Wednesday, 30 November 2016

ASIM'IN NESLİ
Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde iki etken görüş ve bu görüşlerin temsilcileri vardı.Birisi,batı fikirleriyle düşüncelerini şekillendiren,diğeri de kendi özbenliğinine bağlı olarak,islama ve tarihe bağlı kalarak ülkeye yeniden şekil vermek isteyenler.
Batılı fikirlerin,batı hayranlarının temsilcisi olarak Tevfik Fikret ve arkadaşları,İslam ve tarihimize bağlı olarak kendi özbenliğimizle yeniden dirilme sevdasında olanların temsilcisi olarak da Mehmet Akif Ersoy ve arkadaşları geliyordu.
Mehmet Akif Ersoy yeni nesle sembol olarak hayalinde bir oğul canlandırdı ve adına da "ASIM" diyerek,Asımın nesline hitap eden yazılar kaleme aldı.Onlara,vatan ve millet sevgisini aşılamak istedi.Doğruluğu,mertliği,cesareti,islamın tebliğini tavsiye ederdi.Düşman olarak koskoca Osmanlı imparatorluğunu yıkan batılıyı ve batılı zihniyeti gösterirdi.Hatta batıyı ve batılıyı anlatmak için onlara "Tek Dişi Kalmış Canavar" adını vermişti.
Ülkeyi kurtaracak neslin ancak Asımın Nesli olduğunu anlatıyor ve bunun yollarını gösteriyordu.
Tevfik Fikret ise, gelecek nesli temsil edecek sembol olarak oğlu Haluk'u ele alır ve O'nun üzerinden gençliğe mesajlar verirdi.Batıya gidip,batı medeniyetini ülkemize taşımanın yollarını anlatırdı.Bu yolda başarıya ulaşmak için herşeyi mübah görür,yani Makyevelist bir tutum sergilerdi.Ne bulursanız getirin,bu yolda,ne gerekiyorsa onu yapın derdi.
Nitekim dediği gibi de oldu.Tevfik Fikretin oğlu Haluk batı eğitimi almak gittiği Amerika'da eğitim alanını değiştirerek papaz okulunu seçti ve sonuçta papaz oldu.Zira O'na , batılı olmanın tek yolunun ,batılının sahip olduğu inanca sahip olmak öğretilmişti.O da bunu göstermek için batılının sahip olduğu hristiyan inancının papazı oldu.
İşte o günden sonra papaz olan Haluk'un nesli,ülkemizde hızla çoğaldı.Yeni kurulan devletin temelleri de bu anlayış üzerine atılmıştı.Her on yılda binlerce batı kafalı,batı hayranı,batının çıkarları için ,ülkesine ihanet etmekte hiç bile sakınca görmeyen nesiller oluştu.Daha geçen gün, Alman perlamentosunda Türkiye aleyhinde konuşup da batılılardan yardım dilenen Can Dündar da bu ekilen tohumun neslidir.Ülkemizdeki muhalefet partisi ve Kemalistler de bu neslin devamıdır.
İşte ülkemizde halen bu iki fikir grubunun insanları kıyasıya tartışırlar.M.Akif'in dediği Asımın nesli olanlar,devletine milletine hizmet etmek için demokratik yolları,seçimle başa gelmeyi,doğruluktan ayrılmadan,hak ve adalet üzere iktidar olmayı hedeflerken,Tevfik Fikretin önerdiği Haluk'un nesli ise fikir babaları,inanç bağlılıkları olan batılılar gibi,makyevelist bir anlayışla iktidara seçimle gelemedikleri zamanlarda da darbeleri,hatta dıştan yapılacak müdahaleleri can simidi olarak gördüler.27 Mayıs,12 Eylül, 12 Mart,15 Temmuz, darbeleri hep bu papaz Haluk'un neslinin ve onların ağababalarının işidir.
Ülkemizi batılı efendilerine şikayet ederek onlardan yardım dilenenler hep bu papaz Haluk'un neslidir.
Bu mücadele bitmez.Her zaman Hak-batıl mücadelesi olarak devam edecektir.Bize düşen safımızın belli olması ve bıkmadan,usanmadan,azimle bu mücadeleyi sürdürmektir.
Ülkemiz ve milletimizin ve hatta mazlum milletlerin mutluluğu ancak Asım'ın nesillerinin çoğalması,iktidarlarına sahip çıkmasıyla olacaktır.Selam bu yolda olanlara olsun.
