Saturday, 23 February 2019

KUR'AN İLAHİ BİR KİTAPTIR

KUR'AN-I KERİM İLAHİ BİR KİTAPTIR
Dünyadaki tüm dinleri araştırın,sonuç olarak,insan aklına,ilme ve bilimin her dalına en uygun ve uyumlu olan dinin islam olduğunu göreceksiniz.Bu nedenle Allah: " Allah katında din sadece İslâm'dır...." Al-i İmran-19 diye insanlığa bildirmiştir.
Dinsizlik olarak adlandırılan "Ateizm" ise,mantık üzerine hareket ettiğini söylemesine rağmen,akıl ve mantıkla elde edilen ilim ve bilime asla uymayan sapıklık peşinde olmuştur.Çünkü ilim bize hep," sebep-sonuç,etken-edilgen,yaratan-yaratılan " bağını kurmayı öğütler.
Bilmin temeli de zaten budur.Mesela:Su durduğu yerde,kaynamaz,onu kaynatacak bir ısının olması gerekir,su kendiliğinden donmaz,donması için de bir nedene,etkene gerek vardır.Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Fiziğin temel kanunlarından biri şudur:
"Duran bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince,hareket etmez,ya da hareket eden bir cisme,dışardan bir kuvvet etki etmeyince durmaz."
DİNAMİK KANUNU (Newton)
İşte evrenin izahı da bu kanunlarla izah edilir.Eğer dünya dönüyorsa,onun dönmesini etkileyen bir kuvvet vardır,otlar,ağaçlar kuruduktan sonra,onları tekrar dirilten bir kuvvet vardır.v.s.gibi.İşte bu kuvvet-güç Allah'tır.Bunu yok saymak,herşeyi cansız bir varlığa bağlamak (tabiat demek) bilime uymaz.İşte bunun için Kur'an din olarak islamı ve onun kitabı olan Kur'anın anlaşılması için, insanlığı kendini anlamağa davet eder.Gelen ilk ayet olan "ikra=çağır,davet et" de bunu gösterir.
Şimdi bu bilimselliğin bazı örneklerini Kur'anda arayalım:
Bildiğimiz gibi Kur'an 23 yıl gibi uzun bir zaman dilimi içerisinde,parça parça ayetler olarak geldi.Kur'anın ilahi bir kitap oluşunu gösteren çok olağanüstü matematiksel uyumlar vardır.Sure,ayet,kelime sayıları arasında hep bir anlam ve anlatılmak istenen bir hikmet vardır.Bu uzunca geçen zaman içindeki şu uyumlara,uyumluluğa bakınız.
Bazı matematiksel hesaplarla bu daha iyi anlaşılır:
Örneğin Adem ile İsa ismi önce aynı surenin bir ayetinde: "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.." diye geçer.
Al-i İmran-59
Bunun yanında,Adem ve İsa kelimeleri birlikte değil de ayrı ayrı,değişik surelerde ve ayetlerde 25 'er defa geçer.
Yani iki peygamberin,yaratılışın aynı yoldan olduğu gibi,isimlerinin geçmesi de aynı sayı kadardır.
Başka örneklere bakalım :
Kur'anda 23 defa erkek,23 defa da kadın kelimesi geçer.88 defa şeytan,88 defa da melek kelimesi ,25 defa iman,25 defa da küfür kelimesi ,32 defa zekat,32 defa da bereket kelimesi ,117 defa ceza,234 defa da affetmek (cezanın iki katı) kelimesi,değişik ayetlerde geçer.Yani Allah bir ceza verirken,iki defa da,yani iki misli de insanları,kullarını affedeceğini vurgulamak ister.Yine Ku'anda 115 defa dünya,115 defa da ahiret kelimesi geçer.
Kur'anda, 77 defa cennet, 77 defa da cehennem kelimesi geçer.
Kur'anda,32 defa deniz (bahr-dere-ırmak),13 defa da yer (kara parçası) geçer.Yani ikisinin toplamı olan Kur'anda geçen 45 defa geçen dünyayı anlatan toplam sayısını anlatır.
32'nin,45'e oranı ise:%71.111 çıkar ki,bu oran da yer küreyi kaplayan denizlerin,%71 nin denizler,geri kalan %29 olan alanının da kara parçası olduğunu ortaya koyar.İşte ilmin gerçek sahibi olan Allah,bunu daha insanoğlu yaratılmadan önce koymuştur.Bu bir ilmin eseridir.Bu ilmi bize anlatan Kur'andır.
