Sunday, 17 March 2013

ALLAH'IN BİLMESİ VE KULUN SORUMLULUĞU

Allah'ı tanımlarken,O'nun herşeyi yaratmağa,yarattığı varlıkların önceki ve sonraki durumları hakkında bilgi sahibi olduğuna,O'nun yaratmak istediği birşeye sadece "OL" demesiyle olabileceğine,DİN GÜNÜNÜN (mahşerde-toplanma-tekrar diriltirilip hesaba çekilme gününün) sahibi olduğuna,varlıkları bir KADER (ölçü) ile sınırladığına ,kainatın (evrenin) ve ahiretin (cennet ve cehennemin) tek sahibi olduğuna inanır ve kabul ederiz.
   İşte O Allah ki,kainatı 6 günde (aşamada) yarattığını söyler.O Allah ki,ahiret aleminin varlığını haber verir ve insanların hesaba çekileceklerini de açıkça bildirir.Bunu bilmek veya bildirmek inandığımız Allah için olması gereken bir özelliktir.Olacağı,geçmişi ve geleceği bilmekten aciz olan (bilemeyen) bir varlığı yaratan Allah olarak anlamak ve kabul etmek zaten mümkün olmaz.Allah'ı kendi düşünce kalıbımız ve anlayışımızla sınırlamak,Allah'ı anlamak değil,O'nu bilgilerimize mahkum etmek (sınırlamak) olur ki,bu olması ve ianılması gereken yaratan Allah'ı anlatamaz.Allah kendini,bizim anladığımız şekilde değil,anlamak zorunda olduğumuz şekilde kabul edilmesini istiyor.Bizim akıl terazimiz (akıl ölçülerimiz,kapasitemiz) herşeyi kavrama ve kabul etme şartlarına göre yaratılmış değildir.Bu nedenle bilgilerimiz de, kabullerimiz de sınırlıdır.Allah kendini Kur'anın değişik ayetleriyle açık açık anlatır.Kimi zaman kendini anlamamız için yaratılışımıza dikkat çeker,kimi zaman kuşlara,güneşe,aya,hatta suda yüzen gemilere,yerdeki karıncalara,bal arısına ve hatta bir bitki tohumuna (çekirdeğine) bile dikkatimizi çeker.Yağmurun yağışına,rüzgara,depreme,hatta ölüme bile dikkatimizi çeker,kendini tanıtmak için.Kevser suresinde bazı özelliklerini de şöyle anlatır:"DE Kİ,O ALLAH TEKTİR (benzeri,ortağı yoktur).ALLAH EKSİKSİZ SAMETTİR (bütün varlıklar O'na muhtaç iken,O kimseye muhtaç değildir.) O,DOĞMADI VE DOĞRULMADI.  O'NA HİÇBİR ŞEY DE EŞİT (denk) DEĞİLDİR."Kevser suresi,ayet-1-4
    Biz eğer bir Allah'a inanıyor ve kabul ediyorsak O'nu anlamamızın en üst derecesinde anlamak ve kabul etmek zorundayız.İşte  o zaman Allah'ın bizden ne istediklerini,bizlerin de nasıl bir kul olmamız gerektiğini anlamış oluruz.Bunu anlamamıza yardım için de Allah kendi kitabını göndermiştir.Kendini anlatan,bizim nasıl bir kul olmamız gerektiğini gösteren bütün bilgiler Kur'anda vardır.Bize düşen görev Kur'anı anlamak ve O'na uygun yaşamaktır.Zaman zaman kullar Allah'ın varlığından bile şüpheye düşerler,hatta kendilerince ukalâlık ederek,O'nu inkar bile ederler.Ama bu onların haklılığını asla göstermez.Hatta sorumluluklarını da ortadan kaldırmaz.Allah kulların bu tutumlarını bildiği için "ben kullarımın kendi nefislerinin kendilerine ne fısıldadıklarını bile en iyi bilirim" diyor." o nefisler ki,onlara hep olumsuz şeyleri fısıldar" diye de ilave ediyor.Ve sonra da "ben size şah damarınızdan (kalbe giden en büyük önemli damardan) daha yakınım" diye de kullarını uyarıyor.
     İşte bu inandığımız Allah gaybı (olmayan,bizim bilemediğimiz şeylerin bilsini) bilir.Allah kullarının yapacağı şeyleri elbette önceden bilir.Bunu bilmesi kulların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.Çünkü Allah yarattığı herşeyi bir Kaderle (kurallarla,ölçülerle ) yaratmıştır."GERÇEKTEN BİZ HERŞEYİ  (hikmetimiz gereği) BİR KADERLE (ölçü ve kurallar çerçevesinde) YARATTIK" Kamer suresi,ayet-49
     "GAYBIN   ANAHTARLARI (bilimiyenlerin bilgisi)  ALLAH'IN YANINDADIR (Allah'a aittir)  ONLARI ONDAN BAŞKASI BİLEMEZ.  O, KARADA VE DENİZDE NE VARSA BİLİR.O'NUN İLMİ   (bilgisi) DIŞINDA BİR YAPRAK BİLE KIMILDAMAZ. (düşmez) .O, YERİN KARANLIKLARI İÇİNDEKİ TEK TANEYİ BİLE BİLİR.YAŞ VE KURU,NE VARSA HEPSİ APAÇIK BİR KİTAPTADIR." En'am suresi,ayet-59
    Allah'ın kitabı denince sadece Kur'an akla gelmesin.Allah'ın ayetleri denince,nasıl sadece Kur'an ayetleri anlaşılmazsa,kitapları denince de sadece Kur'an anlaşılmamalı.Kainatta ve hatta ahirette olan herşeyin yazıldığı kitaplar vardır.Bunlar Allah'ın katındadır.İşte Kur'anın aslı da orada olduğu için Allah :"LÂ YEMESSEHÛ İLLE-MUTAHHARÛN" Ona (Kurâna) sadece ilgili melekler ulaşabilir.derken de bu gerçeği anlatıyor.Hatta bazı ayetlerde," CİNLERDEN BAZILARI ALLAH KATINDAKİ BİLGİLERE ULAŞMAK İÇİN GÖĞE YÜKSELDİKLERİNDE ONLARI ŞİDDETLİ BİR ATEŞLE YOK EDERİZ" diyerek de bu gerçeği başka bir şekilde anlatmış oluyor.
