KURANSIZ SİYASET, BESMELESİZ EĞİTİM - 4
İsmail Hakkı AKKİRAZ
18 Aralık 2013 Çarşamba
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Müslüman âlimlerin siyaset tanımlarından birisi de şudur. Siyaset: İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek maksadıyla onların yönetimlerine talip olmaktır. Devlet ve hükümet başkanları yönettikleri toplumun ıslahından, onların mümin ve muvahhid kimseler olmaları için her türlü tedbiri almaktan sorumludurlar. Bu ise, insan ve toplum ile İslam arasına konulmuş bütün engelleri ortadan kaldırmakla olur. Çünkü insan ve toplumun dünya ve ahiret saadetini sağlamak ancak İslam ile olur. Ben Müslüman’ım diyen bir siyasetçinin Allah’ın yolum dediği İslam’dan başka bir şeyde karar kılması, Kur’an ve Sünnet’in emir ve yasaklarına tabi olmaması, kendisi ve toplumuna karşı yapacağı en büyük kötülük ve zulümdür. Kur’an’sız, Peygambersiz bir siyaset, sahibini ancak, şeytanın ve dostlarının elinde maskaraya çevirir. Bir Müslüman, İslam düşmanlarının, inkarcıların, münafıkların, fasıkların ve facirlerin arzularına boyun eğerek hakkı üstün tutan siyaseti terk edemez. Kuvveti üstün tutan batıcı siyasete meyledip onlarla işbirliği de yapamaz. Yaparsa zalim olur. Zalim olanlara muhabbet beslemek, kalbi bir yakınlık içinde bulunmak, Müslüman kişiye ateşi dokunduracak kadar tehlikeli bir davranıştır. “Sakın zulüm (ve haksızlık) edenlere meyletmeyin/güvenip dayanmayın. Sonra size de ateş dokunur. (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur. Sonra (Allah’tan da) yardım göremezsiniz.” (Hud: 113) Bu ayetin muhtevasına muhatap olmayı hangi insan arzu edebilir? Hiçbir akıllı insan, Allah’ın gazabına müstahak olmayı ve ateşe atılmayı arzu etmez ve etmemelidir.
SİYASET VE FİKİR CİHADI
Müslüman, Kur’an ve Sünnete dayanmayan hiçbir şeye rıza gösteremez. Gösterirse şeref ve izzetini kaybeder. İslam’ın amentüsüne inanan fert ve toplumlar, Kitaplara ve peygamberlere iman etmiş olmanın gereği olarak, Kur’an ve Sünneti; siyaset, adalet ve hukuk anlayışlarının da ölçüsü kılmak zorundadırlar: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzap: 36) Yani ben Müslüman’ım diyen herkes, Kur’an ve Sünnetin ahkâmını yürütmeyi esas alan ADİL BİR DÜZEN isteyecek ve bu düzenin kurulması için malıyla canıyla cihad edecektir. Ben Müslüman’ım diyen herkesin, ZULÜM DÜZENİ (Faizci Kapitalist Düzen) yerine, ADİL BİR DÜZENİN kurulması için cihad etmesi zorunlu bir görevdir. Erbakan hocamız “Biz siyaset yapmıyoruz cihad ediyoruz” sözünü hep bu şuurla söylemiştir. Rabbimiz bize emrediyor: “(Ey müminler!) Gerek hafif (Gençler), gerek ağır (İhtiyarlar) olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe: 41) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide: 35) “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafur ve rahimdir.” (Bakara: 218) Allah yolunda cihad etmek cennete girmek için önemli bir imtihandır: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran: 142) “Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Tevbe:16)
Allah yolunda cihad etmek bizim dinimizdir. Cihadı terk etmek veya yaşadığımız asır için sakıncalı görmek İslam’ca bir tavır olmaz: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden (cihaddan) dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide: 54) Peygamberimiz buyuruyor: Ebu Musa (r.a) den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına bir bedevi geldi ve: “Ya Rasulellah, bir adam ganimet için savaşıyor, bir başkası kendinden bahsedilsin diye savaşıyor; bir diğeri de kahramanlık için savaşıyor. Bir rivayete göre: Kahramanlık taslamak için ve ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor. Bir başka rivayete göre: Gazabından dolayı savaşıyor! Şimdi kim Allah yolundadır?” diye sordu. Rasulüllah (s.a.v): “Kim Allah’ın kelimesi (kitabı ve dini) en yüce olsun, hâkim olsun için savaşırsa, sadece o Allah yolundadır” buyurdu. (Buhari ve Müslim)
