklamını değil,islamın tanıtımını yapın.Bu tanıtımda kullanacağınız tek kaynak da Kur'an olsun,peygamberin uygulaması olan Sünnet olsun.Yalan sözlerle din anlatmayın.Hatta peygamber adına söylenmiş uyduruk sözlere de asla yer vermeyin.Hocalarınızın sözlerini delil olarak sakın göstermeyin.İnsan sözü dinde ,islamda asla delil olarak kabul edilmez.Bunun şuurunda olun.
Kullar hatalı olabilir,akılları kadar,kapasiteleri kadar bilgiye,beceriye sahiptirler.Ama Allah'ın ilmi herşeyi kapsar,kuşatır.Siz O'nun ilmine inanın,ondan yararlanın.
Dini anlarken,algılarken,dini yaşamağa çalışırken,önceliğiniz hep Kur'an olsun.Kur'anda kaynağını bulmayan hiçbir anlayış,yaşam biçimi,dini söylem islam değildir.Allah'ın dini değildir.Allah'ın emri değildir.
Kimse din adına,Allah adına haramlar ya da helallar koyamaz.Bu yetki sadece Allah'a aittir.Kafadan konuşan,Kur'an kaynaklı konuşmayan bu cahillere hemen sorun,bu söylediğinize Kur'andan bir delil var mı,gösterin deyin.Onların,o konu hakkında konuşurken,işte bu ,şu alimlerin,hocaların görüşüdür demesine aldırmayın,inanmayın.Onlara değer vermeyin.
Din konusunda asla birilerini, otorite kabul etmeğe kalkışmayın.Kur'anın anlaşılmaz bir kitap olduğu yalanına asla inanmayın.Kur'anı herkes anlar.Hatta Allah anlaşılması için onu kolaylaştırmıştır.Kur'an bize hem hüküm (uymamız gereken) kurallarını,hem de bilgi kaynağımızı artıran dolduran bilgileri sunar.
Kısacası,islamda asla kişiler değil,kişi ile Allah arasındaki kurulacak bağ önemlidir.Bu bağı kurarken kesinlikle araya aracılar,şeyhler,hocalar koymayın.Allah bize,bizden daha yakındır.O bizi duyar,O bizi görür,O bizi işitir.O bize yardımların en güzelini yapar.Yeterki O'na kul olmasını bilelim.
Benim hocam,bizim hocamız,benim şeyhim demeye kalkışmayın.Asla onları sahiplenmeyin.Sahipleneceğiniz tek varlık Allah'tır.Kulları sevmede asla aşırı gitmeyin.Eğer aşırı sever,aşırı saygı gösterirseniz,zamanla o kişi,o hoca sizin TAGUT'unuz olur.Onu tek ve vazgeçilmez görür,şirke düşersiniz.
Şu sanal alemde,hocalarınızın sözlerinden daha çok,alemlerin Rabbı olan Allah'ın ayetlerini paylaşın.Kişilere hocanızın reklamını değil,islamın tanıtımını yapın.Bu tanıtımda kullanacağınız tek kaynak da Kur'an olsun,peygamberin uygulaması olan Sünnet olsun.Yalan sözlerle din anlatmayın.Hatta peygamber adına söylenmiş uyduruk sözlere de asla yer vermeyin.Hocalarınızın sözlerini delil olarak sakın göstermeyin.İnsan sözü dinde ,islamda asla delil olarak kabul edilmez.Bunun şuurunda olun.
Kullar hatalı olabilir,akılları kadar,kapasiteleri kadar bilgiye,beceriye sahiptirler.Ama Allah'ın ilmi herşeyi kapsar,kuşatır.Siz O'nun ilmine inanın,ondan yararlanın.
Dini anlarken,algılarken,dini yaşamağa çalışırken,önceliğiniz hep Kur'an olsun.Kur'anda kaynağını bulmayan hiçbir anlayış,yaşam biçimi,dini söylem islam değildir.Allah'ın dini değildir.Allah'ın emri değildir.