     Allah'ın bilmesi başka,bizim yaptımız işlerden sorumlu olmamız başka şeydir.Allah'ın bilmesi,olacakları önceden tesbit ederek bir kitapta bulundurması,bizim sorumlu olmadığımız anlamını taşımaz. Ya da Allah öyle istedi de biz mecbur yaptık anlamı çıkmaz.Allah bizi yaptığımız işlerden (amellerden) sorumlu tutuyor.Yapmadığımız ve hatta gücümüzün yetmediği  şeylerden bile asla sorumlu tutmuyor." HASTAYA,AMAYA SORUMLULUK YOKTUR" diyerek,bazı sorumlulukların,bazı engeller nedeniyle ortadan kalktığını bildiriyor.Hatta yasakladığı haramları bile zorluklar karşısında,kaldırıyor.örneğin haram etler konusunda "SİZ SIKINTIYA DÜŞTÜĞÜNÜZDE ,ÖLMEYECEK KADAR BUNLARDAN YİYEBİLİRSİNİZ,FAKAT HADDİ AŞMAYIN"  diyerek izin verdiğini beyan ediyor.Yani hangi kulun ne zaman sıkıntıya düşüp de bu haramlardan yiyeceğini de Allah önceden biliyor.Allahın önceden bildiğine dair en önemli olarak Kur'anda anlattığı olaylardan biri de Nuh a.s (peygambere) verdiği emirdir.Allah ," NUH'A BİR GEMİ YAPMASINI EMRETTİK" diye,Nuh tufanından önce suda yüzebilecek bir geminin yapılmasını peygamberi Nuh'a emrediyor.Hatta O, gemiyi yapmağa başladığında havaların güllük-gülistanlık olduğu bir zamandı.Bazı insanlar O'nunla alay ediyorlardı.Hani ortada su falan yok,sen bunu toprakta mı yüzdüreceksin diye alay ediyorlardı.Ne zaman Allah'ın takdir (kader) ettiği zaman geldi,yerden ve gökten gelen sular birleşerek büyük bir su tabakası oluştu.Allah kendine inananları gemiye alması için Nuh'a önceden haber vermişti.Hatta Nuh gemiye binmek istemeyen oğluna "OĞLUM BUGÜN,ALLAHTAN BAŞKA KORUYACAK KİMSE YOKTUR,GEL SEN DE GEMİYE BİN DEMİŞTİ.OĞLU BEN DAĞLARA ÇIKAR KURTULURUM DEMİŞTİ.BİRDEN ARALARINA DALGA GİREREK OĞLU BOĞULMUŞTU" (kur'an ayetidir).Demek ki,Allah,herşeyi bilir.Hatta olmayacak şeyi bile önceden bilir.Oğlunun suda boğulduğunu gören Nuh :YA RABBİ HANİ SEN BENİ VE AİLEMİ KORUYACAKTIN" dediğinde Allah:" O SENİN AİLENDEN DEĞİL,O SENİN BİLMEDİĞİN FAKAT BENİM BİLDİĞİM KÖTÜ ŞEYLERİ YAPIYORDU..." diyerek de Nuh'u uyarıyor.Demek ki,peygamberlerin bile bilemediklerini Allah biliyor.Hatta bu bildikleri de bir kitapta yazılıdır." DE Kİ !ALLAH'IN BİZİM İÇİN YAZDIĞINDAN BAŞKASI BİZE ASLA ULAŞMAZ. O,BİZİM MEVLAMIZ (sahibimiz)DIR. ONUN İÇİN MÜ'MİNLER YALNIZ ALLAH'A DAYANIP GÜVENSİNLER." Tevbe suresi,ayet-51
    Başka bir ayette ise Allah,konuyu biraz daha açıklıyor: "YER YÜZÜNDE VUKU BULAN (olan veya olabilecek)  VE SİZİN  BAŞINIZA GELEN HERHANGİ BİR MUSİBET (olay) YOKTUR Kİ,BİZ ONU YARATMADAN ÖNCE,O, BİR KİTAPTA  YAZILMIŞ OLMASIN (mutlaka yazılmıştır).ŞÜPHESİZ BU,ALLAH İÇİN ÇOK KOLAYDIR." Hadid suresi,ayet-22
    Başka bir açıdan bakarsak,kıyametin ne zaman ve nasıl olacağını yıllardır insanlar merak ederler.Ama Allah bu konuda peygamberleri dahil kimseye bilgi vermemiştir.Hatta,insanın ne zaman öleceğini,insan bilemez.Hatta bazı insanlar intihara kalkışırlar,kendilerini öldürmek için çeşitli yollara baş vururlar ama çokları bunu başaramazlar.Çünkü Allah bu konuda onların ölümlerini bu işlerine bırakmamıştır.Yani takdir (kader) kılmamıştır.İnsan ne yaparsa yapsın,yaratma gücüne sahip bir varlık değildir.İnsan İCAT edebilir,ama yaratamaz.Yaratmak tamamen Allah'ın elindedir.Allah'a aittir.Olmayan birşeyi kullar yaratamaz,yaratılanlar üzerinde araştırma yaparak,yaratılanların özellilkerini ortaya çıkarırlar.Örneğin,hidrojen ve oksijen iki yakıcı ve yanıcı gazdır.İnsan oğlu bunları belli oran ve ölçülerle birleştirerek yeni bir madde olan suyu bulabilirler.Bu suyu yarattı anlamına gelmez.Aynı şekilde sudan da bu iki gaz maddesini,suyu ayrıştırarak elde edebilir insan.Bu yaratma anlamına asla gelmez.Ayrıca bunun bilgisini de Allah Kur'anda zaten vermiştir."GÖK VE YER DUMAN (gaz) HALİNDEYDİ,BİZ ONLARA İSTEYEREK YA DA İSTEMEYEREK DE OLSA BİR ARAYA GELİN DEDİK,ONLAR DA HEMEN BİR ARAYA GELDİLER" diyerek kainatın oluşuna dikkat çekiyor Allah.
    Örnekleri çoğaltmak elbette mümkündür.Ama asıl olan,konu: Allahın birşeyi bilmesi,bildiklerini de bir kitapta toplaması,kulların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.Kullar,Allahın bilmesiyle değil,kendi yaptıkları amellerin (işlerin,çabaların) karşılığında sorumludurlar.Bu konuda sınavdadırlar.Sınavın (imtihanın) konusu ve özellikleri yine Allah'ın gönderdiği Kur'anda açıklanmıştır.Kur'anda açıklanmayan bir konudan  kullar sorumlu değildir.Hatta kur'an hakkında bilgi ulaşamamış insan ve toplumlar da bundan sorumlu değillerdir. Allah:" BİZ PEYGAMBER GÖNDERMEDİĞİMİZ TOPLUMLARDAN SORUMLULUĞU KALDIRDIK" diyerek de bunu açıkça anlatıyor.İmtihanımız,amellerimizin karşılığıdır.
   Bir de kulun yaptığı işlerin yaratıcısı olup-olmadığı hususa açıklık getirelim.Hiçbir kul,yaptığı işin yaratıcı değildir.yaratmak gücü ve yetkisi sadece ve sadece Allah'a aittir.Kul ancak yapandır.Çalışan,çaba gösterendir.Kul bir işe niyetlenir de o konuda çalışma yaparsa ,sonucunda o işin olması takdirini Allah yerine getirir.Kul burada sadece  çabalarıyla sınavdadır.Allah:" SAVAŞTA OKLARI SİZ ATMADINIZ,ALLAH ATTI,SİZ VURMADINIZ ALLAH VURDU..." derken,size bu okları atma ve karşıya da isabet ettirme takdirini,gücünü Allah verdi demek ister.Kul Allah dilemedikçe bir başkasını öldüremez.Bunun binlerce örneğini canlı hayatta görürüz.Adam vardır,10 kurşunla vurulur ölmez,adam vardır,kurşun ölmüyecek yerine değer,adam kan kaybından ölür gider.İşte burada öldürme işi kulda değil,Allah'tadır.Şu ayet kulağınıza küpe olsun."VE ENLEYSE,LİL-İNSANÎ,İLLÂ MÂSÂ'A=İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR." Bu iyi de olur,kötü de,hayır da olur,şer de,az da olur,çok da...İşte kulun sorumluğu da bununla eşittir.Yoksa Allah'ın yaratması veya bilmesi ile değil.

