Monday, 10 October 2016

BİR BAŞKASINA YARDIM ETMEK
Geçmişten günümüze gelmiş bir hastalık ,yanlış anlayış vardır.O da "müslümanın fakirliği seçme tavsiyesi"dir.
Özellikle din adına konuşanlar bu konuda çok ama çok uzmanlar.Adeta müslümanların fakir kalmaları için seferber olmuş gibiler.
Dünyada iki akımın insanları,fakirlik edebiyatı yaparak insanları aldatırlar,gelişmesini engellerler.Bunlardan birisi komünistler,diğeri de salak ve bilinçsiz müslümanlardır.Bunların bu fakirlik edebiyatından da ya dinsiz komünist ağa babaları, kapitalistler,ya da din istismarcısı,din tacirleri kazançlı çıkmışlardır.Kimileri komünist sistemde başa oturarak ,kimileri de dini ticaretlerine alet ederek köşe dönmüşler.
Hadi komünizm,bir amaçla,bir hedefi gerçekleştirmek için özellikle de insanları uyuşturup,sömürülerine sömürü katmak için bizzat Siyonizm tarafından ortaya atılmış saçma-sapan sapık bir düşünce,ideolojidir.Ya islam böyle mi? İslam bir düşünce,bir ideolojiden öte,bizzat kainatı yaratan Rabbimizin biz insanlar için koyduğu dinin ta kendisidir.Kurallarını bizzat yaratan dizayın etmiş ve peygamberleri aracılığıyla da insanlığa sunulmuş bir sistemin adıdır.
Bu sistemde,yani islamda,yani ilahi kuralların hakim olduğu dinde fakirlik yoktur,fakirlik asla tavsiye edilmez,önerilmez,cennete giden kurtuluş yolu olarak anlatılmaz.Aksine,zengin olmanın,zenginleşerek güçlü olmanın gerekliliğine vurgu yapılarak adeta zenginleşmeğe özendirilir. (ENFAL suresi,ayet-60).İşte sadaka,işte zekat,işte Hac,işte kurban ,işte yardımlaşma bu nedenle vardır.Zenginlik olmazsa bunlar yerine getirilir mi?
Allah,fakirlerin bile sorumluluğunu zenginlere yüklemiş ve "mallarınızda fakirlerin de hakkı var" demiştir.
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
"Mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı"ZARİYAT-19
Fakirlik edebiyatını özellikle din önderleri,hocalar,vaizler,din adına konuşanlar yapıyor demiştim.Bunu yapanların büyük çoğunluğu,islam hakkında bilgisi olmayan cahillerdir.Diğer kısımları da ya din adına kazanç sağlayanlar,ya da islam düşmanı münafıklardır.Özellikle de bu konular ya camilerde,ya dini sohbetlerde,ya da tv.ekranlarında empoze edilir.
İslamda asla yeri olmayan bu fakirlik edebiyatını kafalara yerleştirmek için akla hayale gelmedik yalanlar,yalan hikayeler uydurular.Hatta peygamber adına yalan hadisler uydurarak,adeta müslümanları miskinliğe,tembelliğe,fakirliğe sürüklemek için birbirleriyle yarış ederler.Güya cennete gireceklerin başında fakirler,miskinler gelecekmiş.Hadi ordan sizi gidi din istismarcısı sapıklar.Allah'ın böyle bir vaadı mı var? Allah böyle olanlara öncelik mi tanımış.Yok böyle birşey.Tam tersi var.Allah insanları mallarıyla değil,imanlarıyla,amelleriyle değerlendirir.Hesaba da amelleriyle çeker.
Müslümanların kafalarındaki sakat bir anlayışta sorumluluktan kaçmaktır.Çünkü bunlara göre fazla malın fazla sorumluluğu olur.Hatta daha da ileri giderek fazla malda haram da vardır derler.Ne kadar saçma bir anlayış.Kişinin inancı sakatsa,haramı az mal ile de,hatta hiç malı olmadan da işler,yapar.
Allah bize zenginliği tavsiye etmiş ve ona imrendirmiştir.Bu konuda sureler,ayetler indirmiştir.Örneğin,Allah bize Süleyman peygamberi,Kraliçe Belkisi örnek verir.Hz.Süleyman zenginliğin,gücün zirvesine ulaşmış,Allah'ın salih bir kuludur.Belkis de o kadar şatafatlı bir hayata sahip iken islamı seçmiş biridir.