Kimse din adına,Allah adına haramlar ya da helallar koyamaz.Bu yetki sadece Allah'a aittir.Kafadan konuşan,Kur'an kaynaklı konuşmayan bu cahillere hemen sorun,bu söylediğinize Kur'andan bir delil var mı,gösterin deyin.Onların,o konu hakkında konuşurken,işte bu ,şu alimlerin,hocaların görüşüdür demesine aldırmayın,inanmayın.Onlara değer vermeyin.
Din konusunda asla birilerini, otorite kabul etmeğe kalkışmayın.Kur'anın anlaşılmaz bir kitap olduğu yalanına asla inanmayın.Kur'anı herkes anlar.Hatta Allah anlaşılması için onu kolaylaştırmıştır.Kur'an bize hem hüküm (uymamız gereken) kurallarını,hem de bilgi kaynağımızı artıran dolduran bilgileri sunar.
Kısacası,islamda asla kişiler değil,kişi ile Allah arasındaki kurulacak bağ önemlidir.Bu bağı kurarken kesinlikle araya aracılar,şeyhler,hocalar koymayın.Allah bize,bizden daha yakındır.O bizi duyar,O bizi görür,O bizi işitir.O bize yardımların en güzelini yapar.Yeterki O'na kul olmasını bilelim.
Hamza SARI
|• Ramazan Bayramı Arifesi: 1/2 Gün – Cumartesi, 24 Haziran, |2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 1. Gün: Pazar, 25 Haziran, 2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 2. Gün: Pazartesi, 26 Haziran, 2017.
|
|• Ramazan Bayramı – 3. Gün: Salı, 27 Haziran, 2017.
|________________________________________________
|
|• Kurban Bayramı Arifesi: 1/2 Gün – Perşembe, 31 Ağustos, |2017.
|
|• Kurban Bayramı – 1. Gün: Cuma, 1 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 2. Gün: Cumartesi, 2 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 3. Gün: Pazar, 3 Eylül, 2017.
|
|• Kurban Bayramı – 4. Gün: Pazartesi, 4 Eylül, 2017.
|
_________________________________________________|
KİMSE BİR BAŞKASININ VEBALINI (Sevap ya da günahını)YÜKLENEMEZ
"Hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü(günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden (günahından) hiç bir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa ." FATIR Suresi, /18
Bu ayet gayet açık.Kimse ,bir başkasının ne günahını,ne de sevabını alamaz.Bu ayet bize,ahirette kul hakkıyla gidenlerin,sevap-günah alış-verişinde de bulunamayacağı,yani böyle bir olayın gerçekleşmeyeceğini de anlatır.
Bu ayet gayet açık.Kimse ,bir başkasının ne günahını,ne de sevabını alamaz.Bu ayet bize,ahirette kul hakkıyla gidenlerin,sevap-günah alış-verişinde de bulunamayacağı,yani böyle bir olayın gerçekleşmeyeceğini de anlatır.
Bazıları,ahirette böyle bir alış-verişin,yani kul hakkıyla gidenin sevaplarının alınıp,haksızlığa uğrayana,haksızlığa uğrayanın da ginahlarının alınıp haksızlık yapana yükleneceği inancı vardır ki bu kesin yanlıştır.
Hatta bazıları buna delil olarak şu ayeti gösterirler:
Hatta bazıları buna delil olarak şu ayeti gösterirler:
"Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için öyle derler. Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür! "NAHL-25
Dikkat ederseniz,Allah, burada söz konusu olan kul hakkından değil, kendileri küfre düştükleri gibi,bazılarını da yoldan çıkaranları,kötü bir çığır açıp insanları saptıranları kasdeder.
Örneğin sapık biri,islam düşmanı olan biri bu sapıklığının yükünü,cezasını çekeceği gibi,bu sapıklığını bir kitap,ya da konuşma şeklinde yaparak,kendi gibi bazılarının da sapıklaşmasına neden olursa işte bu saptırdığı insanların sadece bu yolla işledikleri günahları da yüklenmiş olurlar.Başka günahlarını değil.
