Monday, 29 December 2014

ANKEBUT (Dişi Örümcek)
Allah’tan başka dostlar edinenlerin örneği, kendisine ev edinen dişi örümceğin örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü (en güvensizi) dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi !(29:41)
Ayette “ankebut” kelimesi ile dişi örümcek kastedilmektedir. Ayetteki “ittehazet” (edinme) fiilinin dişiliğe göre yapılması da bunu gösterir(Arapça’da erkek ve dişi çekimleri farklıdır). Ne yazık ki çevirmenlerin bir kısmı ayetteki bu ayrıntıya özen göstermemişler, “dişi örümcek” yerine ayeti sadece “örümcek” diye çevirmişlerdir.
Hayvanlar üzerine yapılan araştırmalarda örümcekler ile ilgili çok ilginç saptamalar yapıldı. Öncelikle örümcekte evi yapanlar (ağ örenler) genelde dişilerdir; erkekler genç yaşlarda ağ örseler de ilerleyen yaşlarda ağ örme işi tamamen dişilere kalır.
Ayrıca örümcekler üzerine çalışmalar, Kuran’da, “evlerin en güvenilmezi” olarak neden özellikle dişi örümceğin evinin gösterildiğini de ortaya koymaktadır. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi erkeği için bile güvenilmezdir. Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korunmak için inşa ederler. Oysa örümcek evini; yok etmek, zarar vermek, evine yanlışlıkla uğrayanları yemek için inşa eder. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Eğer erkek örümcek cinsel ilişkiden sonra kaçmayı başarabilen ender şanslı erkeklerden değilse, dişisinin evi kendi mezarı olacaktır.
Canlıların çok büyük bir bölümünde erkekler dişilere nazaran daha iri, daha kuvvetlidir. Örümcekler dişilerin erkeklerden daha büyük olduğu azınlıktaki canlı türlerinden biridir. Örneğin örümceklerin “Saatli Karadul (Latrodectus Mactons)” türünde, dişilerin uzunluğu, erkeklerin uzunluğunun dört katına kadar ulaşabilmektedir.
NOT:Alıntıdır
KALEM
Kalem, yazmak için vardır.Kalem bazen yazarak hayat kurtarır,bazan da hayat karartır. Elbette sorumlu olan kalem değil,kalem tutan eldir,ele hükmeden irade,iradeye yol gösteren akıldır.Akla da seçme yetkisini veren imandır.İmanı küfürle karartanın kalemi de karalar yazar.İmanı nurlarla süsleyenler de etrafına ışıklar saçar
Hamza SARI

Thursday, 18 September 2014

İSLAM BARIŞ DİNİDİR

İslam,selam,selamet,kurtuluş,barış gibi anlamlara gelir.Allah'ın insanlığa ilk ve son olarak gönderdiği dinin adıdır islam."Allah katında tek din islamdır" Al-i İmran-19 .
İslam savaş istemez,barış ister.İsam insanların dünya ve ahiret mutluluğunu ister.İslamın yasaları uygulandığı zaman,insanlar arasında savaş olmaz.Savaş hep daima şeytanın ve şeytanlaşmış insanların işidir.İslam savaşa,ancak saldırı anında izin verir ki,bu da savunmadır.Hiçbir kişi ve topluluk üzerine gerekçe gösterilmeksizin  savaş açılmaz.Hatta yapılacak savaşlarda eli silah tutmayan,müslümanlara karşı savaşmayan kişilere asla el kalkmaz.Onlar koruma altındadırlar.Bunun örneklerini hem sahabe döneminde,hem de islam anlayışının hakim olduğu Osmanlı imparatorluğunda açıkça görmek mümkündür.Mekkenin fethi sırasında,peygamber a.s.size karşı koymayan halka sakın dokunmayın diyerek bizzat sahabeye emir verir.İstanbulun fethinde,Sultan Fatih Mehmet,kiliseye sığınanlara,savaşa katılmayanlara da aynı saygıyı göstermiş ve onlara barış ve emniyette olduklarını bizzat kendisi müjdelemiştir.