Aynı zamanda Allah Karun gibi,Fravun gibi zengin olup da insanları ezen zalimleri de anlatır.Ama onların mallarına değil,sahip oldukları sapık zihniyetleri kınar,tenkid eder.Sapık Fravunun,zengin sarayında yaşayan hanımını ise över,örnek gösterir.Fakir peygamberin karısını da kötü örnek olarak anlatır ve bize duyurur.
Demek ki insanın malı ,zenginliği asla yerilmez,tenkit edilmez,tenkit edilen,kötülenen,kişilerin sapık inançları,sapıklıklarıdır.
Bugün eğer dünyada zülüm varsa,zalimler at oynatıyor,insanları kan ve göz yaşlarına boğuyorlarsa,bunların tek sorumlusu sadece onlar değil,onlara bu fırsatları sunan müslümanlara aynı derece sorumludurlar.
Allah Nisa suresi,ayet 58 de "işlerin ehline verilmesini emreder.Yani dünyayı yönetme,insanlığa hizmet görevi,öncelikle müslümanların hakkıdır.Müslümanlar bu haklarını yeniden almak,sorumluluk yüklenmek zorundalar.Bunun yolu da Enfalsuresi-ayet *60 da anlatılan güce kavuşmaları gerekir.Yani fakir müslümanlığı terkedip,"güçlü müslüman, zengin müslüman" olma yolunda çaba göstermeleriyle olur.Fakirlik edebiyatı yaparak,miskinlikle cennete gidecekleri yalanını terkedip,Allah'ın yeryüzüne gönderilmiş,vazifeli halifesi olduklarının bilincine erişmeleriyle olur.
Size fakirlik edebiyatıyla gelen yalancı din hocalarına,din tacirlerine itibar etmeyin.Hatta yalanlarını suratlarını çarpın ki,bir daha o yalanlarıyla müslümanları aldatmasınlar.
Sakın yanlış anlamayın,sadece zenginlik,sadece güç tavsiye edilmiyor,iman ile bir olan,imanın emrinde olan zenginlik,güçtür bizden istenen.Yukarda verdiğim Süleyman peygamber örneğinde olduğu gibi.Fravunlaşmadan uzak kalarak,zenginlik ve güçlü olmaktır,islamın örnek müslümanlığı.Zengin ve takva sahibi olmaktır.Sakın size takva ile zenginlik bir arada olmaz diyen,diyecek olan iblislere,şeytanlara,münafıklara aldanmayın,kanmayın,aldırış etmeyin.Elbette hem zenginlik,hem de takvanın aynı anda olacağını bizzat Allah Kur'anda örnekleriyle bize göstermiş ve anlatmıştır.Bizim kulak verip dikkate alacağımız da ancak Allah'tır,O'nun ayetleridir.
Müslümanlar ne kadar güçlü olursa,insanlık o kadar huzur bulur.Kurbanı düşünün,zekatı düşünün,sadece bunlarla ne kadar müslümanın mutlu olduğunu hesap edin.
Sakın sizi kötü örnekler aldatmasın.Örneğin arap ülkeleri bu kadar zengin iken,neden fakir müslümanlar var demeğe kalkışmayın.Onlar ve onlar gibi zenginleşmiş karunlaşmışlar,islamın tavsiye ettiği örnekler değildir.Onlar,fakir de olsalardı aynı yolun yolcuları olacaklardır.İnsanlar zengin olunca sapıtmazlar,imanları zayıf olunca,yeteri kadar iman etmedikleri için sapıklığa düşerler.Müslüman elindeki imkanların,zenginliğin,gücün tek sahibinin ancak Allah olduğu bilincindedirler.Malın da,mülkün de ilk sahibinin Allah olduğunu bilirler.Hatta çok mal kazanarak,Allah yolunda daha fazla harcamanın,daha çok sevaplar kazandıracağına inandıkları için bu yolu tercih ederler.Yoksa mallarına esir olmak için değil.
Müslüman zengin olmalı,güçlü olmalı ve özellikle de adaletli olmalıdır.
Z.Paşa'nın dediği gibi:
"Adem ona derler ki,garazdan ola salim
Nefsinde dahi eyleye icra-i adalet"
Şunu da asla unutmayalım ki,islamda,zengin olurken asla ve asla harama,rüşvete,insanları aldatmağa ,hakkımız olmayanları almağa,başkalarının haklarını gasp etmeğe izin yoktur.Tam tersine bunlar HARAM (Yasak) olarak karşımıza çıkar.Dünyalık ahiretlik sorumluluğu vardır.Bize düşen ,bizden istenen Helal yollardan zenginliktir.