Hamza SARI
LÜTFEN SİZ DE DÜŞÜNÜN
Dindarlar ve hele hele özellikle de müslüman dindarlar,din adına birşeyler söyleyenlere değil de, din adına söylenen gerçekleri,dinin kaynağından öğrenerek ondan gelen doğru bilgilere kulak verseler,onlara hayranlık duysalar,onların peşinden koşarak,onları hayatlarının vazgeçilmezleri yapsalar daha kazançlı ve daha mükemmel dindar olurlar.
Fakat gelin görün ki,maalesef bu yol takip edilmiyor.Dinden gelen gerçeklerden çok,anlatanın ağzına bakılıyor.Dinden çok anlatana hayranlık duyuluyor.Dini gerçeklerden çok ,dini anlatanların reklemanı,tebliğini yapıyorlar.Dini gerçeklerin peşinden koşacaklarına,dini anlatanların peşinden koşarak,adeta onları kutsallaştırıp,putlaştırarak,peşlerinden sürü oluyorlar.
Dini anlattıklarını söyleyenler de onların bu zaaflarından yararlanarak,dünyalıklarına,dünyalıklar ekliyorlar.Onlardan üstün olduklarını göstermek için dinde yeri olmayan iblisliğe başvurarak,peşinden gidenlerin üzerinde "dini otorite" olarak kendilerini görmeğe başlayarak iyice şeytanlaşıyorlar.Ama bunu da hep şeytani oyunlarla gizliyorlar.Ya durmadan nefislerini kötülüyerek,alçak gönüllülük,tavazu maskesine,ya da bilgiçlik taslayarak,alimlik maskelerine bürünüyorlar.Her ikinin de şeytanın birer oyunu,tuzağı olduğunun farkına bile varmıyorlar.
Ey akıl sahipleri,Dinde,kimse "otorite" sahibi değildir.Dinde tek otorite sadece ALLAH'tır.Çünkü dinin sahibi sadece O'dur.Kullar sadece dini öğrenen ve yaşama çabasında olanlardır.Dini bilmek nasıl farz ise,onu tebliğ etmek,başkalarına öğretmek de o kadar farzdır.Farz olan bir işten dünya çıkarı sağlamak şeytanlıktır.Emeğinin karşılığını dünyada alıp,ahiretine tam-takır girmektir.
Düşünün,peşinden gittiğiniz efendilerin,şeyhlerin,hocaların,alimlerin durumlarını.Hangileri size sadece ve sadece dini Allah rızası için,dini bir görev ve sorumluk olduğu için anlatıyorlar.Anlattıklarını,yazdıklarını size dünyalıklar karşılığında satıyorlarsa,inanın bunların tamamı iblisin yolundalar.
Peygamberi düşünün,dünyaya islamı yayma,tebliğ etme çabasında olanları düşünün.Onların hiçbiri dünyalık için bunu yapmadılar.Hatta bunu yaparken dünyada en değerli varlıkları olan canlarını bile ortaya koyarak bunu yaptılar.
Size dini öğretenler de bu yolda olmalılar.Siz de kim olursa olsun asla kulları değil,sadece ve sadec Rabbimi ve O'nun emirlerini yüceltme,yolunda olun.Sadece Allah'a ve O'nun emirlerine uyun.Sadece onlara hayranlık duyun.
İşte doğru olan yol da budur.Allah ile din ile aldatanlar asla dindar değildir.Kendi çıkarları için sizi kullanan şarlatanlardır.Kim olursa olsun bu değişmez.Şimdi peşinden koştuğunuz,hayranlık duyup da reklamını yapmakta çaba gösterdiğiniz efendilerinizi bunu düşünerek bir daha gözden geçirin.Sizin kulluğunuz sadece Allah'a olmalı.Sizin kulluğunuzu sadece Allah takdir edebilmeli.
Bütün bunları gerçekleştirmek için önce sizin dini ve dolayısıyla Kur'anı anlamanız şarttır.Size bu yolu bulmak için Rabbimiz akıl vermiştir.Aklınızı, nakle (Kur'ana) monta ederseniz,doğru yolu bulmakta ,işiniz kolaylaşır.Selam Allah yolunda olanların üzerine olsun.
Hamza SARI
DİN ADINA HİZMET, DİNE HİZMET DEĞİLDİR
Geçen gün,eski Diyanet İşleri Başkanı,Ali Bardakoğlu,Mecils Darbe soruşturma komisyonuna bilgi vermiş.
Verdiği bilgiler içerisinden birinde : "Biz yurt dışında peygamberimizin doğumunun kutlama çalışmaları için, tüm cemaat ve dernekleri davet ederek,gelin bu işi birlikte kutlayalım,birlikte ortak faaliyetlerde bulunalım dedik.Aleviler dahil her cemaat katıldı,ama bu Feto cemaatı katılmadı.Neden katılmadınız diye sorduğumuzda ise biz farklı cemaatız dediler" diye açılama yapmış.