Örneğin sapık biri,islam düşmanı olan biri bu sapıklığının yükünü,cezasını çekeceği gibi,bu sapıklığını bir kitap,ya da konuşma şeklinde yaparak,kendi gibi bazılarının da sapıklaşmasına neden olursa işte bu saptırdığı insanların sadece bu yolla işledikleri günahları da yüklenmiş olurlar.Başka günahlarını değil.
Hamza SARI
GERÇEK BİR HAYAT HİKAYESİ
( Okumağa Değer)
''Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın İl Müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.
( Okumağa Değer)
''Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın İl Müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.
Biz dört arkadaş birleşerek sözünü ettiğim o şehre gittik. Önceden bizim için ayrılan misafirhaneye yerleştik, şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Zaten ben ve arkadaşlarım bu şehre ilk defa geliyorduk. Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.
Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, yani personel alımında,siyasi ve diğer baskılardan hiçbirine boyun eğmeden hak edeni seçebilmekti. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve çokları da, maalesef bir referansla,bir torpille, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
Şehre, ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmıştı ve caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalan ve mimarisi insanda manevi duygular uyandıran tarihi bir camiydi.
Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ,birden ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz, 20-25 yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle:
"Ben buraları iyi bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, Namaz kılana hizmet etmek, Rabbimin hoşuna gider, O'nun rızasını kazandırır; Allah kabul etsin!" dedi.
Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten geldiği gibi davranışı hepimizi çok etkiledi.,O'na döndüm ve Sordum:
"Sen kimsin?, Adın nedir?"
"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."
Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
"Ne iş yapıyorsun Bilal?"
Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"
O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.
Mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
"Üç gün sonra" dedi, "…İl Müdürlüğü sınavla personel alacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?..
Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. O dediği işe, personel alacak olan görevliler bizdik. Bu arada abdestlerini alan arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"
Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini koruyarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak şu sözü söyleyiverdi:
"Bir yetimin referansı kim olur ki? Benim referansım sadece Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece teheccüd namazımdan sonra dilekçemi O'na sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"
Ya Rabbi! Bu nasıl iş? Yoksa biz de mi sınava tabi olmuştuk ! Birden şaşkına döndüm.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin sulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.Sonra tekrar sordum:
"Bilal, baban yok mu?"
"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anacığım büyüttü beni".
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar ortada, meydandaydı ki, kalbinin saflığı adeta yüzüne vurmuştu.
"Askerliğini yaptın mı Bilal?"
"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".
Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
"Evli misin Bilal?"
Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".
Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"
Sustu,durakladı sonra başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti; hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz mı, ona yardım etmez mi? Sevenin, sevdiğini hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?"
Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, yani personel alımında,siyasi ve diğer baskılardan hiçbirine boyun eğmeden hak edeni seçebilmekti. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve çokları da, maalesef bir referansla,bir torpille, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
Şehre, ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmıştı ve caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalan ve mimarisi insanda manevi duygular uyandıran tarihi bir camiydi.
Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ,birden ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz, 20-25 yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle:
"Ben buraları iyi bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, Namaz kılana hizmet etmek, Rabbimin hoşuna gider, O'nun rızasını kazandırır; Allah kabul etsin!" dedi.
Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten geldiği gibi davranışı hepimizi çok etkiledi.,O'na döndüm ve Sordum:
"Sen kimsin?, Adın nedir?"
"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."
Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
"Ne iş yapıyorsun Bilal?"
Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"
O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.
Mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
"Üç gün sonra" dedi, "…İl Müdürlüğü sınavla personel alacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?..
Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. O dediği işe, personel alacak olan görevliler bizdik. Bu arada abdestlerini alan arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"
Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini koruyarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak şu sözü söyleyiverdi:
"Bir yetimin referansı kim olur ki? Benim referansım sadece Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece teheccüd namazımdan sonra dilekçemi O'na sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"
Ya Rabbi! Bu nasıl iş? Yoksa biz de mi sınava tabi olmuştuk ! Birden şaşkına döndüm.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin sulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.Sonra tekrar sordum:
"Bilal, baban yok mu?"
"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anacığım büyüttü beni".
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar ortada, meydandaydı ki, kalbinin saflığı adeta yüzüne vurmuştu.