Bir yerde Kur’an’ın ve İslam’ın hâkim olması için ümmetin dört görevi bir bütünlük içinde yapması gerekir. Bunlar 1- Tebliğ ve telkin, 2- Tanıtma, 3- Eğitim ve öğretim, 4- Siyasi şuurlandırma görevleridir. En etkili göç siyasi güçtür. Bu gücün İslam’ın emrinde ve hizmetinde bulunması bir zarurettir. Bu gücün, batıl davaların emrinde ve hizmetinde bulunması ise en büyük felakettir. Bunun için fert ve toplumun İslam’ca düşünmesini ve yaşaması sağlamak için yoğun bir çaba gerekir. Biz bu çabayı siyasi ve fikri cihad olarak önemli ve gerekli görüyoruz: “(Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel nasihatle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl: 125)
UYGUN BİR EĞİTİM
İslam ümmetinin, insanlığın iki cihan saadeti için mücadele etmesi, cihad şuuruyla yetişmesini sağlayacak bir eğitim ve öğretimle mümkündür. Bu eğitim ve öğretim muhteva olarak şu üç esasa dayanmalıdır: 1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek ve öğretmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslâmi esaslara göre yaşamak, Kur’anın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’ca düşünmek. Çünkü itikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında batılılar, müşrikler, münafıklar ve inkârcılar gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, Hakkın hâkim, Batılın zail olması için mücadele etmez, hak ve hakikat nazarında samimi bir mümin sayılmaz. Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan bir insan, içinden “camiden çıktıktan sonra, biriktirdiğim parayı acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslam’ca düşünmüyor demektir. Müslüman’ca düşünmenin üç temel esası vardır: 1- Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. 2- İslâm dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. 3- İslâm dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir. Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir. Devlet nesillerin böyle bir şuurla yetişmesi için eğitim yapmıyor. Bu eğitim açığını, Müslümanların gidermeleri bir vecibedir. Bu konuda en büyük sorumluluk, bu mananın tek temsilcisi Milli Görüşçülere düşmektedir. Milli Görüşçü kuruluşların, ASRISAADET DERSLERİ ile ülkenin her tarafını mektep haline dönüştürmesi en büyük cihad olacaktır.
SAADET VE DİĞERLERİ
Siyasi şuur bir toplumun saadet bulması için gereklidir. Bu şuurun özünde ise Hak ile Batılı, Hayır ile Şerri, Maruf ile Münkeri, Helal ile Haramı birbirinden ayırdıktan sonra Hakta, Hayırda, Marufta, Helalde karar kılmak vardır. Hak ile Batıl mücadele halindedir. Bu mücadelede Hakkın yanında Batılın karşısında olmak şuur ister. Ülkemizde ve dünyada yürüyen Hak Batıl mücadelesi İslam ile Siyonizm arasında geçmektedir. Siyonizm, inkârcı, müşrik batıya, doğuya ve işbirlikçi topluluklara hâkimdir. Siyonizm, batılı ve batıla inanan toplulukları temsil etmektedir. Hak olan şuurlu İslam’ı ise Milli Görüş ve Müslüman Topluluklar Birliği temsil etmektedir. Milli Görüş mücadelesini şuurlanma, çelikleşme, üretim, milko ve heyecan hamleleriyle beş koldan yürütmektedir. Bu mücadele, siyasi zeminde SAADET PARTİSİ ile, fikri alanda ÖĞ-DER, ESAM, DİN-BİR-DER, SAĞLIK-DER- MÜSİ-DER, İYFO, CANSUYU ve benzeri MİLKO’lar ile, medya alanında MİLLİ GAZETE, MİLLİ ŞUUR DERGİSİ, ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ gibi yayınlarla, televizyon alanında TV 5 ile, gençlik alanında AGD ile yürümektedir. Milli Görüşçülerin kendi kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi, aklın, ilmin ve inancın gereğidir. Milletimiz SAADET bulmak, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamak istiyorsa Milli Görüşün kuruluşlarıyla birlikte hareket etmesi ve SAADET PARTİSİ’ni tek başına iktidara taşıması tercihinden başka önünde doğru başka bir seçenek yoktur. Milli Görüşçü kuruluşlara, tek çare olma özelliğini kazandıran şey, İSLAMSIZ SAADET OLMAZ gerçeğine inanmış ve bağlanmış olmalarıdır. DİĞERLERİ diye ifade ettiğimiz siyasi partiler ve STK’lar, ya dünyacı olduklarından, ya da Batıyı referans kabul ettiklerinden dolayı SAADET, HUZUR ve BARIŞ içinde yaşamanın çaresi olamazlar. Olmadığı da ortadadır. Onlar zaten, biz İslamcı bir parti değiliz, biz batı müktesebatını esas alıyoruz diyerek tercihlerini ilan etmektedirler. Müslüman bir toplum olarak temel görevimiz yolu sağlam olanlarla birlikte olmaktır. Peygamberimiz buyuruyor: “Ben İslâm’dan uzağım diye yemin eden kimse, eğer bu sözünde yalancı ise, söylediği gibidir. Eğer sözünde doğru ise, o kişi inancından bir şey kaybetmeden İslâm’a dönemez.” (Ebu Davud ve Nesai) Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.