Daha sonra,bu cemaat,yani paralel çete cemaatı,sadece Vatikan ile,kataloliklerle çalışıyor.Dünyadaki hizmetleri de ya Vatikana,ya da Siyonizmedir.
Bir de şu meşhur tv. hocalarına çatmış.Onlar dinde olmayan şeyleri anlatarak,dini gerçek olmaktan çıkararak,hayali kahramanlarla ve yaşantılarla dolu bir din haline getiriyorlar demiş.Evet demiş,hem de güzel demiş.
Peki,ben de size ve sizin gibi Diyanet mensuplarına soruyorum:Sizler o görevlerde iken hangi dini,ne kadar anlattınız.Merkezi sisteme bağladığınız Vaazlarınızla milleti uyuşturdunuz,uyuttunuz.Anlattığınız vaazlarda Kuranı mı,yoksa kul sözü olan hikayeleri mi anlattınız.Peygamberin doğumunu anlatırken,neyi anlattınız.Batılıların İsayı andığı gibi mi,yoksa Peygamberin getirdiği ilahi vahiy olan Kur'anı mı anlattınız.
Hem size sormazlar mı? Şu camilerde görev yapanlar,sadece namaz kıldıran memurlar mı,yoksa bizzat halkın arasına kadar girerek islamı öz kaynağından anlatmakla görevli,Tebliğ eden,bilgilendirmekle görevli memurlar mı? Sadece namaz kıldırmak için maaş ödemenin,para almanın, islamda yeri var mı?
Evet ,dışarıda halkı kandıran,halka tuzaklar kuran bunca cemaat,hoca kılıklı şeytanlar,şeyhler,cemaat efendileri,önderleri milleti aldatırken,maalesef Diyanette halkı başka türlü aldatıyor,din adına kurulan bir müesseseyi,din adına kazanç kapısı haline getiriyor.
Eğer Dyanet kendine yasalarla verilen görevi hakkıyla yerine getirse,ortada hiç bu kadar şarlatanlara yer kalmaz.Önce Diyanet,baştan sona tekrar Kur'an ve sünnet ışığında yeniden dizayn edilmeli,görevde olanlar,tekrar Kur'an ve din eğitiminden geçirilmeli.Başarısız olanların görevlerine son verilmeli,Kur'anın anlamını bilmeyen hiçbir Diyanet görevlisi olmamalı,işi ehliyetli olanlara teslim etmelidir.Bugün cami görevlilerinin %90 Kur'anın anlamını bile bilmez.Anlamını bilmediği bir Kur'ana ve Kur'anın koyduğu dine nasıl hizmet eder.
Bu konu çok ama çok önemlidir.Diyanet tekrar Kur'an doğrultusunda,sünnete uygun yenilenmeli,hizmetler buna göre yapılmalıdır.Kıldır beşi,al maaşı islamda olmayan bir hizmettir.Yazıktır.Haramdır,günahtır.Din adına milleti fazla aldatmayın.Sizin yüzünüzden bu millet sokak tacirlerinin elinde oyuncak oluyorlar.Tv.Hocalarının rantlarına katkı sağlıyorsunuz.Allaha karşı hesabınız çetindir bilesiniz.
Hamza SARI
Bazıları ülkenin kurtuluşunu,Milli Mücadelenin başarıya ulaşmasını bir kişiye bağlarlar. Ve "Sen olmasaydın,biz olmazdık" diyecek kadar sapık bir anlayışla , koşkoca bir milletin Kurtuluş Mücadelesini, basite indergerler,hiçe sayarlar.Bu putçu anlayışla ülkenin kurtuluş mücadelesini anlayamazlar.Üstüne üstlük,bu zihniyette olanlar,İstanbul hükümetini suçlayarak, düşmanla işbirliği içine girdiler diyecek kadar da tarihi bilgiden yoksun olarak,utanmadan, sıkılmadan da iftira atarlar.