Hamza SARI
ONLAR ALİMLERİNİ RAB EDİDİLER
Her asra,her döneme ışık tutan,insanları Tağutluktan kurtaran,şirke giden yolları açıklayan şu ayetin mükemmelliğine bir bakınız.
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
" Onlar, âlimlerini ve Rahiblerini, Allah’dan başka Rabler edindiler; Meryem’in oğlu Mesîh’i de. Halbuki onlar da, ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’dan başka hiç bir ilâh yok. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden tamamen münezzehtir. "
TEVBE suresi,ayet-31
Bu ayet,insanlara,şu peşinden sürü oldukları hocalarını,efendilerini,şeyhlerini,alim bildiklerini RAB edindiklerine vurgu yapar.
Rab=, Efendi, malik, sahip, terbiye eden, yetiştiren, düzene koyan, yöneten, nimet veren, ihtiyaçları gideren, kefil olan, seçkin, sözü dinlenen, otorite sahibi , melik, efendiliği ve üstünlüğü kabul edilen demektir.
Rab,Allah'ın bir sıfatıdır ve ilk sure olan Fatiha suresinde Rabb-il Alemin=Alemleri terbiye eden,yöneten,ihtiyaçları gideren RAB olarak anlatılır.
Günümüzde hocalarını,alimlerini,şeyhlerini Rab edinenler kötülenmekte,eleştirilmektedir.
Bazıları dinin sahibinin Allah olduğuna inandık dedikleri halde,din konusunda kendi hocalarını,efendilerini yanılmaz otorite kabul ederler.Onların fikirlerinin asla tartılamayacağına inanırlar.O ne söylemişse doğrudur derler.İşte bu anlayış tam da bu ayete uyan bir Tağutluktur.Alimlerini Rab edinmedir.Bundan sakının.
H.SARI
KUTSAL AYLAR
İslam dininde kutsal olan aylar,Recep-Şaban-Ramazan'dır.
Recep, "bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir ." (Hicri takvimin 7.ci ayıdır)
Recep,ayında araplar putlarına kurbanlar keserlerdi.Kutsal sayarlarıdı.İslamdan sonra da bu kutsallık devam etti.
Şaban,sözlükte “dağılmak, gruplara ayrılmak” anlamındaki şa‘b kökünden türeyen şa‘bân kamerî yılın Receb ayından sonra, Ramazandan önce gelen sekizinci ayının adıdır ve dinî gelenekte önemli bir yeri olan üç ayların ikincisidir. (Hicri takvimin ise,8.ci ayıdır.)
Savaşmanın yasak olduğu haram aylardan biri olan Receb'den sonra silâhlı baskınlar için kabilelerin gruplar halinde dağılması sebebiyle bu isimle anılmıştır.
Ramazan,kelimesi güneşin sıcaklığının şiddetinden gayet çok ısınmasıdır ki böyle pek kızgın yere “ramda” denir. “Ramazan” “ramda” mastarından “yanmak” manasına gelir. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir.
Bu aya “Ramazan” denmesinin bir sebebi; bu ayın günahları yaktığıdır.
Bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ıstırap çekilir. Veyahut oruç hararetinden günahlar yakılır.
Ramazan ayı hicri takvimde 9.cu aydır.Bu ayı önemli ve kutsal kılan en önemli şey,bu ayda Kur'an-ı Kerim'in bu ayda inmeğe,gelmeğe,nazil olmağa başlamasıdır.Bu ayda ,bin aydan daha hayırlı olan KADİR gecesinin bu ayın içerisinde olmasıdır.
Bu ayın kutsal olmasının bir başka önemi de ,bu ayda "ORUÇ" ibadetinin yapılmasıdır.
Allah sadece bu ayda oruç tutulmasını farz kılmıştır.Bu ayın dışında olan günlerde tutulan oruçların tamamı farz değildir.Yani Allah'ın kesin emri değildir.Bunu bildikten sonra,isteyen istediği gün ve ayda oruç tutar.Hatta 5 vakit namaz ve bayram namazının dışındaki namazlar da bir Allah emri olarak farz değildir.Fakat isteyen istediği zamanda (sakıncalı vakitler hariç) namaz kılabilir.
Bu kutsal aylardan başka,Muharrem,Zilkade ve Zilhicce ayları da vardır ki,bunlar Recep ayı ile birlikte eşhar-ı hurum=haram aylar olarak adlandırılır.Bu aylarda savaşmak yasaklanmıştır.