Monday, 11 March 2013

KUR'ANDA NAMAZ VAKİTLERİ

     Kur'anda namaz vaki ve vakitleri hakkında açıkça bilgi vardır.Allah bir şeyi emreder de onun hakkında bigi vermez mi? Elbette verir. Bunu görmek için yine Kur'ana bakmak gerek.
     "Farz namazlarının vakit ve erkanına  (rükunlarına-tadil-i erkanına) dikkat ederek kılmağa devam edin.Bilhassa orta (ikindi) namazına dikkat edin.Ve Allah'a itaat etmek amacıyla namaza durun." Bakara suresi ,ayet 238
     Allah adına kılınacak namazlar ancak kötülüklerden insanı korur.İşte bunun için namaza sadece Allaha itaat amacyla durmak ve namazı da Allahın istediği biçimde kılmaktır.Böyle bir namaza asla riya karışmadığı için bizi kötülüklerden alıkor.
     Namaz ,Allahın israrla istediği bir ibadettir.Bunu kılmamanın mazereti yoktur.Zorluklar karşısında bile namazı terketmenin olmayacağını belirten Allah,gerekirse bu namazın edasında da kolaylıklar getirmiştir.Örneğin savaş zamanında bu namaz bir rekata kadar indirilmiştir.
    "Yeryüzünde sefere  (savaşa) çıktığınız zaman,kafirlerin size kötülük kötülük etmelerinden endişe ederseniz,namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.Şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanınızdır." Nisa suresi ,ayet-101
    "Sen de içlerinde bulunup namaz kıldığın zaman,onlardan bir kısmı,seninle beraber namaza dursunlar.Silahlarını da yanlarına alsınlar.Böylece (namaz kılıp) secde ettiklerinde diğerleri de arkanızda olsunlar.Daha sonra namazını kılmayanlar gelip sana uyarak namazlarını kılsınlar.Onlar da aynı tedbiri alsınlar.O kafirler,silahlarınızdan uzak olduğunuzu ve korumasız olduğunuzu anladıklarında size saldırmayı arzu ederler.Eğer size yağmurdan bir eziyet olur,yahut hasta iseniz,silahlarınızı bırakmada bir sorumluluk yoktur.Fakat yine de tedbirinizi alın.Şüphesiz Allah kafirler için şiddetli azap hazırlamıştır."Nisa suresi,ayet-102
     (NOT: Dikkat ederseniz seferî konusu sadece savaş durumunu anlatır.Yoksa iş ve seyahat veya bir başka amaşla yapılan seferler (yolculuklar) bu kapsamın içinde değildir.Namaz sadece savaş amaçlı veya tehlikeler karşısında kalınca kısaltılabilinir.Aksi takdirde normal olarak kılınacaktır.)
    Gördüğünüz gibi,namazı terketmenin bir mazareti yok.Her ortamda namaz kılınacak bir ibadettir.Hatta bir başka ayette Allah:
     "Eğer  (düşman ve yırtıcı hayvanlardan ) korkarsanız,namazınızı yaya veya binek üzerinde de kılabilirsiniz.Korktuğunuz şeylerden uzak olunca namazınızı normal kılın.Bilmediğiniz şeyi size öğreten Allah'ı çok anın." Bakara suresi,ayet-239
    Namaz vakitlerine gelince:
     1-"O halde akşama girdiğiniz vakit, (akşam ve yatsı namazı),sabaha erdiğiniz vakit (sabah namazı) Allah'ı tesbih edin (namaz kılın)." Rum suresi,ayet-17
     "Göklerde ve yerde  hamd O'nundur (Allah'ındır).İkindi vaktinde de,öğleye girdiğniz vakitte de (öğle ve ikindi namazlarını) kılın." Rum suresi,ayet-18
    2-"O halde (inanmayanların dediklerine) sabret.Hem güneşin doğmasından evvel, (sabah namazını),hem de güneşin batmasından evvel (ikindi namazını) Rabbına hamd ile namaz kıl (tesbih et-zikret) Gecenin bir kısım vakitlerinde (akşam ve yatsı vakitlerinde) ve gündüzün etrafında (öğle vaktinde) Allah'ı zikret (namaz kıl) ki,Allah'ın rızasına kavuşasın."Tâhâ suresi,ayet-130
    3- "Güneşin öğle zevali dolayısıyla gece karanlığına kadar (öğle-ikindi-akşam-yatsı vakitlerinde)gereği üzere namazını kıl.Bir de sabah namazını kıl.Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunurlar." İsrâ suresi,ayet-78
    Bu ayette özellikle bizim dikkatimizi çekmiş yüce Allah.Sabah namazının önemine vurgu yaparak,o vakitte gece ve gündüz meleklerinin buluşup hakkımızda konuştuklarını açıklamış.Lütfen buna dikkat edelim.Sabah namazlarımızı zamanında eda etmeğe çalışalım.
    4- "Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde) ve geceye yakın üç vakitte (akşam,yatsı,sabah vakitlerinde)gereği üzere namaz kıl.Doğrusu bu hasenat ( vaktinde kılınan namazlar) günahları yok eder.(kaldırır).İbretle düşünenler için bu bir nasihattır." Hûd suresi,ayet-114
   5- "O halde onların laflarına karşı (hakaretlerine karşı) sabret de,Rabbini,güneşin doğuşundan önce (sabah vakti), ve batımından önce (ikindi vakti) hamd ile tesbih et (namazını kıl)"Kâf suresi ayet-39
    "Bir de gecenin bir kısmında (akşam ve yatsı namazlarını) namazlarını kıl.Ve namazlarını sonunda da tesbih (dua)  et."Kâf suresi,ayet-40
     İşte size namaz vakitleriyle ilgili Kur'an ayetleri.Unutmayalım ki,bizler ne kadar Kur'ana yakın olur,O'nu anlamağa çalışırsak,müslümanlığımız o kadar gelişir.Kur'anı anlamadan yaşanan müslümanlık,şuursuz bir müslümanlıktır.Böyle müslümanlığın içine binlerce hurafe-batıl fikir ve inançlar karışabilir.Bundan kurtulmanın TEK YOLU,KUR'ANI ANLAMAKTIR.Kur'an her müslümanın AKIL KİTABI  olmalı.Kur'ana dayanmayan,Kur'ana aykırı olan her bilgi ve yaşam İSLAM DEĞİLDİR.Allah'ın emrettiği ve istediği ve hatta gönderdiği din değildir.Uydurmalara,hurafelere dayalı bir dini yaşamdan kurtulmak için bugünden itibaren Kur'anı anlamağa gayret edelim.Bizi Kur'andan uzaklaştıran her söz ve davranış Kur'an dışıdır,İslam dışıdır.Yok efendim,Kur'ana abdestsiz el sürülmez,yok Kur'anı herkes anlayamaz,yok Ku'an cepte taşınmaz,yukarlarda olması gerek gibi yüzlerce safsata sadece ve sadece bizi Kur'andan uzak tutmak için uydurulan iyi niyet gösterili ama küfür kokan ifadelerdir.Bunlara aldanmayın.Kur'anı her an,her yerde,ve hele hele abdestsiz rahat bir şekilde okuyabilir,Kur'an üzerinde çalışabilirsiniz.Bu türlü uydurmaların asla Kur'anda yeri yoktur.Hatta Kur'an ölülere değil,canlılara gelmiş bir kitaptır.Kur'anda ölüye hitap eden bir tek ayet bile yoktur.Bunu da lütfen bilin.Kur'anla bütünleşen bir hayatımız olsun İNŞALLAH.
      