İnsan kelimesi Kur'anda tam 65 defa geçer.Bunun yanında insanın oluşumuyla,yani yaratılmadan önceki evreleriyle ilgili oranda 65 tir.(Turab-toprak=17, nutfe=12, embriyon-alak=6, bir çiğnemlik et-medaa=3, kemik=15, et=2, TOPLAM = 65 ) tir.Bu sizce bir mucize değil midir?İşte ilim budur.
Aynı şekilde Kur'anda 26 defa ağaç,26 defa da bitki kelimesi geçer.
Bildiğimiz gibi 1 yıl=365 gündür.Kur'anda gün anlamına gelen "YEVM=gün, tamı-tamamına Kur'anda 365 defa geçer.
Kur'anda 72. surenin (CİN) son ayeti-28 bunu da açıklamıştır: "
"Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır."Cin-28
23 yıl gibi uzun bir süre içerisinde tamamlanmış olan Kur'an insan sözü olsaydı,bu kadar matematiksel bir uyum olabilir miydi? Demekki Kur'anın arkasındaki zeka,ilahi bir zeka olan Allah'a aittir.
Bu arada şu 19 rakamıyla uğraşan sapıklara da bir gönderme yapayım.Allah 19 rakamını Kur'anda anlatırken,bazılarının bu rakama kafalarını takarak " sapıtacaklarına " işaret eder:
" İşte ben onu Sekar'a sokacağım. Sekar'ın ne olduğunu nereden bileceksin? Bırakmayan ve terk etmeyen bir ateştir. İnsanın derisini kavurur; orada on dokuz bekçi vardır."
Müddessir 26-30
"Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık. Sayılarını da, inkâr edenlere bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler Kur'ân vahyinin doğruluğundan emin olsunlar; inananların imanı artsın; kitap verilenler ve inananlar şüphe etmesinler; kalplerinde inanç sorunu olanlar ve inkâr edenler de, “Allah bu örnekle ne demek istedi? ” desinler. Allah dileyeni -sapıtmak isteyeni- böyle saptırır, dileyeni de -sapıtmak istemeyeni de - doğru yola ulaştırır. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bunlar insana sadece bir öğüttür."
Müddessir-31
Bakın son ayet gayet açık,bu 19 rakamıyla uğraşanlar sapıtmışlardır.İşin bir önemli yanı da bu 19 rakamıyla uğraşanlar Meryem suresi,bu 19 rakamına uymaz diye Kur'andan saymama yoluna da düştüler.
Halbuki bu sure ise Kur'anın tam,19.cu sueresidir.
Gördünüz değil mi sapıklığı.
Zaten bu 19.cu sapıklar da yerli malı değil,ABD malıdır.Yani kurucusu Amerikalı Reşat Halife takma adlı bir sapık olup,1974 de bu fikri ortaya atmış ve ardından da sapıklar üremiş gelmiştir.Aslında bu 19 un asıl sahibi ise 11.yüzyılda yaşamış Rabbi ( Rabay ) Judah adında bir yahudi hahamıdır.
Judah Rabinin (baş hahamın) çalışmaları, 1978 yılında Californiya Üniversitesi yayınları arasında yayınlanan " Studies in Jewish Mysticism " adlı bir kitapta da toplanmıştır.
Sonuç olarak,ilmin temeli ve kaynağı Kur'ana dayanmıyorsa,o ilim insanlara asla gerçekleri anlatmaz.
Kur'an denince,sadece Hz.Muhammed a.s.gelen kitap anlaşılmasın.Hz.Ademden itibaren tüm rasullere-Nebilere gelmiş olan kitabın adıdır.Bu konudaki ayetler şöyledir:
"Allah ,(o kitabdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan KUR'AN Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır."
RAD suresi, ayet-39
"Şüphesiz ki biz, her şeyi (Levh-i Mahfûz’da yazılmış olan Kur'anda) bir kadere göre yarattık."
KAMER suresi, ayet - 49
"Çünkü gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta ( Levh-i Mahfûz’daki Kur'anda ) bulunmasın."
NEML suresi, ayet - 75
Kelime anlamı olarak LEVH-İ MAHFUZ; “levh” levha, “mahfuz” ise korunmuş demektir.
Yani elimizdeki kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'in aslı bizzat Rabbimizin katında muhafaza (korunma) altındadır.
Hamza SARI