Monday, 29 December 2014
PERDELER
Perdeler ah perdeler
Güneşin önünü perdeler
Perdeler ah perdeler
Güneşin önünü perdeler
Perdeler ah perdeler
İçki aklı perdeler
İçki aklı perdeler
Perdeler ah perdeler
Küfür Hakkı perdeler
Küfür Hakkı perdeler
Perdeler ah perdeler
Riyakârlar yüzlerini perdeler
Riyakârlar yüzlerini perdeler
Perdeler ah perdeler
Kin,nefret gözleri perdeler
Kin,nefret gözleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Yalancılık özleri perdeler
Yalancılık özleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Münafıklık imanı perdeler
Münafıklık imanı perdeler
Perdeler ah perdeler
Tatlı sözler gerçek yüzü perdeler
Tatlı sözler gerçek yüzü perdeler
Perdeler ah perdeler
Hilekârlar gerçekleri perdeler
Hilekârlar gerçekleri perdeler
Perdeler ah perdeler
Nankörlük nimetleri perdeler
Nankörlük nimetleri perdeler
Hamza SARI
İNCE BİR DOKUNUŞ
Gece gündüz eğlenenden
Eğlenirken tepinenden
Tepinerek tüketenden
Tüketerek küfredenden
Küfrederek itleşenden
İtleşerek saldırandan
Saldırırkan kandırandan
Bir de dürüstlük taslayandan
Size de,bize de zarardan
Yeri geldiğinde azardan
Dünyaya da hasardan
Başka birşey gelir sanma
Bu gibilere asla kanma
Başlarına gelen belalara yanma
Varsın tüm belalar onlara olsun
Allah yoludur yolumuz hamdolsun.
Eğlenirken tepinenden
Tepinerek tüketenden
Tüketerek küfredenden
Küfrederek itleşenden
İtleşerek saldırandan
Saldırırkan kandırandan
Bir de dürüstlük taslayandan
Size de,bize de zarardan
Yeri geldiğinde azardan
Dünyaya da hasardan
Başka birşey gelir sanma
Bu gibilere asla kanma
Başlarına gelen belalara yanma
Varsın tüm belalar onlara olsun
Allah yoludur yolumuz hamdolsun.
