İslam inancının esasları KUR'AN ve Kur'anın uygulamaları olan SÜNNETTİR. Sünnet ile Hadisi karıştırmayalım.Sünnet ,peygamberin Kur'andan çıkardığı uygulamalarıdır.Yani Kur'anın yaşanır ve tatbik edilir halde gösterilmesidir.Hadis ise gerçekten peygamberin söylediği sözlerdir.Gerçekten diyorum,çünkü peygamber adına söylenmiş binlerce uydurma hadis vardır.Hatta bu uydurma sözler tamamen Kur'an ayetlerine bile ters düşer.Bir sözün Hadis olduğunu anlamak için peygamberimiz bize çok güzel bir ölçü vermiş.Bunu her hadiste uygulamak gerek.Öyle körü-körüne aha bu da hadis demek yanlıştır.Peygamberimiz: "KİM BENDEN DUYDUĞUNU SÖYLEDİĞİ BİR SÖZ SİZE ULAŞIRSA,O SÖZÜ SİZ KU'ANA GÖTÜRÜN.EĞER O SÖZ ,KUR'ANA UYARSA,BİLİN Kİ,ONU BEN SÖYLEMİŞİMDİR,UYMAZSA,BİLİNKİ O SÖZ UYDURMADIR." Hadis-i Şerif.
Demek ki her duyduğumuz söze hadis diye sarılmak yok! Onu önce Kur'anın ayetleriyle ölçeceğiz,uyarsa kabul edeceğiz.
Hani bir hadis rivayet ederler,güya peygamberimiz söylemiş,ama tamamen uydurma.O hadis dedikleri şöyle başlar ve devam eder:" Birgün peygamberimiz,etrafındakilere MÜFLİS (iflas etmiş) kime denir diye sorar.Etrafındakiler de ,ticarette zarar edene,malını mülkünü kaybedenlere denir,demişler.Peygamber de hayır öyle değil,Müflis:Dünyada iken hayır hasenat yaparak,sevaplar kazanmış,ama bunun yanında da başkalarına da haksızlık yaparak kul hakkını almış.İşte bu kişinin ahirette sevapları alınarak,haksızlık yaptığı kullara verilir,o kulların da günahları bu adama yüklenir.Bu adam cenneti beklerken,birdenbire günahkar olarak cehenneme gider."Bunu hadis diye anlatırlar yıllarca.Hem de kendilerine alim denen hocalar bile anlatır bunu.Özellikle kul hakkını anlatmak için bu söz biçilmiş kaftandır sanki.AMA GELİN GÖRÜNKÜ BU SÖZ KUR'AN AYETLERİNE AYKIRIDIR.Yani uydurma sözdür,hadis değildir.Olamaz da.Peygamberin verdiği KUR'ANA UYMA ÖLÇÜSÜNE UYMUYOR.
Kur'anda peygamberin Kur'ana uymayan bir sözü asla söyleyemeceği vurgulanır.:
"EĞER PEYGAMBER BAZI SÖZLERİ UYDURUP BİZE İSNAT ETMEĞE KALKIŞSAYDI,ELBETTE BİZ ONU KUVVETLE YAKALAR VE ONDAN İNTİKAM ALIRDIK (Şah damarını koparırdık) "El-Hakka suresi,ayetler-44,45
Şimdi gelelim bu konudaki Kur'an ayetlerinden bazılarına:
1-"....(bu ayetin sonuna doğru) HİÇBİR GÜNAHKAR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ" İsra suresi,ayet-15
2-" O KÜFÜRDE Haramlarda) OLANLAR,İMAN EDENLERE,BİZİM YOLUMUZA UYUN,UYUN DA SİZİN GÜNAHLARINIZI DA BİZ YÜKLENELİM DEDİLER.HALBUKİ KİMSE KİMSENİN GÜNAHLARINI YÜKLENEMEZ.ŞÜPHESİZ ONLAR YALANCILARDIR." Ankebut suresi,ayet-12
3 "GÜNAH İŞLEYEN BİR KİMSENİN GÜNAHLARINI,BİR BAŞKASI ÇEKEMEZ.GÜNAHLARI AĞIR GELEN KİMSE,BU GÜNAHLARININ BİR KISMINI BAŞKASINA VERMEK İSTESE,O KİMSE ASLA ONU (günahları) YÜKLENEMEZ.İSTERSE BU KİŞİ EN YAKINI OLSUN,YİNE DE BUNU ALMASI MÜMKÜN OLAMAZ.."Fatır suresi,ayet-18
4- "DOĞRUSU HİÇBİR GÜNAHKAR , BAŞKASININ GÜNAHINI ÇEKEMEZ."