"Askerliğini yaptın mı Bilal?"
"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".
Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
"Evli misin Bilal?"
Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".
Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"
Sustu,durakladı sonra başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti; hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz mı, ona yardım etmez mi? Sevenin, sevdiğini hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?"
Ona söyleyecek laf bulamıyordum. Bilal öylesine bir yürek, taşıyordu ki, Allah bizim gibi, kocaman kocaman müdürleri, Bilal kuluna hizmet ettirmek için ta Onun ayağına göndermişti.
Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca, melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulunun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman' değil, özde ve hakiki mümin. Bir gün beni yanına çağırarak,‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır' dedi ve kızını bana vermek istediğini söyledi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."
"Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek."
" Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anacığım bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler."
Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülakata girecekti.
Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!
Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü,ben, sessizliği bozdum;
"Bilal, bizi tanıdın mı?"
"Evet".
"Peki, ne diyeceksin şimdi?"
Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Salon öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi öğrenmiştim.Bunu da senden istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım" dedi.
Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi."Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"
Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O'ndan başkasından dilenenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bakın bizi bile yapmadı mı?). Fakat ,buna layık olmak için,Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca, melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulunun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman' değil, özde ve hakiki mümin. Bir gün beni yanına çağırarak,‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır' dedi ve kızını bana vermek istediğini söyledi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."
"Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek."
" Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anacığım bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler."
Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülakata girecekti.
Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!
Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü,ben, sessizliği bozdum;
"Bilal, bizi tanıdın mı?"
"Evet".
"Peki, ne diyeceksin şimdi?"
Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Salon öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi öğrenmiştim.Bunu da senden istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım" dedi.
Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi."Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"
Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O'ndan başkasından dilenenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bakın bizi bile yapmadı mı?). Fakat ,buna layık olmak için,Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
ALLAH'IN BİZE VERDİĞİ İSİM YETMEZ Mİ ?
وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
" Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır. "
HACC Suresi,Ayet-78
HACC Suresi,Ayet-78
Şu ayetin mükemmiliğine,bize öğrettiği ve gösterdiği yolun güzelliğine bakın.Adeta dinin bize değil,bizim dine ihtiyacımızın olduğunu hatırlatıyor,O yüce Rabbimiz.
Allah uğrunda cihad etmek= Allah'ın emrettiği ve gösterdiği "Sırat-ı Müstakıym (dosdoğru yol) üzerinde bulunmak,o yolda yürümek,o yolun hedefinde olan kulluğa erişmek için harcanan tüm çabayı Allah "cihad" olarak anlatıyor.Bu dosdoğru yolda yürürken bize engel olan şeytana,nefsimize,dünyalık çıkarlarımıza,kötü ve şerli insanlara karşı "dimdik-eğilmeden-bükülmeden" yürümeğe Allah "cihad "diyor.
Allah,bu yolda yürürken asla bize güçlük çıkarmaz.Bize güçlük çıkartan,bizi sıkıntılara ve çıkmazlara sokan Allah değil,nefsimizdir.İblis denen şeytandır.Şeytanlaşmış insanlardır.Dünyanın şatafatlı,aldatıcı oyun ve eğlenceleridir.
Allah uğrunda cihad etmek= Allah'ın emrettiği ve gösterdiği "Sırat-ı Müstakıym (dosdoğru yol) üzerinde bulunmak,o yolda yürümek,o yolun hedefinde olan kulluğa erişmek için harcanan tüm çabayı Allah "cihad" olarak anlatıyor.Bu dosdoğru yolda yürürken bize engel olan şeytana,nefsimize,dünyalık çıkarlarımıza,kötü ve şerli insanlara karşı "dimdik-eğilmeden-bükülmeden" yürümeğe Allah "cihad "diyor.
Allah,bu yolda yürürken asla bize güçlük çıkarmaz.Bize güçlük çıkartan,bizi sıkıntılara ve çıkmazlara sokan Allah değil,nefsimizdir.İblis denen şeytandır.Şeytanlaşmış insanlardır.Dünyanın şatafatlı,aldatıcı oyun ve eğlenceleridir.