Wednesday, 20 February 2019

KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ
Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.
Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.
Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.
Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.
Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.
Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.
H.SARI

KUR'AN - SÜNNET - HADİS BİRLİĞİ


KUR'AN-SÜNNET-HADİS BİRLİĞİ

Öncelikle ben SÜNNETİ, Kur'anın bizzat Hz.Muhammed a.s. tarafından uygulanarak,yaşama aktarılmasına derim.Yani Allah rasulünün Kur'anı hayata uygulanarak,geçirmesinin adı Sünnettir. Onun sünneti Kur'anın uygulanır olarak gösterilmesidir.
Bu nedenle Sünnet anlayışımız,sünnet bilgimiz ve sünnet olarak kabul etmemiz gerekenler,sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s.ın Kur'anın yani İslam dininin yaşamda ugulanması,uygulanarak dinin TATBİKİ olarak gösterilmesidir.

Örneğin Namazın kılınış şekli,orucun tutuluş biçimi,Haccın,tavafın,Arafatta Vakfenin yapılışı gibi,Kurban kesiminin ve kesilecek hayvanların tesbiti gibi,Nikah ve nikahta esas olan Mihrin tesbiti ve uygulanması gibi,zekatın hangi mallardan,ne kadar verilmesi gibi,düşmanla,dostla nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini göstermesi gibi,özellikle de Kur'anı,islamı insanlara TEBLİĞ edip,dinin insanlara ulaştırılmasına çalışması gibi,zorluklar karşısında sabır ve imanla durabilmesi gibi,Hak ve hukuk içerisinde,özellikle adaletin tecellisine çalışması gibi...
Zulmün ve zalimin karşısında dikilmesi,Hayırlı ve güzel olanları yapması,yapılmasını istemesi,çirkin ve haramların yapılmasına rıza göstermemesi ve gerektiğinde onlarla mücadele etmesi,israftan,cimrilikten,kıskançlık ve yalancılıktan uzak durması,hayatı boyunca yardımsever,mütevazi ve insanlarla iyi ilişkilerde bulunmasıdır O'nun sünneti.Daha-daha buna benzer din ile,Kur'an ile doğrudan ilgili konular üzerindeki çalışmaları,uygulamaları,tutum ve davranışları bizim için birer sünnettir.
Bu ölçü ile baktığımızda,Sünnet olarak sadece dini,dinden,Kur'andan kaynağını alan ve doğrudan onunla bağ kuran,doğrudan onların uygulanması olan Peygamberin yaşam tarzı görmek zorundayız.

Din ile,Kur'an ile bir bağı,bağlantısı olmayan diğer yaşam tarzına sünnet diyemeyiz.Yani sakal bırakmak,sarık takmak,el ile ve özellikle de sağ el ile,oturarak yemek yemek,dişini fırçalamak ve özellikle de Misvak denen ağaç çubuğuyla bunu yapmak,uyurken sağ tarafına yatmak,yürürken hızlı yürümek,ayakta su içmemek,ya da tuvaletini yapmamak,evlenmek,hatta çok kadınla evlenmek,sakalını uzatıp,bıyıklarını kısaltmak,saçını ortadan açarak taramak v.s gibi aklınıza gelen ve normal sıradan diğer insanların da yaptıkları,yapabildikleri şeyler,yaşam şekilleri,kılık-kıyafetleri,yeme-oturma-konuşma tarzı gibi şeyler sünnet değildir.

Hadis ve sünnet farklıdır.Biri Kur'anın sözle anlatımı,izahı,açıklanması,diğeri ise bizzat Kur'anın uygulamağa dönüştürülmesi,uygulanarak gösterilmesidir.
Hadis,gerçekten peygamberimizin sözü ise ona da,o söze de mutlak itaat edilir.Zira Allah," Rasule itaat edin " der.
Hadis Kur'ana aykırı olamaz,Kur'an dışı olamaz.Hadis Kur'anın sözlü olarak açıklanmasıdır.Elbette Ayet değildir,Ama ayetlerin peygamberin dili ve anlayışı ile anlatılması,tefsir edilmesi,izah edilip vuzuha kavuşturulmasıdır.Ben hadis olarak bunu anlarım.Uydurma rivayetlere asla hadis adı vermem ve hadis olarak da kabul etmem.
Peygamberin her konuşmasına hadis denmez.Hadis ancak Kur'an ile,islam ile,din ile olan konularda söylenmiş peygamber sözlerine denir.Yoksa peygamberimizin,normal bir insan olarak,devletin yönetici olarak,hanımlarının eşi,çocuklarının babası,sahabenin arkadaşı olarak normalda konuşulması gereken konularda,ortamlarda söylediği ,konuştuğu sözlere hadis denmez.
Bu ölçüyü bulan,Kur'an,Rasul,Sünnet,Hadis ayrımı yaparak çelişkilere düşmez.Hz.Muhammed a.s. bir insandır,ama sıradan bir insan değil,O,Rabbimizin seçip de Rasul ve Nebi olarak insanlara Kur'anı Tebliğ etmek ve insanlara dinin uygulanarak gösterilmesini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir Rasuldür,Nebidir.
O'nu dışlayan,kesin olarak Kur'anı ve hatta Allah'ı bile dışlamış olur.Zira O'nun rasul ve Nebiliğini inkar eden Allah'ı da inkar etmiş sayılır.Zira Onun rasul ve nebi olduğunu bununla görevlendirildiğini söyleyen bizzat Allah'tır.
Şunu da özellikle vurgulayalım ki,yanlış anlaşılmasın.,Dinin,tek kaynağı Kur'andır.Dinin tek sahibi sadece Allah'tır.Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez,bunu yapanlara da MÜŞRİK denir ve bu da en büyük günahlardan olarak anlatılır.

Rasul-Nebi,Hadis ve Sünnet asla kendi başlarına bir din değildir.Hatta dine alternatif de değillerdir.Bizzat dinin öz Kaynağı olan Kur'anın gelmesinde aracı olan Rasul-Nebi,uygulanmasıyla insanlara gösterilmesinde Sünnet ve özellikle de dinin tek kaynağı olan Kur'anın anlatımını,anlaşılmasını kolaylaştırmak için getirilen izahlar,açıklamalar,konuşmalardır.
Bunları yok saymak,ne Kur'anı ne de yaratan ve öldüren Allah'ı tanımamaktır,kabul etmemektir.Zira bunlar olmadan Kur'an olamaz.Zira Rabbimiz insanlığa ilahi mesajların bütünü olan Kur'anı sadece ve sadece Hz.Muhammed a.s. aracılığıyla göndermiştir.