  İslamda esir alınanlar için iki hüküm vardır: 1-Ya fidye karşılığı serbest bırakılmak,2- Ya da fidyesiz serbest bırakılmak.Üçüncü bir şık yoktur.Hele hele bıyunlarını vurmak asla yoktur.Ayrıca boyun vurmak,kelle kesmek,islamın bir ceza uygulaması değildir.Eski çağlarda uygulanan bir ölüm cezasıdır.Bunu bazı ülkeler kurşuna dizmekle,bazıları da zehirli iğne ile yerine getirir.sonuçta ölüme verilecek bir ceza uygulamasıdır.Bugün islam adına çıkan IŞID denen örgütün,islami esaslarla asla uzaktan yakından ilgisi yoktur.İçerisinde görev almış,aldatılmış müslüman gençler olsa da,bu örgüt tamamen ABD-Batı ve İsrail ve onların gizli ajanlarının kontrolu altında olan bir ŞER örgütüdür.Aynen El-Kaide,El-Şabap,Taliban  gibi.İslam düşmanları yayılmacı politikalarına kılıf bulmak için eskiden Komünizm denen şer  dinsiz uygulamayı bahane ederdi,ne zaman Komünizm iflas etti,çöktü yerini aynı anda Terörizm aldı.Hem de bu öyle bir terör ki,PKK terörü değil,İslami terörizm adını kullanarak,doğrudan hedeflerine islam ülkelerini koydular.Önce düzmece bir planla insansız uçaklarla 11 eylülde ikiz kuleleri vurdular.Kuleler tamamen yıkılsınlar,daha büyük infial olsun diye önceden de direklerine patlayıcı yerleştirdiler.Aynı anda onları da patlatarak binaların yerle bir olmasını sağladılar.Hatta bi hafta öncesinden de ,bu binalarda saklı olan altın ve kıymetli eşyalar başka yerlere taşındı.O patlama günü 2 binin üzerinde Yahudi  o kulelerde çalışmalarına rağmen,o gün gelmediler.
  Bunu bahane ederek,Irak üzerine,Libya üzerine saldırı yapıldı.Kendi kuklaları,yine kendi elleriyle yok edildi.Aynen Bin Ladin gibi.IŞID lideri Ebu Bekir denen şarlatan gibi.Yerlerine getirdikleri kuklalar da ayrı düşünce bu kez başlarına IŞID'ı saldılar.Barzani petrol anlaşmasını Türkiye ile yaptı.ABD paranın kendi istediği bankaya koymasını istedi,fakat Barzani parayı Türkiye bankasına koyunca suyunu ısıttlar.Şii lider de kalkıp İranla iş yapınca,onun da suyunu ısıttılar.Bir günde IŞID denen hayali örgüt bir baştan,öbür başa Irakı işgal ediverdi.Kukla liderler hemen ağa babalarına koştular,aman biz ettik sen etme.Bizi bu kara beladan koru dediler.Eh,ağababaları da zaten bunu bekliyordu.hemen arap kuklaları topladı ve IŞID'a karşı savaş aştı.Birkaç bombayı boş arazilere attı ve yavaş yavaş geri bölgeye yerleşmeğe başladı.Bu kez sadece yarım kalan işi tamamlamak için değil, bölgede daha kalıcı değişiklikler yapmak için geliyordu.Türkiye dışarda kalamazdı.Kalsa aleyhine olurdu.Zorunlu olarak koalisyonun içine girdi.Bakalım hayırlısı.Burada Türk dış politikası ve yönetimi zorlu bir sınavdan geçecek.Allah müslümanların yardımcısı olsun inşallah.

Saturday, 5 July 2014

KUR'AN MEALİ HAKKINDA

Hakkında çok konuşulan, din düşmanları tarafından istismar edilen bu konu hakkındaki görüşümü kısaca açıklayacağım. Öncelikle temel yöntemimi ortaya koymalıyım.
Bu konuyu Kuran temelli ele alıyorum (Hadislerde bu konu hakkında birçok uydurmalar -mevzu hadisler- olduğu kanaatindeyim). Bu söylediğimin açılımı şudur: Bu konuda Kuran’ın söylediği doğru, Kuran’la çelişen yanlış, Kuran’da açıklanmayan mümkün kategorisindedir. İşin doğrusu, bu konuda, birçok başka konuda olduğu gibi, en temel sorun, bu metodun geçerliliğini anlamayla ilgilidir.
Şimdi bunlara dayanarak şu soruya cevap verelim: Kuran’da cennette cinselliğin olup olmayacağı, ya da nasıl olacağı veya hurilerin cinsel bir ödül olduğuna dair açık bir ifade var mı? Bu sorunun cevabı açıkça “Hayır”dır. Yani Kuran’da ahirette cinsel yaşamın detayları olmadığı gibi olduğuna veya olmadığına dair açık bir ifade de yoktur. Bu açıdan bakıldığında ahirette cinselliğin olması “mümkün” kategorisindedir. Ahirette insan nefsinin istediklerinin karşılanacağını söyleyen ayetlere (41-Fussilet-31ve 43-Zuhruf-71) binaen, ahirette cinsellik olacağı beklentisi, bence makul bir beklentidir. Fakat orada, insanın, yeni bir şekilde yaratılacağını ifade eden ayetlere (Bakınız: 56-Vakıa-61) binaen, açıkça belirtilmeyen bu hususu “mümkün” görmeme rağmen, bu yeni yaratılışta böyle bir şeyi arzu edip etmeyeceğimizi bilemeyeceğimizi saptamakta fayda var. Cennetteki insanların hoşuna gidecek birçok nimetin gerçek vasıflarını hiç kimsenin bilmediğini söyleyen 32-Secde-17 ayeti, bu konuda olması gerekli zihinsel tavra ışık tutmalıdır.