Allah bize,ikinci atamız olan Hz.İbrahimi hatırlatıyor.Neden Adem demiyor da,İbrahim diyor.Dikkat ederseniz,Adem ilk insandı.Onun zamanında puta ve şirke tapma yoktu.Zamanlar geçti,insanoğlu Allah'ı unuttu,ya da Allah ile arasına çeşitli putlar koydu.İşte bu anlayışa en güzel örnek Hz.İbrahim ve O'nun zamanıdır.Günümüz sosyal anlayışının, İbrahim döneminden hiç farkı yoktur.O zamanda insanları ezen zalim Fravunlar vardı.O zaman da sapıtanlar putlara,kendi uydurdukları nesnelere tapar,atalarının uydurdukları dinlerine uyarlardı.O zamanda İbrahim Hakkın-Hakikatın,islamın sembolü iken putçular da küfrün temsilcileriydi.Aynen günümüzdekiler gibi.
Bu ayette bize çok önemli bir bilgi de verilmiş oluyor.Bizden öncekilere,yani Kur'an-ı Kerimin gelmesinden önceki Hak yolda olanlara da Allah "MÜSLÜMAN" ismini vermiş.Aynen şimdi bize müslüman dediği gibi.Yani ilk inanandan ,son inanan insana kadar bizim adımızı,ismimizi Allah koymuş ve bize "Müslüman" adını vermiştir.
Şimdi size sorarım: Madem Allah bize bu ismi koymuş,peki buna ilaveler yapmak,Allah'ın koyduğu ismi beğenmemek,Allah'a karşı saygısızlık olmaz mı?Ya da ben Allahtan daha iyi bilirim demek anlamı değil mi? Neden kendimizi uydurulmuş camaatlarla,tarikatlarla,lakaplar,ya da ünvanlarla adlandırma peşindeyiz.Nurcuyum,tarikatçıyım,Süleymancıyım,Fetocuyum,ülkücüyüm,solcuyum,sağcıyım demek uygun mu? Bence uygun değil.
Bakınız,ayetin devamında Allah,Eğer bu yolda ,yani HAK yolda olursanız,peygamberin size örneklik yaptığı gibi,siz de diğerlerine örneklik yapmış olursunuz diyor.Bu bizim için yeterli şeref değil mi?
Ve Allah bu şerefimizi de namaz kılmamıza,zekatı vermemize,yani kulluğumuza bağlıyor.
Bize,"ey insanlar kendinize yeni yeni sahipler,efendiler aramayın,sahibiniz olarak Allah size yeter.O,ne güzel sahiptir,diyerek bize hayattaki amacımızı hatırlatır.
Eğer insan sahibi olarak Rabbini kabul ederse,şereflerin en güzeline ermiş olur.Allah bu makama TAKVA adını veriyor.Gelin biz de bu yolda olalım.Allah'tan başka efendiler,sahipler,şerikler,tağutlar aramayalım.Rabbimiz bize yeter.
Bu ayette bize çok önemli bir bilgi de verilmiş oluyor.Bizden öncekilere,yani Kur'an-ı Kerimin gelmesinden önceki Hak yolda olanlara da Allah "MÜSLÜMAN" ismini vermiş.Aynen şimdi bize müslüman dediği gibi.Yani ilk inanandan ,son inanan insana kadar bizim adımızı,ismimizi Allah koymuş ve bize "Müslüman" adını vermiştir.
Şimdi size sorarım: Madem Allah bize bu ismi koymuş,peki buna ilaveler yapmak,Allah'ın koyduğu ismi beğenmemek,Allah'a karşı saygısızlık olmaz mı?Ya da ben Allahtan daha iyi bilirim demek anlamı değil mi? Neden kendimizi uydurulmuş camaatlarla,tarikatlarla,lakaplar,ya da ünvanlarla adlandırma peşindeyiz.Nurcuyum,tarikatçıyım,Süleymancıyım,Fetocuyum,ülkücüyüm,solcuyum,sağcıyım demek uygun mu? Bence uygun değil.