Peygamber a.s. asla bir postacı konumunda değildir.Postacı zarfın içindeki mektubu okuyamaz.Fakat peygamber a.s. bizzat mektubun sahibinden,elçi melek aracılığıyla alan,o mektubu okuyan,anlayan,anlatan ve gereklerini yapandır.Bu nedenle Kur'an-Sünnet-Hadis birliği çok çok önemlidir.
Kur'an bize yeter,peygambere,sünnete,hadise ihtiyaç yoktur diyenlerin tamamı SAPIKTIR.

H.SARI

Monday, 26 March 2018

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK


İSLAMI ALLAH'IN DİNİ OLARAK YAŞAMAK
Dinin sahibi Allah'tır.Allah'ın insanlar için seçip de gönderdiği dinin adı da İSLAM'dır.
" Allah katında din İslâm'dır..."
AL-İ İMRAN - 19
Hz.Adem'den,Hz.Muhammed'e kadar gelen dinin adı sadece islamdır.Bu dinin MÜCMEL (tamamlanmış hali) olanı da Kur'anda olanlardır.Yani Allah ilk insan olan Adem ve onun neslini yaratmış,ama onları başı-boş bırakmamış ve onlara sorumluluklarını anlatan,onlar için o zaman neler gerekiyorsa onlara bildirdiği dini emir ve yasakları bildirmiştir.
Ondan sonra da aynı dinin hükümlerini,zaman zaman peygamber olarak seçtikleri insanlar aracılığıyla insanlığa bildirmiştir.
Son peygamberi olan Hz.Muhammed a.s aracılığıyla da dinini tamamlayarak peygamberlik kapısını kapattığını ve dünyanın ve dünyadaki hayatın son bulmasına kadar da bu dinin hakim olacağını açıklamıştır.
"... Bugün dininizi sizin için tamamladım, nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm'ı uygun gördüm..."
MAİDE - 3
Diyerek,İslam nimetinin tamamlandığını ve bundan sonra da başka peygamber gelmeyeceğini anlatır.
" Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
AHZAB - 40
Burada hemen şunu belirteyim ki,bazılarının "İsa a.s. dünya son bulmadan önce tekrar gelecektir" diye inanmaları kesinlikle islam inancı değildir.Buna inananlar islam dışı bir inanca sahip olduklarının farkında olsunlar.
Uydurma hadislerin rivayetlerin arkasına sığınarak bu sapık inancı kimse İslamdan gösteremez.Yukardaki ayet kesindir.Hz.Muhammed SON peygamberdir Nebidir.
Yok İsa peygamber olarak gelmeyecek de yarım kalan işini,ya da peygamberin getirdiğini dini devam ettirecek gibi söylemler de asılsız ve yalandır.Bir müslüman kesin olarak Hz.Muhammed a.s.ın SON peygamber olduğunu bilecek ve inanacak ve ondan sonra ne ad ve görevle olursa olsun başka hiçbir peygamber ,rasul gelmeyeceğini kabul etmek zorundadır.Yoksa imanı İslam olmaz bilsinler.
Hele hele Mehdi denen bir hayali kahraman üretmek ve ona inanmak da asla islam inancında yoktur.Bu yolda olanların TAMAMI sapıtmıştır.
Şimdi gelelim,asıl konumuz olan,"Dini Allah'a has kılarak yaşamak" ne demektir ona bakalım :
Din Allah'a aittir,dinin tüm hükümlerini,emir ve yasaklarını,nelerin din olduğunu ortaya koyan,sadece Allah'tır.
Allah'tan başka hiçbir kul,hiçbir melek,hiçbir varlık kendine göre din koyamaz.Bu yetki sadece Kainatın ve ahiretin yaratıcı olan Allah'a aittir.
Peygamberler de kendi kafalarına göre din koyamazlar.Onlar da sadece dini insanlara tebliğ eden ve bildirilen dinin yaşama uygulanması için çaba gösteren kullardır.Dinin ortakları değildir.
Kim ki,peygamberleri de dinin ortakları sayarasa bilsinler ki ŞİRKtedirler.Allah ise asla şirki kabul etmez,hatta bu yolda olanları da asla affetmez.
Dini,Allah'ın emrettiği şekilde ve anlayışta yaşamak şartı vardır.Ancak böylelerine MÜ'MİN denir.
Biraz dinden,biraz kendi kafalarından, ya da biraz başkalarından öğrendikleri Kur'an dışı bilgilerden alıntılar yaparak din yaşanmaz.Yaşayanlar dini Allaha has kılarak yaşamıyorla demektir.
Geçmişte ve günümüzde,Allah ve rasulünü bir tarafa bırakarak,ya da onlarla birlikte efendilerinin din diye onlara öğrettikleri bilgilerle dini yaşamlarına yön verenler bilsinler ki,bu yaşamları din değildir.
Günümüzde,özellikle son zamanlarda "Kur'an islamı" ya da "İndirilmiş din" diye yutturulmağa çalışılan din anlayışında Kur'anda olmayan,Kur'ana uymayan,, kişilerin kendi din anlayışlarına göre oluşturulmak istenen bir yeni din anlayışı körüklenmektedir.
Kendi yorumlarını gerçek din olarak yansıtan bu kişilerin en büyük özellikleri din diye,din adına yazıp,pazarladıkları kitaplarını, konuşmalarını görürüz.Dinde olmayan ama dindenmiş gibi laflar ederek müslümanların din anlayışlarını bozarlar.Mesela,msülümanlar bu güne kadar Hz.Adem ve eşinin ilk insan oduğuna inanırlar.Zira Kur'an da bunu açıkça söyler.Ama bu din istismarcıları kalkarlar,"kim demiş Adem ilk insan diye,Ademin de babası vardır..". diye konuşmağa başlarlar ve onları dinleyenler de "bak bak yıllarca bize din diye yalan şeyler uydurmuşlar,bak hocamız,efendimiz doğru söyler,demek ki Ademin de babası varmış.."diye mal bulmuş mağribi gibi hemen bu sapıklığı kendilerine din edinip,Ademin ilk insan olduğuna inananlara karşı bir üstünlük edesaıyla hücuma kalkarlar.Sizin uydurulumuş dininizde bunu göremezsiniz diye de eklerler."