Kuran’da, cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin tam olarak bilemeyeceği belirtildiğine göre, Kuran’ın bu nimetleri anlatmasının tek yolu “benzetmelerle anlatım” (teşbih) yapmaktır (3-Ali İmran Suresi-7. ayet Kuran’da “benzetmeli anlatım”ın –müteşabih- önemini göstermektedir.) Diğer yandan Kuran’dan, ahirette, dünyadan daha çok nimetin, büyük bir saltanatın (76-İnsan Suresi-20) olduğunu öğreniyoruz; kısacası Kuran’da tüm detayların değil, bilakis sadece bazı kesitlerin anlatılması kaçınılmazdır. Sonuçta Kuran’da, ahirette olanların “benzetmeli anlatım” ve “bazı kesitleri aktarmak” suretiyle aktarıldığını hep aklımızda tutmalıyız. Bu ise Kuran’da anlatılanların cennetteki nimetlerin tam olarak aktarılması olmadığı (çünkü benzetme tam aktarma değildir), fakat orda olanları anlamamız için ipucu niteliğinde olduğu; ayrıca Kuran’da haberi verilmeyen birçok nimet olduğu, anlatılanların var olanların ufak bir kısmı olduğu anlamına gelir.
Gelelim cennette cinsellik olduğunu ifade ettiği düşünülen ayetlerin ve huri meselesinin incelenmesine. Bu konuda önemli gördüğüm şu birkaç hususu ilgili ayetlerle beraber kısaca inceleyeceğim:
1- HURİLER ERKEKLERE VERİLEN BİR ÖDÜL MÜ?
Arapça’da, başka birçok dilde olduğu gibi, erkek-kadın karışık topluluklara ve sırf erkeklerden oluşan topluluklara kullanılan fiiller ortaktır. Sonuçta cennetlikler için bu tip fiiller kullanıldığı gibi cehennemlikler için de aynı fiiller kullanılır. Bu ödül veya cezaların sırf erkeklere mahsus olduğunu düşünemeyeceğimiz gibi “hurilerin” sırf erkekler için bir ödül olduğunu düşündürecek bir Kurani ifade de yoktur. Bu konuda tefsirci Prof. Dr. Mehmet Okuyan şöyle demektedir: “Kur’ân’da eğer kadınlarla ilgili çok özel bir mesele gündeme getirilecekse, onlara ait dişi zamirler veya kullanımlar devreye sokulur. Eğer önemli bir fark yoksa o zaman cümlelerin içerisinde erkek ve kadın ayırımı yapılıyorsa da sonuçta tek sığa tercih edilir ki bu da müzekker, yani erkek sığadır.”
Burada dikkat çekilmesi gerekli husus “huri” kelimesinin Arapçada dişi veya erkek bir kelime olmadığıdır. Bu kelime “gözünün beyazı bembeyaz, tertemiz, güzel” gibi anlamlara gelmektedir. Kuran’da hurilerin insanlarla “eşleştirileceği” (zevvecnahum) ifade edilmektedir (Bakınız: 44-Duhan Suresi-54, 52-Tur Suresi-20); fakat bu eşleştirmede cinsellik olduğu şeklinde bir beyan yoktur. Nitekim Kuran’da nefislerin eşleştirilmesi için (Bakınız: 81-Tekvir Suresi-7), ahirette insanların gruplar şeklinde birleştirilmesi için (Bakınız: 56-Vakıa Suresi-7) de aynı kelime (zevc) geçmekte, fakat buradaki “eş, grup olma” anlamındaki “zevc” kelimesinden kimse cinsel ilişkili bir eşleştirmeyi anlamamaktadır. Peki niteliği bilinmeyen bir varlığın insanlarla buluşturulmasından ne hakla kesin şekilde cinsellik anlamını, hem de sadece erkekler için çıkarmaktayız, üstelik kelimenin kendisi bir dişi kelime bile değilken? Cennet nimetleri, bu dünyada yapılan iyiliklerin ve Allah’ın hem erkeklere hem kadınlara rahmetinin bir sonucuyken, bu şekilde bir tefsirin, erkek merkezli ve Arap zihniyeti merkezli bir tefsir anlayışından kaynaklandığını düşünmekte haksız mıyız? Kuran’da bahsedilen hurilerin, cennete girecek insanların arkadaşları veya hizmetçileri veya rehberleri gibi bir vazifeleri olabileceğini de düşünmek pekala mümkünken, neden onların “cinsel partner” olduğunda ısrar edilmektedir? İşin en iyisi, Kuran’da anlatılan kesitte hurilerin fonksiyonunun anlatılmadığını saptayarak, “fonksiyonları nedir” sorusuna “bilmiyoruz” cevabını vermektir.