Bakınız,ayetin devamında Allah,Eğer bu yolda ,yani HAK yolda olursanız,peygamberin size örneklik yaptığı gibi,siz de diğerlerine örneklik yapmış olursunuz diyor.Bu bizim için yeterli şeref değil mi?
Ve Allah bu şerefimizi de namaz kılmamıza,zekatı vermemize,yani kulluğumuza bağlıyor.
Bize,"ey insanlar kendinize yeni yeni sahipler,efendiler aramayın,sahibiniz olarak Allah size yeter.O,ne güzel sahiptir,diyerek bize hayattaki amacımızı hatırlatır.
Eğer insan sahibi olarak Rabbini kabul ederse,şereflerin en güzeline ermiş olur.Allah bu makama TAKVA adını veriyor.Gelin biz de bu yolda olalım.Allah'tan başka efendiler,sahipler,şerikler,tağutlar aramayalım.Rabbimiz bize yeter.
"...“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” Al-i İmran -173
Hamza SARI
ŞEYTANA YAKIN OLMAK
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
" Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse onun başına bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yakını olur." ZUHRUF-36
Kur'anın her ayeti bize hitap eder ve bize en doğru olanı,en doğru yolu,fıtratımıza uygun olanı anlatır,gösterir.
Kur'anın sahibi kul değil,Allah'tır.Yaratılanları ve özellikle de insanı en iyi tanıyan onu yaratan Allah'tır.Bu nedenle insanın ruhunu,aklından geçenleri,düşüncelerini,ihtiyaçlarını,problemlerini ve onlara en uygun çözümleri de yine Allah bilir.
Kur'anın sahibi kul değil,Allah'tır.Yaratılanları ve özellikle de insanı en iyi tanıyan onu yaratan Allah'tır.Bu nedenle insanın ruhunu,aklından geçenleri,düşüncelerini,ihtiyaçlarını,problemlerini ve onlara en uygun çözümleri de yine Allah bilir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
" Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız." KAF--16
İşte Kur'an, bu gerçeklerin tamamıdır.Hastalıkların (Küfrün) tedavisidir,ilacıdır.İnsanca yaşamanın,kişilikli olmanın ,kula, kul olmağa engel olmanın en doğru yoludur.Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların ,hatta nefsimizin kötü isteklerinin karşısında durabilmenin tek kalkanıdır.Ferdi,ailevi ve toplumsal hayattaki sıkıntıların,tek çözüm kaynağıdır.
Toplumsal barışın,dünya barışının yolu, ancak Kur'anı anlamak ve O'na uygun yaşamaktan geçer.
Fakirliğin ortadan kalkması,göz yaşlarının dinmesi,katliamların son bulması ancak Kur'anı anlamak ve O'nu uygulamakla mümkün olur.
Kur'an sadece dünyaya dönük emirler,yasaklar,tavsiyeler koymaz,getirmez,O'nun ahirete,ebedi aleme yönelik de yüzlerce-binlerce önerileri,tavsiyeleri olup,orada da mutlu olmanın yollarını da öğretir,gösterir.
Kur'an,ilimden-bilimden yanadır.Hayatı ve kainatı tanımayı,düzene sokmayı da öğretir.
Toplumsal barışın,dünya barışının yolu, ancak Kur'anı anlamak ve O'na uygun yaşamaktan geçer.
Fakirliğin ortadan kalkması,göz yaşlarının dinmesi,katliamların son bulması ancak Kur'anı anlamak ve O'nu uygulamakla mümkün olur.
Kur'an sadece dünyaya dönük emirler,yasaklar,tavsiyeler koymaz,getirmez,O'nun ahirete,ebedi aleme yönelik de yüzlerce-binlerce önerileri,tavsiyeleri olup,orada da mutlu olmanın yollarını da öğretir,gösterir.