Bu milletin kurtuluş mücadelesini anlamak için, herşeyden önce Milli Mücadeleyi İstanbul dışına taşıyan üst aklı görmeliyiz.Anadoluya bizzat padişahın imzalı fermanının ulaşmasını bilmezseniz,işgal altına alınan İstanbul yönetiminin bütün bu zorluklara rağmen bir çıkış kapısı olarak Anadolunun örgütlenmesini nasıl başardığını anlamazsanız,Kurtuluş Mücadelesini anlayamazsınız.. Sıradan bir yüzbaşının Samsun'a ,yani Anadoluya bir gece ansızın Taka denen bir uydurma tekneyle kaçtığı yalanına dayalı bir hayali masala sarılırsanız,Bu milletin kurtuluş mücadelesini anlayamazsınız., Hem unutmayın o tekne,taka değil bir donanımlı özel gemiydi.. Size öğretilen uydurma tarihte bunlar yazmaz.Kendi kafalarına göre kutsal bir kahraman oluştururlar.Düşünün bir kere,Taka ile Samsuna çıkmış,hiç kimsenin bile tanımadığı sıradan bir yüzbaşı,çıktıktan sonra da etrafına genalleri,ülkenin ileri gelen eşrafını toplayacak öyle mi? Siz tarihi Kurtuluş Mücadelesini bu kadar basite mi alırsınız? O yüzbaşının elinde, yetkilli olduğunu gösteren padişahın imzalı fermanı olmasaydı ,kim onu tanırdı,kim ona itibar ederdi.Biraz daha mantıkla olayları irdelemek gerekmez mi? Neden halen bir ülkenin topyekün kurtuluş mücadelesini TEK ADAMA bağlarsınız.Yapmayın biraz olayların gerçek yüzünü görün.
Ne yazık ki, tarihi bir acı gerçek ki,T.C devleti kurulduktan sonra İngilizlerin emriyle alfabenin,ezanın,değiştirildiğini bir an da olsa hatırlayın.Modernleşme adına şapka için bile bir devrim yapıldığını düşünün.1924 anayasasında "ülkenin dini islamdır " maddesinin 4 yıl sonra hemen nasıl değiştirildiği görün.Adaların,Musul-Kerkük Kudüs gibi yerlerin nasıl gittiğini,Lozan ile nasıl toprak kaybettiğimizi,neleri feda ettiğimizi,Ayasofyanın nasıl kapatıldığını hatırlayın.Bilmeden birilerini yüceltmeyin.Bir müslümana bu kadar körlük yakışmaz.
H.SARI
SAKIN, KUL OLDUĞUNU UNUTMA !
İslam ve onun peygamberi Hz.Muhammed a.s. insanların,Allah'tan başkalarına kul-köle olmamaları için gönderilmiştir.
Allah ,kendinden başka varlığı yüceltmemizi,tağutlaştırmamızı istemez.Peygamber dahi,insanları kendine değil, sadece Allah'a çağırmıştır.O kendinden değil,Rabbinden aldığı bilgileri insanlara ulaştırmıştır.Asla kendinin övülerek,ululaştırılmasına izin vermemiş ve istememiştir.
Hatta islama giriş akdi olan Kelime-i şehadette bile,Rabbini birledikten, bağlandıktan sonra,kendisinin de önce kul,sonra Rasul olduğuna vurgu yapılır.Yani peygamber herşeyden önce bir kuldur,imajı verilir.Aşırılığa yol açan herşeyin önünü keser.Hatta Allah bile kitabında,kulların akıllarından geçenleri bildiği için,onların kalblerindeki fısıltıları şöyle dile getirerek,bize peygamberin de sadece bir insan olduğunu anlatır.Hem de FURKAN (Açık delil) anlamına gelen suresinde.İşte o ayet:
Diyanet İşleri mealinden : " Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!” FURKAN-7
Peygamber kendisini asla insanların üstünde görmedi.Onlara büyüklük taslamadı.Onlara anlattıkları karşılığında ücret almadı.Normal insani ilişkilerinin dışında asla aşırı bir ilgi beklemedi.O sadece Rabbini yüceltti,O'na layık kul olma yolunda oldu.
Herhangi bir kalabalığa,toplantıya geldiğinde,neresi uygunsa oraya otururdu.eshabı hendek kazarken ,O da kazardı.Yani O bir insan ve bir peygamberdi.
Kızına bile "kızım babanın peygamberliğine güvenip de,ahiretini sakın ihmal etme.Ahiretin için birşeyler hazırla" diyerek,kimseye ne bu dünyada,ne de ahirette torpil yapamayacağını,şefaat edemeyeceğini de göstermiş oldu.
O yüce peygamber,kendisini önceden tanımayan,ancak sonradan peygamber olduğunu duyup da yanına islamı öğrenmek için gelen kişinin kendinden sıkıldığını görünce,onu rahatlatmak için : "sıkılma,ben de Kureyşten,kuru ekmek yiyen,dul bir kadının oğluyum" diyecek kadar mütevaziydi.O Kur'anda örnek alınacak insan olarak anlatılırdı.Ama O sadece ümmetine örnek oldu,asla ümmetine hükümranlık yapmadı.