Allah isteseydi, Kuran’da cinsellik için kullanılan “lamese” gibi kelimelerle, hurilerle cinselliğin olacağını açık bir şekilde beyan edebilirdi; böylesi açık bir beyan yokken, cenneti daha çok erkekler için hazırlanmış bir alan gibi gösteren ve insanlara (sadece kadınlara veya sadece erkeklere değil) yaptıklarının karşılığının verileceğini söyleyen Kuran ayetlerinin ruhuna ters bu anlayışı reddetmeli, Kuran’da anlatılmayan detayları “bilmiyoruz” demeyi bilmeliyiz. Bunların cinsel tatminle ilgili ilgili bir fonksiyonları varsa bile, mevcut Kuran ayetlerinden hareketle bunun kesin bir şekilde ifade edilmesi mümkün değildir.
2- KURAN’DA CENNETTEKİ BAKİRE KADINLARDAN BAHSEDİLİYOR MU?
Kuran’da bakireliğe atıf olduğu, böylece cennette cinselliğe atıf yapıldığı söylenmiştir. Bu konuda üç ayet gündeme getirilmiştir: 55-Rahman Suresi-56, 74 ve 56-Vakıa Suresi-36. ayetler. Şimdi bu ayetleri sırasıyla inceleyelim:
55-Rahman Suresi-56. ve 74. ayetlerde, daha önce insanların ve cinlerin onlara dokunmadıkları, temas etmedikleri geçmektedir (Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn). Fakat Kuran’da başka hiçbir yerde, bu ayette “yatmishunne” ifadesiyle belirtilen “temas, dokunma” cinsel ilişki için kullanılmamış; “lamese” (5-Maide Suresi-6), “eta” (2-Bakara Suresi-222), “messe” (2-Bakara Suresi236, 237), “başera” (2-Bakara Suresi-187) tipi fiiller cinsel ilişki için kullanılmıştır. O zaman Rahman Suresi 56 ve 74’ten “kimsenin önceden sahip olmaması, kimsenin dokunmamış bile olması” gibi bir anlamı anlamak daha doğru değil midir? Burada açıkça cinselliği ifade eden bir anlam yoktur. Üstelik eğer bu ayetlere bazılarının yaptığı gibi “insanların ve cinlerin hurilerin bakireliğini önceden bozmadığı” gibi bir anlam verilirse, insanlarla cinlerin aynı tip bir varlıkla cinsel ilişkiye girebilme ihtimalini düşünmek gibi bir zorluk da ortaya çıkmaktadır.
56-Vakıa Suresi-36. ayetine ise “o hurileri bakireler kıldık” anlamı verilmiştir. Oysa ayette “huri” diye bir ifade yoktur. Önceki ayetlerde birçok cennet nimetlerinden bahsedildikten sonra 34. ayette “yükseltilmiş oturma alanlarından” bahsedilir, 35. ayette “onların yeni bir şekilde oluşturulduğundan” bahsedilir, 36. ayette geçen “ve cealna hunne ebkaran” ifadesini o zaman “daha önce onları hiç kimse kullanmamıştır” şeklinde çevirmek daha uygundur. “Onları” ifadesini ise ayette ve ayetin yakınlarında bir yerde hiç olmayan “huri” ifadesine yollamak yerine, ayetin en yakınında, 34. ayette bahsedilen “oturma alanlarına” (furuşin) göndermek dilbilim açısından en uygunudur. 37. ayette geçen “Uruben etraba” ifadesini ise “uruben” kelimesini “kusursuz”, “etraba” kelimesini ise “uyumlu, denk” olarak yani “kusursuz, uyumlu” şeklinde çevirmek uygun olacaktır.
3- HURİLERİN “İNCİ”YE BENZETİLMESİ CİNSEL BİR İMA MIDIR?
Huriler Kuran’da “inci”ye (56-Vakıa Suresi-23) benzetilmektedir. Bu benzetmeyi bile bir cinsel ima olarak değerlendirenler olmuştur. Oysa Kuran’da ahiretteki çocuklardan (vildan) bahsedilirken bunlar da inciye benzetilmektedir (76-İnsan Suresi-19). Kuran’da “vildan” ifadesinin “çocuklar” anlamında kullanıldığı 4-Nisa Suresi-75, 98, 127. ve 73-Müzemmil Suresi-17. ayetlerden de anlaşılmaktadır. Herhalde çocuklar için “inci” benzetmesi var diye çocuklarla cinsel ilişkiye girildiğini düşünebilecek kimse yoktur! Aynı şekilde Kuran’daki “genç” anlamına gelen “gılman” için de 52-Tur Suresi-24’te “inci” benzetmesi yapılmaktadır; fakat bundan da cinsellik anlamı çıkarılmamıştır. Peki o zaman huriler için böylesi tanımlamalar olmasından hareketle hangi hakla bu ifadenin kesin bir şekilde cinselliği kastettiğini söyleyebiliriz? (55-Rahman Suresi—58. ayetteki “yakut” ve “mercan” benzetmeleri de bu çerçevede düşünülmelidir.)