Muharrem, Arapça bir kelime olup, kelime kökü itibarıyla "haram"dan türemiştir. Sözcük karşılığı, haram olan, yasaklanan anlamındadır. Araplar, İslamiyet öncesi dönemde de bu ayda savaş yapmazlardı.Yasak sayarlardı.
Bu ay,aynı zamanda Yahudiler ve eski İranlılarca da kutsal sayılırdı.Hatta Yahudiler bu ayın 10.cu günü oruç tutarlar.Bu günde Musa a.s.ın,Fravundan kurtulması günü olarak saydıkları için,oruç tutarlardı.
Muharrem ayı ile ilgili çok çok rivayetler var ama hiçbirinin belgeye dayanan ,belgelerle ispatlanmış bir yanı yoktur.(Hz.Hüseyin ve arkadaşlarının katledilmeleri hariç )
Bir de bu ayda "AŞURE" günü vardır ki,Aşure, (Aşura) Arapça’da 10 manasına gelen "aşara" kelimesinden türemiştir. Kelimenin Sâmî diller arasında ortak bir kelime olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü için kullanılmıştır.
Bize gelen şekliyle de Musevilikten gelmiştir.Bu günde,yani Muharremin 10çcu gününde çeşitli tahıllardan harmanlanmış,karıştırılarak pişirilmiş bir tatlı yapılarak ikramlarda bulunur ki,bu tamamen Musevi inancında olan bir gelenektir.
Bu ayda oruç tutmak kesinlikle FARZ değildir.Ama isteyen islami oruca uygun oruç tutabilir.(Çünkü bazıları,Kerbela olayını anmak için bu günde sadece su ve su cinsinden birşey içmeyerek oruç tutarlar ki,buna asla oruç denmez)
Zilkade ayı,Kamerî ayların on birincisidir. Câhiliye devri Arapları tarafından hurmaların olgunlaşması ve mahsulün toplanması mânâsında kullanılmaktaydı.Hasat ayıdır.Bu nedenle bu ayda savaş yapılmaz.Haram olan aylardandır.
Zilhicce ayı,hicri,kameri yılın 12.ci ayıdır.Bu ayı kutsallaştıran ise,bu ayın 10.cu gününün Kurban bayramı olmasıdır.Bundan önceki günler de Kurban bayramına saygıdan dolayı kutsal sayılır.
Bu ayın 9.cu günü,Hac ibadetinin şartlarından biri olan Arafatta "VAKFE" de durma zamanıdır ki,bu güne "AREFE" günü denir.
Hamza SARI

Sunday, 20 March 2016

DUALAR NASIL KABUL OLUNUR

DUALAR NASIL KABUL GÖRÜR
"Kullarım sana beni sorduklarında de ki ben çok yakınım; bana dua ettiğinde, dua edenin isteğine karşılık veririm. O halde, benim davetime uysunlar ve bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler."BAKARA-186
"" De ki: “Eğer dualarınız olmasaydı Rabbim sizi ne yapardı? Fakat siz yalanladınız; bu yalanlamanız, yakanızı bırakmayacaktır." Furkan-77
İnsanoğlu nankördür.İyi ve hoş zamanlarında,çaresiz kalmadığı,acziyete düşmediği zamanlarda dua etmek pek aklına gelmez.Ne zaman artık elinden birşeyler gelmediği ,umutları kaybettiği ,sıkıntılar başından eksik olmadığı anlar gelince çare olarak duayaya sarılır.Açar elini semaya başlar yalvarıp yakarmağa.Daha önceleri,şimdi el açıp yalvardığı Allah pek aklına bile gelmez,gelse de O'nu yaratan yerine koyup da emirlerine uymazdı,O'na ibadet ve taatta bulunmak aklına bile gelmezdi.Ancak çaresiz kaldığında yaratanı aklına gelir.Sanki haşa Allah,bollukların değil darlıkların,sağlıklı yaşamların değil,hastalıkların,mutlulukların değil mutsuzlukların,ümitlerin değil,ümitsizliklerin Allahı gibi.Bu yanlış bir yaklaşım ve hatalı bir Allah inancıdır.
Allah,bizden önce kulluk yapmamızı,daha sonra da kendisinden istekte bulunmamızın gerektiğini, gönderdiği kitabın (Kur'anın) daha ilk sayfasında ve ilk suresinde,yani Fatiha suresinde bunu açıklıyor.Dikkat ettiniz mi suresnin adı bile enterasan FATİHA.Ne demek Fatiha,açmaktır,giriştir,fethethe ulaşmaktır,başlamaktır,başlangıçtır....