Monday, 18 February 2013

İNSANIN YARATILIŞI

    İnsanın ilk atası olarak bilinen Adem,kelime anlamıyla topraktır.Bir diğer anlamı da yokluktur (ölümlü olandır).
     Allah insanı yaratmadan önce ,insanın yaratılıp da yaşayabileceği dünya ve evreni yaratmıştı.Allah insanı TÎN adı verilen çamurdan yaratmıştır. "YARATTIĞI HERŞEYİ GÜZEL YARATAN VE İNSANI YARATMAĞA BİR ÇAMURDAN (Tîn) BAŞLAYAN O'DUR."  Secde suresi,ayet-7  "EY PEYGAMBER !RABBİNİN MELEKLERE ŞÖYLE DEDİĞİNİ HATIRLA, BEN BALÇIKTAN (ÇAMURDAN)  ŞEKİL VEREREK BİR İNSAN YARATACAĞIM" Hicr suresi,ayet-28. "AND (YEMİN) OLSUN Kİ,BİZ İNSANI ŞEKİL VERDİĞİMİZ BİR ÇAMURDAN YARATTIK" Hicr suresi,ayet -26. Daha sonra Allah bunu başka ayetlerle de açıklayarak,bazı ayetlerde SU'dan,bazı ayetlerde TOPRAK'tan,bazı ayetlerde de KAN PIHTISI'ndan (et parçasından) yarattığını anlatmaktadır.Bu neden böyle anlatıldı,ayetlerde bu konuda bir çelişki mi var? HAYIR,ASLA ! Bu anlatımlar insanın değişik evrelerdeki yaratılmasını anlatmak içindir.İnsanın ilk yaratılışı su ve toprak karışımından olan TÎN'dir (çamurdur).Allah bu ilk cevhere NEFS-İ VAHİDE adını veriyor.Nefs-i vahide=nefis sahibi bir varlıktır.Tek hücreli bir varlıktır.Belki de TEK HÜCREDİR.Bu hücre bölünmelerle gelişerek bir canlı olan insanın yaratılmasını sağlar.Çünkü Allah bir şeye KÜN=ol,dediği zaman o şey YEKÜN=olur,olmaya devam eder.İnsanın eşi de bu cevherden (nefs-i vahideden) yaratıldı.Hatta insanların binlercesi daha o zaman bu cevherden yaratıldı. "EY İNSANLAR,SİZİ BİR CEVHERDEN (NEFS-İ VAHİDEDEN) YARATAN VE ONDAN DA (O,CEVHERDEN,NEFS-İ VAHİDEDEN) EŞİNİ YARATAN VE DAHA SONRA DA BU NEFS-İ VAHİDEDEN (Tek canlı hücreden) SAYILAMAYCAK KADAR ERKEKLER VE KADINLAR YARATAN RABBİNİZE TAKVA İLE (saygıyla) YAKLAŞIN.GÜNAH YAPMAKTAN SAKININ BİRBİRİNİZE SAYGI GÖSTEREREK DİLEKLERDE BULUNUN." Nisa suresi,ayet-1
      Şimdiye kadar bize öğretilen ,Allah önce Ademi,daha sonra da O'nun eye (kaburga ) kemiğinden Havvayı ve daha sonra da Adem ve Havvanın çocuklarından da diğer insanları yarattığı şeklindeydi.Ademin çocuklarının birbirleriyle evlenmeleri sonucu insanlar çoğaldı deniyordu.BUNLARIN TAMAMI YALAN VE YANLIŞ !.Kur'anı Kerimin hiçbir ayetinde bu anlatılan yalanları göremezsiniz.Hele hele Ademin çocuklarının,yani kardeşlerin evlenmesi saçmalığına asla rastlayamazsınız.Allah açıkça Nisa suresi ayet -1 de açıklıyor."...VE BESSE MİNHA RİCALEN,KESİREN VE NİSAEN" "Ve daha sonra ONDAN  (nefs-i vahideden=tek canlı hücreden) çoklarca erkek ve kadın yarattık" (Nisa-1) Bu ayeti şimdiye kadar hiç kimse gündeme getirmedi.Kuranda olmayan uydurma hikayeleri din,diye ,yaratılış geçmişimiz diye yutturdular.Bu ayet Kuranda var iken,Kuranda olmayan Ademin çocuklarının birbiriyle evlendikleri iftirasını yaydılar.Milyarlarca müslüman halen insanlığın Ademin çocuklarını birbiriyle evlendiği saçmalığına inanıyorlar maalesef.
  Allah daha sonra,insanın bir ana-babadan yaratılışına da açıklık getiriyor ve sizi bir damla sudan (nutfeden=Meni-yumurta karışımı olan su) yarattığını buna da döllenmiş yumurta ismini verdiğini anlatıyor." DOĞRUSU BİZ İNSANI İMTİHAN ETMEK İÇİN KARIŞIK BİR NUTFEDEN  (erkek ve kadın suyundan=meni ve yumurtadan) YARATTIK DA ONU İŞİTİCİ VE GÖRÜCÜ YAPTIK" İnsan suresi,ayet-2 .Daha sonra bu döllenmiş yumurtanın bir çiğnem et (ALAK) olarak geliştiğini ve bu etin gelişerek ona kemiklerin yerleştirildiğini açıklar. "BUNUN ÜZERİNE KENDİSİYLE MÜNAKAŞA EDENE ŞÖYLE DEDİ,SENİ TOPRAKTAN,SONRA DA BİR DAMLA SUDAN VE DAHA SONRA DA SENİ İNSAN ŞEKLİNE GETİRENİ Mİ İNKAR EDİYORSUN?" Kehf suresi,ayet-37 ." BİZ SİZİ TOPRAKTAN,SONRA  NUTFEDEN (SPERMDEN),SONRA  ALAKADAN (EMBRİYODAN),SONRA ÖZELLİKLERİ BELİRLENMİŞ BİR ET PARÇASINDAN YARATMIŞIZDIR."Hicr suresi,ayet-5.
   Kuranda insan yaratılışıyla ilgili açık açık ayetler varken,biz müslümanlar bu güne kadar maalesef hurafe (batıl-sakat) bilgilerle bilgilendirildik ve olmayacak saçmalıkları (kardeşin kardeşle evlenmelerini) gerçek Kuran bilgisi sandık.Bunun temelinden müslümanların ne kadar Kur'andan uzak olduğu gerçeği yatıyor.İnşallah bundan sonra Kur'an ile daha yakın oluruz da,Allahı ve mesajlarını daha  iyi anlarız.