O yüce peygamberin yolundan gittiğini söyleyen her müslüman öncelikle,O'nun getirdiği Kur'anı anlayıp hayatını ona uydurmak zorundadır.
Peygamber nasıl ümmetini kendine kul ettirmediyse,ümmeti de başkalarını kendine tağut etmemeli.Alimi,önderi,lideri,hocanı sev,ama asla onların da senin gibi sıradan birileri olduğunu unutma.Onlara göstereceğin aşırı sevgi ve saygı,hem onların azıtmasına,hem de senin sapıtmana yol açar.Toplumda bu tiplerin sayıları,maalesef her geçen gün artmaktadır.Sen bari onlardan olma.
Senin sevgin ,saygın onların şahıslarından ziyade ilmine,bilgisine olsun.Onlar herşeyi bilir diye de asla aklından geçirme.Herşeyi bilen sadece Allah'tır unutma.
Kimsenin peşinden gitme.Kimseye basamak olma.Kimsenin karşısında el-pençe divan durma.Hatta gerekirse atan hariç kimsenin elini dahi öpme.Çünkü bu davranışlar sizde kişilik zaafına yol açar.Kişiliğini kaybedenler,gereği gibi Allah'a kulluk edemezler.Unutma,peşinden gideceğin tek varlık sadece Allah'tır. Allah,kendinden başkasının yüceltilmesini,aşırı övülmesini Tağutluk sayar,şirk kabul eder.Sakın ha bu yola asla düşme.
Hamza SARI
Şeyh EDEBALİ'den Osman Gazi'ye Nasihat
Ey Oğul !
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul !
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Ey Oğul !
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Oğlum Osman ! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...
KABİR - YA DA MEZAR
Kur'anda,imtihan yeri olarak dünya, imtihanın sonunda da ,sorgulanacak yer olarak da mahşer yeri anlatılır.İkinci bir sorgulama yerinden ( yani kabirdeki sorgulamadan ) bahsedilmez.
Yine Kur'anda,ceza-azap ,ya da mükafaat-kazanma yeri olarak da dünya ve ahiret anlatılır.Üçüncü bir yerden (yani kabir azabından,ya da kabirdeki mükafaattan) bahsedilemez.
Kabir ile ilgili tüm bilgiler,Kur'an dışı bilgilerdir.Hikayelerdir,hurafelerdir,yalan-yanlış asılsız bilgilerdir. Kur'an kabirleri sadece ölünün dışarda kalıp da kokarak,diğer canlılara zarar vermesini önlemek ve göstermek için,bize Ademin iki oğlundan örnek verir.Bunlardan birisi, kardeşini öldürüp ortalıkta bıraktığında,Allah, ona bunun yanlış olduğunu göstermek için iki kuşu,göndererek örnek verir.Kuşlardan biri diğerini öldürdükten sonra,ayaklarıyla toprağı kazarak,ölen kuşun cesedini oraya koyup,üzerini tekrar toprakla örter.İşte bu olayla Allah,Ademin katil oğluna ne yapması gerektiğini göstermiştir.İşte mezar ancak budur.Hiçbir mezarın,hiçbir kutsallığı yoktur.Peygamber mezarları da buna dahildir.Yatır dedikleri mezarlar ise saçmalıkların zirvesidir.
Allah siz ölülere duyuramazsınız der.(Yasin suresinde).Biz ölülerden değil sadece bize "şah damarımızdan daha yakın olan Allah'tan "isteyeceğiz.Bu da ,aynı zamanda bir Kur'an emridir.Ve hem de Kur'anın ilk suresi olan Fatiha'da geçer.
Kafanıza göre değil,Kur'ana göre müslüman olun,Ona uyarak iman edip Mü'min olun.
Müslüman ancak kendisi gibi bir müslümanın ölmesininden sonra onun için dua eder.Cenaze namazı dediğimiz,aslında bir namaz değildir.Çünkü bu namazın kraatı (yani Kur'andan bir sure ya da ayet) okunmaz.Okunan sadece dualardır.Bazı hocalar cenaze duasını bilmeyenler Fatiha okusun derler ama bu tamamen yersiz ve asılsızdır.Cenaze namazında ruku ve sece de yoktur.Yani cenaze namazı namaz değil sadece duaların okunduğu,ölüye bağış ve rahmet dilendiği bir törendir.Bak bunun Kur'anda yeri var.Yani bizden olan,müslüman olduğuna şahitlik ettiğimiz ölülere dua edilir.Ama kafir ve münafıklar için asla yapılmaz.Bunu da yine Allah Kur'anda açıklamıştır.
H.SARI