4- KURAN’DA AHİRETTE “GÖĞÜSLERİ YENİ TOMURCUKLANMIŞ DİLBERLER”DEN BAHSEDİLİYOR MU?
78-Nebe Suresi-33. ayetteki Arapça “kevaıbe etraben” ifadesine birçok Türkçe mealde “göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamı verilmiştir, hatta bazıları “dilberler” diye bile çeviriye ilave yapmıştır. Burada “etraben” ifadesi “uyumlu, denk” anlamına gelmektedir; “kevaıbe” kelimesi ise “göğüsleri yeni tomurcuklanmış (dilber) kızlar” olarak çevrilmiştir. Oysa ayette ne “dilber” vardır, ne “göğüs” vardır, ne de “tomurcuklanma” vardır. Öncelikle şunu belirtelim Arapça’da “kevaıbe” kelimesinin de “etrab” kelimesinin de dişili erkeği aynıdır; yani bu kelimeler dişilik ifade etmemektedir. Prof. Dr. Mehmet Okuyan “kevaıbe” kelimesine, bu kelimenin anlamlarından olan “kaliteli, değerli” anlamlarının verilmesini uygun görmektedir; buna göre bir önceki ayette (32. ayet) belirtilen “bahçeler, üzüm bağlarının” veya genel olarak cennet nimetlerinin “kaliteli ve (insanların kullanımına) uygun” olduğu bu ayetten anlaşılır. Eğer bazılarının verdiği anlam olan “genç” anlamı bu ayete verilirse; “erkeklerde bıyıkların terlemesi” ve “kızlarda göğüslerin tomurcuklanması” gençlik alametidir, fakat genç erkeği belirtmek için çeviride genç erkeğin alameti üzerinden “bıyıkları yeni terlemiş” diye çevirirseniz kimse bundan bir cinsel içerik anlamayacakken, genç kızlığın alameti alan “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” ifadesiyle çevirirseniz nasıl cinsel çağrışımlar yapacağı açıktır. (Bu tarz çevirileri ateistlerin ve İslam düşmanlarının nasıl istismar ettiğini hatırlayalım.) Dişil bir yapısı olmayan “kevaıbe” kelimesinin, bu ayette “genç kız” olarak çevrilmesi yerine -Okuyan’n yaptığı gibi- “kaliteli, değerli” anlamında alınmasını daha uygun buluyorum ama bu kelimeyi “genç kız” anlamında alanların da, hiç olmazsa, bu kelimeyi bu temel anlamıyla “yaşıt gençler” veya “yaşıt genç kızlar” şeklinde çevirmesi ve ayetin ne öncesiyle ne sonrasıyla ne mantıkla bağdaşmayacak şekilde bu cinsel içerikli çağrışımı yapmamaları gerekirdi.
SONUÇ
Sonuçta Kuran’da, ahirette cinsel bir yaşamın olduğu veya olmadığına dair açık bir ifade olmadığı gibi, “hurilerin” erkeklerin cinsel partnerleri olduğuna dair bir ifade de yoktur. “En çok salavat getirene ahirette en çok huri verilecektir” gibi, metinlerinden uydurma olduğu rahatlıkla anlaşılabilecek hadislere bu yazıda yer verilmedi, merak edenler, Kuran’da olmayan huri algısının nasıl oluştuğunu, uydurma olduğunu düşündüğümüz bu hadisleri okuyarak öğrenebilirler.
Ahirette insanların canının istediği birçok nimet olacağı Kuran’da belirtildiğine göre (41-Fussilet-31, 43-Zuhruf-71, 76-İnsan Suresi-20) ahirette cinsellik beklentisi kanaatimce normal bir beklentidir. Fakat bilemediğimiz konuda “Bilmiyoruz” demeyi bilmeli ve cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin bilmediğini söyleyen 32-Secde-17. ayeti bu tip konular gündeme geldiğinde hatırlamalıyız. Ayrıca 9-Tevbe Suresi-72. ayette dendiği gibi Allah’ın rızasının tüm Cennet nimetlerinin üstünde olduğunu da hep aklımızda tutmalıyız.
Not: Bu yazıyı hazırlarken çalışmalarından faydalandığım Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a teşekkür ederim.