Necm suresi,ayet-38
Bunca ayetler ortada iken,birileri kalkıp da,ahirette kul hakkından dolayı,sevaplar ile günahlar değiş-tokuş olacak,yani kul hakkıyla gidenin sevapları alınıp,haksızlığa uğrayana verilirken,haksızlığa uğrayanın da günahları,kul hakkı yiyenlere yüklenecek demek,tamamen Kur'ana aykırıdır.Böyle birşeyin olamıyacağını Allah yukardaki ayetlerinde ve hatta daha başka ayetlerde de açık açık anlatmaktadır.Kur'andan haberi olmayanlar,ancak KULAKTAN DOLMA MÜSLÜMAN OLURLAR.O da onları doğru yola götürmez,sapıklıkta oyalar durur.Bu nedenle her müslüman MUTLAKA KUR'ANI ANLAMAK VE ONA UYGUN YAŞAMAK ZORUNDADIR.Ölçü Kur'andır.Çünkü Bu dinin sahibi Allahtır ve O da hükümlerini Kur'anda bildirmiştir.Başka yola gerek yok.Başka yol islam değildir.
Peki KUL HAKKI VAR MIDIR? Elbette vardır.Her haksızlığın bir karşılığı olduğu gibi Kullara yapılan haksızlıkların da bir karşılığı vardır.Ama bu karşılık,sevap-günah değişmesi,sevapların alınıp karşıya,haksızlığa uğrayanın da günahları alınıp,haksızlık yapana verilmesi şeklinde değildir.Bu işlem aynen diğer günahlar gibidir.Kullara karşı haksızlık yapanlar,bu yaptıkları haksızlıkların karşılığı olan günah kadar,günah yüklenirler.Karşı tarafın günahını yüklenemezler.Bu ayetlere aykırıdır,uymaz.Haksızlığa uğrayan kul ise,öncelikle hakkını almakla mükelleftir.Bunun için ayette."..dişe,diş,göze,göz.." ifadesiyle geçen KISAS esastır.Şayet haksızlığa uğrayan kul,hakkını alma gücüne sahip değilse,işte o zaman Allahın adaleti gereği,o kuluna bu haksızlığa uğraması nedeniyle SEVAP verilir.Kul burada aciz kalmıştır,hakkını alamamıştır.Bu aciz kalışı,gücünün haksızlık yapana yetmemesi nedeniyle, bu acizliği o kula sevap olarak döner.Çünkü Allah:" LÂ-YÜKELLİF-U-LLAHU NEFSEN İLLÂ VÜS'ÂHÂ=(Biz) Nefislerin taşıyamıyacağı yükü (sorumluluğu) kimseye yüklemeyiz (kimseyi sorumlu tutmayız)." der.
Unutmayın ki,amel defteri dediğimiz kayıtlar,bizim hayatta iken yaptığımız iyi ve kötü işlerin (amellerin) tamamını içine alır.En ufak zerreden tutun da ,en büyüğüne kadar,hepsi bu defterde kayıtlıdır.Öldükten sonra bu deftere hiçbir kayıt ilave edilmez.Bu konuda söylenen hadisler de uydurmadır.Arkada bırakılan Hayırlı evlat,hayır-hasenatın sevapları da ölmeden önce bu deftere kayıt edilmiş olunur.Çünkü Allah geçmişi ve geleceği bilen tek yaratandır.Bu işler hep dünyada yaptığı çalışmaların karşılığıdır.Çalışarak hayırlı evlat bıraktıysa,hayır işler bıraktıysa bunun karşılığını elbette ölmeden önce alır ve gider.Hatta çok çabaladığı halde,evladını veya bir başkasını yola getiremeyen insan bile,evladı hayırsız ve kötü yolda olsa bile sevabını alır.Çünkü o kişi çaba harcamış,evladını doğru yola getirmek için,ama buna muvaffak olamamış.Hiç önemli değil,o yine bunun sevabını alacaktır.Bakın Nuh peygamberin oğlu,Lut peygamberin karısı bile kafir olarak öldüler.Ama onlar bundan dolayı asla sorumlu olmadılar.Hatta doğru yola getirmek için gösterdikleri çalışmalardan dolayı sevap bile aldılar.
Sonuç olarak şu ayeti asla unutmayın,size ölçü olsun:" VE-ENLEYSE,LİL-İNSANİ İLLÂ MÂSÂ'A=İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞINI ALIR."
İyide (Mezhepsiz olduğu anlaşılan) Hoca, şu ayetler; insanları saptıran kimselerin, saptırdıkları insanların işledikleri günahlar miktarınca günah yükleneceklerini göstermektedir:
ReplyDelete“Şüphesiz ki onlar, kendi yüklerini ve kendi yükleriyle birlikte (bir kısım) yükleri (daha) taşıyacaklar ve atmış oldukları iftiralarından dolayı kıyamet gününde muhakkak sorulacaklardır.” (Ankebut Suresi, 29/13)
"Kıyamet günü kendi günahlarını ve ilimsizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını taşımaları için (bunu söylerler). İyi bilinsin ki, işledikleri suç ne kötüdür!” (Nahl Suresi, 16/25)
2418- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İflas eden kimdir? Biliyor musunuz?” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize göre, müflis parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namazıyla tuttuğu orucuyla ve verdiği zekatıyla getirilecek aynı zamanda işlediği günahlardan; sövdüğü zina isnadında bulunduğu, haksız yere mal yediği ve haksız yere kan akıttığı ve ona buna vurduğu şerlerde ortaya konacaktır. Ve böylece o kişi yaptıklarının hesabını vermeye oturacak ve yaptığı kötülüklere karşılık iyilikleri takas edilecektir. İyilikleri bitince takas işlemi onun günahlarının buna verilmesi bunun sevaplarının da ona verilmesiyle devam edilecektir. Sonucunda da cezasını ateşle çekmek üzere Cehenneme atılacaktır. İşte müflis budur.” (Müslim, Birr ve Sıla: 74)
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. (Güvenilir hadistir.)