Wednesday, 6 February 2013

KİMSE KİMSENİN GÜNAHINI VE SEVABINI ALAMAZ

İslam inancının esasları KUR'AN ve Kur'anın uygulamaları olan SÜNNETTİR. Sünnet ile Hadisi karıştırmayalım.Sünnet ,peygamberin Kur'andan çıkardığı uygulamalarıdır.Yani Kur'anın yaşanır ve tatbik edilir halde gösterilmesidir.Hadis ise gerçekten  peygamberin  söylediği sözlerdir.Gerçekten diyorum,çünkü peygamber adına söylenmiş binlerce uydurma hadis vardır.Hatta bu uydurma sözler tamamen Kur'an ayetlerine bile ters düşer.Bir sözün Hadis olduğunu anlamak için peygamberimiz bize çok güzel bir ölçü vermiş.Bunu her hadiste uygulamak gerek.Öyle körü-körüne aha bu da hadis demek yanlıştır.Peygamberimiz: "KİM BENDEN DUYDUĞUNU SÖYLEDİĞİ BİR SÖZ SİZE ULAŞIRSA,O SÖZÜ SİZ KU'ANA GÖTÜRÜN.EĞER O SÖZ ,KUR'ANA UYARSA,BİLİN Kİ,ONU BEN SÖYLEMİŞİMDİR,UYMAZSA,BİLİNKİ O SÖZ UYDURMADIR." Hadis-i Şerif.
Demek ki her duyduğumuz söze hadis diye sarılmak yok! Onu önce Kur'anın ayetleriyle ölçeceğiz,uyarsa kabul edeceğiz.
Hani bir hadis rivayet ederler,güya peygamberimiz söylemiş,ama tamamen uydurma.O hadis dedikleri şöyle başlar ve devam eder:" Birgün peygamberimiz,etrafındakilere MÜFLİS  (iflas etmiş) kime denir diye sorar.Etrafındakiler de ,ticarette zarar edene,malını mülkünü kaybedenlere denir,demişler.Peygamber de hayır öyle değil,Müflis:Dünyada iken hayır hasenat yaparak,sevaplar kazanmış,ama bunun yanında da başkalarına da haksızlık yaparak kul hakkını almış.İşte bu kişinin ahirette sevapları alınarak,haksızlık yaptığı kullara verilir,o kulların da günahları bu adama yüklenir.Bu adam cenneti beklerken,birdenbire günahkar olarak cehenneme gider."Bunu hadis diye anlatırlar yıllarca.Hem de kendilerine alim denen hocalar bile anlatır bunu.Özellikle kul hakkını anlatmak için bu söz biçilmiş kaftandır sanki.AMA GELİN GÖRÜNKÜ BU SÖZ KUR'AN AYETLERİNE AYKIRIDIR.Yani uydurma sözdür,hadis değildir.Olamaz da.Peygamberin verdiği KUR'ANA UYMA ÖLÇÜSÜNE UYMUYOR.
  Kur'anda peygamberin Kur'ana uymayan bir sözü asla  söyleyemeceği vurgulanır.:
 "EĞER PEYGAMBER BAZI SÖZLERİ UYDURUP BİZE İSNAT ETMEĞE KALKIŞSAYDI,ELBETTE BİZ ONU KUVVETLE YAKALAR VE ONDAN İNTİKAM ALIRDIK (Şah damarını koparırdık) "El-Hakka suresi,ayetler-44,45
Şimdi gelelim bu konudaki Kur'an ayetlerinden bazılarına:
1-"....(bu ayetin sonuna doğru) HİÇBİR GÜNAHKAR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ"  İsra suresi,ayet-15
2-" O KÜFÜRDE  Haramlarda) OLANLAR,İMAN EDENLERE,BİZİM YOLUMUZA UYUN,UYUN DA SİZİN GÜNAHLARINIZI DA BİZ YÜKLENELİM DEDİLER.HALBUKİ KİMSE KİMSENİN GÜNAHLARINI YÜKLENEMEZ.ŞÜPHESİZ ONLAR YALANCILARDIR." Ankebut suresi,ayet-12
3 "GÜNAH İŞLEYEN BİR KİMSENİN GÜNAHLARINI,BİR BAŞKASI ÇEKEMEZ.GÜNAHLARI AĞIR GELEN KİMSE,BU GÜNAHLARININ BİR KISMINI BAŞKASINA VERMEK İSTESE,O KİMSE ASLA ONU (günahları) YÜKLENEMEZ.İSTERSE BU KİŞİ EN YAKINI OLSUN,YİNE DE BUNU ALMASI MÜMKÜN OLAMAZ.."Fatır suresi,ayet-18
4- "DOĞRUSU HİÇBİR GÜNAHKAR , BAŞKASININ GÜNAHINI ÇEKEMEZ."
       Necm suresi,ayet-38