Bu da yetmez,Kur'an islamı,indirilmiş din diye kendilerine dini alet edeninlerin efendileri kalkıp : "ŞEHİTLİK eşittir ŞAHİTLİKTİR demektir.İnsanın ameline şahit olmasına şehitlik denir,insan isterse yatakta yatarken ölsün yine şehit olur Siz bakmayın devletin gaza getirmesiyle ölen askerlerin şehit olduğunu söyleyenlere,onlar şehit değil bilmem ne uğruna gidenlerdir" diyecek kadar dini bozan ve hatta insanları vatan ve değerleri uğruna ölmekten alıkoyan bu hainlerin sözleri din sanan zavallılar vardır.
Bu din bezirganları kendilerine ne kadar taraftar bulurlarsa ,o kadar bunlara kazanç demek olan bir anlayışla binlerce insanı kendi saflarına çekmekte ve istedikleri zaman da istedikleri yerlerde bunları kitleler halinde ,kendi pis emelleri uğruna kullanmaktalar.Bunun en açık örneğini de 15 Temmuz darbe girişiminde gördük.
28 Şubat darbe girişiminden önce gördük.
Din sadece islam olmasına rağmen,bunlardan bazıları kendilerini özelleştirmek için bazı eklemeler yaparak kendilerini ortaya koymak isterler.Mezhepler,Tarikatlar bunların başında gelir.Ben müslümanım demek yerine,ben "Hanifiyi,Şafiyim,Şiayım,aleviyim..." ya da "ben nurcuyum,süleymancıyım,menzilciyim,bektaşiyim,Yeseviyim..." gibi saçma sapan isimlerle kendilerine özel isimler koyma peşindeler.
Halbuki Allah bize sadece MÜSLÜMAN ismini vermi ve başka da bir isme gerek olmadığını anlatmıştır.
"... Allah gerek daha önce gelmiş kitaplarda, gerekse Kur'ân'da, size Müslümanlar adını verdi...."
HACC suresi,Ayet-78
Dinin Allah'a has kılarak yaşanması demek,kulun,kendine din olarak,Kur'anda olanları seçmesi ve yaşam tarzının,hayatının her anında bu dini hükümlere uygun yaşaması demektir.
Ben Kur'anda olanları kendime tek olarak seçtim,inandım demek yetmez.Bunları amelleriyle de ortaya koymak gerekir.
Zira biz amellerimizle sınava tabi olacağız.Biz,dünyada iken,görevli meleklerin amellerimizi kaydettikleri kitaplarla Mahşer günü yargılanacağız.
" Oysa sizin üzerinizde gözcüler vardır. Değerli yazıcılar. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler."
İNFITAR suresi,ayetler :11-12
Biz,bu dünya da,ahirette de,bize din olarak bildirenlerden,yani Kur'andan sorumluyuz,onda olanlardan sorumlu tutulacağız.
" Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz."
ZUHRUF - 44
Dini Allah'a has kılarak,yaşamak,kendilerine din konusunda Allah'tan başka otorite tanımamak,araya aracılar koymamaktır.Kim ki,kendilerine din konusunda efendiler,aracılar ,din adına otoriteler koyarsa onların fikir ve görüşlerini din sanarsa bilsinler ki,o halis din değildir.
Bu nedenle,kendilerine hocalar,efendiler,şeyhler edinenlerin tamamı sapıklıktalar.Yaşadıkları din de asla islam değildir.
Hiç kimse ben Kur'anı anlamam diyemez.Onu anlamak zorunda olduğunu bilmelidir.
Kur'anı anlayan sıradan,okuma yazma bile bilmeyen o zamanın arapları bile anlarken bizler neden anlamayalım.
Kur'anı anlamak için peygamberin uygulamaları da bizim için birer belgedir.
Kur'an meallerini okurken mutlaka değişik meallere bakmak uygundur.Zira meallerde görülen genel hata,kişilerin arapça kelimelere verdikleri değişik anlamlardır.Bu durumda ayetlere yanlış anlamlar verilmiş olabilirler.
Mesela,çok mealciler şu ayetlere bu manayı verirler:
" Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer."
RAD-15
" Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir."
NAHL - 48
Bu ayetlerde geçen " ZİLAL" kelimesini hep "GÖLGE" olarak tercüme ettiler.
Halbuki gölgeler,akıl ve iraden,sorumluktan uzak,birer IŞIK YANSIMASIdır.
Işık yansıması olan gölgeler secde eder mi? Etmez.
Peki burada ,bu ayetlerde geçen "gölgeler" ne anlam ifade ederler.
Burada geçen gölgelerden kasıt,bizi gölgeler gibi takip eden meleklerdir.Mesela bizim amellerimizi kayıt altına tutan melekleri biz göremeyiz,ama onlar bizi gece-gündüz,her saniye takip edenlerdir.İşte bu melekler de secde ile yani Allah'a itaat ile sorumludur.
Secde yere kapanmak değildir.İtaat etmek,emre uymaktır.Allah melekler ve İblise "Ademe secde edin "derken,onun önünde yere kapanın demek istemedi.Onun işlerinde,ona yardımcı olun,onunla birlikte,onun davasında bir olun demek istedi.
Zira Allah başka bir ayetinde de :
" Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât (yardım) ediyorlar. Ey iman edenler , Siz de ona yardım edin, destek olun."
AHZAB - 56
Eğer bizler de dini sadece Allah'ın emrettiği ve bildirdiği şekilde dine inanır ve onu kendi kuralları çerçevesi içerisinde yaşarsak,hem dini Allah'ın istediği gibi yaşamış ve hem de Hz.Muhammed a.s.ın getirdiği dini devam ettirdiğimiz için O'na destek olmuş oluruz.Peygamberi sevmek de ancak bu yolda olmak olunur.Lafla değil,amellerimizle bunu ortaya koymakla ancak Allah'ın istediği ve O'na layık birer kul olabiliriz.Unutmayın başka alternatifimiz yoktur.
Rabbim dinimizi Allah'ın razı olduğu üzere yaşamak nasip etsin inşallah