Yani biz önce başlangıç yaparak istenen kapıyı açağacağız,içeri gireceğiz,sonra izzet ve ikramlara,af ve bağışlanmalara,derman ve çarelere mazhar olup vuslat olacağız,erişeceğiz.
İşte o kapının tek anahtarı vardır,o da güzel ameldir,kulluktur,şükürdür.Dikkat ederseniz bu sure "Elhamdülillah-i Rabb-il alemin" diye başlar.Yani alemlerin Rabbi olan Allah'a önce elimizde olanlar karşılığında,insan ve müslüman olma nimetini bize nasip ettiği için bir hamd=şükür borcumuz var.Önce onu yerine getireceğiz ki,sonra istemeğe yüzümüz olsun.
Eğer dualarımız kabul olmuyorsa,bunun sorumlusu Allah değil,kulların ta kendisidir.Unutmayın her dua kabul edilmez,ancak hakkını verebildiğimiz dualar kabul görür.Yani nasıl maddi alemde emek vermeden,yemek olmuyorsa,salih ameller yapılmadan yapılan dualar da kabul edilmez.Bakın Allah bunu ne güzel açıklıyor:
" Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır." RA'D suresi,ayet-14
" İnsanı âyetlerimizle yüceltmeyi diledik. Ama o yere çakılı kaldı, arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan da... Âyetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki, düşünsünler." A'raf-176
Allah,ancak salih ameller işleyen ve takva sahibi olan kullarının dualarını kabul eder.
" Allah-ü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder." Maide suresi,ayet- 27
Bir de dua yaparken, şunlara çok dikkat edin:
1-Anlamadığınız dilden dua yapmayın.Çünkü ne istediğinizi dile getirememiş olursunuz.
Allah her dili-lisanı bilse de,sizin ne istediğinizi bilmeniz daha önemlidir.
2-Nutuk atar gibi dua etmeyin.Şiir gibi,kulağa hoş gelen kafiyeli sözlerle dua etmeyin.
3-Başkalarının ağzıyla dua etmeyin.
4-Bağıra-çağıra,üstünüzü-başınızı parçalayarak asla dua etmeyin.
5-Başkaları duysun,size destek olsun veya alkışlasın,takdir etsin ,ne güzel da etti desinler diye de dua etmeyin
Şöyle dua etmeğe çalışın:
1-Duadan önce güzel amel,ya da en az bir sadaka verin.
2-Duanızın kabulüne önce siz inanın.
3-Duanızın kabulü için asla araya ARACI koymayın.Falanın-filanın hatırı için ,yüzü suyu hürmetine demeyin.Bu aynı zamanda şirktir.
4-Dualarınızı asla ölüler huzurunda,ya da yatır denen yerlerde yapmayın.Bu da dolaylı olarak şirke girer.
Mum yakarak,çul-çaput bağlayarak dua etmeyin.
5-Dua yapmadan önce bedenen ve ruhen temizlenin.Küçük de olsa günahlarınız için Allah'tan bağışlanmanızı isteyin.Günahlarınızı tek tek saymanıza gerek yok.Allah zaten gizliyi de açığa da bilendir.Siz sadece pişmanlık duyduğunuzu,nefsinize zulmettiğinizi itiraf edin ve af kapısının sadece ve sadece Allah olduğunu söyleyin.
6-Sesinizi yükseltmeden,içinizden gelerek,hatta bir damla da olsa göz yaşı dökerek acizliğinizi dile getirin.
7-Boynunuzu bükerek,yalvaran bir tavırla dua edin.
8-Duanızı kısa kesmeyin.Bekleyin,tekrar edin,tekrar edin.Duanızda israrcı olun,ama asla isyancı olmayın.
9-Dualarınızdan sonra mutlaka güzel bir amel yapın.Namaz kılın,sadaka verin.
10-Duanızın anında kabul edilmesini hemen beklemeyin ve zamana bırakın.Belki Allah anında veya daha sonra da duanızın gereğini ,sonucunu size gösterecektir.
Allah duaları ve amelleri kabul olanlardan bizleri de eylesin inşallah.