This entry was posted in Röportajlar - Kısa Yazılar. Bookmark the permalink.

Prof. Dr. Mehmet Okuyan - Kur'an Gerçeklerini Gizleyenler Ve Abdulaziz H...

Friday, 21 March 2014

İSLAM, KİŞİLERE DEĞİL ,SAPIK İNANÇLARA KARŞIDIR

   İslam,Allah'ın  ilk insan ve ilk peygamberi  Hz.Adem a.s'dan, son peygamberi Hz.Muhammed a.s'a  kadar,tüm insanlığa,peygamberler aracılığıyla gönderdiği dinin adıdır. "Allah katında din şüphesiz ancak İslamdır..." Al-i İmran-3. Bu din,yani islam,Hz.Muhammedin peygamberliğinin son yılında tamamlanmış oldu.  "...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.(tamamladım).Böylece üzerinizdeki nimetimi de tamamlamış oldum.Sizin için de din olarak islamı seçtim..."  MAİDE-3 Bu dinin kanun ve kuralları,emir ve yasakları sadece Allah tarafından gönderilen ilahî vahiyle (ayetlerle) tayin ve tesbit edilmiştir.Kulların ona bir müdahalesi asla  sözkonusu olamaz.Olursa, o din, islam olmaktan çıkar ve kulların uydurdukları din haline gelir.Allah onlar için:" Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş,dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak ....."En'am-70
    "Onlar kendi dinlerini eğlence ve oyun haline getirdiler.Yamuk (iğreti) hayatları onları aldatı.Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı.Ayetlerimize karşı direniyorlardı (karşı çıkıyorlardı).Bugün de biz onlara karşı tavrımızı koyuyoruz."  A'RAF- 51  der.
     İslam,Allah'ın kanun ve kurallarını içinde toplayan bir din olup,insanların dünya ve ahiret mutluluğunu  ve  Allah'a kulluğu esas alır. İnsanların kendi kafalarından uydurdukları dinler ve sistemler ,insanoğluna hep felaketler,savaşlar,katliamlar,buhranlar,hastalıklar getirmiştir.Allah insanlığı bu çıkmazlardan  kurtarmak için zaman zaman peygamberleriyle ilahi vahyini gönderdi.Fakat ne yazık ki, insanlar,kendi buldukları,kendi uydurdukları dinleri,sistemleri tercih ettiler.Çünkü bu uydurdukları sistemler bazılarına dünyalık kazandırıyordu.Bazıları güçlerini ortaya koyarak insanlar üzerinde hakimiyetler kurarak onlara zalimce  zulmetmekten geri kalmadılar.Halbuki hakimiyet kulların hakkı değil,Allah'ın hakkıydı.Fakat  zalimler,kendi hakimiyetlerini devam ettirmek için çoğu zaman kendi uydurdukları putlara halkın inanmasını,itaat etmesini istediler,karşı çıkanları ise  zalimce ezdiler.İşte Hz.Muhammed a.s zamanında da böyle bir durum hakimdi.Bazıları paşalar gibi yaşarken,bazıları köle olarak alınıp satılırdı.Kadınlar,kız çocukları insan yerine bile konmuyordu. Hatta öz babaları tarafından diri diri toprağa gömülecek kadar  toplum vahşileşmişti.Onları vahşileştiren,zalimleştiren,başkalarına ve kendi nefislerine zulmettiren,içinde yaşadıkları sapık inançlarıydı. Sapık inançlarının eseri olan örf ve adetleri,gelenek ve görenekleriydi.Ataları sapık olduğu için,gelecek nesilleri de  hep sapık yetişiyordu.İnsanlık eşi görülmemiş bir bataklığa batmıştı.Kurtaracak bir el bekliyordu.