Hamza SARI

Wednesday, 21 March 2018

AHLAK


AHLAK İBADETLERLE GÜZELLEŞİR
İbadet=KULLUK'tur.
Allah'a Kulluk yapılmayan müslümanlık BOŞTUR.Geçersizdir.Kurtuluş getirmez.Bunu herkes kafasına iyice yerleştirsin.Kullukta ihtimaller söz konusu olamaz.Allah'a kulluğun başı ibadetlerimizdir.İbadetlerimize elbette Allah'ın ihtiyacı yoktur, ama kulların ihtiyacı mutlaka vardır.
İbadetler ahlakımızın da olgunlaşmasını,güzelleştirilmesini sağlar.İbadetlerini yaptıkları halde,ahlaklarını düzeltemeyenler,ibadetlerinde SAMİMİ olamayanlardır.Kabahat ibadetlerde değil,ibadet yaptım diyen samimiyetsizlerdedir.
Allah,ibadetlerin ve özellikle de NAMAZIN her türlü FUHŞİYATI (Çirkin davranışları) yok edeceğini,onlardan kişiyi uzaklaştıracağını söyler.Söyleyen Allah olduğuna göre bu %100 doğrudur.İşte ayet:
"Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor." ANKEBUT suresi,ayet- 45
H.SARI