Bunca ayetler ortada iken,birileri kalkıp da,ahirette kul hakkından dolayı,sevaplar ile günahlar değiş-tokuş olacak,yani kul hakkıyla gidenin sevapları alınıp,haksızlığa uğrayana verilirken,haksızlığa uğrayanın da günahları,kul hakkı yiyenlere yüklenecek demek,tamamen Kur'ana aykırıdır.Böyle birşeyin olamıyacağını Allah yukardaki ayetlerinde ve hatta daha başka ayetlerde de açık açık anlatmaktadır.Kur'andan haberi olmayanlar,ancak KULAKTAN DOLMA MÜSLÜMAN OLURLAR.O da onları doğru yola götürmez,sapıklıkta oyalar durur.Bu nedenle her müslüman MUTLAKA KUR'ANI ANLAMAK VE ONA UYGUN YAŞAMAK ZORUNDADIR.Ölçü Kur'andır.Çünkü Bu dinin sahibi Allahtır ve O da hükümlerini Kur'anda bildirmiştir.Başka yola gerek yok.Başka yol islam değildir.
Peki KUL HAKKI VAR MIDIR?  Elbette vardır.Her haksızlığın bir karşılığı olduğu gibi Kullara yapılan haksızlıkların da bir karşılığı vardır.Ama bu karşılık,sevap-günah değişmesi,sevapların alınıp karşıya,haksızlığa uğrayanın da günahları alınıp,haksızlık yapana verilmesi şeklinde değildir.Bu işlem aynen diğer günahlar gibidir.Kullara karşı haksızlık yapanlar,bu yaptıkları haksızlıkların karşılığı olan günah kadar,günah yüklenirler.Karşı tarafın günahını yüklenemezler.Bu ayetlere aykırıdır,uymaz.Haksızlığa uğrayan kul ise,öncelikle hakkını almakla mükelleftir.Bunun için ayette."..dişe,diş,göze,göz.." ifadesiyle geçen KISAS esastır.Şayet haksızlığa uğrayan kul,hakkını alma gücüne sahip değilse,işte o zaman Allahın adaleti gereği,o kuluna bu haksızlığa uğraması nedeniyle SEVAP  verilir.Kul burada aciz kalmıştır,hakkını alamamıştır.Bu aciz kalışı,gücünün haksızlık yapana yetmemesi nedeniyle, bu acizliği o kula sevap olarak döner.Çünkü Allah:" LÂ-YÜKELLİF-U-LLAHU NEFSEN İLLÂ VÜS'ÂHÂ=(Biz) Nefislerin taşıyamıyacağı yükü (sorumluluğu) kimseye yüklemeyiz (kimseyi sorumlu tutmayız)." der.
Unutmayın ki,amel defteri dediğimiz kayıtlar,bizim hayatta iken yaptığımız iyi ve kötü işlerin (amellerin) tamamını içine alır.En ufak zerreden tutun da ,en büyüğüne kadar,hepsi bu defterde kayıtlıdır.Öldükten sonra  bu deftere hiçbir kayıt ilave edilmez.Bu konuda söylenen hadisler de uydurmadır.Arkada bırakılan Hayırlı evlat,hayır-hasenatın sevapları da ölmeden önce bu deftere kayıt edilmiş olunur.Çünkü Allah geçmişi ve geleceği bilen tek yaratandır.Bu işler hep dünyada yaptığı çalışmaların karşılığıdır.Çalışarak hayırlı evlat bıraktıysa,hayır işler bıraktıysa bunun karşılığını elbette ölmeden önce alır ve gider.Hatta çok çabaladığı halde,evladını veya bir başkasını yola getiremeyen insan bile,evladı hayırsız ve kötü yolda olsa bile sevabını alır.Çünkü o kişi çaba harcamış,evladını doğru yola getirmek için,ama buna muvaffak olamamış.Hiç önemli değil,o yine bunun sevabını alacaktır.Bakın Nuh peygamberin oğlu,Lut peygamberin karısı bile kafir olarak öldüler.Ama onlar bundan dolayı asla sorumlu olmadılar.Hatta doğru yola getirmek için gösterdikleri çalışmalardan dolayı sevap bile aldılar.
Sonuç olarak şu ayeti asla unutmayın,size ölçü olsun:" VE-ENLEYSE,LİL-İNSANİ İLLÂ MÂSÂ'A=İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR."