Hamza SARI

MÜSLÜMAN NASIL MÜ'MİN OLUR

MÜSLÜMAN , NASIL MÜ'MİN OLUR
Müslüman,teslim olan,islamı kabul ettim diyendir.Mü'min ise,kabul ettim dediği dini,yani islamı yaşamında göstermesidir.İslam dininin emir ve yasaklarına uygun yaşama biçimidir.İşte bu nedenle Allah:

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ
وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"Bedevîler, (sıradan kişiler), “İnandık” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik' (teslim olduk=müslüman olduk) deyiniz. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Çünkü Allah, affedicidir; merhamet sahibidir." HUCURAT-14
İman etmiş olmak için,inandım,iman ettim dedikten sonra güzel ameller yapmak şartı vardır.Sadece sözde kalan,gereği yapılmayan teslimiyet (müslümanlık) kişiyi kurtarmaz,hedefine ulaştırmaz.
Nasıl ki,bir yere iş için müraacat eder,ya da bir iş teklifini kabul edersiniz.Bu kabulde o işin gereklerini yapma sözü,vaadı vardır.Eğer bu söz,vaad yerine gelmezse,siz o işe başlayıp da gerekli çalışmaları yapmazsanız,sizin o işi kabul etmeniz laftan ileri gitmez.Dolayısıyla işin gereğini yapmadığınız için de karşılığında bir ücret talep edemezsiniz.Buna zaten hakkınız da yoktur.
Din de böyledir.Alla'ın dini olan islamı kabul ettim demek ,size bazı sorumluluklayaptırımlar, getirir,verir.Bunları yerine getirmek zorundasınız.Yapmadığınız takdirde,dinin gereklerini yerine getirmediğiniz için de bir karşılık alamazsınız.Yani sizin müslümanlığınız sözde kalmış olur ki,o da bir işinize yaramaz.
Allah:
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
" İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir. " ANKEBUT-58
Demek ki Müslümanım demek yetmiyor.Mü'min olmak gerekiyor.Bunun da iki önemli şartı vardır:
1-İslam dinini kabul ettiğini söyleyeceksin.Bu da kelime-i şehadetle olur.
2-Sonra inandığın dinin gereklerini yerine getireceksin.(Salih ameller yapacaksın)
Bunlardan biri eksik olsa inandığın din seni kurtarmaz.
Salih amel,günümüzde çoğu Müslüman'ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler, salih amelin sadece bir yanını teşkil eder ki, bunlara İslâm dininde ibadet denilmektedir. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur'ân'ı tedebbür ederek (anlayarak ve düşünerek,araştırarak ) okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah'ın (celle celâluhu) verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek,çalıştığın işin hakkını vermek,ya da çalıştırdığın kişilerin emeklerinin karşılığını tam olarak vermek,hak ve hukuk kurallarına uymak,adaletli olmak,yalan ve haramın her türlüsünden kaçmak,korunmak,iyilikleri emretmek, (tavsiye etmek),kötülüklerin yapılmasına engel olmak,ilim yolunda ve güzel ahlaklı olmak (yaratılışına uygun yaşamak) ,insanlar arasında barışı savunmak,ahlaksızlığın her çeşidini reddetmek,kendin için istemediğini,bir başkası için de istememek,helal yollardan kazançlar elde etmek,kazandığımız maldan,servetten fakirlere de vermek,hasta,yolda kalmış,size muhtaç olmuş kişilere el uzatıp yardım etmek, gibi ameller de hep salih amellerdendir.Biz dinen bütün bunlardan sorumluyuz.Bunların yapılmaması,inandığımız islamı anlamamak,ya da yaşamamaktır ki,işte o durumlar da bir an düşünüp kendimizi sorgulamamız gerekir.Bunlar bir defaya mahsuz olan şeyler de değildir.Son nefesimize ve gücümüzün yettiği kadar,bunların tamamından sorumluyuz.Kurtuluş ve Mü'min olmak ancak bu yolla,bu salih amellerle mümkündür.Yoksa hem kendimizi ,hem de başkalarını aldatmış oluruz.Şunu da kesin bilelim ki:Hiç bir kul Allah'ı aldatamaz.Allah bizim herşeyimizi görür ve melekleri aracılığıyla da,kayıt altına alır.İnanmasanız da bu böyledir. Salih amel, o kadar şümullü (geniş ) bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün iyi ve güzel amelleri kapsar.Bir amelin, "salih amel "olabilmesi için ihlaslı (samimi) ve Allah'ın rızasını düşünerek,umarak yapılması çok önemlidir.Bu nedenle ,imansızların yaptıkları güzel işler,salih amellerden sayılmaz ve boşa gider.
" De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?
Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız." KEHF suresi,ayetler: 103-105
Allah,mü'min olarak yaşamayı nasip eder inşallah.
Hamza SARI