BANKACILIK SİSTEMİ


BANKACILIK SİSTEMİ VE FAİZ
Bankacılık tarihini M.Ö.3500 yıllarında yaşamış Sümerlere (yani eski yahudi kavimlerine) kadar götürmek mümkündür. "MARKET" adıyla kurdukları bu sistem,bugünkü bankacılığın ilk adımlarıdır.
Batıda bankacılık sistemi ise 1587 yılllarında Venediklilerde görülür.
Daha sonra, 1619 yılında, Banco del Giro adında İtalyada kurulan bir kurumdan bahsedebilir.Zaten banka kelimesi,İtalyanca "BANCO " kelimesinden gelmedir.
Birleşik Amerika’da ise ilk banka, 1782 de Kongre’nin özel kanunu ile Filadelfiya’da kurulan Bank of North Amerika ( Kuzey Amerika Bankası) dır.
Osmanlı imparatorluğun ise bankacılık işlemleri 185 li yıllarda başlar.Önce İtalyan-Venedik tüccarlarının İstanbulda Galata tüccarlarıyla ticaret yaparken,İtalyan ve Venedik bankalarıyla temas kurmalarıyla başlar.Daha sonra 1863 te Ottoman Bank (Osmanlı bankası ) adıyla bizde de banka kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinde ise Emniyet Sandığı adıyla kurulan bankadır.
Bankacılık sistemi islamın kabul ettiği,hoş gördüğü bir sistem değildir.Zira sermayenin TEK ELDE toplanmasını islam hoş görmez
İslamda bunun yerine yardımlaşmayı esas alan " KARZ-I HASEN " (güzel borçlanma) adıyla Osmanlıda yaygın olan bir kurum vardı.
Bankacılık bugün Sermayenin Tek elde toplanması olarak anlaşılmaktadır.Dünya ekonomisine hakim olanlar bugün bankalardır.Banka ile işi olmayan hiçbir devlet yok gibidir.
Bankaları kuranlar,koruyanlar,sermayelerini kontrol edenler çok az sayıda olan bir ailedir ki,onlar da Siyonist " Rothschild ailesdir."
18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Yahudi kökenli Alman bir ailedir.
Ailenin Avrupa'da tanınmaya başlaması 1744'te döviz değişimiyle uğraşan, Hesse Prensi ile ticaret yapan (1710 doğumlu) Amschel Moses Rothschild 'in oğlu olan Mayer Amschel Rothschild'in Frankfurt, Almanya'da doğumuyla başladı.[6] Frankfurt'un Judengasse denilen Yahudi gettosunda doğan Mayer, bir finans kurumu kurdu ve iş yapmaları için 5 oğlunu farklı Avrupa şehirlerine yollayarak nüfuzunu genişletti
Rothschildlerin arması sıkılmış bir yumruk ve Mayer Rothschild'in beş oğlunu simgeleyen beş oktan oluşuyor.
Bankacılık sistemi,ticaretin kolaylaştırılmasını ve uluslararası düzeye erişmesini amaçlar.Eskiden ticaret "MAL TAKASI " (mal değişi) şeklinde olurken bugün ticaret akıl almaz çeşitliliklere ve boyutlara ulaşmıştır.Bunun yaygınlaşmasında da bankacılık kolaylıklar kazandırdığı kazan,BARONlaşmayı da körüklemiştir.Bugün tabir yerinde ise dünyamız bu baronlarca yönetilmektedir.
Hani tam karşılığı olmasa da Birleşmiş Milletlerin 5 üye devlet tarafından yönetilmesi gibi.Dünya ekonomisi de Rothschild aşlesinin 5 oğlu ve onlardan gelen nesillerce yönetilmektedir.
Şimdi gelelim bankacılık sisteminde kullanılan FAİZ sistemine.Bu sistem önceden emanet verilen ve alınan işlemlerdeki kar olarak anlatılırdı.Bunun hesablanmasında emek-masraf da elbette dikkate alınırdı.Şimdi buna bir de ENFLASYON (paranın değer kaybı) eklendi.Yani Faizdeki oranı hesaplarken bı enflasyonu da eklemek gerekti.
Dikkat ederseniz,enflasyonun düşük olduğu ülkelerde faiz oranları düşük kalırken,enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde bu faiz oranı çok yüksektir.Hatırlayın 2002 yılından önce ülkemizde faiz oranları %70-80 lere varmıştı.Zira o dönemde enflasyon oranları da bu oarana denk gibiydi.Paramızın değeri yoktu.Zira Enflasyon paranın değerinin kaybı anlamına gelir.
Bankaların bugün uyguladığı kredi ve faiz oranları,islamın yasakladığ RİBA ile doğrudan ilgili değildir.Bu neden peşin hükümle faiz haramdır diyemeyiz.Faiz sakıncalı olabilir ama asla islamın yasakladığı Riba değildir.
İslamın yasakladığ RİBA ise kelimenin tam karşılığı olarak TEFECİLİKtir.Yani islam Tefeciliği kesin haram kılmıştır.
Banka faizlerinde,ya da kredi işlemlerinde alan da-veren de eşit olmasa da kar ve zararda ortak riskler taşır.
Bankaya para yatıran,bankadan bir miktar kar olarak faiz alırken,banka belki bu paradan daha çok kazanmış olabilir.Bankadan kredi alırken de durum böyledir.Kredi alan da,kredi veren bankada para kazanır.Kredi alan ev alır ev sahibi olur,banka da bundan para kazanır.Bir ticareti için kredi alan bu ticaretinden para kazanırken,banka da elbette bundan para kazanır.
Kazanmayan sadece borcunu zamanında ödemeyen ya da ödememek için sahtekarlıklara baş vuranlardır.Bu durumlarda da elbette banka parasını geri alabilmek için bazı yaptırımlar yapar.Hatta bunları da yazılı anlaşmalarla sağlama bağlar.Bu da gayet normaldir.Zira bankalar bir hayır kurumu değildir.
İslamda olan Karz-ı Hasen bir devlet kuruluşu olsa da kar amacı gütmez.Hizmete yöneliktir.Bu kuruma devletten ve zengin vatandaştan katkılar vardır.Çarkın dönmesi için de mutlaka ödünçlerin geri dönmesi şartı vardır.Geri borcunu ödemeyenlere de elbette bir yaptırım vardı.
Daha öncelerde de yazmıştım,banka faizi,islamın yasakladığı Riba değil diye.Günümüzde islamı bilmeden,dar çerçevelere sıkıştırma gayretinde olanlar bilerek ya da bilmeyerek islamı çağdışı bir din anlayışına sokmaktalar.Halbuki islam çağlara ve çağların problemlerine çözümler getiren bir dindir.Dinden,islamdan haberi olmayan kıyıda köşede,izbe mahzenlerde tezgah kurmuş tarikat şeyhleriyle,dinlerini ticaretlerine alet eden alim geçinen dinciler bu işi anlamazlar.Bunlar islam dışı fetvalar vererek kendi yerlerini sağlama alma gayretindeler.
Alim olan,ilim sahibi olandır.Bankacılık sisteminden,islamın Riba ile kast ettiği sistemden haberi olmayanlar bu konuda söz söyeleyemezler.Onların safsatalarına inanarak müslümanları global ticarette yaya bırakarak islam alemini ekonomik yönden yoksul hale getiren bu cahil zihniyete itibar etmeyin.
İslam karşılıklı anlaşmalarla yapılan ticarete kötü demez.Yeter ki şartlar taraflarca eşit olmasa da eşite yakın olsun.Zalimlikler ortaya çıkmasın.
Bankacılık sistemi her ne kadar tekelleşme olsada yine de devletlerin kontrol etme payları da vardır.Merkez bankaları bir merkezden idare edilse de kendi iç meselelerinde de katkıları vardır.Mesela ülkelerin kendi faiz oranlarını ayarlayan yerli merkez bankalarıdır.
Tefecilikte yasallık olmazken,bankacılıkta yasalar yürürlüktedir.
Hamza SARI