Thursday, 24 January 2013

İSLAM YASALARI VE KUL YASALARI

Yasalar,insanı ve insanlar topluluğunun hayatını düzene sokan,onun ihtiyaçlarına cevap veren kural ve kaidelerdir.Yasalar, bu bakımdan iki yolla elde edilir:1-İlahî (allah'ın koyduğu )  yasalar,2-İnsan veya insanların organize ettiği organların oluşturduğu yasalar

Yasalar insanı ve insan toplumlarını  mutlu etmek,onların ihtiyaçları temin etmek için vardır.İlahî yasalarda devamlılık,değişmezlik esas iken,kul uasalarında,zaman ve şartlara göre yasalar sürekli değişiklik arzeder.İlahi yasalarda,değişmezlik vardır,çünkü,yasa koyucu Allah,kulunu ve onun ihtiyaçlarını en iyi bilendir.İşte bu nedenle,eskiden insan ve ihtiyaçları ne ise,günümüzde de insan ve ihtiyaçları aynıdır.Sadece çeşitlilik çoğalmıştır.Eskiden de insanlar seyahat ederdi,ama eşek veya deve,veya at üzerinde seyahat ederdi,.Bugün de insanoğlu seyahat ediyor ama bazıları at ile bunu yaparken,bazıları da uçka veya gemiyle,arabayla yapıyorlar bu eylemlerini.İhtiyaç aynı,fakat eylem şekli değişik sadece.Eskiden de insanoğlu yer -içerdi,giyinirdi,bugünde aynısını yapar.Fakat değişen sadece yediklerinin ve giydiklerinin şekli ve sayısı değişti işte o kadar.Yani bundan 5 asır önce insan ve ihtiyaçları ne ise,bugün de aynısıdır.Değişenler sadece şekilleri ve sayıları,çeşitleri olmuştur.
Şimdi gelelim ilahî yasalarla,kul yasalarının karşılaştırılmasına:
1-Allah,insan ve topluma zararlı olan şeylerin yapılmasını,işlenmesini daha başlamadan yasak eder.Hatta bazılarına daha başlamadan önce YAKLAŞMAYIN ! diye de uyarıda bulunuyor.Kul yasalarında ise,yasaklama çoğu zaman zararlı şeyler yapıldıktan sonra başlıyor.Örneğin,Allah içkinin içilmesini daha içilmeden önce yasaklarken,kulların koyduğu yasalarda yaptırımlar içki içildikten sonra başlıyor.Belli limiti aşarak araba sürenlere,kaza yapanlara,kavga edenlere vs.ye yasalar bu kötülük işlendikten sonra başlıyor.Ama islam önce bunları yapmayın diye yasa koyuyor ve daha sonra da yasayı dinlemeyerek yapanlara da cezayı veriyor.
2-Allah yasaları değişmezken,kul yasaları,kişilere,toplumlara ve hatta sınıflara göre bile değişiklikler arzediyor.Örneğin,islamda yasalar karşısında herkes eşittir.Kul yasalarında böyle değil.Örneğin,suç işleyen sıradan birinin alacağı ceza ile üst düzeyde görev yapan farklı ceza alır.Hatta bazıları suç da işleseler ceza almazlar veya kimseler onlara dokunamazlar bile.Dokunmazlıkları vardır.Bunlara o dokunulmazlık zırhını Allah değil,kulların kendi koyduğu yasalar sağlamıştır.
3-Allah yasalarında sertlik ve kat'i hükümler vardır.Bu insan ve toplum hayatını sağlam temellerde tutmak ve istenen barış ve huzuru sağlamak içindir.Örneğin islamda hırsızın eli kesilir,zina yapana 100 sopa vurulur,adam öldürene Kısas uygulanır.Bu nedenle bu suçun toplumda yaygınlığı söz konusu bile olamaz.Fakat insanların koyduğu yaslarda bu suçlara verilen cezalar yok denecek kadar azdır.Hırsıza,1-3 ay arası ceza verilir.O da ertelenir,hırsız aynen yoluna devam eder.Zina ise modern bir yaşam olarak algılanır ve hiç ceza işlemi görmez.Adam öldürme ise en fazla 10-15 yılla cezalandırılır o da dayısı olanlar için geçerli bile değildir.Durum böyle olunca,toplumsal yaşam,yaşanmaz hale geliyor.Dakikada 10 hırsızlık olayı olurken,zina nedeniyle eşler arasında aldatmalar doruk yaparak,,toplumun çekirdeği olan aileler yıkıma mahkum olurlar.Önüne gelen de kızdıkça adam öldürmekten de kaçınmaz hale gelir.İşte fark açık değil mi? İlahi yasalarla kul yasaları arasında ki farklar.
4-Allah yasaları,insana değer vererek,onun malını,aklını,canını korumayı öncelik sayar.Bu nedenle kişilerin akıllarının gelişmesine yönelik,Allah ile bağlarını kuvvetlendirecek eğitimi esas alır.Malını korurken,o malda fakirlerinde hakkı olduğunu özellikle belirtir.Canını korurken de,ancak Allah yolunda bu canın feda edilebieceğine vurgu yapılır.Kul yasalarında ise kişilerin akılları değil,elde edebilecekleri dünya makamları için eğitim verilir.Allah ile kul arasındaki bağ hiç akla bile getirilmez eğitim verilirken.Hatta Allahı dışlayıcı eğitim modern eğitim olarak öncelik kazanır.Böylece de toplumda bir sürü sapık ortaya çıkar,huzur bozulur.
5-İlahi hukukun kaynağını Kur'an ve peygamber uygulamaları sünnet oluştururken,kul yasalarının kaynağını ise salt akıl ve geçmiş töreler,gelenekler ve başka toplumların yaşantıları oluşturur.Örneğin ülkemizde uygulanan yasaların kaynağını,ya Fransız,ya isviçre,ya da amerika veya ingiliz kaynaklar oluşturmuştur.Bu da başka toplumlara benzeme Şempanzenliği arzettiği için,toplumumuz  aslını-neslini inkar hale getirmiştir.Tarihle bağları kopartılmış ve huzursuz bir yapı oluşturulmuştur.Bunlar hep sakat yasalarla oluşturulan ve oluşturulmağa çalışılan ÇIKMAZLARDIR.
Bugün dünyada uygulanan tüm insan yasalarının kaynağını JUDEO-GREK dediğimiz,Yahudi-Roma inancına dayalı bir inanç oluşturmaktadır.İşte bu nedenle insanlık huzursuz,buhranda,sıkıntıda,birbirni aladatan,gemisini kurtaran kaptan,vur-çal-çırp,yeterki zengin ol,ol da nasıl olursan ol..anlayışı hakim toplumda.Bencillik,üç-kağıtçılık AÇIKGÖZLÜLÜK,İŞİNİ BİLİRLİK olarak algılanırken,dürüstlük gösterenler ise SALAK,APTAL,BECERİKSİZ muamelesiyle karşılık buluyor.İşte fark budur.Belki daha fazla örnek yazmak mümkündü,ama gerisini de siz düşünün,siz araştırın .