Kur'an,ilimden-bilimden yanadır.Hayatı ve kainatı tanımayı,düzene sokmayı da öğretir.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
"Rabbin meleklere, -Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım-dediği vakit melekler, “Biz seni överek anarken ve yüceltip dururken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye cevap verdi. "
BAKARA -30
Bu ayet,bizim yaratılmamızın dünyalık yönünü gösterir.Dünyaya,kainata nizam,düzen,intizam ve huzur vermek ,yaratanın kainat ayetlerini de tanımak ve gereklerini yerine getirmek için yaratıltığımızı da anlatır.Her ne kadar melekler bu konuda endişe duysalar da Allah :"sizin bilmediğinizi ben bilirim." diyerek,Bilgi sahibi olan yeğane varlığın kendisi olduğunu göstermiş olur.
İnsanın yaratılışının bir amacı da ahirete yönelik olmasıdır.
BAKARA -30
Bu ayet,bizim yaratılmamızın dünyalık yönünü gösterir.Dünyaya,kainata nizam,düzen,intizam ve huzur vermek ,yaratanın kainat ayetlerini de tanımak ve gereklerini yerine getirmek için yaratıltığımızı da anlatır.Her ne kadar melekler bu konuda endişe duysalar da Allah :"sizin bilmediğinizi ben bilirim." diyerek,Bilgi sahibi olan yeğane varlığın kendisi olduğunu göstermiş olur.
İnsanın yaratılışının bir amacı da ahirete yönelik olmasıdır.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
ZARİYAT suresi,ayet-56
ZARİYAT suresi,ayet-56
Yazımın başındaki ayete,dönecek olursak,Allah'ın, bize ne kadar büyük bir uyarıda bulunduğunu daha iyi anlamış olmalıyız.Eğer insanlar,toplumlar,yöneticiler, Kur'ana,O'nun bildiklerine kulaklarını tıkarlarsa,O'nu görmezlikten gelip de kendi kıt akıllarıyla dünyayı nizama,intizama koymağa kalkışırlarsa, Allah da onların en yakın dostları olarak şeytanların yaklaşmasına izin verir.Böylece de onlar,meleklerin de ifade ettiği gibi,yeryüzünü kan-gözyaşına boğarak,savaş alanına çevirerek yaşanmaz hale getirirler.Bunu da,Kur'anı dışlayarak,O'nu hayatlarından silerek,şeytanın dostu olarak yaparlar.İşte ayet:
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
" İblîs, “Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi." A'RAF suresi,ayet-16
Görüldüğü gibi Kur'an bize herşeyi en ince detaylarıyla anlatmış ve hatta yüzlerce de örnekler vermiştir.Ama insanoğlu halen gaflet uykusundadır.Allah'ı,O'nun kitabını görmezlikten geldiği,O'na karşı kulaklarını tıkadığı,O'nu hayatlarından sildiği için şeytanlar onların dostu olmuşlar.
Şu vazgeçilmez bir gerçektir ki,kurtuluşun,ferdi ya da toplumsal kurtuluşun,huzurun,barışın ,insanca yaşamanın tek yolu,Kur'anı anlayıp,O'nu yaşamakla mümkündür.Kur'anı hayat kitabımız,rehberimiz yapmamızla mümkündür.Bu da ancak ve ancak Kur'anı anlamak ve O'nu hayatımıza tatbikle olur.Allah bu konuda elbette yardım edecektir.
Son söz yine Allah'ındır.İşte o söz :
Şu vazgeçilmez bir gerçektir ki,kurtuluşun,ferdi ya da toplumsal kurtuluşun,huzurun,barışın ,insanca yaşamanın tek yolu,Kur'anı anlayıp,O'nu yaşamakla mümkündür.Kur'anı hayat kitabımız,rehberimiz yapmamızla mümkündür.Bu da ancak ve ancak Kur'anı anlamak ve O'nu hayatımıza tatbikle olur.Allah bu konuda elbette yardım edecektir.
Son söz yine Allah'ındır.İşte o söz :
وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
"Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. " ZUHRUF suresi,ayet-44
"Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. " ZUHRUF suresi,ayet-44
الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
"Bir kısım insanlar, müminlere, “Düşmanlarınız size karşı asker topladılar, sakının onlardan!” dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve “Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir!” dediler. " AL-İ İMRAN suresi,ayet-173
Hamza SARI
Subscribe to:
Posts (Atom)