   Her sapıtan toplumun içinde,kendini korumaya çalışanlar da elbette vardır.İşte bunlardan biri de Hz.Muhammed a.s dı.İnsanların bu sapıkça ilişkilerinden kaçmak,uzak durmak için zaman zaman dağlara çıkar,uzaklardan,yükseklerden sapık toplumunun  durumuna bakar,derinden bir iç çekerdi.Zaman geldi,Allah O'nu  kendi toplumunun ve benzerlerinin  kurtuluşu için görevlendirdi.O'na hayatın, çarpık sosyal yapının, gidişatın,zulmün,köleliğin,ahlaksızlığın,kız çocuklarının diri diri öldürülmesinin sebeplerini daha doğru kavrayıp,düzeltme görevini üstlenmesi için "IKRA'=OKU " emri verildi.İlk defa duyduğu bu nida karşısında irkildi. "Oku " demek ne demekti.Ortada okunacak birşey de yoktu.Acaba bununla ne denmek istenmişti.Fakat ilahi mesaj tekrar devam etti:" Yaratan Rabbının adıyla oku "."O,seni bir embriyodan yarattı." " Oku,Rabbın sonsuz kerem sahibidir." "O Rab ki kalemle yazmayı öğretti."  "İnsana bilmediği şeyleri öğretti." "ALAK-1,2,3,4,5
 Okumakla,ne denmek istendi açıklığa kavuşmuş oldu.Önce kendi yaratılışına dikkat çekildi ve kendini yaratan Rabbı kendini tanıttı.İnsanın bir embriyodan (döllenmiş yumurtadan) yaratıldığı ,yaratan Allah'ın (Rabbın) insanlara kalem ile yazmayı ,bilmediği şeyleri öğrettiği  söylenerek ardından da O Rabbın, çok kerem sahibi olduğunun bilinmesi istendi.Hemen arkasından .İşte o kerem sahibi Allah,kullarının sapıtmasından hoşnut olmadığını vurgu yapmak için:" Hayır,doğrusu insan azgınlaştı."  "Kendisinin hiç kimseye muhtaç olmadığı çıkmazına düştü." ALAK- 6,7
   İnsan ne kadar azgınlaşırsa,azgınlaşsın,sonunda kendine döneceğini   de duyurdu:" Muhakkak ki,mutlaka dönüş Rabbınadır." ALAK-8
     Böylece,azgınlaşan insanlar için kendisine görev verildiğini anlayan Rasul,eve geldiğinde durumu en yakınlarına anlattı.Hz.İbrahimin getirdiği din bozulmuş da olsa,ona hala inananlar vardı.Bunlardan biri de Varaka'ydı.Varaka da bir rehber bekliyenlerdendi.Çünkü Bir önceki peygamber,kendinden sonra gelecek peygamberi ilahi vahiy gereği daima müjdelemişti.Tevratta ve İncilde Muhammed peygamberin geleceği müjdesi vardı.Bunu bilen VARAKA,"ey Muhammed müjdeler olsun sen beklenen  son rasulsün" dedi.Kendisi çok ama çok yaşlı olduğu için ben de hayatta olsam da sana destek olanlardan olurum demişti.Ama işinin çok ama çok zor olacağını da söyledi.Çünkü O geçmiş peygamberlerin başına gelen rivayetleri iyi biliyordu.
    İşte son Rasul,Muhammed a.s ı bundan sonra çok sıkıntılı günler bekliyordu.Önceleri,işe nasıl ve nereden başlayacağını bilmiyordu.Allah:" Ey örtüsüne bürünen (kendi rasulluğunu gizleyen) peygamber." "Kalk artık uyarmağa başla." MÜDDESSİR-1,2. emriyle uyrıldı.Rasul,ilk gelen vahiy   "Sadece Rabbını yücelt" MÜDDESSİR-3,  ayetleri doğrultusunda insanları TEK RAB olan Allah'a davete başladı. Allah ,O'na tebliğ etmeğe başlamadan önce,insanların karşısına çıkarken temiz  ve güzel bir elbise  giymesini önerdi. "Elbiseni temizle." MÜDDESSİR-4

  Daha sonra,tebliğ sırasında çok dikkatli olmasını ve asla hatalara düşmemesi gerektiğini vurguladı. "Pislikten (hata ve günahtan) sakın." MÜDDESSİR-5  denildi. Öyleki,sen insanları doğru yola çağırıyorum havasına girerek sakın onlara üstünlük taslayıp,hava atma diye de fazladan ikaz edildi."Yaptığını çok görerek sakın başa kakma." MÜDDESSİR-6
  Çıktığı yolun kolay olmadığı hatırlatılarak,bu yolda karşılaşabileceğin zorluklara da:" Rabbın için sabret" MÜDDESSİR-7 diye sabırlı olması tavsiye edildi.
     İşte Hz.Muhammed a.s böylece insanlara,toplumuna bir elçi olarak Allah'ın ayetlerini,ilahi vahyi tebliğe başladı.  Onun mücadelesi,insanların şahsına yönelik değil,inandıkların sapıklığına,düştükleri çirkef yaşantının kötülüğüne yönelikti.İnsanlara bunu  anlatmağa başladı.Bu işe de ilk olarak en yakınlarından başladı.Fakat ,O'na karşı çıkanlar ise maalesef  yine en yakınları  oldu.En yakın amcası O'na pusular kurdu,yoluna dikenler çalılar attı. Allah ,peygamberine destek oldu.Zalim amcası için "Ebu Leheb'in iki eli kurusun,yok olsun.Zaten o yok oldu,Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı,o alevli bir ateşe girecektir,karısı da onun cehennemine (yanması için) odun hamalı olarak girecektir."  TEBBET-1,2,3,4. diyerek,Allah  peygamberini teselli etti.