Wednesday, 23 January 2013

MÜ'MİNİN ÖZELLİKLERİ

ALLAH ,insanları derecelerine göre değerlendirir.İnsanların dereceleri de,yaptıkları işlere (amellere) göre değişir.
"HERKES İÇİN YAPTIKLARINA GÖRE DERECELER VARDIR.RABBİN ONLARIN YAPTIKLARINDAN GAFİL (habersiz) DEĞİLDİR." En'am suresi,ayet-132
  Bu dereceler,Müslüman, mü'min,müttakî olarak Allah'a inanan ,emir ve yasaklarına uymada gösterilen "TİTİZLİK"ve yerine getiriliş çalışmalarındaki performasyonuyla bağlantılıdır.
   Bundan başka,münafık,kafir,müşrik dereceleri vardırki,bunlar eksi derecelerdir.Yani Allah'ı inkarda gittikleri,vardıkları son noktalara göre isimlendirirler,derecelenirler.
  Mü'min orta vasıfta bir derecedir.Alt dereye müslüman,üst derecesine de Müttakî (takva sahibi) denir.Şimdi bu orta sınıf olan mü'minlerin özelliklerine bir göz atalım:
   "GERÇEK MÜ'MİNLER,O KİMSELERDİR Kİ,ALLAH ANILDIĞI ZAMAN KALPLERİ HEYECANDAN ÜRPERİR (titrer,hoşnut olur,seviç duyarlar).ONLARA KUR'ANDAN AYETLER OKUNDUĞUNDA,( bu ayetlerle) İMANLARI ARTAR.ONLAR SADECE RABLARINA BAĞLIDIRLAR." Enfal suresi,ayet-2
   "MÜ'MİNLER O KİMSELERDİR Kİ,NAMAZI GEREĞİ GİBİ  (zamanında ve huşû içinde) KILARLAR.KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN HAK  (Allah) YOLUNDA HARCARLAR." Enfal suresi,ayet-3
  "İŞTE BUNLAR GERÇEK MÜ'MİNLERDİR.ONLARA RABLARI KATINDA DERECELER VARDIR.MAĞFİRETTEDİRLER (bağışlanmışlardır).CENNETTE ONLAR İÇİN SAYISIZ VE TÜKENMEZ Nİ'METLER (ihtiyaç duydukları ve duymadıkları herşey)  VARDIR."
                                                                        Enfal  suresi, ayet-4
Müslüman Allah'a peygamberlere,kitaplara,meleklere,ahiret gününe inanır,fakat Allah'ın emirlerini yerine getirmekte hassas davranmaz,zaman zaman yanlış işler yaptığı da olur.Hatta bazen büyük günah bile işleyebilir.Bu onun Allah ile kendi arasında kurduğu bağın yeteri kadar kuvvetli olmadığna işarettir.Bu gibiler de cennete elbette gider.Ama cennette elde edecekleri nimetler sonsuz değildir bunlar için.Kısıtlıdır,azdır.Halbuki Allah kullarına bol bol nimetler vermek ister.Ama bu sadece Allah'ın vermek istemesiyle orantılı değildir.Allah bu nimetleri elde etmek için bir takım şartlar ortaya koymuştur.İşte bu şartlardan biri de ibadettir.Haramlardan uzak durmaktır.Bunu yapamayanlar sadece müslümanlık derecesinde kalırlar.Ama asıl olan,Mü'min ve hatta Müttakî derecesini elde etmektir.O da yine kulun çalışmasına bağlanmıştır.Allah:"VE-EN-LEYSE,LİL-İNSANÎ İLLÂ MASE'Â"=İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR" ayetiyle açıkça belirtilmiştir.Bize düşen bu makamları elde edebilecek çalışmalar (ameller-ibadetler) ypmamızdır.Ama  insanoğlu hem bütün bunları bilir,ama her nedense gereğini bir türlü yapamaz.Bunda nefsi ve Şeytan'i vesvese ağır basıyor sanırım.Ama yine de hayatta iken birşeyler yapalım ve hatta en güzelini,Allah'ın hoşlanacağı şeyleri yapalım.Öldükten sonra pişmanlık fayda vermez.Bir daha bu dünyaya geliş şansımız da yok,bunu da unutmayalım.

Wednesday, 16 January 2013

MÜSLÜMAN ŞUURLU OLMALI

"Ey iman edenler,Allah'ın ve rasulünün önüne geçmeyin ! Allah'tan korkun.Çünkü Allah Semî'dir.Herşeyi işitir.Alimdir."  Hucurat suresi,ayet-1

Bu ayette Allah,açıkça kullarını uyarıyor.Allah ve rasulünün önüne geçmek, kendi fikir ve görüşlerinin,haşâ Allah ve rasulünün görüşlerinden daha iyi olduğunu  ileri sürmek gibidir.bunun ille de sözle olması şart değil,bazen yaşantısıyla insan bunu da gösterebilir.Yaptığı işlerin kendi kafasına göre iyi olduğunu savunur , Allah ve rasulünün dediklerine itibar etmezse,hatta bu zamanda bunlar olmaz diyerek,haşâ Allah ve rasulünün emirlerini küçümserse durum farklı olmaz..Bir müslüman  asla bu yolu seçemez.
Allah böyle davranan ve düşünenleri şiddetle uyarır ve:" De ki,siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsanız! Allah ise göktekileri ve yerdekileri bilir.Allah  herşeyi bilendir." Hucurat suresi,ayet-16
 "Yemin olsun,insanı biz yarattık,bu nedenle,nefsinin ona neler vesvese ettiğini de iyi biliriz. Biz ona ŞAH DAMARINDAN daha yakınız." Kaf suresi,ayet-16
 Şuurlu müslüman şunlara dikkat eder:
1-Allah ve rasulünü her işinin merkezi yapar.Yaptığı işlerde daima ölçü budur.
2-İbadetlerini zamanında yapar.
3-Kur'anı okumayı ve anlamayı kendine görev sayar.
4-Daima örnek müslüman olmak için çalışır,temizliğe dikkat eder.
5-Kumar ve her çeşit  haram kazançtan uzak durur.
6-konuştuğu  ve yazdığı zaman güzel kelimeler seçendir.
7-Hayatında daima Adil olur.Kendi ve yakınları için de olsa bu yolu terketmez.
8-Söz verdiği zaman sözünde durur.Allah sözünde duranları sever.
9-Kurandan öğrendiklerini başkalarına aktarmayı kendine bir görev sayar.
10-Kendine verilen ömrün,hatta aldığı her nefesin bir imtihan olduğu şuuruyla yaşar.