2419- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mal ve namus meselesinde bir kulun bir kardeşinde bir hakkı bulunur da bu dünya hayatında onunla helalleşirse Allah o kuluna rahmet etsin. Çünkü kıyamette ne dinar nede dirhem bulunmayacaktır. Eğer o kimsenin iyilik ve sevapları varsa onlar alınıp haksızlık edilen kimseye verilecektir. Şayet sevapları yoksa haksızlık yapılan kimsenin günahları buna verilmek suretiyle hesaplaşma tamamlanacaktır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
Tirmizî: Saîd el Makburî hadisi olarak bu hadis hasen sahihtir. Mâlik b. Enes Saîd el Makburî’den, Ebû Hüreyre’den bu hadisin bir benzerini bize nakletmiştir.
2420- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde tüm haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz hayvanın bile boynuzludan hakkı alınacaktır.” (Müslim, Birr ve Sıla: 79)
Bu konuda Ebû Zerr ve Abdullah b. Üneys’den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir.
İnsanlar ancak kendi günahlarını yüklenirler.O ayette anlatılan,başkalarının sapıtmasına neden oldukları için o sapıtma cezasını da yüklenmiş olacaklar anlamındadır.Yoksa o sapıtanların günahlarını ,onları sapıttığı için o yüklenecek anlamı çıkmaz.
ReplyDeleteMezhepte olmak,ya da bir mezhebe mensup olmak islamın ve imanın şartlarından değildir.Yani bir Allah emri değildir.Kişileri bir mezhebe bağlamak da islamda yoktur.Hatta peygamber ve sahabe dönemlerinde de mezhepler yoktu.Mezhep,din konusunda bazı dini "nassları" kendi yorumlarıyla açıklayarak görüşler bildiren alimlerin yoludur.Onlar da aslında bir mezhep oluşturmak için yola çıkmamışlardır.Sonradan onların peşinden gidenler,onu ve onun görüşlerini kabul edip takip ettikleri için mezhepler ortaya çıkmıştır.Kur'ana uyduğu müddetçe mezhep imamlarının görüşleri saygı görür,uymazsa saygı duyulmaz.Saygı duyulmadığı zaman da Kur'ana ya da dine,islama değil,o zatın görüşlerinedir.Onların görüşlerini tartışılmaz kabul etmek,kesinlikle yanlıştır.Bunu kabul edenler aslında Kur'anı ve Kur'anın sahibi olan Allah'ı bırakıp onları tek otorite kabul etmiş olurlar ki,bu da tamamen ŞİRKtir.Biz ancak Kur'an ve Kur'ana uygun,onu açıklayıcı görüşlere saygı duyarız.İnsanların Kur'an ayetleri üzerinde açıklamaları %100 Kur'an demek değildir.Sadece o kişilerin ayetlerden anladıkları kadardır.Bazen %99,bazen de %50-%10 anlamış olurlar.Her kulun anlama kapasitesi ve aklını kullanması,eğitim seviyesalgılama gücü farklı farklıdır.Bu nedenler mealler ve tefsirler de farklılıklar ifade edebilir.Burada önemli olan peygamber sünneti dediğimiz,peygamber uygulamaları mutlaka dikkate alınmalıdır.
ReplyDeletePeki"Biz ancak Kur'an ve Kur'ana uygun,onu açıklayıcı görüşlere saygı duyarız.İnsanların Kur'an ayetleri üzerinde açıklamaları %100 Kur'an demek değildir.Sadece o kişilerin ayetlerden anladıkları kadardır.Bazen %99,bazen de %50-%10 anlamış olurlar.Her kulun anlama kapasitesi ve aklını kullanması,eğitim seviyesalgılama gücü farklı farklıdır.Bu nedenler mealler ve tefsirler de farklılıklar ifade edebilir.Burada önemli olan peygamber sünneti dediğimiz,peygamber uygulamaları mutlaka dikkate alınmalıdır."
ReplyDeleteSizin söylediğiniz gibi Ayetleri anlayan ve anlamadığını sünnete ve hadisi şeriflere başvurarak anlayıp anlatan 4 hak mezheb varken (ve şimdiye kadar milyarlarca insan tarafından kabul edilmişken) bu mezheplere inanmak neden şirk olsun Aksine bu doğruları anlatan mezhebleri bırakıp mezhepsizliğe sevk ve teşvik eden belli başlı insanların ki bu insanlar Ne Kur'an'ı Kerim'i nede sünnet ve Hadisleri ANLAYAMAMIŞ kimselerdir asıl bunların söylediklerine inanmak ve yollarında gitmek şirk değilmidir???