    İnsanlar her dönemde alışkanlık edindikleri kötülükleri kolay kolay bırakmazlar.Hele bunun içinde maddi çıkar da varsa,bırakmaya asla yanaşmazlar.Saltanatlarının yıkılacağını anladıklarında ise buna sebep olanları hiç acımadan ortadan kaldırmak isterler.İşte Mekke müşrikleri de bunu yaptı.Muhammed a.s 'ı önceleri Mekkenin 1 numarası olarak görürler ve  O'na Muhammed-ül Emin (güvenilir Muhammed) derlerdi.Çünkü o zaman bu insan ,onların işlerine karışmaz,kendi başına bir adamdı.Fakat artık şimdi işlerine karışır,atalarından miras kalan putlarına saldıran,sapık düzenlerini tehdit eden,hiçe sayan bir Muhammed karşılarındaydı.Önceleri geçici bir hevestir diyerek pek ses çıkarmadılar.Fakat gün geçtikçe O'nun etrafında insanların toplanmasından rahatsız oldular.Şu işi tatlılıkla halledelim diye O'na bir takım dünyalık teklif ettiler.Hatta bazıları yönetici olan dedesine giderek,bu işten vaz geçmesini istediler.Fakat O,"dünyayı sağ elime,ayı da sol elime verseniz ben yine bu doğru bildiklerimden vazgeçmem" deyince,bu işin çok ciddi olduğunu anladılar.Bu kez,tehdide başladılar. İçlerinden en cesur olanları toplayarak bir gece baskınıyla öldürmek istediler.Ama olmadı."seni yurdundan kovarız" dediler.Ve öyle de yaptılar. O davasını,çok az kişiye ancak anlatabilmişti.Onlar da avam  (halk) tabakasındandı.Hz.Ömer gibi,Abbas,Hamza  gibi bazı yiğitler de O'na inananlardandı.O yüce peygamber çok sıkıntılarla karşılaştı.3 yıl çok ağır ekonomik amborgayla zulüm ettiler.Kendine inananları çok zalimce işkencelere uğrattılar.Buna rağmen, Müslümanlar asla  o müşriklerin şahıslarına,mallarına tecavüzce davranmadılar.Çünkü onlar zalim değillerdi.Bütün dertleri tasaları ilahi mesajlar doğrultusunda müslümanca yaşamaktı.Kafirler,münafıklar,müşrikler asla onlara bu insani hakları vermediler.Hep zalimliklerini her seferinde gösterdiler.Müslümanlar arık yurtlarından,ana-babalarından,kimileri evlatlarından ayrılıp Medineye Hicret etmek zorunda kaldılar.Medinede onları güzel insanlar, iman kardeşleri  yollarda karşıladılar.Onlara yuvalarını açarak Yardım ederek ENSAR (yardım edenler) ünvanını aldılar.Peygamber ve arkadaşlarını çok sevdiler.Fakat orada da başka bazı sapık ve ırkçı kavimler vardı.Bu kez de onlar fırsat vermediler.Onlar da kendi dinlerini,kendi elleriyle bozan Yahudilerdi.Onlar da son peygamberi bekliyorlardı.Ama kendi kavimlerinden olacağına inanıyorlardı.Bu nedenle Muammed a.s 'ı kabul etmediler.Ve halen de kabul etmezler ve gelecek Mehdiyi beklerler.(beklesinler bakalım).
      Mü'minler Medine de bir medeniyet kurdular.Yesrib adı daha sonra Medeniyet şehri anlamında Medineye çevrildi.Burada İslam devletinin temelleri atıldı.Mekkeli müşrikler yine rahat durmadı,ta Mekkeden kalkıp  200-300 km.yol alarak Medinedeki müslümanlara saldırdılar.Müslümanlar baktilar ki,bu böyle olmuyor,ordu kurarak,Mekkeli müşriklere  yeter artık,demek üzere,Mekkeye girdiler.Fakat ,Allah'ın rahmet peygamberi,karşı konulmadıkça,hiç kimseye dokunulmamasını emretmişti.Öyle de oldu.Kimseye dokunulmadı ve böylece Mekke de,anavatanları da tekrar Müslümanların kontroluna geçmişti.Bu zaferde de görüldü ki, İslam dini,dolayısıyla müslümanlar kişilere değil,sapık sistemlere karşıdır.İnsanlığın ,Allah'ın yasalarına uygun yaşamalarını istemekten başka bir istekeleri,çabaları yoktur.Tüm insanlık tarihi boyunca da bu mücadele hep böyle olmuş ve olmaya da devam edecektir.Çünkü bu dava,ihtiras,kin,intikam davası değil,ilahi kelimet-ul lahın insanlarca kabul edilip,insan gibi yaşamalarının davasıdır.Allah kendi yolunda olanların yâr ve yardımcısı olsun inşallah.