R U H


RUH VE BEDENLERİ (Vücutları)
Ruh hakkında bilgimiz sınırlıdır.Bu nedenle fazla laf etmemiz de sınırlı olmalıdır.
“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak, az bir bilgi verilmiştir.”
İSRA suresi, ayet -85
Ölenler için,Kur'anın sadece ölüleri ilgilendiren dua olan ayetleri ve özellikle de kendi dilimizden olan ve içimizden gelen dualar edilmeli.
Duanın elbette ki,ölen bedenlerin,diri ruhlarına yararı vardır.Öyle olmasa Rabbimiz bunu bizden istemezdi.
Elbette dualarımızdan bedenleri ölen ruhların haberi olur.Ama bu haber olmanın nasıl ve ne manada olacağı hakkında fazla bigimiz yoktur.Zira orası bizim için GAİB (bilinmeyen) alemidir.Gaibten ise sadece Allah haberdardır,ancak O bilir. Peygamberler dahi bu konuda bilgilendirilmemiştir.Bunu da Kur'andan anlıyoruz.Zira bu konuda ayet yeterli bilgi veren ayetler yoktur ki,peygamber de bize bildirmiş olsun.
Bize düşen,Rabbimizin emrini yerine getirmek,gerisini gerek duymadan sorgulamamaktır, güzel olan.
Yalnız şunu kesin biliyoruz ki,ölen ruhlar,yani Melek İsrafilin 1.ci kez SUR'a üfleyişiyle ölen tüm bedenlerin ölmesinden sonra , 2.ci defa SUR'a üflenmesiyle dirildiklerinde bedenleriyle birleşecek,ama asla bu vücutları bu dünyadaki vücutları ( bedenleri ) olmayacaktır.Zira o vücutlar cennet ve cehennemin yapısına uygun olacaklar ve asla ihtiyarlama,hastalanma,ölme durumu yaşamayacaklar.
Cehennemliklerin, vücutları da özel yaratılacak, özel olacaktır.Yanacaklar,işkence görecekler,ama ardından tekrar anında eski hallerine dönecekler.
Böyle bir durum asla bu dünyalık bedenler için mümkün olamaz.
Cennette olanlar,istedikleri anda ,istedikleri yerde olacaklar,yiyecekler-içecekler ama asla tuvalet ihtiyacı duymayacaklar.Böyle bir durumu bu dünyalık vücut için düşünmek mümkün değildir.
Ruhu ve öldükten sonra kavuşacağı yeni bedeni anladığımız takdirde Kabir Azabı diye bir azabın da olmadığını,olamayacağını ister istemez kabullenmiş oluruz.Yani Kabir azabı yoktur.Kabir sadece dünyalık maddelerden,gıdalardan oluşan bedenin tekrar toprakla buluşmasıdır.
Azab,sadece bu dünyada ve öldükten sonra tekrar diriltilip,mahşerde hesaba çekildikten sonra vardır.
Ruhların azap çektikleri hakkında ayet yoktur. Fravun hakkında olan ayetlerin de onun,hesaba çekildikten sonraki durumunu anlattığını unutmamak gerekir.
H.SARI