Hamza SARI
YALAN DÜNYA
Kimini sevindirir,kimini ağlatırsın
Bazen olur yüreklerini sızlatırsın
Bir günüm iyi olsa onu bile kıskanırsın
Anlayamadım ben seni bre yalan dünya
Bazen olur yüreklerini sızlatırsın
Bir günüm iyi olsa onu bile kıskanırsın
Anlayamadım ben seni bre yalan dünya
Nice güçlüler geldi geçti üzerinden
Onlar da bağlanmıştı sana ta derinden
Bazıları da neler çekti senin elinden
Sen ne anlaşılmazsın bre yalan dünya
Onlar da bağlanmıştı sana ta derinden
Bazıları da neler çekti senin elinden
Sen ne anlaşılmazsın bre yalan dünya
Düşünmeden fazladan sana değer verdik
Onca geçen günlerin kıymetini bilmedik
Farkında bile olmadan, yolun sonuna geldik
Birgün sen de gideceksin bre yalan dünya
Onca geçen günlerin kıymetini bilmedik
Farkında bile olmadan, yolun sonuna geldik
Birgün sen de gideceksin bre yalan dünya
Hamza SARI
ALLAH İÇİN VERMEK
Birgün adamın biri,sabah erkenden kalkmış ve uzakça olan bahçesine gitmek için evinden çıkmış.Yolda giderken,bir evin yanından geçerken,içerden iniltiler,sızlanmalar duymuş.İster,istemez kulak misafiri olmuş. İçerden sızlamalar arasında çocuk sesleri de geliyormuş.Adam şöyle kafasını açık pencereden hafifçe uzatıp içeri bir bakmış ki,baktığına pişman olmuş.içerdeki manzara yürekler acısıymış. 3 çocuk ve yaşlı bir adam açlıktan inlerken,perişan olmuş kadın poşetten çöpten toplandığı belli olan ekmek parçalarını onlara vermeğe çalışıyordu.Adam gördüğü manzara karşısında "yuh olsun bana,ben nasıl komşuymuşum,bunları neden şimdiye kadar hiç görmedim" diye kendi kendine pişmanlığını dile getirmiş.Daha sonra hızlı hızlı adımlarla bir an önce bahçesine ulaşmağa çalışmış.Bahçeye geldiğinde ne var,ne yok,yetişen herşeyden kocaman bir yük yapmış ve aceleyle o evin yolunu tutmuş.Kapıya geldiğinde hala sızlanmalar dışarıdan duyuluyordu.Adam kapıya hızlı hızlı vurdu.Kapı bir müddet sonra açıldı,adam müsade var mı,diyerek sırtındaki çuvalla içeri girdi.Binbir özürden sonra,"ben sizin iki ev ötede komşunuzum,kusura bakmayın,şeytan benim gözlerimi kör etmiş, bana sizlerin halini göstermemiş.Ama bundan sonra sizler artık benim korumam altındasınız" diyerek sırtındaki çuvalla getirdiklerini onlara ikram etmiş.Bunu gören o zavallılar sevinçten adama sarılmışlar.İşte bu olaydan sonra o adamın bahçesine bir güzellik,bir bolluk gelmiş ki,sormayın gitsin.Ehh,ne demiş Allah:" siz Allah için bir verirseniz,Allah size onun karşılığında bin verir" dememiş mi.İşte böyle dostlarım...
Hamza SARI
KİM YAHUDİ VE HRİSTİYANLARI DOST EDİNİRSE O DA ONLARDANDIR
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ
مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Türkçe Transcript (*)
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lyehûde ve-nnasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) vemen yetevellehum minkum fe-innehu minhum inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)
Abdülbaki Gölpınarlı Meali
Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.
Ali Bulaç Meali
Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.
Abdullah Parlıyan meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.
Ahmet Varol Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. k.
Ali Fikri Yavuz Meali
Ey imân edenler! Yahudî'lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.
Bayraktar Bayraklı Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez.[98] *
Cemal Külünkoğlu Meali
Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez. *
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.[152] z. *
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
Elmalılı Meali (Orjinal)
Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz
Hasan Basri Çantay Meali
Ey îman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyet vermez!
Suat Yıldırım Meali
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez. *
Süleyman Ateş Meali
Ey inananlar, yahudileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
Şaban Piriş Meali
- Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.t. *
M. Pickthall (English)
O ye who believe! Take not the Jews and Christians for friends. They are friends one to another. He among you who taketh them for friends is (one) of them. Lo! Allah guideth not wrongdoing folk.ANA SAYFA
Şimdi bu ayet bize,açıkça,Fetullah Gülen cemaatının veya hareketinin, Müslümanların değil yahudi ve hristitanların dostu olduğunu açık açık anlatmış olmuyor mu? Onlar tüm icraatlarıyla onların yanında değiller mi? Bu ayete göre,onları dost edinler de onlardan sayılmış değil mi? Şimdi bu hareketin içinde olan samimi müslümanlar biraz düşünüp,pişmanlık duyarak oradan en kısa zamanda uzaklaşmak zorunda değiller mi?Bu Camia,müslümanlar varken,neden yahudi ve hristiyanlarla diyaloglar yaparak işbirliği yaparlar? Hatta Türkiyeyi ve özellikle de müslümanları neden hep bunlara kötülerler.Bu da onlardan olduğunu ispatlamış olmaz mı?Türkiyede yaptıkları kumpaslarla yahudi ve hristiyanlara hizmet etmiş onlar adına çalışmış olmuyorlar mı?Demek ki,bu hareket yahudi ve hristiyanlara hizmet eden bir harekettir.Ayet gayet açıktır.Allah asla yalan söylemez.
Subscribe to:
Posts (Atom)